6.Bölüm:Sonbahara Vurgun Çiçekler
*Bugünün hayali yarına yeter mi?*
İnsan kendini kandırırsa pişman olur derdi amcam.Her ne olursa olsun ne yapıp edip kendini kandırmaktan vazgeçmelidir.Yolun sonunda olsa bile.
Saf hislerin kurbanı olmuştum bu kez.
Farklı biçimlerde düşünmüştüm.Aklımı arka planda tutmuş ve hakkını yemiştim.
Sadece iki günlük duygularım yüzünden bu hale gelmiştim.Sadece birkaç günlük bir saçmalık içerisinde bildiklerimi istem dışı tutmuştum.Önüme doğru yol alırken sağıma soluma bakarak vakit kaybetmişim.
Kirpikli Herkül;benim için vakit kaybından başka bir şey değilsin.
Sırt çantam sırtımda dalgın dalgın adımlar atıyordum evime giden yollarda.
Batı benimle gelmemiş,arkadaşlarıyla basketbol maçı yapacağını söylemişti.
Gelmemesi daha iyi olmuştu benim açımdan.Halime bakıp sorduğu sorularla beni sık boğaz edecekti.Ne cevaplayacak soru istiyordum ne de birini.Aklımdaki bildiklerimi kendimce analiz ettiğimde aslında Özgür'le aramızda hiçbir şey olmadığının kanısına varabiliyordum.
Zaten ne zaman 'aramız' diye bir şey olmuş ve bende böyle bir kelimeyi isimlerimizin yanına yakıştırmıştım, bilmiyorum.
Bugün olanlar ise saçmalığın daniskasıydı bence.O dakikalar içerisinde neden öyle bir tepki verdiğimi,
hatta neden öyle düşüncelerin bir anda beynimin içerisinde dönüp durmasına engel olamadığımı bir türlü anlamıyordum.Belki de uğraşmak istemiyordum.Peki ya Özgür?O neden gelip benden özür dilemişti?Suçlu muydu ki?
Tanışalı daha kaç gün oluyor?
Belki de birbirimizle konuşup anlamamız bizde farklı etkiler yaratmış olduğu için yanlış yargılara varmış olabilirdik.Evet,gerçekten böyle olmuş olabilirdi ve biz kendi aklımızda birbirimize karşı hayatımızın geçmişinin bağını koparacağımızı istemeyerek böyle davranmış olabilirdik.
İkimizde mi?
İkimizde...
Sanırım.
Evet,onun hikayesini az da olsa öğrenmiştim.O da benimkini biliyordu ve biz bunu daha birbirimizi tanımadan gerçekleştirmiştik.Doğru olup olmadığını düşünmek istemeden anlatmıştım.Hatta üstüne üstlük onun yanında soğuk acılarımı açmış ve utanmadan kolları arasında sarsıla sarsıla ağlamıştım.
Saçmalamış mıydım?
Saçmalamıştım.
Belki de abartıyordum.Sonuçta aramızdaki dönen şeyi,evet şeyi arkadaşlık olarak yargılayabilirdik.
Arkadaşlık?
Ne zamandan beri?
Of.
İçimdeki rehavet büyüyüp aklımı kendini sıkıştırarak belli ederken ciğerlerim patlayana kadar iki büyük nefes alıp kendimi ferahlatmaya çalıştım.
Bir kolun omzumdan aşağı hızla atıp beni korkutan hareketine ters ters bakana kadar.
Kubilay karizmatik sırıtmasını benim garip bakışlarıma karşı sergilerken kolunu tutup omzumdan çektim.O ise elindeki boş çantasını sallayarak"Seni tek görünce geleyim dedim kankacığım."
diyerek kolunu tekrar omzumdan sarkıttı."Alp biladerim yengeyle buluşacakmış,Özgür kankim de ortalarda yok zaten."
Biraz önceki düşüncelerim Özgür ismini duymasıyla harekete geçince sessizce oflayıp göz devirdim.
Derin bir nefes verdiğimde"İyi etmişsin."
diye mırıldandım.Bir anda hem kendi durup beni de durduğunda alık alık baktım ciddi suratına."Vallahi mı kız?"diye sorduğunda başımı salladım.Ruhen yorgun hisseden bünyemi zorlamak istemiyordum.
Küçük bir kahkaha attığında başını kendi kendine salladı.Bu haline bende güldüğümde garip bir atmosferin içerisine girmiştik.Sempati bir kişiliğe sahipti.Tatlıydı.Ayrıca sabah ki Parla'ya karşı beni savunması artı bir puan kazandırmıştı.
"Bundan sonra sende kankamsın Alpdemir biraderimde tam olarak böyle düşünüyor."deyip sırıttı.
"Özgür biraderim öyle düşünmü,"diye konuşmaya girince sert bakışlarımı üzerine diktim.Ne imâ ettiğini anlayabiliyordum.Ama olmaz.
Buna izin veremezdim.
İlk günler yaptığı gevşek hareketler ne kadar hoşuma gitmese de iyi birine benziyordu.En azından benimle yaşıt birilerini bulmak nedense kendimi rahat hissetmeme sebep olmuştu.Ne kadar da çevreme belli etmesem de...
Evet,belki Kubilay ve Aldemir'le bir samimiyet kurabilirdim.Ama Özgür'le;
Arkadaş?
Eh,belki.
Dost?
Düşünmem lazım.
Sevgili?
Ne alaka!?
Neredeyse 20 dakikalık yolu Kubilay'la bir saate yaymıştık.Komik olduğu kadar da gerçekten samimiydi.Onunla anlaşabiliyor olduğum için şanslıydım.
Sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi bir havamız vardı.Neredeyse küçükken sevdiği kızın ismini bile biliyor olmuştum.
"İşte böyle.Hayır kızım sevmiyorsun niye söylemiyorsun,değil mi yani?"deyip yıllar önceki geçmişindeki kızın demediğini bırakmamıştı.Merakla başımı kaldırıp"E şimdi nerede o kız?"diye sordum.Dudaklarını sarkıtıp"Ne bileyim ben?Ayırdık biz onunla yolları 7 yaşındayken."dedi.
İkimizde birbirimize bakıp gülmeye başladık.Küçüklüğü en azın şimdiki kadar komikti.Gülmesi tebessüme dönüşürken bakışlarını bir kez bana değdirdiğini fark etmiştim.
Temkinli davranır gibi bir hali vardı.
Anlam veremeyek yürümeye devam ettim.
"Özgür ve Alpdemir'le tanışma hikayemde baya iyi yalnız"deyip tepkimi ölçer gibi gözlerini yüzüme çevirdi.Bu yüzdendi demek ki garipleşen hâlleri.Özgür isminin geçtiği her cümle gerilmeme neden oluyordu.Parmak uçlarım karıncalanma ya başlayınca birkaç kez ellerimi açıp kapattım.
Kubilay bu sessizliğimin gergin bir ortam yarattığını fark edince"Ya ben zaten diyordum onlara bir kız lazım bizim aramıza diye."diyerek aramızdaki soğuk havayı yumuşatmaya çalıştı.Konudan konuya hızlı geçişler yapıyordu ama ana başlık hep büyük harflerle ÖZGÜR oluyordu.
"Ortaokul da bir kız vardı Ömür,görsen"
deyip yüzünü buruşturdu."Allah'ın cezası!"diye söylenip devam etti.
