İçeriğe geç

Özgürlüğün Ömrü

Bölüm 5 · 26 dk okuma

Özgürlüğün Ömrü

Bölüm 5

5.Bölüm:Çilek Kokan Okyanus

5.Bölüm:Çilek Kokan Okyanus

*Griler boyandı içimdeki dumana.*

Kaçsan nereye kaçacaksan?

Neden kendimi yoruyorum o zaman?Neden savaşıyorum?Her şeye rağmen neden dik durmak zorundayım?Yıkıldığımda neden ayağa kalkmak zorundayım?

Neden?

Neden?

Neden?

Nedenlerin içinde kaybolan yitik bedenler, diye fısıldıyor içimdeki çığrından çıkmış ses.

Anlam veremiyorum yaşadığım bu hayata.Aslında bakıyorum hayatımın gidişatına;sıradan,sıkıcı,normal bir insanın hayatı olarak görüyorum kendimi.Kuş bakışı bakıldığında ise bir deprem görüyorum kendimde.

Bir deprem,bir hayat,bir nefes,bir ölüm...

Normal bir insanın normal hayatı olarak alacağımı düşündüğüm Nobel ödülünü kendime layık gördüğümde bunun koca bir saçmalıktan ibaret olduğunu görüyorum sonra.

Normal değilim.

Herkes gibi.

Hiç birimiz normal değiliz.

İsmini bile bilmediğim sokağın gri kaldırımına hissizce baktığımda neden buraya geldiğimi düşünmeden edemiyordum.Evden çıktığım gibi kendimi burada bulmuştum.

Özgür'le oturduğumuz kaldırımlarda...

Özgür'ün bana kendini özgürce açtığı kaldırımlarda...

Benim tek başıma,yalnız okul kıyafetlerimle oturup telefonumu sessize aldığım kaldırımlarda...

Hayal kurmayı bıraktığım yaşlar, umutları umut etmemeyi anladığım yıllar,kendimle savaşmaya başladığım dakikalar ve havaya rağmen titreyen bedenimin bedenimde yarattığı ürpertiye karşı koyamadığım anlar içerisinde oturduğum kaldırımlar...

Kısa süreli bir bunalım ve onun ardından getirdiği kasvetli hava beni bunaltmaya yetiyordu.Uyuşan bacaklarımı yola doğru uzattığımda telefonumu çıkarıp yanıma koydum.

Koymamla ekranda beliren Batıcan yazısı ile kaç defa aradığını tahmin etmeden aramasını düz bir şekilde kabul edip telefonu edip kulağıma dayadım.

Açtığım ilk anda Batı'nın endişe dolu sesi kulaklarıma doldu.

"Ömür?Ömür iyi misin?Nerdesin?Söyle seni almaya geleyim.Hadi canım."

Sakinlikten çok endişe barındıran sesi benim de konuşmamı tetikliyordu.En azından onu sakinleştirebilirdim.

"İyiyim."dedim düz çıkan sesimle.

Derin bir nefes alıp sesimin çatallaşacağını anladığımda"Ararım ben seni."deyip telefonu yüzüne kapattım.

Kısa süren konuşmamızdan sonra neredeyse kimsenin geçmediği sokakta gezdirdim gözlerimi.Bir noktaya odaklanan gözlerim bir bir netleştirdi kafamdaki kırıkları.

Ben kızgın mıydım?

Hayır.

Ben kızgın değildim.

Neyim vardı peki?İçimdeki bu his neyin nesiydi?

Küçükken annemin bana anlattığı bir hikaye filizleniyor sanki kalbimde.

Odaklanabilmek için kapattım gözlerimi.

Annemin hayali sesi doldu kulaklarıma.

Annem diyordu ki içimdeki küçük kıza;

"Prensesin o kadar çok kalbi kırılmış ki prensi bile iyileştiremezmiş o kırık kalbini.

Prensi dayanamayıp tutmuş prensesinin minik ellerinden ve sormuş;Prensesim, demiş.Senin kalbin hiç iyileşmeyecek mi?

Prenses gülümseyip;Benim kalbim zaten iyileşti.Ben kalbime batan kırıklara üzülüyorum.Ama sen üzülme prensim.

Çünkü ben onlarla yaşamayı seviyorum."

Ben kızgın değilmişim.

Ben sadece hâla kırıklarımla yaşamayı öğrenememişim.Özür dilerim kendim.

Gözlerimi açtığımda karşımdan siyah kot ceketinin içine giydiği beyaz salaş t-hşörtüyle uyum sağlayan duman grisi pantolonu ile yanıma yaklaşan Özgür'ü gördüm.Boş sokakta attığı adım seslerinin yankılarını duyar gibiydim.

Bir hayal olabileceğini saçma bir şekilde düşündüğümde şaşkın bakan gözlerim duruma el koyuyordu.

Ela gözleri yakından gördüğümde yanıma oturmuş benim gibi bacaklarını yola uzatmıştı.

Gerçekti.Gerçek olamayacak kadar gerçek.

Başımı ikimizinde yola uzatılmış olan bacaklarına çevirmiştim.Siyah postallarını ve bacaklarını saran kot pantolonu göz hizamdaydı sadece.

Sormam gereken bir soru vardı ve ben bu sefer cesaret denen şeyi arka planda tutacaktım.Kendim gibi olmaya uğraşmayacaktım.Çünkü şuan tam kendimi bulduğum anlardan birini yaşıyordum.Bende onun gibi benliğimi onunla paylaşıyordum.

"Nereden bildin burada olduğumu?"diye sordum düşüncelerimden kurtulup.

Baygın çıkan ses tonum yorgun olduğumu hissettiriyordu bana.

"Bilmem."dedi mırıldanarak.Aldığım cevap karşışında benimle dalga geçtiğini düşündüm.

Kaşlarımı çatmış başımı Özgür'e çevirmiştim.

Ciddi bakışlarım Özgür'ün başını bana çevirmesiyle birlikte yumuşaklığa bürünmüştü.

Kaşlarım dümdüz bir hâl aldığında Özgür gözlerini kısıp"Hissettim."dedi etkileyici sesiyle.İçimde yer edinen afallama duygusu ile ne yapacağımı bilemeyerek söylediği kelimeyi tekrarladım içimden.

Hissettim.

Hissettim.

Hissettim.

Başımı diğer tarafıma çevirdiğimde yüzümdeki aptal tebessümü yok etmeye çalışıyordum.Ensemde hissettiğim ürpertiden hemen sonra Özgür'ün yaz esinstisi rüzgarı diye adlandırdığım fısıltı ile çıkan sesini işittim.

"Gülümsediğini görebiliyorum Ömür Şirin."

Söylediği cümle sayesinde hemen kendimi toparlayıp tekrar ciddiyete büründüm.Yakandığım için mi yoksa Özgür söylediği için mi bilmiyorum ama hafif bir utanma söz konusu olmuştu.

Yüzümü yüzüne istikrarlı bir görünüm ile çevirdiğimde çok yakınımda

olduğunu farketmem uzun sürmemişti.

Ela gözlerini ilk defa bu kadar yakından,

çok yakın görüyordum.Bir anlık titreyen bedenim beni kendime getirirken gözlerimi gözlerinden çekemiyordum.

