İçeriğe geç

Oyuncak (Anlaşmalı Evlilik)

Bölüm 13 · 5 dk okuma

Oyuncak (Anlaşmalı Evlilik)

Bölüm 13

11.bölüm: Kavga

“Aynı kandan diye aile olur mu bir insan? Annen, baban, kardeşin, akraban değil diye aile olmaz mı biri?”

Yalın Kandemir

“Hayır.” dedim dişlerimin arasından. “Bugün hiçbir yere gitmiyoruz.”

Bunu söylerken oldukça sakindim. Gurur alayla nefes verdi.

“'Bu program değişmeyecek.' dediysem değişmeyecek.”

“Anlamıyor musun sen? Kız yürüyemiyor.”

“Beni ilgilendirmez. İlk günden sakatlamasaydı karın da kendini.”

İstemsizce çenem kasıldı.

“Madem beni onunla evlendiren sendin, seni de ilgilendirir.”

“İlgilendirmez.” dedi aynı soğuk sesle. “O program aylar öncesinden hazırlandı.”

Acı acı güldüm.

“Vay be... Balayımızı bile aylar öncesinden planlamışsın. Ne kadar düşüncelisin. Az daha duygulanıyordum.”

“Terbiyesizlik etme! Karşında baban var.”

Kahkaha attım.

“Baba mı?”

Başımı iki yana salladım.

“Sen ne zamandan beri kendine baba demeye başladın?”

“Yalın!”

“Babalık aynı soyadını vermekle olmuyor, Gurur Kandemir.”

“Ses tonuna dikkat et.”

“Ben yıllardır sana dikkat ede ede büyüdüm. Bir gram babalık göremedim.”

“Haddini bil!”

“Haddimi senden öğrenecek değilim.”

“Program uygulanacak.”

“Hayır.”

“Bu bir emir.”

“Emirlerini çalışanlarına ver. Ben senin elemanın değilim.” Telefonun diğer ucunda birkaç saniyelik sessizlik oldu.

“Demek öyle...” dedi Gurur, beklediğimden de sakin bir sesle.

“Evet, öyle.”

“Kendini bana karşı koyabilecek kadar güçlü mü sanıyorsun?”

“Yıllardır karşı koyuyorum zaten.”

“Demek ki yeterince ders almamışsın.” Sinirle güldüm.

“Ders mi? Senin verdiğin tek ders, bir insanın nasıl baba olunmayacağını görmekti.”

“Çenen iyice uzamış.”

“Sana benzemedim en azından.”

“Dikkat et Yalın.”

“Hayırdır? Yine ne yapacaksın? Bir evlilik daha mı ayarlayacaksın?” Gurur alayla güldü.

“Bir kadın seni yola getirmeye yetmedi anlaşılan.”

“Benim yolumu sen çizemezsin.”

“Çizerim.”

“Denedin.”

“Ve başardım.” O cümleyle birlikte elim istemsizce yumruk oldu.

“Evet.” dedim dişlerimin arasından. “İstediğin oldu. Beni zorla evlendirdin.”

“O halde programa da uyacaksın.”

“Hayır.”

“Uyacaksın.”

“Gitmeyeceğiz dedim.”

“Gitmeyeceksiniz öyle mi?” Acı acı güldü.

“Ne oldu?”

“Yoksa, o kıza acıyor musun?” Sessiz kaldım.

“Babası hayatını zindan etti diye mi?” Parmaklarım telefonun etrafında iyice sıkıldı.

“Annesi de yok zaten, yazık.” Alaycı sesi daha da yumuşadı.

“Ah... benim vicdan sahibi oğlum.” Dişlerimi birbirine bastırdım.

“Ne oldu Yalın?”

“Sustun.”

“Yazık oldu kıza değil mi?”

“Sus.”

“Yoksa gerçekten üzülmeye mi başladın?”

“Kes dedim.”

“Bak sen şu işe... Demek içinde hâlâ vicdan kırıntısı kalmış.” O an bütün sabrım tükendi.