"Sümüklü İrem'di.Bir ara bak hiç unutmam,"dediğinde tiksinir gibi tekrar buruşturdu yüzünü."Öf,"deyip yavaşlattı adımlarını.Konu ilgimi çekermiş gibi başımı sabırsızca sallayıp"Ee?"dedim.
Sümüğünü okul önlüğüme bulaştırmıştı."deyip midesini bulandığını belli eden öğürme sonucu abarttığını söyleyecektim ki bir anda hızlı hareketlerle yanımdan gidip yolun kenarındaki çimlere doğru eğilmiş, kustuğunu gördüm.
Gözlerimi iri iri açıp gerçekten kustuğunu bilmek benimde midemi bulandırmıştı.Başımı diğer tarafa çevirdiğimde kısa süre sonra yanıma gelen Kubilay'a yan yan baktım.Gayet rahat bir ifadesi vardı.Benim bakışlarımı gördüğünde"Ne?"dedi.
"Kızın yaptığı iğrençlik aklıma geldikçe kaldıramıyorum.Midem bulanıyor."deyip tekrar yüzünü ekşitti.
Tekrar kusacağını düşündüğümde elimi havaya kaldırıp"Tamam tamam.Getirme aklına."diyerek yapacaklarının önüne geçtim.
Gülüp"Tamam kankacığım ya,sen iste yani."diyerek beni de güldürdü.Bir beş dakika sonra nasıl açıldığını bilmediğim sümüklü İrem konusuna geri dönmüştük.
"Ben zaten okula gitmek istemediğim zamanlarda bu kızın yaptığı iğrenç,
pislik hareketi,ıy"diyerek kendi yorumunu kattığında hemen devam etti.
"İşte her neyse getiriyordum aklıma sonra sen topla beni yani.Annem kustuğumu görünce yatak doktor anlayacağın."deyip güldü.Komik hikayeleri vardı.İnsanın dinledikçe dinleyesi geliyordu.Gülümsemekten yanak kaslarım ağrımıştı resmen.
"Kız bende psikolojik etki yarattı ya!Zaten İremlerden oldum olası nefret ederim.Gıcık kaparım yani."dedi ve yarım gülümsemesini takındı yüzüne.
Yol boyu böyle konuşa konuşa giderken iki saatin sonunda sitenin önündeydik.
Yorulduğumu yeni yeni fark ediyordum.
Kubilay gözlerini sitede gezdirip"Demek burada oturuyorsun."diye mırıldandı.
Belli belirsiz başımı sallayıp"Aynen."diye yanıt verdim.
Saçlarına elleriyle şekil verip"İstersen alalım seni sabah kankacığım.
Bizimkilerle beraber gireriz okula."deyip gözlerini kıstı.
Bizimkiler?
Yapma Kubilay.Daha yeni dinginleşti sinir hücrelerim.
Gözlerinde gördüğüm plan tohumları beni gülümsettiğinde"Yok,saol."deyip çantamı sabitleştirdim.
"Ben hallederim."
Başını anlayışla sallayıp"İyi bakalım öyle olsun.Ama yarın seni yanımızdan bir saniye ayırmayacağım cam güzeli."deyip göz kırptı.Ters tepki vermediğimde
dudaklarımı birbirine bastırıp başımı salladım.
"İyi,tamam."
Bu halime gülüp eliyle saçlarımı karıştırdı.Bu beni sinirlendirirken Kubilay'ın"Kızgın sincap."demesiyle yumuşamış,benden beklenmeyecek bir hareketle gülümsemiştim.
Artık kendimi bile kendime tanımlayamıyordum.Gülmek istiyordum, gülüyordum.Nedir yani?Gül gitsin.
Birbirimize veda ettikten sonra ben ve birkaç saatlik düşünmeye mola verdiğim düşüncelerim beni tekrar esir almıştı.
Sakin adımlarla eve gireceğim sırada çalan telefonum beni durdurdu.
Telefonumu çıkarıp halamın aramasını kabul etmiş ve telefonu kulağıma götürmüştüm.
"Nerdesin Ömür?Evdeysen hemen hazırlan bana gel."deyip içeriden gelen birkaç karışık sesle konuştuğunu duydum.Elimdeki anahtarı kapının kilidine girdirmeye uğraşırken işimi kolaylaştırmak için telefonu başımı ve omzum arasında sıkıştırdım.Halamın sesini tekrar duyduğumda çoktan eve girmiş, ayakkabılarımı çıkarıyordum.
"Ömür?"
Anahtarı askılığa asıp telefonumu geri aldım ve"Efendim hala?"diyerek önünü açtım.Halam sesimi duyunca"Hah!Halacığım hadi kalk da bana gel.Bak birkaç arkadaşım var.Kek,börek falan yaptım.Hadi gel de sende ye."dediğinde salona geçmiş kendimi koltuğa atmıştım.
Kendime birkaç saniyelik düşünme aşaması tanıdığımda halamın görmeyeceğini bilsem bile başımı salladım.
"Tamam hala.Yarım saate oradayım."
Halamın memnun olmuş tavrından sonra karşılıklı telefonları kapattık.
Koltukta uzanmaya devam ederken uyku kirpiklerimden tutarak çekiyordu göz kapaklarımı aşağı doğru.Eve vuran akşam güneşi beni mayıştırırken daha fazla oyalanmayıp hemen doğruldum ve ardından ayağa kalktım.Bir anlık kalkma sonucu saniyelik başım dönüp gözüm karardığında olduğum yerde dikilip görüşümün düzelmesini bekledim.
Kendime geldiğimde yukarı çıkana kadar üzerimdekileri çıkarmış kendimi banyoya atmıştım.Hızlı bir duş aldığımda hemen geri çıkıp saçlarımı kuruttum ve taradım.Kumral saçlarım koyulaşıp hafiften renk değiştirdiğinde ayna da saçlarım açıkken izledim kendimi.Elimle savurup güldüğümde kafayı yemeye ramak kaldığını anlamam beni daha çok güldürmüştü.
Elime aldığım mavi bahçıvan tulumunu yatağın üzerine atıp beyaz sporcu atletimi giydiğim gibi tulumumu üstüme geçirdim.Havalar pek belli etmese de soğumaya başlamıştı artık.Sonbahar'a yavaştan giriyorduk.Bunu hafiften sararmaya ve dökülmeye başlamış yapraklardan anlıyordum.
Elime aldığım tokayla hafiften nemli kalmış olan saçlarımı toplayıp odadan çıktım.Saatlerdir bir şey yememiş sabah ki pankeklerin varlığını arıyordum.Bir an önce halamgile gitsem iyi olacaktı.
Merdivenleri koşar adım inip koltuğun üzerinde duran telefonumu aldığım gibi beyaz spor ayakkabılarımı giyip askılıktaki anahtarı aldım ve evden tek nefes çıktım.
Hızlı adımlarım nefesimi alışverişlerimi hızlandırırken halamın bakımlı ve renkli çiçeklerle bezenmiş bahçesine girmiştim.
Arka bahçeden sesler geliyordu ki büyük ihtimalle halam sevgili misafirlerini orada ağırlıyordu.Köşedeki duran zile birkaç kez basıp beklemeye başladım.
Kapının ardından gelen koşar adım seslerinden hemen sonra halam kapıyı genişçe açmıştı.
"Ömür'üm,gel kuzum."
Yüzündeki eksik etmediği gülümsemesi ile beni içeri davet etti ve istersem salona geçebileceğimi söyledi.Çıkardığım ayakkabılarımı kenara koyup başımı iki yana salladım.
"Yok hala,mutfağa geçeyim ben."