Durduğumuz pozisyonun garipliğine sonunda kaşlarımı çatarak cevap verdiğimde kendimi usulca geri çektim.

Nefes alışverişlerimiz dışında konuşmuyorduk hiç.Neden geldiğini merak ediyor ve sormak istiyordum.

Sessizliğimizi dinlemeye devam ederken

dakikalardır sormak istediğim soruyu sorma için araladım dudaklarımı.

"Neden geldin?"

Merak duygusundan çok uzak olduğunu belli etmeye çalıştığım sesim ikimizin sessizliğine bir parlama oluşturduğunda minik hareketlerle yüzüne bakmaya çalıştım.Ama o benim aksine başını tam oranda çevirip bana bakmıştı.Omuzlarını düşürdüğünü gördüğümde"Bilmem."dedi biraz önceki gibi.

Bilerek mi yapıyordu yoksa gerçekten bilmiyordu mu bilmiyorum ama bana karşı yeterli bir cevap vermediği için ona karşı dik dik bakmama sebebiyet veriyordu.

Yüzündeki tebessüme tekrar şahit olduğumda"Gelmek istedim."diyerek biraz önceki rollerini gerçekleştirdi sanki.

Arada bir koyulaşıp,arada bal rengine bürünen gözlerine boş boş baktığımda beni dinlemek istediğini belirten bakışlarına inanmak istedim.

Hikayedeki prensesin kırıkları gelince aklıma minik bir tebessümü layık gördüm kendime.

Belki de konuşmalıydım gerçeklerin farkına varana kadar.

Belki de susmamalıydım kendimi anlayana kadar.

Sessizliğin bana verdiği konuşma hakkına dayanarak böldüm aramızdaki sessizliği.

"10 yaşında kaybettim ben yolumu.

Annem ve babam beni bırakmak zorunda kaldıklarında.Sonra hemen İngiltere'ye dayımın yanına gönderdiler beni.İngilizce öğrenip yabancı bir ülkenin yabancı insanlarıyla anlaşılmak zorunda bırakıldım.Hiçbir zaman istediğim bir eğitim olmamasının aksine her zaman yeteri kadar çalışırdım."

Saniyelik süren sessizliğim Özgür'ün aldığı gergin nefesi ile devam etmemi söyler gibiydi.Kurumuş boğazımı yutkunarak ıslattığımda cümlelerimin devamını getirdim.

"Ortaokul hayatım bir yabancı olarak bitirdim.Daha sonra amcamın yanına, Türkiye'ye gönderilip buraya uyum sağlamam gerektiğini söylediler.Onlar söyledi ben dinledim.Onlar ne dediyse ben dinledim.

Ama benim aklımda dönüp duran düşünceleri kimse bilmiyordu.Beni zorlayan akrabalar.

Benim yanımda olan akrabalar.

Senin için yapıyoruz Ömür deyip beni sıkan akrabalar.

Ya bende diyorum ki kendime,"diye hafiften sonlara doğru yükselen sesimi içimde bastırıp büyümesine neden olmuştum.

Özgür'ün elini kolumda hissettiğimde dolan gözlerimi ondan gizlemedim ve kolumun üzerinde duran eline baktım.

Benim dün gece ona yaptığım gibi...

"Ne dedin kendine?"diye sordu yatıştırıcı gibi gelen sorusuyla.

Çatallaşan sesim beni güçsüz gösterirken şuanda güçlü olmak için bir nedenim olmadığını gördüm.

Dudaklarımı yalayıp kesik bir nefes aldığımda sorusunun cevabını sesim titreyerek cevap verdim.

"Dedim ki,"diye fısıldadım önce.Daha önce kendime bile dile getirmediğim,

birkaç kelimelik cümlemin ağırlığını tartım kalbimde."Yıllar sonra,"

"Benim annem,babam nerede?Ben neredeyim?Burası neresi?"dediğimde susmadım ve konuşmaya onu ithaf alarak devam ettim.

"Sen bana dün gece demiştin ya hani nefes alırken bile ölebiliyormuşsun diye,bu hayatta ölmek için nefes alman gerekli ve ben bunun için nefes alıyorum."deyip onun dediklerini tekrarladıktan sonra kesik bir nefes aldım.

"Ben ölüyüm ama hâlâ nefes alıyorum."

Boğazımda oluşan yumru kalbimi sıkıştırırken kendimi bir anda Özgür'ün kolları arasında buldum.Bir hıçkırık ile gözümden akıp giden birkaç damla yaş nefesimi kesmeye yetmişti.

Özgür'ün okyanus kokan parfümü içime işlerken rahatlamak için daha fazlasını ister gibiydim.Küçük bir kız çocuğu gibi daha çok sarıldım kollarına.

Güçsüzlüğümün ve kırgınlığım altında ezilirken kendimi toparlayacak hiçbir şey bulamıyordum.

Daha sonradan bu olanları hatırlayıp kendime kızacağımı bilsem bile sadece şu ana odaklıydım.

Kırgındım.

Kızgındım.

Eksiktim.

Belki biraz da paramparça.

Anlattıklarımdan sonra üzerimdeki hafiflemiş ruhaniyetime ağlayarak karşılık vermiş gibiydim.Saatler su gibi akıp gitmiş ve tersten batan güneşin kızıllığı önümüzdeki evlerin duvarına vuruyordu.Ilık bir esinti ile uçuşan saçlarımız içimdeki hafiflik ile beni uçuracak derecedeydi.En azından ben öyle düşünüyordum.

Özgür'ün kollarında özgürce ağladıktan sonra uyuyakaldığımı hatırlamayacak kadar çok uyuduğumu farkettim.Özgür ise beni ne uyandırmış,ne de başımdan gitmişti.Uyandığımda ilk gördüğüm şey ela gözleri olmuştu.Bir anlık uyku sersemiyle sorduğum soruya verdiği cevap hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu.

Gözlerimi açtığımda bana bakan ela gözlere inatla bakmaya devam ettim.

Uykudan uyanmanın etkisiyle bana yumuşak bakışlarını gönderen Özgür'e kısık sesimle"Ne yapıyorsun?"diye sordum.Yüzündeki tebessüm güzelce yer edinirken gamzesi bende burdayım diye bağırıyor gibiydi."Hiç.Manzarayı seyrediyorum sadece."diyerek gözlerimi gözlerime kitledi.Buradaki manzara ben miyim düşüncesi beynimi istilâ ederken kocaman açtığım gözlerimi olayın bakış açısına çevirdim.Hemen toparlanıp Özgür'ün kolları arasından çıkmıştım.

Birkaç saniye garip bir durum yaşamanın etkisiyle alnıma düşen saçlarımı heyecanla arkaya doğru ittirdim.

Kurumuş dudaklarımı yalayıp derin bir nefes aldım.Bakışlarım bir orada bir burada gezinirken Özgür'ün kısık çıkan gülme sesiyle bakışlarımı mahçup bir ifadeyle ona çevirdim.Çarpık gülümsemesi yüzünde yayılırken eliyle karşıdaki evlerin duvarında gölgelenen ikimizi gösterip

"Güzel manzara."diye mırıldandı.