“Evet!” diye bağırdım. “Acıyorum!” Karşı tarafta sessizlik oldu.

“Çünkü o kızın bu yaşananların hiçbirinde suçu yok!” Nefesim hızlanmıştı. “Madem beni zorla bir kadınla evlendirdin, bırak da evlendiğim kadının hayatını senin yaptığın gibi zindan etmeyeyim!”

“Duygusallaşıyorsun.”

“Hayır!” diye bağırdım. “Sadece senin kadar şerefsiz değilim!”

“Akşam marinada eğlenceler dilerim oğlum.” Cevap dahi veremeden telefon suratıma kapandı.

“Oruspu çocuğu!” diyerek telefonu koltuğun üstüne attım. Bir dal sigara çıkarıp içmeye başladım. Telefonum yeniden çalmaya başlayınca ağız dolusu küfür savunarak aldım.

Musa arıyor...

“Ne var lan?”

“Ne oldu yengemle mi tartıştın?” dedi güle oynaya dangalak.

“Kimseyle tartışmadım, niye aradın lan beni?”

“Off, ne boş yaptın abicim. Az kankamıza hal hatır soralım dedik. Evlilik nasıl gidiyor bakalım?”

“Bak zaten sinirlerim tepemde sana patlamayayım. Kapa Musa.”

“Vay amına koyayım. Demek durum gerçekten vahim.”

Derin bir nefes verdim.

“Ne oldu lan?”

“Babam.”

“Haa...” Sesi bir anda ciddileşti. “Yine ne çevirdi peder?”

“Balayı programını değiştirmeyeceğim diye tutturdu.”

“Eee?”

“Efil yürüyemiyor dedim. Ayağını burktu sabah.”

“Sonra?”

“‘İlgilendirmez.’ dedi. Cevap verincede "Acıyor musun lan kıza? Yazık babası hayatını zindan etti. Annesi de yok. Ah benim vicdan sahibi oğlum" dedi oruspu çocuğu. ”

Musa birkaç saniye sustu.

“Çüş, ulan denir mi böyle şey.” İstemsizce güldüm.

“Bir de ‘Akşam marinada eğlenceler dilerim oğlum.’ deyip suratıma kapattı.”

“Ulan...” diye söylendi Musa. “Ben olsam telefonu değil adamı denize fırlatırdım.”

Sigaramdan bir nefes daha çektim.

“Sinirden elim ayağım titriyor.”

“Efil nasıl?”

“En son salonda uzanıyordu.”

“İyi bari.”

Başımı koltuğa yasladım.

“Canı yanıyor.”

“Belli ediyordur ama.”

“Yok etmiyor.”

Musa derin bir nefes verdi.

“Bak.”

“Ne?”

“Bir şey diyeceğim ama taşak geçtiğimi sanma.”

“Söyle de, senin taşak geçmediğin şey yok ki be oğlum.”

“O kızı önemsiyorsun be Yalın.”

Kaşlarım çatıldı.

“Saçmalama.”

“Saçmalamıyorum.”

“Üç haftadır tanıyorum.”

“E tamam da üç haftadır tanıdığın kadın için babanla savaş açtın.”

“Cebelleştim sadece.”

“He he.”

“Musa.”

“Ne?”

“Çeneni sikerim.” Kahkaha attı. “Tamam sustum.” İki saniye sessizlik oldu. “Şey...”

“Ne?”

“Yengeye de geçmiş olsun dersin.” İstemsizce gülümsedim.

“Derim.”

“Ha bir de...”

“Yine ne?”

“Marinaya gidecekseniz Efil’i yürütmeye kalkma. Kucağına al.”

“Defol.”

“Romantik olur lan.”

“Telefonu kapatıyorum.”

“Kapat ama foto at. Elli yıldır seni insan gibi davranırken görmedik.”

“Kes.”

“Tamam tamam. Bir şeye ihtiyacın olursa ara.”