Halam ellerini beline koyup"Kuzum misafirler bahçede,istersen oraya geçelim."diyerek bahçeyi gösterdi.
Tekrar başımı iki yana sallayarak karşılık verdim.Birde onların sohbetlerini çekemezdim."Yok hala istemiyorum."
Halam hemen mutfağa doğru yürüyüp"O zaman ben sana bir tabak hazırlayayım.
Ye güzelce."dediğinde bende peşinden gittim.
Ferah mutfak benim de ferahlamamı sağlarken halam yapmış olduğu keklerden,böreklerden ve iştahımı kabartan kurabiyelerden tabağa dolu dolu koyduğu sırada bende masaya oturup beklemeye başladım.
"Okul nasıl gidiyor Ömür?"
Tuzak soru.
Halamın sesindeki şüphelik tınısına kendi kendime gülerek durduğumda elindeki orta boy tabağı masaya bırakıp tepeden bakışlarını bana dikti.
"Neden gülüyorsun acaba Ömür?"
Ciddiye aldığımı belli etmek için sırtımı dikleştirip boğazımı temizledim.
"İyi gidiyor hala.İşte gidip geliyorum."
"Dersleri dinliyor musun peki?"
Umutsuzca yüzüne baktığımda başını sağa sola sallayarak gözlerini koca koca açtı."Dersleri dinlemeden sınavları nasıl geçmeyi düşünüyorsunuz peki Ömür hanım?"
Ah hala,bir bilsem.Bende bilmiyorum ki.
Önümdeki tabakta duran çikolatalı kurabiyelerden birini alıp tamamen ağzıma attım.Zaman kazanıyoruz şurada.
Halam ısrarla beni beklerken çiğnemekten bir hâl olmuş kurabiyeyi sonunda yuttum.
Bıkkınlıkla ofladığımda halam gözlerini kısıp"Evet?"dedi.
Hala beni bir sal, gözünü seveyim ya!
Tabaktaki kurabiyeye tekrar uzandığımda omzumu silkip"Bilmem."
diye mırıldandım.Halam şok olmuş yüzünü bana eğip"Anlamadım?"diyerek sesini hafif yükseltti.
Dudaklarımı sarkıtıp"Of hala boşver ya!Zaten bu beni gönderdiğin kolej,okulun imajı çizilmesin diye beni kesin geçirir yani."dedim ve elimde tutmuş olduğum ikinci kurabiyemi de attım ağzıma.
Üzerimdeki rahatlık halamı sinirlendirirken kaşlarımı kurabiyeyi gösterip"Vallahi süper olmuş halacığım."
dedim sevecen bir tavırla.
Yüzümdeki gülümseme hala sen sakin ol,gerekirse kopya çekerim tarzındaydı.
Ama bunun farkına varabilecek tek insan şuan da bendim ve öğrenmesi gereken başka birini göremiyordum.
"Aa,bu Ömür değil mi?"
Farklı bir ses duyduğumda başımı kaldırıp kapıda duran kişiye baktım.
Tanımıyorum.
Halam'ın başını salladığında gördüğümde düz bakışlarımı tekrar önümdeki tabağa çevirmiştim.
Muhatap olmak istemiyordum.
"Canım ya,bu zamanlara kadar nerelerdeydi.Amcası,dayısı derken şimdi de burada.Ne kadar büyümüş."
Sesindeki sahte olduğunu düşündüğüm hatta bildiğim cümlelerle beraber sertçe yutkundum.Gözlerimi sertçe kapatıp açtıktan sonra ayağımla küçük bir ritim tutturdum.Geriliyordum.Halamın da gerildiğini verdiği cevaplardan anlıyordum.
"Evet öyle oldu."
Gitmeyeceğini anladığımda derin bir nefes alıp verdim.Niye gelmişti ki zaten?
Ağzımdaki kurabiyenin tadı hala kendini belli ederken halamın benim için koyduğu soğuk sudan büyük bir yudum alıp geri yerine koydum.
"Aynı Çiçek'e benziyor.Ama gözlerini babasından almış."
Saniyeler önce içtiğimin suyun boğazıma oturduğunu hissettiğimde boş bakışlarım halamla kesişti.Gözaltlarımda bir yanma fark ettiğimde yutkunarak kendimi dizginlemeye çalıştım.İnadına kadına hiç bakmıyordum.Boş cümleleri beni hazırlıksız sarsarken ne yapacağımı, nasıl hareket edeceğimi bilemedim.
Halamın destek olmak istermişçesine omzuma koyduğu eline bakıp dudaklarımı nemlendirdim.
"Tülaycığım hadi sen içeri geç,geliyorum bende."
Halamın hafif uyarıcı ses tonu yerimde kıpırdanmama neden olmuştu.
Bilmiyorum ama rahatsız olmuştum.Çok fazla hemde.Adının Tülay olduğunu öğrendiğim kadın bir şey söylemeyip mutfaktan çıkınca halam yanımdaki sandalyeyi çekip beni karşına aldı.
"Kuzum,sen bakma ona."deyip ellerini dizlerime koydu."Bazen konuşur o öyle patavatsızca."
Halamın yüzündeki acı gülümsemeye karşı başımı belli belirsiz salladım."Her neyse.İyiyim ben."
Değilim.
İyi değilim.
Ne kadar da umursamamaya çalışsam da
her an birinin karşıma çıkıp bu durumu yüzümü vurmasını bekleyecektim.En başından biliyor olduğum gerçekleri canım acıya acıya bilmiyormuşum gibi dinleyecektim.Can alıcı sert dalgaları yüzerek geçecektim.Yaşadığım bu düşüşleri yara bere içinde geçiştirecektim.Silahsız savunmamı kendimi avutarak gerçekleştirecektim.
Bağıra bağıra susacak,ağlaya ağlaya gülecektim.Mutlu olduğum zamanlarda hüznün gemisine binip dümeni bırakacaktım.Denizin ortasında akşam güneşini bekleyip huzuru benimseyecektim.Bunlar olduğu sürece kulaklarımı herkese kapatıp sessizliğin senfonisi dinleyecektim.İki cihanda da savaşmayı öğrenecektim.Bu yollarda attığım adımlarımı sert zemine vura vura bitirecektim.Duygusuz olmayı değil, duygularımı kontrol etmeyi öğrenecektim.
Halam usulca başını sallayıp ayağa kalktığında tezgahın üzerinde duran mavi kupayı bana uzattı.Kaşlarımı çatıp ne olduğunu sorgularken elime tutuşturup"Melisa çayı, sakinleştirir."
deyip genişçe gülümsedi.
"Sana aldım.İyi gelecek."
Sakinleşmek,güzel.
Halam benim hep sert,ters,agresif bir insan olduğumu söyler.Aslında bu söylediklerine bir itirazım olduğunu söyleyemem.Haklı olabilir.Hatta sanırım haklı.Ama hep böyle değilimdir.
Yumuşak olup insanların istediklerine karşı yön vermedim hayatıma.Denemek bile istemedim,her ne kadar da doğru olduklarını düşünsemde.
Halam tezgahtaki fazlalıkları çarçabuk toplayıp alanı boşalttı.Bende önümdeki yiyeceklerden yavaş yavaş atıştırıyor uyku halimden kurtulmaya çalışıyordum.
"Batı nerede kaldı Ömür?"diyen halama çevirdim bakışlarımı."Sana bir şey söyledi mi?"
Dudaklarımı sarkıtıp küçükçe omzumu silktim."Oyuna dalmıştır ya,gelir birazdan."