Dümdüz bir bakışla gösterdiği yere bakıp benim düşündüğüm saçma düşünceyi düşünmemesini istedim.Ama gülme sesine bakılırsa tam olarak benim düşündüklerimi düşünmüş beni yerin dibine sokmuştu.

Güneş batmış,karanlık çökmüştü üzerimize bir örtü gibi.Dün gecede buradaydım,bu gecede.

Yarın gece neredeyim acaba?

Birbirine girmiş saçlarım,hâlâ uykuya muhtaç olan mor gözaltlarım,acıktığımı belirten açlık gurultuları,oturmaktan uyuşmuş ve hissedilmeyen bacaklarım.

Birde yanımda oturmaya devam eden Özgür.

Oturuşumu değiştirdiğimde bakışlarımı Özgür'e çevirmiştim.O da aynı anda bana çevirdiğinde bir bakışma serüveni yaşamıştık.Kavisli kaşlarını çatıp yüzünü bana doğru yaklaştırdığında dudaklarımı birbirine bastırıp titreyen ellerimi engellemeye çalıştım.Ne yapıyor olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu ve bende ne yapacağımı bilmiyordum.

Daha fazla bekleyemeyip ani bir refleksle ayağa kalktım.Evet, gerçekten de çok ani olmuştu bu yapmış olduğum hareket.Özgür'ün gülümsüyor olduğunu gördüğümde dakikalardır içimde tuttuğum nefesimi saniyesinde bırakıp rahatlığa kavuştum.Oturmaya devam eden Özgür'e baktığımda bir soru firar etti dudaklarımdan.

"Sıkılmadın mı Herkül?"

Tamam herşey güzel.Peki niye Herkül diyorsun kızım ya!?

Yüzünde büyüyen gülümsemesi ile o da benim gibi ayağa kalktı ve aramızdaki mesafeyi en aza düşürdü.Biraz önceki olanları gerçekleştirmek istediğini düşündüğümde kendimi toparlayıp ciddiyetimi takındım ve"Sıkıldım ben.

Gidiyorum."deyip yürümeye başladım.

Arkamdan geliyor olduğunu adım seslerinden anlıyordum.Ne yaptığını anlamayarak adımlarımı durdurdum ve omzumun üstünden baktım.

Parmaklarını pantolonun cebine koymuş

yürümeye devam eden Özgür'le karşılaştım.Aramızdaki mesafe kapanmasına rağmen o yürümeye devam ediyordu.Hatta şuan arkasında kalan kişi bendim ve rolleri değişmiştik.

Ne yapıyor olduğuna anlam veremiyordum.Tabi şu anlara kadar yaşadığımız,konuştuğumuz olaylar bana artık çok doğal geliyordu.Bence bu da sıradan gelebilecek kadar sıradandı.

Sesimi yükseltip arkasından bağırdım.

"Nereye gidiyorsun?"

Yürümeye devam ederken o da benim gibi bağırıp"Sıkıldım ben.Gidiyorum."

dedi.

Ne?

O beni mi taklit ediyor yoksa ben yanlış mı düşünüyorum.

Hisli ruhlara bürünmüştüm.Garip bir heyecana gebeydim sanki.Daha önce yaşamadığım anlamlı gülüşler gördüm yüzümde.Yakın bakışlar var ettim gözlerimde.Ön yargılarımı bırakmaya karar verdim yürürken yanımızda gördüğüm çöp konteynerlarına.

Böyle duyguların sadece kitaplarda,

filmlerde,dizilerde olduğunu düşünürdüm.Zehirli bir sarmaşık gibi insanları mahvettiğine kânaat getirirdim.Bana göre duyguları yolunda ilerleyen biri hiç bir zaman mutlu olamazdı.Peki şimdi ben neden bu fikrimi değiştirmeye bu kadar hevesliydim?

Sadece birkaç etkileyici bakış,kafa karıştıran cümleler;beni bu zamana kadar inandığım düşüncemden sıyıracak

kadar güçlü etkenler miydi?Ya da ben kanacak kadar aptal mıydım?

Özür dilerim kendim.Sanırım aptal olma yolunda depar atıyorum.

Arkasından bakmaya devam ederken Özgür yavaş adımlarını atmaya devam ediyordu.Birkaç saniye sonra durup bana döndüğünde aramızdaki mesafeyi ölçer gibi bakıp gözlerimle gözlerini buluşturdu.Koyu ela gözlerini bu karanlıkta bile seçerken altında durduğum sokak lambasına omuz silktim gibi birşey oldu.

"Geliyor musun?"diye bağırdığını duyduğumda sanki bunu bekliyormuşum gibi yerimde kıpırdandım.Ağzımdan haberim bile olmayan bir kelime firar edince gözlerimi sıkıca kapatıp kendime küfrettim.

"Evet."diye bağırıp koşar adım yanına gitmiştik ve kendimi baya rezil etmiştim.

Özgür'ün yüzünde görmeye alıştığım gülümsemesi ile elini saçlarıma götürüp tellerimin arasından çıkardığı otu alıp yere attı.

"Sadece ne olduğunu anlamaya çalışıyordum."diyerek biraz önce olanları hatırlattığında içimden kendime okkalı küfürler savurmakla meşgul oluyordum.

Özgür'ün gülümsemesi bana da bulaşırken bu durumdan kurtulabilmek için attığım adımları saymaya başladım.

Bir adım.

İki adım.

Üç adım.

Dört,

Beş,

Altı...

Adımlarımı ne kadar çok sayarsam sayayım ayaklarıma her baktığımda bir çift ayak daha görüyordum adımlarıma eşlik eden.Aslında benim bu saydıklarım adım ya da adımlarım değil,içimdeki hissin deyişiyle;

Adımlarımızdı.

İkimizin büyük,sert adımları.

Nereye gittiğimizi bilmeden ardımızda bıraktık sokağımızı.

Evet,sokağımızı.

İkimizin geçmişlerine şahit olan sokağımızı.

Ben ilk defa bir hissime güvenecek ve onun peşinden gidecektim.İlerden u-dönüşü yapmam gerekse bile...

Yürüye yürüye sitenin önüne kadar gelmiştik.Saat epey geçmiş herkes çoktan uyumuş gibiydi.Bekçi kulübesinde duran site görevlisi küçük camdan Özgür'e garip bakışlar atarken elimde olmadan gülümsedim.Bir anda gülümsemem garipsenecek bir durumken Özgür'de benimle beraber gülümseyip"Sanırım içeri girmemi istemiyor."dedi.

Göz ucuyla görevliye bakarken başımı aşağı yukarı sallayıp ona haklı olduğunu gösterdim.Bugün ona bir teşekkür borçluydum.Hem yanımda olduğu için hem de bana destek olduğu için.

Yutkundum.Fütursuzca dağılan saçlarım umurumda olmazken birkaç teli kulağımın arkasına sıkıştırdım.Vakit kazanmak gibi bir niyetim yoktu aslında zaman bu kadar hızlı geçmişken.

Üzerimde olan gözlerine gözlerimi değdirip"Teşekkür ederim."diye fısıldadım.

Ufacık bir duygu seli bastırmıştı kalbimi.