Telefonu kapatınca istemsizce gülümsedim. Sinirlerimi bozuyordu, doğru. Ama iyi çocuktu Musa. Ne annesi vardı ne babası. Buna rağmen hayata benden daha sıkı tutunuyordu.

Telefonum yeniden titredi.

@efll.sare sizi takip etti.

Bildirimi kapatmak için ekranın üstüne dokunacaktım ki yanlışlıkla bildirimin üzerine bastım.

“Ulan...”

Tam geri çıkacaktım ki gözüm profiline takıldı.

Profil fotoğrafında Efil vardı. Kahkaha atıyordu. Gözleri gülmekten iyice kısılmıştı. Öyle içten gülüyordu ki, istemsizce birkaç saniye daha baktım.

Sonra fotoğraftaki diğer kişiyi fark ettim. Kız kardeşi ona sımsıkı sarılmış, yanağından öpüyordu.

Efil'in Instagram hesabı mı vardı?

Bildiğim kadarıyla yoktu. Olsaydı bana böyle bir hesap açtığından bahsederdi diye düşündüm.

Takip ettiklerine girdim.

Sadece iki kişi vardı.

Sare ve ben. Kaşlarım hafifçe çatıldı. Demek hesap Sare'nin değildi. Efil'in hesabıydı.

Gönderilerine girmek istedim fakat hiç gönderisi yoktu.

Parmağım birkaç saniye Takip Et butonunun üzerinde bekledi.

Takip etsem yanlış anlar mıydı?

Yok lan. Karımı takip etsem buna kim ne diyebilir ki? Ayrıca beni takip etmişti, geri takip etmesem üzülürdü.

🦋

Telefonumu cebime koyup salona geçtim. En son Efil'i koltuğa oturtmuş, bir bacağını uzatmasını söylemiştim. Hâlâ aynı şekilde oturuyordu. Elinde telefon, reels izliyordu.

Gözüm istemsizce ayağına kaydı. Buzu çoktan çıkarmıştı bile. Sanki keçi inatı vardı. Bırakmamıştı ki bakayım.

“Efil, ayağın nasıl?” diye sordum sakince.

“İyiyim. İstersen hazırlanayım çıkalım. Zaten sabah programına da uyamadık. En azından akşama uyalım.” Konuşmama fırsat vermeden ayağa kalkmaya çalıştı. Ayağı yere basar basmaz acıyla ağzından bir ses çıktı. Acıyla yüzünü buruşturunca hemen yanına gittim.

“Efil.” dedim sertçe. “Ben sana kalkma demedim mi?” Tekrar koltuğa oturmasını sağladım. “Ya sabır.” diye mırıldandım. “Otur şuraya.”

Dudaklarını büzüp bana baktı ama itiraz etmedi.

Hayır, bildiğin iki yaşındaki çocuk gibiydi. İşine gelen her konuda beni dinliyordu. Ama bir şeyi kafasına koydu mu, dünyanın bütün insanları karşısına dikilse yine bildiğini okuyordu.

“Ama program..?” dedi tatlı tatlı. “Yok program yapmayacağız.”

“Ama kavga ettiniz.”

“Kiminle?”

“Babanla.” Siktir, duymuşmuydu? Ne kadarını duymuştu? “Evet. Acıyorum!” dediğim kısmı da duymuş muydu?Sonra sesimi alçatmıştım. Yanlış anlamış olabilirdi. Ona acıdığımı falan düşünmüş olabilirdi. Yemin olsun ki isteyeceğim son şey buydu.

“Benim yüzümden kavga ettiniz.” dedi sessizce. Başımı iki yana salladım.

“Hayır.”

“Ama...”

“Senin yüzünden değil diyorsam değil. Bugün de gitmiyoruz bir yere, konu kapandı.” dedim sakince.

Yaklaşık yarım saat boş boş oturduktan sonra Efil sonunda telefonu kapatıp üfledi. Belli ki o da sıkılmıştı.

“Film izleyelim mi?” dedi birden bire.

Bölüm sonu

3 yorum