Halam elindeki sarı bezip bırakıp
"Tamam,bende içeri geçeyim artık.
Tabağındakiler bitince al şuradan."
dediğinde eliyle fırını gösteriyordu.
Başımı iki kez sallayıp önümdeki melisa çayını yudumladım.
Mutfakta tek başıma oturmaya devam ederken cebimdeki telefonu çıkarıp interneti açtım.Tabi ki saçma itiraf sayfasından gelen gereksiz bildirimler ekranı kasarken benimde sinirlerimi kasıyordu.Neden hem gereksiz deyip de hem takip ettiğim hesaba girdim.
@karalkolejitirafsayfasi
Oylamalar şuandan itibaren bitmiştir arkadaşlar.Yapamayanlar birdaha ki sefere;))
Ha birde şu saçma oylama vardı değil mi?Aşağılara doğru indiğimde oylamanın kapatıldığını diğer gönderinin de silindiğini gördüm.Batı'nın yapmış olduğunu bildiğim durum beni rahatlatırken sebepsizce gülümsedim.
Biraz daha aşağılara inip oylama sonucuna baktım.Ne kadar işsiz olduğumu fark etmem gözlerimi yaşartmıştı gerçekten.
@karalkolejitirafsayfasi
Oylama sonuçları;
Parla Özen:%82
Ömür Vural:%85
Telefon ekranında gördüğüm tablo o kadar saçmaydı ki kendi kendime dalgasını bile geçmiştim.Hem bu kadar boş insanların bir araya toplandıları tek sanal âlemde olmam gülünç ve gereksizdi.Sonuçta okulun yarı döneminde gelmiş ve yumurtadan çıkar gibi bir hareket olmuştu varlığım.
Telefonda öyle gezinirken bir yandan da kaçıncı kez olduğunu hatırlamadığım önümdeki melisa çayını yenilemek için ayağa kalktım.Tadı bir o kadar anlaşılmazken bir o kadar da kendine bağlıyordu.Sakinlik damarlarımda zararsız bir kanser gibi yayılırken rahatlamış hissediyordun.
Kendime bir bardak daha koyarken o sırada mutfağın kapısı açıldı ve hemen geri kapatıldı.Üzerimdeki yoğun sakinlikle beraber omzumun üstünden nefes nefese kalmış sese baktım.
Batı?
Saçları kendisine çok ayrı bir devlet kurmuş,okul üniforması savaşa gidiyor gibi bir hali var ama kendisi çoktan mağlup.
Dudağının kenarından akan kan çoktan kurumuştu.Gözünün yanında kızaraklığın morluğa dönüşmesi muhtemeldi.Toz içinde kalmış bedeni ise yüzümü ekşitmeme kocaman bir sonuç vermişti.
"Ne oldu sana?"diye sordum sakinlik kokan sesimle.Sıcak bardağı kavrayıp masadaki eski yerime oturduğumda Batı da nefesini toplamaya çalışıyordu.Sıcak çayımdan bir yudum alıp gözlerimi Batı'nın harap olmuş üstünde gezdirdim.
"Bakma öyle."derken elindeki toza bulanmış çantasını yere bıraktı.Kapının arkasında duruyor ve halama karşı tedbirli olmaya çalışıyordu.
Dudaklarımın kuruluğunu çayımdan aldığım küçük bir yudumla kaybederken sersemce gülümsedim.
"Dayak mı yedin?"
Kaşlarını alayla havaya kaldırıp benim aksime histerik bir biçimde güldüğünde dudağın kenarındaki acı varlığını hatırlatmış olacak ki yüzünü buruşturup elini oraya götürdüğü gibi yokladı.Boş boş onu izlemeye devam ederken kendi halimde başımı sallayıp tekrar güldüm.
"Ne gülüyorsun kızım?Hiç mi kavga eden birini görmedin?
Batı'nın verdiği tepkiye aşırı şaşkınlığımı sunup"Kavga?"diye sordum."Sen?"
Başını hızlı hızlı sallayıp"Aynen."dedi.
Bakışlarımı tekrar üzerinde gezdirdiğimde dik durmaya çalışır hali beni daha da keyiflendiriyordu.
Ben böyle sessiz sessiz gülmeye devam ederken Batı garip bakışlarını bana gönderip sorgular gibi baktı yüzüme.
"Sen iyi misin?"dediğinde tekrar güldüm.
Üzerimde mayışıklığın şekerli yumuşaklığı bünyemde yavaş yavaş etki ederken kendimi toparlayamıyor aksine daha çok şekerleniyordum.
Beyin kıvrımlarım;ince bir buzun üzerinde yürüyüp de beklemediğin bir anda buzun çatlayıp teninin soğuk suyla buluşma anına şaşkın ördek yavrusu bakışı atması gibiyken sonradan soğuk suyun rahatlığına hayran kalıyor gibiydim.
Gariptim.
İçim bile bir garipti.
Komiktim.
İçim bile bir komikti.
Batı yanıma gelip elini alnıma koydu.
"Şirinim,sen iyi misin?"derken düz ve endişeli bakışlarını bana gönderiyordu.
Gözlerimi koca koca açıp dudaklarımı büzdüm.Batı dudaklarını aralamış beni izlerken bende ağır ağır başımı sallıyordum.Deli gibi.
Deli miyim ben?
Belki.
Bir süre böyle yapmaya devam ederken şaşkınca durup gözlerimi kıstım.Batı beni anlamaya çalışırken üzerine diktiğim gözlerime gözlerini denk getirdi.Birbirimize gözlerimizi kısmış bakarken"İyi dayak yemişsin.
Yüzün,"deyip hafifçe güldüm.
"Mahvolmuş."
Batı benden bir iki adım geri çekilirken başını iki yana sallıyordu."O kadar da değil ya!"
İçimdeki anlam veremediğim kıpırtılar beni iyiden iyiye değiştirirken ne yaptığımı kestirememek olağan bir durum olsa gerek.
Batı dağınık saçlarını eliyle arkaya atıp yutkundu."Sen,"dediğinde hemen dibimde eğilip ellerini dizlerime koydu.
Bense kendi halimde olmayan bir şarkısın melodisini mırıldanıyor,Batı'nın endişeli bakışlarına karşı gülüyordum.
"Şirinim,sen bizden habersiz alkol falan mı aldın?"deyip sorgulayıcı bakışlarını boş bakışlarımla eşitledi.Gerçekten bende bana ne olduğunu bilmiyordum.
Beynim uyuşmuş,hamur gibi olmuştu.
En azından en iyi tabirler bunlar olabilirdi şuan ki durumum için.
Dudaklarımı sarkıtıp başımı sağa sola salladım.Batı sol kaşını kaldırıp"Hiç öyle gözükmüyor."diye mırıldandı.Omzumu silktim.
Kurumuş dudaklarımı nemlendirdiğim sırada mutfağın kapısı yavaşça açıldı.Açılan aralıktan halamın elindeki çay tepsisiyle girdiğini gören Batı hemen ayağa dikildi.Ama halam Batı'yı henüz görmemiş direk tezgaha yönelmişti.
"Tabağın bitti mi Ömür?"diye sordu aynı zamanda.Batı'ya bakıp sırıttığımda kendisi hâlâ halamın görüş açısında değildi.
"Evet hala."diye mırıldandım."Bitti."
derken yandan yandan Batı'ya baktım.Halam fırında kalan yiyecekleri bir kaba koyarken Batı nefes bile almıyordu.Mutfak o kadar genişti ki halam hala oğlunun varlığından haberdar değildi.