Bu ben miydim?Bunlar benim düşüncelerim miydi?Zamanında kaybettiğimi sandığım hislerim miydi?Kalbimi aklıma tercih ettiğim düşüncelerim içerisinde sıkışıp kalmış bir savaş içerisinde gibiydim ve kazanamayacak gibi duruyordum.

Kaybetsem üzülür müydüm ki?Ya da pes etsem?

Bunları yaşamadan göremezdim.

Peki ben bunları yaşamak istiyor muydum?

Başını hafifçe yana yatırmış,gözünün birini kısmıştı."Neden?"diye sordu teşekkürümün karşılığında.Birkaç tutam alnına dökülen saçları karizmatikliğinden ödün vermediği gibi bir de etkileyici ses tonunu kullanıyordu.

Aklımı kullanmakta artık çok zorlanıyordum.Kalbim 1-0 öne geçmişken ben iplerini çoktan elimden bırakmış beni oradan oraya savurmasına izin veriyordum.

Titreyen dudaklarımı birbirine sıkıca bastırıp bu gece beni uyutmayacak ve aklımdan asla silinmeyecek olan bir şey yaptım.Birkaç küçük adımla ilerleyip kollarımı boynuna doladım.

Sarıldım.

Ben Özgür'e sarıldım.

Sımsıkı.

"Teşekkür ederim."dediğimde onun da şaşırdığını hissedebiliyordum.Kısacık bir zaman diliminden sonra sanki geç kalmış gibi hemen o da kollarını belime doladı.Sımsıkı sardı beni.Ferah okyanus kokusunu kendimi kandırarak içime çektiğimde"Beni dinlediğin için,"diyerek bu yaptığım hareketin nedenini göstermek istedim.

"Yanımda olduğun için."

Nefesini saçlarımda hissederken kalp atışlarım beni iyiden iyiye heyecanlandırıyordu.Uzun zamandır,

hatta kendimi tanıyacak kadar uzun bir zamandır birine bu kadar içtenlikle sarılmıyordum.Biri de bana böyle sarılmıyordu.

Bir duygu karmaşası mıydı bu yoksa gerçekler mi diyerek kendimi her şeyden soyutladım ve sadece yapmış olduğum şeyin arkasında durdum.

Ona sarılmak istedim ve,

Sarıldım.

Geri çekilmek için kollarımı gevşettiğimde"Çilek."diyerek beni durduran Özgür'ün sesine anlam vermeye çalıştım.

Sesi tatlı bir mayhoşluğu barındırıyor aynı zamanda sanki uzun süredir düşündüğü bir sorunun cevabını bulmuş gibi mutluluk ve zafer tanısını hissettiriyordu.

Ne kadar istemdışı olsa da kollarımı Özgür'ün boynundan çekip yüzüne baktım.Yarım bir gülüş sergilerken"Çilek kokuyorsun."diyerek merakımı sonlandırmış olmuştu.

Kalbimden yukarı doğru nükseden kıpırtıyı nasıl sakinleştireceğimi bilemezken sadece gözlerine bakarak kendimi dinginleştiriyordum.Ya da sadece buna inanmak istiyordum.

Küçük,uyarıcı bir öksürük bıraktığımda

Özgür başını kendi kendine sallayıp ağzının içinde mırıldandığını duydum.

Kaşlarımı çatıp başımı ona doğru eğip"Nasıl?"diye sordum.

Özgür sanki şaşkınlık içerisinde kalmış gibi bana baktı ve"Çilek,güzel."diye fısıldadı tekrardan.Ben yokmuşum gibi.Uykusuz gibi bir hali de yoktu ama garip bir hâli vardı belli ki.

Garip garip Özgür'e bakmaya devam ederken bir anda şok etkisi yaşamış gibi gözlerini sıkıca kapatıp açtı.Elini ensesine götürüp orayı sıkıca sıktı.

Kendine gelmek adına yaptığı bu hareketler sonrası bana bakıp

"Pardon,ben uzun süredir bunu düşünüyorum da,"dediğinde gergince yutkundum.Dediklerinin farkında olmadığını sessizce savurduğu küfürden anlamıştım.

Elini boynuna götürüp orayı kaşıyıp ovdu.Bense ısınan yanaklarıma kendime inanamayarak kaşla göz arasında elimi yanaklarıma götürdüm.Karanlık olmasına rağmen ikimizde saçma şeyler yapıyorduk.

Bense söylediği cümlenin devamını düşünüyordum içimde.

Kokumu merak etmiş ve bunu düşünmüştü.Çilek parfümüm onun için önemli bir konu olmuştu ve bunu düşünmüştü.Evet,düşünmüştü.Ve cevabını ona sarıldığımda bulmuştu.

Yüzümde minik bir tebessüm peydah olacağı sırada kendimi sıktım ve ikimizi de bu durumdan kurtarmak adına"İyi geceler."deyip siteye hızlı bir giriş yaptım.

Ardımda kaldığında adımlarımı durdurmadan hemen yürüdüm.Her attığım adımda yüzümdeki gülümseme yayılmaya başlamış ve eve girene kadar asılı kalmıştı.

Okyanus kokusunu ben bilirken o da benim çilek kokumu biliyordu.

Çıkmadan önce yanıma almadığım anahtarım aklıma gelince evimin küçük bahçesinden arka tarafa doğru ilerledim ve arka kapıyı hafifçe itekledim.Kapı tam umduğum gibi hemen açıldığında içeri girip kapıyı geri kapattım.

Mutfağa doğru ilerleyip bir bardak su içtim.Bardağı tezgaha geri bırakacağım sırada masanın üzerinde olan sandviç ve bir bardak üzeri peçeteyle kapatılmış olan meyve suyunu görmemle başımı kaldırıp ilerideki koltuklara baktım.

İkili koltukların birinde uyuyakalan halam beni konuşmak için beklediğini gösteriyordu.Ama ben ne konuşmak istiyor ne de daha fazla bu konunun sürmesini istiyordum.

Masadakilere hiç dokunmadan direkt merdivenlere yönelip odama geçtim.

Üzerimdekileri çıkarıp dolaptan çıkardığım gecelikleri bir çırpıda üzerime geçirdiğimde saçlarımdaki siyah toka kendiliğinden çözülüp yere düşmüştü.Ayakkabılarımı ayağımla kenara itekleyip yere düşen tokaya uzandım.

Aldığım tokayı yatağımın yanındaki komidinin çekmecesine koymak için açtığımda küçük parfüm şişesi gözlerime takıldı.Yüzümde beliren gülümseme kendiliğinden büyürken neredeyse sadece aklıma geldiğinde sıktığım parfüm şişesini elime alıp burnuma götürdüm.

Çilek kokuyorsun.

Burnumda çilek kokusu,aklımda Özgür'ün söylediği cümle,içimde okyanus ferahlığı...

Ne kadar da kendine gel Ömür dersem diyeyim en sonunda yine kendimi Özgür'ün söylediklerinde buluyordum.

Kendimi kısıtlamak dışında pek bir şey yapmıyordum aslında.Bunları düşünmek her ne kadar aklımı karıştırsa da düşünmeden edemiyordum işte.

Yüzümdeki şapşal gülümsemeyle parfümü yerine koyup banyoya doğru yöneldim.Ellerimi ve yüzümü birkaç kez tekrarlı yıkayıp kağıt havluyla kuruladım.Artık uyumam gerekiyordu çünkü sabah okula gidecektim.İki gündür ektiğim derslerimi kendimce telafi etmeye çalışacaktım.Birde her ne kadar halama karşı sarf ettiğim

cümlelerimin arkasında dursam da halamın üzüldüğünü biliyordum.Ve yer yer onu haklı buluyordum.Daha fazla üzmemek adına yarın o okula gidecektim.

Komidinin üzerine bıraktığım telefonumu açıp gelecek bildirimlere baktım.Batı'dan gelen onlarca arama ve mesaja girip oyalanmadan Batı'yı aradım.Uzunca çalmasına rağmen açmıyordu.Sanırım uyuyordu.

Kulağımdan çekip aramayı kapatacağım sırada dördüncü çalışta açılan aramam Batı'nın uykulu sesiyle telefonu tekrar kulağıma götürmeme neden olmuştu.

"Alo."

Batı'nın sakin ve baygın sesine bakılırsa arayanın ben olduğunu bilmiyordu.

Kısık çıkan sesimle konuşmaya başladım.

"Batı benim,Ömür."

Karşıdan gelen toparlanma seslerini duyduğumda derin bir nefes aldım ve yorgun adımlarla gidip ışığı kapattım.

Yatağıma geri dönerken Batı telefonun ucundan beni ne kadar çok merak ettiğine dair cümleler kuruyordu.

"Ya insan bir haber verir kuzenine.Seni ne kadar çok merak ettim ya!Bir arar yani hiç değilse."

"Aradım ya?"diye konuştuğumda düz çıkan sesim benim bile sinirlerimi bozmuştu.Sabah ki olanlar aklıma gelince kendine kızmıyor değildim ama patlama noktam sevgili halama denk gelmişti.

"Saat kaçta arıyorsun ama.Her yere baktım seni bulurum diye ama yok hanımefendi!?"

Batı'nın hafiften bozulmuş sesi beni yorarken bende yorgun bir nefes verdim.

Kısa sürmesini istediğim bu konuşma uzamaya başladığında bıkkın cümlelerimle Batı'nın cümlelerini keserek araya girmiş oldum.

"Yarın konuşalım Batı."dediğimde hemen itiraza girişmişti.Bende onun gibi hızlı kelimelerle telefonu kulağımdan çekip

"İyi geceler."dediğim gibi konuşmayı sonlandırdım.

Yatağa dümdüz sırtüstü uzanıp tavanımdaki loşluğu izledim.Onunla akşamüstü otururken izlediğim evler gibi.Ben evleri izlerken onun bizim o evlerdeki gölgemizi izlediğini söylediği evler gibi.

Onun deyişiyle manzara gibi.

İçimde büyümeye başlayan bir his vardı;engel olamadığım, karşısında duramadığım.

Çok kısa bir vakit diliminde tanımıştık birbirimizi.Hızlı bir serüven olmuştu benim için.Belki de bu yaşadıklarımız bir saçmalıktan ibaretti.

Bir anda yakalanmıştım bu hisse.Adını bile bilmediğim bir duyguydu bu.

Hazırlıksızdım.

Ne yapacağımı bilmiyordum.Ama ben her zaman ne yapacağımı biliridim.

Cümlelerini tanıdım ben onun.

Kafamı karıştıran cümlelerini.

Özgürlüğünün tutsaklığını tanıdım.Dönüp dolaşıp onda takılıyor aklım.

Bozuk,pili bitik bir saat gibi.

Arkadaş?

Dost?

Kanka?

Neyiz biz?

Birbirini bir sokakta tanımış iki büyük deprem?

Gözlerimi ne kadar çok zorlarsam zorlayım bulanmaya başlayan düşüncelerimi artık daha fazla zinde tutamayacağımı gösteriyordu.

Kucağımdaki telefonu açıp sabah yediye alarm kurdum ve komidinin üzerine bıraktım.Uykuya muhtaç olan çukurlarımı daha fazla tutmadım ve kapattım.

Rüya göremeyeceğimi bilsem bile...

Sabah sabah kafamın içinde tekrarlanan ve sinirlerimi zıplatmaya yetecek kadar güçlü olan alarm sesi beni zor da olsa yatağımdan kaldırmıştı.Üzerimdeki uyku yorgunluğunu atmak için hızlı hareketlerle banyoya gittim ve soğuk suyla yüzümü yıkadım.Bir anlık kısa bir duş almayı düşünsemde bunu göz ardı edip hazırlanmak için odama döndüm.

Çalışma masası diye koydukları ama benim hiç bir zaman bu amaçla kullanmadığım masanın takım sandalyesine koyduğum okul kıyafetlerimi alıp çıkardığım geceliklerin yerine giydim.

Dalgalı saçlarıma ellerimle düzen verdikten sonra dün gece ki çekmeceye koyduğum tokayı alıp saçlarımı topladım.Açık bırakmak huyum değildi genelde.

Komidinde duran telefonuma uzandığımda yarım açık kalan çekmenin içerisindeki parfümle göz göze geldik diyebilirim.Kendime uzak gördüğüm davranışlardan birini sabahın yedi buçuğunda gerçekleştiriyordum.Elime aldığım çilek kokulu hafif parfümümden iki fıs sıkıp geri yerine bıraktım.

Kendi halime histerik bir biçimde güldüğümde daha fazla saçmalamamak adına odadan çıktım.Aşağından gelen seslere bakılırsa halam uyanmıştı ve hiçbir zaman pes etmeyeceğini gösteren kahvaltı hazırlamasını gerçekleştiriyordu.

Merdiven basamaklarını yavaş inişlerle bitirdiğimde elindeki çaydanlığı masaya bırakan halamla göz göze geldik.Hafif şişmiş olan gözleri kendimi suçlu hissetmemi sağlarken derin,kesik bir nefes aldım.Yüzündeki üzgün ifade bakışlarımı çevirmeme neden olduğunda yutkunup dünden kalma sırt çantama uzandım ve ayakkabılarımı giymek için eğileceğim sırada halamın buruk sesi doldurdu aramızdaki boşluğu.

"Kahvaltı yapmayacak mısın Ömür?"

İçimdeki ürperti beni üşütürken bakışlarımı tekrar halama çevirdim.

Gözleri yine dolmuştu.

Beni önemsediğini biliyordum ve bunu bana en derinden hissettirdiği için ona minnettardım.Ama bu içimdeki asabi kişiliğimin karşısında duramıyor ve bana değer veren insanları kırıyordum.

İster hareketlerimden,ister kelimelerimden.

Boş bakışlarım aramızda bir köprü oluşturduğunda yavaş hareketlerle masaya ilerledim ve oturdum.Dünden beri açtım ve masada duran kahvaltılıklar ve halamın özenle yaptığı belli olan krepler iştahımı kabartmıştı.

Önümdeki kreplerden birkaç tane alıp tabağıma koyduğumda halam da çay dolduruyordu.Göz ucuyla halama baktığımda buruk tebessümüne şahit oldum.Gerçekten üzülmüş ve kırılmıştı.