"Misafirler de gitti zaten.İçeri geç ister-Batı!"Halamın bir anda yönünü bana dönmesi ve Batı ile karşılaşması yarım kalan cümlesinin devamında gelen tiz çığlıkla beraber her şeyi öğrenmesine vesile olmuştu.
"Ne oldu senin yüzüne?"diyerek hemen oğlunun yanına geldi ve dağılmış yüzünü inceledi."Dayak mı yedin yoksa!?"
Halamın son söylediği cümlede ağzımdan kaçan küçük gülme sesi Batı'nın tehtidkâr bakışlarını üzerime dikmesine neden olmuştu.Sırtımı dikleştirip kendimi oturduğum yerde hafifçe toparladım.
"Yok anne ya,atıştık biraz."
Batı kendini geri çekip annesine açıklama yaparken bende soğumaya yüz tutmuş olan çayımı bir dikişte kafama diktim.
"Ayrıca neden herkes dayak yediğimi iddia ediyor?"diye sızlanarak sol kaşını havaya kaldırdı.
Halam,"Atıştınız ve sen bu hale mi geldin Batıcan?Git banyoya temizle şu yüzünü."dediğinde cıklıyordu.Batı'nın arkasından bakakalırken halam sinirle başını sallayıp kendi kendine söylendi.
Şuan hiçbir şeyin ciddiyetini kavrayamıyordum.Beynimin sıvılaşıp kulaklarımdan akma düşüncesini neden komik bulup gülüyordum ki?Sarhoş gibi.
Sarhoş muyum ben acaba?
Yoksa neden böyle hareketler sergiliyorum?
Sanki onlarca sakinleştirici bedenimde yer edinmiş de bende onun tesiri altında gibiyim.Beyin nöronlarım uyuşukluk içerisinde olduğu için kelimeleri doğru kullanıp aktaramıyorum.
"Ömür sana ne oldu?"
Halamın kulaklarıma gelen boğuk sesini bir hayvanın sesine benzettiğimde gülmeye başladım.Neydi ki bu hayvan?
Kuş?
Yok ya.
Ördek miydi ki?
Bilmem.
Halam endişeyle bana bakıp"Neye gülüyorsun Ömür?"deyip isyan edercesine ellerini başına koydu.
"Siz bana kafayı yedirteceksiniz vallahi!"
Hâlâ dolu olduğunu düşündüğüm bardağı alıp dudaklarıma götürdüğümde boş olduğunu fark ettim.Halam yaptıklarımı bir bir izliyor ve ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Küçük bir üzüntüyle bardağı geri masaya bıraktım.Halama dönüp"Bu,senin bana verdiğin çay var ya hala,ondan var mı daha?"diye sordum.
Halam önce hafifçe kaşlarını çatıp bir bir bardağa bir bana baktı.Sonra ani bir dönüşle tezgaha gidip çaydanlığı kontrol etti."Ömür?"dediğinde şaşkın bakışlarımı halama çevirdim."Kaç bardak içtin sen?"
diye sordu.Biraz durduktan sonra omuzlarımı kaldırıp indirdim.
"Bilmem.Ama içtim baya."
Yüzümdeki gülümseme genişçe büyürken"Senin dediğin kadar varmış ha!"diye ağzımın içinde mırıldandım.
"Nasıl sakinim bilemezsin."
Halam bütün oksijeni içine çeker gibi derin bir nefes aldığında gözlerini kapattı."Ben sana bir bardaktan fazla iç dediğimi hatırlamıyorum Ömür.Baksana bünyene fazla gelmiş.Sarhoş gibi olmuşsun.Allah'ım yarabbim."
Halamın kelimeleri aklımda zıplarken-evet zıplarken-esnedim.Uyku öyle bir bastırıyordu ki ayakta uyuyacak hale gelmiştim."Bende hatırlamıyorum."
diye fısıldadım usulca.
Halam bir şeyler daha söyleyip beni zorla kaldırdığı gibi salona götürdü.
Kendimi bej rengindeki geniş koltuğa attığımda hemen uyumak için olduğum yerde kıvrıldım.Uykum vardı.
Çok.
Uyku halinde duyduğum şey çalan telefonum olmuştu.Kendimde olsam şuan belki sinirden telefonu açıp karşıdaki kişiye olmayacak kelimeye savurabilirdim.
Ama çok sakindim.İlk defa.Çok fazla sakindim.Sinir bozucu bir sakinlik.Ama sinirlerimi bile bozamıyordu.Ne kadar saçma ve gülünç.
Saatler sonra kalkmış hafiften kendime gelmiştim.Bunun yanı sıra uykudayken sürekli tuvalete gitmiş ve uykumu bölmüştüm.Batı elindeki telefonla gezinirken bende kalktığımdan beri oturuyor vaziyette ruhsuzca televizyon izliyordum.Saçım başım dağılmış hala nemli olduğunu belli ediyordu.
Üzerimdeki ince pikeyi ayağımla koltuğun ucuna itip telefonumu aradım.
Bulamayınca yastığın altına baktım. Orada öylece duruyordu.Hava çoktan kararmıştı ve ışıkları açmadığımız için telefonun ışığı direk yüzümü vurmuştu.
Ben uyurken gelen cevapsız aramaya bakarken bunun Özgür olduğunu gördüm.Geri dönüş yapmayıp attığı mesaja girdim.
*Özgür*
Konuşabilir miyiz?(17.49)
Saatler önce attığı mesaja ruhsuzca bakıp hiç birşey yapmadan geri çıktım.
İnternetimi kapatıp telefonumu koyacağım vakit WhatsApp'dan gelen bildirim kaşlarımı çatmama neden olmuştu.
*Kubi ve Tayfası grubuna eklendiniz.
*Kubilay:Gençler grubu nasıl buldunuz?Ben açtım;)
Açtığı gruba mesajı atan ilk kendisi olduğu gibi birde ben açtım diyerek bizi bilgilendirdiğini düşünüyordu.Elimi klavyeye götürüp yazacağım sırada Alpdemir'den olduğunu düşündüğüm mesaj ekrana düştü.
*0542*******:Ne bu şimdi?Ayrıca grubu benden habersiz nasıl açarsın?
Gerçekten,ne bu şimdi?Birde sadece ben,Alpdemir ve Özgür var.Kendi kendime birkez başımı sallayıp Alpdemir'in numarasını hızlıca kaydettim.
*Kubilay:Biraderim,canımın en içi,demir adamım sonra konuşuruz bunlarııı
*Alpdemir:Tamam.
*Kubilay:Ee,saygıdeğer cam güzeli ve saygıdeğer Özgür kankim nerelerdesiniz acaba?Hayır yani hayalet okuyucu olmak fantaziniz ise başbaşa bırakabiliriz sizi bu 4 kişilik grupta
Kubilay'ın attığı son mesaja"Ne!?"diye sesli bir tepki verdiğimde Batı"Ne oldu?"
diye sordu.Küçük histerik bir gülüş dudaklarımın arasından çıkıp karanlığa karışırken Batı'nın telefon ışığından aydınlanan gölgeli yüzüne baktım.
"Yok bir şey ya."
Omzunu silkip telefonuna geri döndü.
Bende sinirle konuşmaya girip birkaç cümle yazdım.
*Ömür:Fantezi?Ne alaka!Ayrıca açtığın bu grubu çok gereksiz buluyorum
*Alpdemir:Bende Ömür'ü çok haklı buluyorum
*Kubilay:Ya hemen elektriklenme Ömür kankim ya.Şaka yaptım yani.Kankamsın ya ondan şey ettim.