Kahvaltımı seri bir şekilde yaparken halam da sadece yeşil çayını yudumluyordu.

Sormamıştı.

Dün gece neredeydin dememişti.Aramız düzeldiğinde eski Güzin Ak olacağını biliyordum.En azından anın rahatlığını yaşayabilirdim.Soğumuş çayımdan son bir yudum aldığımda tıka basa doymuştum.

Kreplerin hepsi bitirmiş, çilek reçelinin ise utanmasam dibini sıyıracaktım.

Yüzümdeki doymuşluk memnuniyetini kendi kendime gülümseyerek iade ettiğimde halamın bana bakarak gülümseyen yüzüyle karşılaştım.Hiç bozuntuya vermeden gülümsemeye devam ettim.Ne de olsa halamdı.

Ne de olsa ona her daim ihtiyacım vardı.

Beklemediğim bir anda elimin üzerine konan elle bir elime birde konan elin sahibi olan halama baktım.Sıcacık olan elleri içimi ısıtırken söylemeye hazırlandığı cümleleri söylemesini bekledim.

"Ömür'üm,canımın içi meleğim."

dediğinde sesindeki titreme kalbime işlemişti.Kendini zorlamasını istemiyordum.Aramızdaki bu soğuk tavırları arka planda tutarak bende ılımlı bir adım attım halama.

"Halacığım,boşver.Geçti gitti işte.Üzülme artık."deyip bende elimi halamın elinin üzerine koydum.Destek namına yanında olmaya çalışırken halamın gözünden akan bir damla yaşa üzüntüyle tebessüm edip sahte bir kızgınlıkla"Tamam ama hala.Üzülme dedim."deyip eski olmayan enerjimi topladım ve masadan kalkıp bu rehavetli ortama dağıtmak için siyah spor ayakkabılarımı giydim.

Halama"Okula gidiyorum ben."

dediğimde halamın şüphe dolu bakışlarını üzerimde hissettim.

Sırt çantamı omzuma taktığımda"Vallahi ya!"diyerek inanmasını sağladım.

Yüzündeki gülümsemesi keyfinin yerinde olduğunu gösterirken bende gülümseyip evden çıktım.

Sitenin çıkışına doğru yürürken beni bekleyen Batı'nın ölümcül bakışlarını görmezden gelmeye çalıştım.Görünmez olmak onu daha çok sinirlendirmişe benziyordu.Çünkü böyle olmasa arkamdan afilli laflarını savurmazdı.

"Var ya sen nasıl bir kuzensin ya!?

Şirin dedik bağrımıza bastık olanlara bak.Bir daha seninle konuşursam iki olsun."

Dinlemiyormuş gibi yapmam onu çileden çıkartıyordu.Bunu fark etmesine rağmen hâlâ bana laf yetiştirme derdindeydi.

Aramızdaki on beş adımlık mesafe onun cümlelerinden hiçbir şey eksiltmezken hayalet gibi görünüyor olduğunu bilmek her adımdan sonra daha büyüğünü attığına adım kadar emindim.

Okul yolu böyle sürmeye devam ederken bir anda sırtıma değen hafif cisimle şaşkın bakışlarımı Batı'ya çevirdikten sonra bana attığı şeye baktım.

Yavaş bir hızla sırtıma çarpıp düşen mavi sırt çantasını görmemle gözlerimi devirdim ve ayağımla çantasına küçük bir tekme savurup Batı'ya"Çantanı düşürmüşsün."diyerek dalga geçtiğimi belirttim.

O ise bunu duyduğunda deli gibi gülmeye başlamıştı.Gerçekten delirdiğini düşündüğümde yüzümü buruşturmuş yanına gitmiştim.

"İyi misin Batıcığım?"diye sordum büyük bir iyimserlik ve samimiyetle.

Gülmeye devam ettiğinde kolunu omzuma attı ve yürümeye başladı.Hem gülüyor hem yürüyordu.Ne olduğuna anlam veremeyerek bende sersem adımlarına ayak uydurmaya çalışıyordum.Biraz ileride yerde duran çantasını bir çırpıda alıp diğer omzuma taktım ve yürümeye devam ettim.

Yol boyunca bir daha bu konu hiç açılmamış ve biz sağ salim okula varmıştık.En azından Batı normalleşmişti.Kısacası eski kuzen hallerine geri dönmüştü.Evden erken çıktığım için -ki bu çok anormal bir durum- okula erken gelenlerden olmuştuk.

Batı hemen arkadaşlarının yanına gittiğinde bende sınıfıma geçip sırama oturdum.Derse daha yarım saat vardı.Bunun yerine evde durup uyuyabilirdim.Eğer ki şartlarım normal olsaydı.

Sınıfa birkaç kişi girmeye başlayınca sessiz olan ortamım gürültülü bir kalabalığa dönüşmüştü.Gelenler sıralarına yerleşirken sınıf kapısından göz göze geldiğim ve tesadüfen ismini öğrendiğim sarışın kız,yani Parla

havalı bir giriş yapabilmek için arkasına aldığı iki kızla beraber bana doğru yürümeye başladı.Yüzünden düşürmediği itici gülümsemesi düz bakışlarımdan nasibini aldığında çoktan yanıma gelmiş ve soğuk bakışlarını üzerime dikmişti.

"Selam tatlım."dedi komik olmayan bir sesle.Yüzümü buruşturarak söylediği kelimeye karşı tavrımı belirttiğimde başımı kaldırıp zorla gülümsedim.

Kollarımı göğsünde birleştirip başını hafifçe sallayarak açık bıraktığı saçlarını geriye doğru savurdu.Sol kaşını itici bir şekilde kaldırıp merakından olmadığını belli eden,sadece ezik duruma düşürmeye çalışan -ki eminim bunun için çok uğraşıyor- sorusuyla bütün sınıfın dikkatini çekmişti.

"Ah bebeğim,sağır mısın yoksa dilsiz mi?"

Yanındaki iki kız bir anda kahkaha attıklarında garip bakışlarım üzerinde saniyelik dolanmıştı.Histerik bir biçimde gülümseyip bakışlarımı Parla'ya diktim.

Kendimden emin olduğum sesimle bu sefer sınıfın dikkatini ben çekmiştim.

"Sağır ya da dilsiz değilim ama seninle muhatap olunca ilk isteyeceğim şeyler bunlar olurdu,emin ol."dediğimde gülümsemeye devam edip ekledim;

"Bebeğim."

Bozulduğu silinen gülümsemesinden belli olduğunda yerimde iyice yayılıp gitmesini bekledim.

Ama elini sırama koymasıyla pes etmeyeceğini anlamam iki saniyemi almıştı.Çok yakından hissettiğim ağır parfümü midemi bulandırırken dudaklarımı bastırıp yüzüne baktım.

"Bana bak kızım.Sana bir uyarı yapmaya geldim."dediğinde diğer iki kızın yalandan olan ilk öfkeli gözlerine baktım.Komik bir durumda olduklarının farkındalar mıydı acaba?

Susma hakkımı kullanmaya devam ederken Parla susmamdan memnun kalmış bir gülümsemeyle konuşmasına devam etti.

"Özgür'den uzak dur!Okey?"Sinirli ve aynı zamanda laubali çıkan ses tonu kendimi tutamadığım için gülerek karşılık vermiş olduğum cümlesiyle beraber komik bir hâl almıştı.

Ne kadar da kendimi tutmaya çalışırsam çalışayım gülmeden edemiyordum.

Parla yüksek dozlu bir nefes alıp kısık sesiyle"Neye gülüyorsun sen?"diye sordu.

Cevap vermeyip gülmeye devam etmem sinirlenmesine neden oluyordu.

Aklıma sabah Batı'nın böyle olduğu gelince onu yeni yeni anlamaya başladım.Yazık çocuk ben böyle yapınca kafayı yediyse.

Bütün sınıfın boş bakışlarına daha fazla maruz kalmamak için önce Parla'ya,

sonra arkasındaki diğer iki kıza bakıp gözlerimi geri Parla'ya çevirdim.

Sahtelik kokan bir mahçubiyetle Parla'ya

"Kusura bakma.Sen bir anda böyle deyince,"deyip cümlemin devamını getiremeden gülmemek için kendimi sıktığımı göstermiş bulundum.

Sinir ve anlamsızlık yüklü olan gözleri beni keyiflendirirken onların daha çok sinirlenmesine neden oluyordu.

"Böyle tehditler hâlâ var mı ya?"

dediğimde hiç ara vermeden konuşmaya devam ettim.

"Sizin gibi ergen ve tiki tayfalar hiç bıkmaz mı böyle şeylerden?"

Bütün sınıf şaşkınlıkla bizi izlerken Parla

belli etmeden etrafına bakıp öğrencilerin nasıl bir bakış açısı sergilediğini anlamaya çalıştı.Büyük ihtimal okulun havalı ve popüler kızlarından biriydi.

İlk görevi arasında da asla birinciliğini vermemesini gerektiğinin bilincindeydi ve şuan da bu yüzden gelip bana herkesin içinde hava atmaya çalışıyordu.

Parla hiç bozuntuya vermeden gıcık gülümsemesini tekrar takındı ve geri çekilip kollarını biraz önceki gibi göğsünde birleştirdi.Arkasındaki kızlar da aynısını yaptığında hepsinin oyunculuktan 10 üzerinden 9 aldıkların emin oldum.

"Sen kendini ne sanıyorsun ya?Daha geleli kaç gün oluyor?"deyip küçük bir kahkaha attı.

Yenilgiye gelemiyordu anlaşılan.

Kalın ve rujlu dudaklarını yalayıp"Sen yokken biz vardık tatlım."dedi ve onay almak ister gibi sınıfa baktı.Kimseden çıt çıkmıyor hatta herkes karşılık vermemi bekliyor gibiydi.Oturduğum sırada sırtımı dikleştirip ciddi yüz ifademle alay eder gibi baktım yüzüne.

Kaşlarımla arkasındaki diğer iki kızı gösterip"Bunlara mı güveniyorsun?"

diyerek egosuna zarar verdim.

Uzun tırnaklarını eline batırdığını gördüğümde sinirlenmiş olması muhtemeldi.

Beklemediği bir anda ayağa kalkıp karşısına dikildim.Gözbebeklerinde ki büyüme ve titreme korkutuğunu işaret ediyordu.Neredeyse bütün sınıf nefesini tutmuştu.

Bir aksiyon filminin finalini izler gibi bir halleri vardı.

Ondan biraz daha uzun olmam işime gelirken hem boyumun hem yaşımın verdiği cesaretle küçük bir adım atıp üzerine yürüdüm.

Attığım adım karşısında o da bir adım geri çekildi.Gereksiz insanlarla uğraşacak kadar boş vakitlerim olsa bile bu oyunlar gram ilgimi çekmiyordu.Bu okuldakiler ve içindekiler umurumda değildi.

Sinirle başlayan bünyem daha fazlasını kaldırmak niyetinde değildi.Kurumuş dudaklarımı ıslatıp kısmış olduğum gözlerimi üzerinden çekmeden araladım dudaklarımı.

"Bir,"deyip bir adım daha attım."ilgimi gram çekmiyorsun."

Gözlerinde gördüğüm öfke kendisini boşluğa düşürdüğünda o da bir adım geri gitti.Üzerine doğru bir adım daha attığımda diğer kızlar çoktan uzaklaşmışlardı bile.

Şuan oldukça savunmasız ve güçsüz duruyordu.

"İki,"dediğimde bir küçük adım daha attım."Boş tehtidlerin umurumda değil."

Aramızda yaşanan bu gelgit olayı büyümeye başlarken yüzümü öne doğru eğip kısık çıkan sesimle"Üç ve sonuncusu,"dediğimde Parla'nın gergince yutkunduğunu gördüm.

Yüzümde beliren sinir gülümsemesi ile beraber cümlemi bitirdim."Küçüklerime karşı saygılıyımdır."

Parla benden uzaklaşıp gitmeye kalkıştığında karşısında beliren Kubilay Parla'yı geri bana çevirip ellerini omuzlarına koydu ve beni gösterip kulağına yakın bir şekilde mırıldandı.

Yalnız bu söylediği cümleyi ben dahil bütün sınıf duymuştu.

"Benim ve Alpdemir biladerimin kankasından uzak dur,yoksa Özgür aşkım seni bitirmek zorunda kalacak."

deyip gülerek bana bakmıştı.

Neden bilmiyorum ama bu yaptığı hoşuma gitmiş ve beni de gülümsetmişti.

Parla sinirle Kubilay'a ve bana bakıp saçlarını savurarak sınıftan çıktı.Herkes yerine oturduğunda Kubilay bana göz kırptı ve o da yerine geçti.Alpdemir de buradaydı ama Özgür'ü görmemiştim.

Belki de gelmemişti.Bilmiyorum.

Sıkıcı geçen dört saatin ardından hiçbir şey yapmasam da yorulan beynimi dinlendirmek için başımı sıraya koydum.

Şuan öğle arasındaydık ama sabah ki yediğim krepler varlığını hâlâ belli ediyordu ve bu yüzden bir açlık hissiyatı yoktu.

Bir beş dakika sonra başımı kaldırdığımda sınıfta kimsenin olmadığını gördüm.Telefonuma gelen bildirimler beni rahatsız ederken açıp neler olduğuna baktım.Zaten bana genelde bildirim gelmezdi.Ta ki Batı'nın bu saçma sapan ititraf sayfasını takibe alana kadar.

@karalkolejitirafsayfasi bildirimleriniz var.

Gereksizlik sembol ismi yani.

İfadesiz bakışlarımı en son atılan gönderilerde dolaştırdım.

@karalkolejitirafsayfasi

Okulun popüler tek kızı Parla Özen'in tahtı mı sallanıyor?

Admin tarafından atılan gönderiye gözlerimi devirdiğimde Parla'nın bana neden bilenmiş olduğu belli olmuştu.

Gönderilere hızlıca göz atmaya devam ettim.

@karalkolejitirafsayfasi

Popüler Parla Özen mi,yeni kız Ömür Vural mı?