*Kubilay:Alp,ciğerim sende köstek olma iki dakika yani.Lütfen
Gözlerimi devirip öylece bekledim.Acaba Özgür okuyor muydu mesajları? Okuyordur.Belki de okumuyordur.
Bana ne canım.
*Ömür:Niye açtın bu grubu?
*Alpdemir:Değil mi yani?Ömür vallahi şuan da senin yanındayım.Kusura bakma Kubi
*Kubilay:Alp!Ciğerim dedik bağrımıza bastık yapma bak.Yıllardır üçlü dokunulmazlığımıza bir kız aradığımı biliyorsun;)
Hah!Yıllardır kız aramak,ne kadar normal bir davranış.Tabi doğru unutmuşum,hiç birimizin normal olmadığını.
*Kubilay:Ayrıca Ömür tam bizim grup için var yani.Bizim kafadan.Bugün beni tek bıraktığınızda yanımda Ömür vardı kardeşim
*Özgür:Sana sorduğumda niye bilmiyorum dedin lan o zaman!
Okuyormuş.
*Kubilay:Ooo Özgür Beyler gelmişler,hoş gelmişler.Grubumuza teşrif ettiğiniz için teşekkürler
*Özgür:Soruma cevap ver Kubilay.
Sinirli olduğunu mesajlarından bile anlayabiliyordum.Niye sinirliydi ki?
*Kubilay:Ya sen bana sorduğunda eve gitmişti.Bende bilmiyorum dedim.Niye kızıyorsun ki yani?
*Kubilay:Bundan sonra Ömür de bizimle.Ne güzel olduk değil mi lan?
Bende onlarla mıyım?Onlar;Kubilay,
Alpdemir ve Özgür.
Alpdemir ve Kubilay kendi aralarında bir sohbet döndürmeye başladıklarında konuşmadan çıkıp telefonu kapatmıştım.
Saat epey geç olmuştu zaten.Gitsem iyi olacaktı.Ayağa kalmaya yeltendiğim sırada odanın ışığı açılmış ve halam elindeki içeceklere bize doğru geliyordu.
Batı'nın tamamen aydınlanan yüzüne baktığımda küçük yara bantlarına bakıp güldüm.Batı telefonun üstünden bana bakıp"Şirinim yapma bak,vallahi korkuyorum ha."dediğinde halamın bana uzattığı kolayı kavrayıp dudaklarıma götürdüm.
"Yok yok iyiyim şimdi.Sakin ol."
Halam benim oturduğum koltuğa oturup kumandayı aldığı gibi izlemediğimiz kanalı değiştirip dizisini açtı."Melisa çayı yok zaten birdaha Ömür'e."dediğinde ben ve Batı birbirimize bakıp güldük.
Sanırım altı bardak içtiğim melisa çayının bünyemde yarattığı ters etki yüzünden birkaç saatliğine kendime gelememiştim.Ne kadar da halam ve Batı'yı endişelendirsem de sonunda özüme dönmüştüm.Bir daha da asla bildiğim çaydan başka bir çay içmeyecektim.
Halamın fazlası zarar nasihatını ata deyimi olarak kulağıma küpe yapacaktım.Bazen acayip derecede haklı olabiliyor.Canım halam.
✨
Eve doğru yürürken hafif esen rüzgardan dolayı havalanan saçlarımı elimle ne kadar da kulağımın arkasına sıkıştırsam da sıkıştırayım bir işe yaramıyordu.Tokamı halamgilin evinde kaybetmiş ve saçlarımı toplayamamıştım.
Kulağımdaki kulaklığı iyice sabitleyip telefonumu cebimden çıkardım.Sitenin içerisinde gezinen birkaç kişi dışında başka kimse yoktu.
Herhangi bir müzik açıp sonra hemen WhatsApp'a girdim.Bildimler hızla düşerken çoğunluğu gruptan geliyordu.
*Alpdemir:Kubi bize gelsene ya,pubg atarız olum
*Kubilay:Yok gelemem biraderim.
Yorgunum yaaaaaa
*Alpdemir:Hadi olum işte nazlanma
*Kubilay:Az daha yalvar:d
*Alpdemir:Siktir git lan,gavat.
Gelmezsen gelme
*Kubilay:Üzüyorsun beni şuan da ama canımın içi:'(
*Alpdemir:Muhattabım değilsin kardeşim
*Kubilay:Çok ayıp ama.Değil mi cam güzeli?
*Kubilay:Cam güzeli?
*Kubilay:Ömür?
*Kubilay:Şirin?
*Kubilay:Ömür neredesin ya?O kadar anons yaptım yani?
*Alpdemir:Kızı kaçırdın saçma hareketlerinle.Ben olsam bende kaçarım.Kesinlikle.
*Alpdemir:O değilde Özgür'de yazmıyor.Ama okuyor?
*Kubilay:Lan bunlar kesin beraber ha!Bize de haber vermediler.Öyle olsun:/
Neden konu sürekli ben ve Özgür'e geliyordu?Hayır,yani niye?
Mesajları okuduğum görülünce Alp ve Kubilay hemen çevrimiçi olmuşlardı.Pusu mu kuruyorlar ne?
*Kubilay:Aha geldiler!Alp buraya gel kanki.
*Alpdemir:Burdayım zaten Kubi.
*Kubilay:Sevgili Ömür Hanım, nasıllar acaba?
Önüme birkez bakıp geri telefona döndüm.
*Ömür:İyiyim.Sen nasılsın Kubilay?
*Kubilay:Bende iyiyim kankacığım ama şuan sizi sormak lazım.Değil mi lan Alp?
Siz?
Kim biz?
Kaşlarımı çatıp yazmaya başladım.
*Ömür:Siz derken?
*Kubilay:Sen ve Özgür işte.
Beraber değil misiniz?
Okuduklarıma saatler önce bardak bardak içtiğim melisa çayı bile çare etmezken ciğerlerime doldurduğum dumanlı havayı tek nefeste verdim.
*Ömür:Hayır.Biz onunla niye birlikte olalım ki?
*Kubilay:Bilemeyeceğim artık....
Buram buram imâ kokan cümlesi dişlerimi sıkmamamla karşılık bulmuştu.
*Ömür:Sen boş yaptın iyice.Çıkıyorum
ben bu gruptan
*Alpdemir:Al sinirlendirdin kızı.
Gerizekalı.Ömür sen bakma ya buna.
*Kubilay:Tamam ya,özür dilerim.Vallahi şaka yaptım:)
*Kubilay:Çıkma gruptan.Ne olursun ya
*Kubilay:Ömür çıkma çıkma
*Kubilay:Ne kadar ciddi söyledim dimi jsjfjdj,Ömür?
*Alpdemir:Oğlum kızı nasıl sinirlendirdiysen okuyor ama yazmıyor.Salak herif
Alp'in yazdığı cümleye bakıp sessizce gülerken Kubilay'ın çıkma mesajları hâlâ geliyordu.Gruba mesaj yazacağım sırada Özgür'den gelen mesajla beraber onunkine girmiştim.Neden gruptan yazmamıştı ki?
*Özgür:Artık konuşalım mı?
Adımlarımı yolun ortasında durdurup mesajı iki kez daha okudum.
*Ömür:Gruba gel o zaman.
Mavi tik.Hemen görmüştü.
Yazdığım mesaj onunla dalga geçiyor gibi olmuştu.Olsun.Ne yapayım?Onun yazmasını beklerken gruptan gelen mesajlara cevap vermiyordum.Kendimi şuan ondan gelecek mesaja odaklamıştım.Ve gelmişti.
*Özgür:Seninle konuşmak istiyorum Ömür.Hemde hemen
*Ömür:Tamam,konuş
Bu kadar mı?Evet daha ne yazacaktım ki sanki?Tabi ki bu kadar.Özgür'den gelecek olan mesajı büyük bir dinginlikle beklemeye başladım.
*Özgür yazıyor...
*Özgür:Yüzyüze.
Sertçe yutkunduğumda derin bir nefes aldım.Parmaklarımın karıncalanma evresine geçtiğimi gösteren kasılmalar beni başka birine çeviriyordu.Yazmayıp dakikarca bekledim.Ne yazacaktım?Tamam mı?Olabilir?Ne yazacağım ne?
Elimde telefon sitenin içindeki aydınlatmanın altında dikilip ne yazacağımı düşünüyordum.
Gelen bildirim sesiyle hemen mesaja baktım.Baktım bakmasına ama böyle bir mesajı hiç beklemiyordum.Özgür ne yapıyorsun?
*Özgür:Sitenin önündeyim.
Seni bekliyorum.
Beni bekliyor.Beni.Hiçbir şey yazmayıp telefonu kapattım ve sitenin girişine doğru hızlı adımlarla yürümeye başladım.
Oradaydı.Ellerini pantolonun cebine koymuş etrafına bakınıyordu.Dalgalı saçları her zaman ki inadıyla savrulurken bende kendi saçlarımı bir arada tutmaya çalışıyordum.Karanlıkta bile seçebildiğim ela gözleri kalbimi sıkıştırırken kendime anlam veremiyordum.Hatta bazen kendime o kadar çok öfkeleniyordum ki önümde durabilecek tüm engelleri aşabilecek kotaya geliyordum.Bazen onun yanında nefes almayı bile unutuyordum.
Beni gördüğünde nefesimi toplayıp yanına doğru küçük adımlar atmaya başladım.Aramızdaki mesafe gittikçe azalırken kalp atışlarımın sesi göğüs kafesimde yankılanıyordu.Özgür'ün gözleri üzerimden ayrılmazken yutkundum.Nefes alışverişlerim sıklaşmıştı.
Heyecanlanmıştım.
Aramızdaki mesafeyi kapattığımda kaldırımın kenarında geçip sitenin önünden uzaklaştık.Özgür esen havaya rağmen gözlerini kırpmadan bana bakıyordu.Rahatsızca yerimde kıpırdanıp ellerimle saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdım.Ama geri dağılması anlık olmuştu.
"Ee?"diye mırıldandım yumuşak bir sesle."Niye çağırdın beni?"
Omzunu dikleştirip ellerini cebinden çıkardı.
"Konuşmak için."
Sesindeki nahoşluk içimdeki hafif rüzgarı sert sert estirirken yutkundum.
Ne kadar da içimden söylemek istediğim birkaç cümle geçsede sustum.Rüzgara karşı arkama döndüğümde"Tamam."diye mırıldandım.
"Konuş.Seni dinliyorum."
Dik bakışlarım düz cümlemle beraber soğuk bir atmosfer yarattığında içimdeki ürperti beni üşütmüştü.Zaten şuan da üşüyor sayılırdım.Çünkü esen rüzgar arada bir şiddetleniyor ve yerdeki yaprakları bile yerinden oynatıyordu.
Başını hafifçe yere eğip"Bugün olanlar,"dediğinde devamını bekler gibi baktım yüzüne.Yerde olan gözlerini kaldırıp bana baktığında anlatması için bakışlarımı kaçırmadım.Bekledim.
Bekledi.Bekledik.
Dudaklarını hızla yalayıp bakışlarını tekrar yere düşürdü.Uzun kıvrımlı kirpikleri göz kapaklarına gölge gibi düştüğünde dudaklarını araladı.
"Göründüğü gibi değil."
Konuşmama fırsat vermeden çabucak devam etti."Ben,yani biz,Parla bana bir anda sarılınca."Ellerini gergince saçlarının arasında gezdirip kelimeleri toparlayamadığı için ağzının içinde ettiği bazı küfürleri duyabiliyordum.
"Neden bana açıklama yapıyorsun?"
deyiverdim bir anda.
"Çünkü yapmak istiyorum!"diye yükseldiğinde stresli halinin getirdiği bir durum olduğunu anlayabiliyordum.
Bu yükselişine tepkisiz kaldığımda dudaklarını sıkıp gözlerini kapattı.
Boş bakışlarla bakmaya devam ettiğinde dudaklarımı araladım.
"Bunlar normal şeyler.Mesela bugün bir şey olmadı.Sevgilin sana sarıldı."
dediğimde parmaklarımı birbirine kenetledim.
"Bu çok normal Özgür.Çok fazla normal."
"Normal olan ne Ömür!?"diye bir anda tekrar yükselince susmak zorunda kaldım.
"Söylesene,normal olan ne?"
Özgür hızlı hızlı ellerini oynatıp kendini açıklamaya çalıştığında konuşmadan onu dinliyordum.Zira konuşmama izin bile vermiyordu kendisi.
"Bak,Parla ile aramda hiçbir şey yok,hiçbir şey.Ama sen sevgili olduğumuzu iddia ediyorsun!"
Ne yani?
Sevgili değiller mi?
Özgür neden bunları bana söylüyordu bilmiyordum ama içimdeki gülme isteğini bastıramıyorum.
Dudaklarım kıvrıldığında başımı diğer tarafa çevirdim.Özgür bunu farkedip rüzgara karışan kısık sesiyle"Bana inanıyor musun Ömür?"diye sordu.
Evet.
Evet,sana inanıyorum Özgür.
Başımı benden bir cevap bekleyen Özgür'e çevirip küçülmüş gözlerine baktım."Neden soruyorsun ki bunu bana?Benim inanıp inanmamam neyi değiştirecek?"diye basit bir cevap verdiğimde puslu bakan gözleri aramıza bir perde indirmişti sanki.
İnanmamı istiyor gibiydi cümleleri.Ama neden?
Yutkundum ve ekledim."Özgür,"
Konuşmamı bölen elime temas eden ellerdi.Özgür'ün sıcak elleri.Başımı eğip ellerime baktığımda iki elimi de sıkıca kavrayan ellere baktım.Kurumuş damağım yutkunmamı zorlaştırdığında sadece bekledim.
Zamanın yavaşlayıp, mekanın değiştiğini hissetmem normal miydi?Uçuşan saçlarımız,tutuşmuş ellerimiz,arasında uçurumlar olan bakışlarımız ve hızlanan kalp atışlarım...
Bayılacak gibi hissediyorum.Süzülüp bulutlara yol alacakmışım gibi.Güneş'le göz göze gelecekmişim gibi.Yağmurlarla yolculuk yapacakmışım gibi.
Kaybolacakmışım gibi.Neler oluyor?
Özgür başını bana doğru eğip kısık gözleriyle bana baktı.
"Bana inanmanı istiyorum Ömür.Bana sana inanıyorum demeni istiyorum."
Fısıldayarak kurduğu cümle boğazımdaki düğümü sıkılaştırırken nefes dâhi almadan bekledim.Zaten ben onun yanında nefes almayı unutuyordum.Değil mi?