-Oylamalar saat 5'te bitecek arkadaşlar.

Çok güzel.

Harika.

Saçma sapan bir grup ergenin karşılaştırmalarına malzeme olmadığım kalmıştı.

Gönderinin altına atılmış yorumlara baktığımda bir kez daha göz devirdim.

Bir kez daha ve,

Bir kez daha.

*Yeni kız baya iyi,aramızdaki yaş farkı olmasa;)))

*Şimdiden sinir olmaya başladım bile bu kıza.

Pardon?

*Umarım sevgilimden uzak durur:/

Saçmalık!

*Yalnız bu bilgi erkeklere gelsin.O çok sevdiğiniz'Ömür'erkekleri parmağında oynatıyor.Dikkat edin de kim vurduya gitmeyin.Rica ederim.

Son atılan gönderi içimde bir yerlerde elektrik akımını gerçekleştirirken bu abuk sabuk yalanın kimin atabileceğini düşündüm.

Tabi ki kimse gelmedi aklıma.

Fevri bir hareket yapmak istemiyordum. Ayağa kalkıp Batı'nın sınıfına doğru yürüdüm.Sınıfta olması yüzde bir ihtimalken bile yine de içeri girdim.

Bu bir şans da olabilirdi, bilmiyorum ama telefonundan arkadaşıyla oyun oynadığını gördüğümde hemen yanına gittim.O kadar oyun oynamaya dalmıştı ki beni fark etmemişti bile.

"Batı?"diye seslendim düz bir sesle.

Başını çevirmeden ağzından içinden"Hı?"

diyerek beni dinlediğini belirtti.

Ciddiye alınmadığım için elindeki telefonu sertçe çektim.Batı hemen"Ya Şirinim ne yapıyorsun ya?"diyerek telefonuna uzandı.

Elimi hızla geri çekip kendi telefonumdan hâlâ açık olan sayfadaki yazılanları gösterdim."Bunları kaldırtacaksın Batı.Anladın mı?"

Niye bu kadar kafama takmıştım bilmiyor ve anlamıyordum ama yanlış anlaşılıp okulda herkesin dilinde isminin dolanmasını istemiyordum.

Batı yazılanları okuduğunda başını sallayıp"Tamam da,niye uğraşıyoruz ki.

Boşver gitsin ya!"dedi rahat bir tavırla.

Boğazımı temizleyip"Sana dediğimi yap Batı.Anladın mı?"diyerek ısrarımı gösterdim.

Siyah saçlarını eliyle dağıtıp omuz silkti.

"Tamam ya Şirinim, birde sürekli anladın mı deyip duruyorsun."dedi ve sesini hafif inceltip"Yani anlıyoruz tabi ki.Gerizekalı değiliz."dedi.

Elimde tuttuğum telefonunu eline tutuşturup"Emin misin?Bazen gerçekten olabiliyorsun çünkü."dedim.

Batı'nın dudaklarını sarkıtıp üzülmüş numarasını yaptığını gördüğümde hızla sınıftan çıktım.Telefonumu kapatıp cebime koyacağım sırada koridorun başında gördüklerim karşısında alabora oldum resmen.

Parla'nın Özgür'ün boynuna doladığı kolları yutkunmama neden olmuştu.

Kaşlarımı çatıp yüzümü buruşturdum dün olanlar için.Bir aptal gibi saçma sapan düşüncelerde boğmuştum kendimi.

Boş koridorda kalabalık bir toplumun arasında sıkışmışım gibi hissediyordum.Kalp atışlarım delice yükseldiğinde dişlerimi birbirine bastırıp büyümesine engel olamadığım öfkemin karşında diz çökmek zorunda kalıyordum.

Olabilirdi.

Onları böyle görmem çok normal ve doğaldı.

Onlar sevgiliydi.

Ben bunu şuan da hatırlıyor olsam bile.

İlk günde öyleydi,ilk günün sonu da.

Bir gün önce de öyleydi,bir gün önce sabahı da.

Dünde öyleydi,dün akşamı da.

Bugün de öyle,şuan ki dakikası da.

Özgür'ün gözleri beni bulduğunda vücudum kaskatı kesilmişti.Bakışlarımı

hemen kaçırıp bir iki büyük adım atıp kendi sınıfıma girdiğim gibi arkamdan duyduğum öksürük seslerine rağmen kapıyı sertçe örttüm.

Tam bir aptaldım.Hislerimin aklımı karıştırmasına izin verecek kadar aptal.

His.

Ne hissi?

İçimde bir yerlerde bir duygu barındırıyorum ama ne?

İçimde tuttuğum nefesimi verdiğimde nefes nefese kaldığımı farkettim.

Ciğerlerim dolana kadar nefes alırken kapının açılmasıyla olduğum yerde,

arkam dönük durdum.Gelenin Özgür olduğunu biliyordum.Öksürükleri arada devam ediyordu.

İçeri sıcak olmamasına rağmen çok terlemiştim.Elimle saçlarımı geriye doğru atıp ona döndüm.Hiçbir şey olmamış gibi.Yüzümdeki zor tuttuğum gülümsemem bunu gösteriyordu ikimize.

Özgür'ün yüzündeki ifade nasıl anlatacağımı bilmediğim bir ifadeydi.

Mahcubiyet,bilmişlik,kararlılık...

Herşey vardı.Bende ise yüzümdeki sahte gülümseme.

Özgür dudaklarını aralayıp geri kapattı.

Kafasının içinde toparlamaya çalıştığı cümleleri ben bile anlayabiliyordum.

"Özür dilerim."diye fısıldadı usulca.

Bakışlarını asla üzerimden çekmiyordu.

Gülümsememe anlam veremiyordu.Ama ben inadına gülümsemeye devam ediyordum.

Bana doğru bir adım attığında başımı hafifçe sağa sola salladım.Neden böyle bir şey yaptığımı bilmiyordum.Zaten ben bu aralar neler yaptığımı bile bilmiyordum.

Kuruyan dudaklarımı aralayıp kısık sesimle"Neden özür diliyorsun ki?"deyip

omzumu silktim."Umurumda değilsiniz."

"Sende,sevgilinde."

Son kelimemde bastırdığımda gözleri ellerime kaydı.

Yutkunduğunu gördüğümde bende elime baktım.Elimde tuttuğum telefon sıkmaktan uyuşan parmaklarımın arasında parçalanacaktı neredeyse.

Telefonumu cebime koyup gitmek için adım attığımda Özgür'de bana yaklaşmıştı.Okyanus kokusunu burnunu sızlatırken kendime acıdım.Olmayacak hisleri hissettiğim için.Olmaması gereken hisleri benliğimde yer edindiğim için.

Tereddütle elini uzatıp bileğimi tutacağını anladığımda kolumu geri çektim.Ama artık hislerimle değil kendim gibi düşünüyordum.Yüz ifadesinde oluşan değişikliğe göz ucuyla bakıp yanından geçip gittim.

Okyanus kokusu çilek kokuma karışırken düşündüğüm tek bir şey vardı.

Okyanus çilek kokamazdı,

çilek kokarsa okyanus olmazdı.

---

Bölüm Sonu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.