Ellerimi daha sıkı tuttuğunda aralık olan dudaklarımı kapattım."Neden böyle oluyor bilmiyorum ama,"dediğinde hırıltılı bir öksürük bıraktı cümlelerin ardına.Öksürüğünü hemen yok etmek ister gibi hızlı hızlı öksürüyordu.Ara sıra cümlesini tamamlamak istiyor ama öksürüğü buna izin vermiyordu.Bunu bile bile ellerimi bırakmıyordu.Naif ama aynı zamanda da kaçacakmışım gibi sıkı tutuyordu.Derin nefesler alınca hemen konuşmaya devam etti.
"Ben ilk defa böyle bir durumla karşı karşıyayım."derken öksürüp başını diğer tarafa çevirdi."Sen,"Öksürdü.Ama bu sefer ki diğerlerine nazaran daha yüksek ve şiddetliydi.
Öksürmeye devam ederken ellerimi bırakıp dizlerine koydu ve eğildiği gibi delice öksürmeye devam etti.Astımı bir şimşek gibi beynimde çaktığında elim ayağım birbirine dolaşmıştı.Elimi omzuna koyacağım sırada kendimi geri çektim.
Boğazındaki kızaran damarlarını gördüğümde Özgür sarsılarak cebinden çıkardığı astım spreyini ağzına götürüp arkasını döndü.Birkaç kereden fazla sıktığında hemen arkasını dönmedi.
Rahatladığını ard ardına alıp verdiği nefeslerinden anlıyordum.
Bir adım arkasına dururken"İyi misin?"
diye fısıldadım.Bir anlık endişeyle titreyen ellerimi birbirine tekrar kenetleyip kendimi dizginlemeye çalıştım.Özgür yönünü bana çevirdiğinde kızarmış ve sulanmış gözleri cam gibi parladı turuncu sokak lambasının altında.
Yorgun bakışlarının yanına acı bir gülümseme yerleştirdi.
Acının tebessümü.Bu da Özgür'ün tek zayıflığı işte.O aksine çok güçlü biri gibiydi.Astımı her ne kadar önünde bir durak gibi dursa da o güçlü bakışlarını asla esirgemiyordu.
Herkül gibi.
"İyiyim Ömür."dedi içine kaçmış sesiyle.
"Merak etme.Ha sen zaten kim olsa merak edersin,değil mi?"dediğinde geçen geceye ithafen konuşması beni gülümsetmişti.Yanaklarım yukarı doğru tırmanırken saçlarımı tekrar ellerimle yüzümden çektim.Her yaptığımı saniye saniyesine izleyen Özgür'e çevirdim bakışlarımı usulca.Bir şey vardı bende.
Farklı bir şey.
Özgür başını yana doğru yatırıp gözlerini kıstı."İnanıyor musun,Ömür?"diye sordu tekrar kısık,kuru sesiyle."Bana inanıyor musun?"
Ben ne diyordum onun sesine?
Ilık yaz rüzgarı esintisi...
O vuruyor kalbime.Teğet geçmiyor,direk içime işliyor.Sesi o kadar hafif işliyor ki içime nefesim kesiliyormuş gibi hissediyorum.Bana bakmaya devam eden gözlerine gözlerine bakıp başımı salladım."Evet,"diye fısıldadım kendimden emin bir şekilde.
"Sana inanıyorum Özgür."
Dudakların kenarı kıvrıldığında gamzesi büyük bir ustalıkla belirginleşmişti.
Gözleri daha çok kısıldığında bende gülümsedim.İçimde bir kıpırdanma,bir hızlanmalar...
Ona belli etmeden yutkunduğumda kendimi bir iki adım geri çektim.Daha fazla burada kalırsam kalp atışlarımın acemi hızlanmasından dolayı bayılacaktım.Dudaklarımı hızlıca yalayıp "Gitsem iyi olacak."diye mırıldandım.
Bana doğru bir adım attığında tepkisizce onu izledim.Okyanus kokusu rüzgara karışıp burnuma dolanınca küçük kesik bir nefes aldım,kokusunu benimseyebilmek için...
Ayak uçları tam ayak uçlarımın dibinde durduğunda yüzünü eğip bana baktı.Çok yakından.Mesafeler yoktu bu sefer.Soğuk rüzgarlar yoktu.Ilık esen rüzgarlar vardı.
Hipnoz olmuşcasına gözlerine bakarken düşüyormuşum hissine kapıldım.
Başını bana doğru yaklaştırıp kulağıma dayadı.Ellerim titrerken sadece bekledim.Bekleyebildim.O kadar şiddetli esen soğuk rüzgarın bedenimde yarattığı ürpertiye rağmen Özgür'ün sıcak nefesini saçlarımın arasında salınışını hissedebiliyordum.
"Çok güzel kokuyorsun,"diye fısıldadı usul usul.Hiç vakit kaybetmeden çarçabuk ekledi."Ömür."
Nabzımın anlık bir düşüş yapıp geri yükseldiğini biliyordum.Çünkü o sıralar Özgür'ün saçlarımın arasına fısıldayıp kalbimin içinde bir yerlerde yer edinen cümleyle afalladığımı hatırlıyorum.
Özgür geri çekilip yüzündeki gülümsemeyle beraber bana baktığında
"Çilek."diyerek daha geniş gülümsedi.O gece yine bu sitenin önünde söylediği,
hatta küçük bir itirafta bulunarak açıklamaya çalıştığı kelime beni de gülümsetirken kendime inanamıyordum.
Ne kadar çok güldüm ya!Tövbe yarabbim.
Aceleci tavırlara"İyi geceler."deyip arkamı döndüm.Resmen onu ardımda bırakmıştım.Bir adım atmaya kala Özgür'ün sesini duymamla beraber durdum."Saçların,"dediğinde arkam hâlâ dönüktü.Sesindeki sakinlik ve huzur tınısı beni mayıştırırken tekrar fısıldadı.
"Saçların açıkken,bi' farklı güzelsin,
haberin olsun."
Gülümsedim.Yine.
İçimden dışa vurmak istediğim yoğun bir hissiyat var.Gariplik içerisinde bakışlarım.Kalbim...Çok hızlı.Çok fazla hızlı.Bir sonbahar yaprağının salınışı gibi kaldım olduğum yerde.İlerlemiyorum, olduğum yerde sallanıyorum yalnızca.
Daha fazla beklemeyip yürümeye başladım.Yüzümdeki gülümseme ve ben ardımızda bıraktığımız adama farklı duygular beslediğimizi artık biliyorduk.
Ama kalbim?Sen bir dur.Bir yavaşla ya!
Sonbahar girerken ne bu yüzümde açan çiçekler?Yeter be kızım!
Yol boyunca gülümsemiş dediklerini düşünmüştüm.Biz ne yaşamıştık biraz önce?
Eve girdiğimde hemen bir su bardağı dolusu soğuk su içtim.Odama çıkınca banyoya girip elimi yüzümü yıkadım.
Başımı kaldırmamla aynadaki yansımamla karşılaşmam bir olmuştu.
Yüzümdeki gülümseme beni bırakmazken elimi yüzümü kurulayıp banyodan çıktım.Üzerimi değiştirmek için geceliklerimi dolaptan çıkaracağım sırada telefonuma gelen bildirimle hemen telefonumu alıp açtım.
Özgürdendi.
Artık yalnızca Özgür değildi,Kirpikli Herkül'dü o.Yatağın üzerine oturup mesajı açtım.Tek cümle içimdeki ölü duyguları diriltirken bu seviyeye geldiğimize hâlâ inanamıyordum.
*Özgür:İyi geceler Ömür
---
Bölüm Sonu.