İçeriğe geç

Oyun

Bölüm 4 · 6 dk okuma

Oyun

Bölüm 4

4. Bölüm

~A’dan~

Asla bir görevi yarım bırakmam. Bana verilen işi her zaman tam yaparım. Çünkü benim duygularım yok. İnsanlarla beraber duygularımı da katlettim. Hiç kimseye acımadım. Bugüne kadar bir çok farklı yerde bulundum. Ailem beni istemeyip sokağa attıklarında ben onlara inat çalıştım. İyi bir adam olmak için çalıştım. Ama olmadı. Annemin içten içe isteyip de babamın korkusundan söyleyemediği kişi olmak, başarılı bir iş adım olmak için kimsesiz olmama rağmen on dört yaşımdan beri çalıştım. Ama babamın dediği oldu. Benden hiç bi bok olmadı. Ta ki dört ay önce ünlü bir oto galerici ve araba koleksiyoneri beni seri katil olmam için eğitip sevmediği ve rakip olduğu ünlüleri ve bazı arkadaşlarını öldürmem için yüklü miktarda paralar verene kadar. Onun sayesinde kendi ayaklarımın üstünde durmayı öğrendim. Yasal olmasa da. Dört aydır neredeyse her gece bir adamın kellesini aciz bedeninden koparıp onların cellatları oluyordum. O galerici iş adamı ise benim yeteneğimi övüyor ve beni 81 ilde ayrı kişileri öldürmem için hep yanındaki sağ kolu olarak insanlara tanıtıyordu.

Bu sayede de şu an Bursa’daydım ve geçici olarak Özgür’ün -beni yanına alan galericinin- bana tuttuğu sığınağa normalde şu an ölü olması gereken kızla beraber gelmiştim. Umay Öztürk. Bu kızı neden öldürmemiştim? Bilmiyordum. Özgür bana bu kızın dosyasını verdiğinde yüzündeki ifade çok tuhaftı. Sanki benim bir şeyleri çözmemden korkar gibi diken üstündeydi. Ben ise fotoğrafını ilk gördüğümde ürpermiştim ama buna anlam verememiştim. Şimdi ise o kızın kapalı gözlerine ve çok az beyazlaşmış yüzüne bakıyordum. Dudakları kurumuştu. Ona enjekte ettiğim ilacın yan etkilerinden biriydi ve bunun olması çok normaldi. Ona bakarken fotoğrafını ilk gördüğüm andaki gibi kanım vücudumda hızla dolaşmaya başladı ve aynı o sırada olduğu gibi ürperdiğimi hissettim. Ben bu histen kurtulmaya çalışırken o ise sanki kendi yatağındaymış gibi kucağımda kıpırdadı ve mırıldandı. Onu seyrederken sırıttığımı fark edip hemen ciddileştim ve onu önümdeki önceden bir sürü insanın ölümüne şahit olmuş sandalyeme bıraktım.

İlk defa kurbanım bir kadındı ve onu öldürmemin nedenini Özgür’e sorduğumda ilk defa beni terslemiş ve normalde onu neden öldüreceğimi ve yaptığı hainlikleri ve kötülükleri ballandıra ballandıra anlatıp keyifle ve hırsla karışık olan o gülümsemesiyle bana bakmak yerine beni başından kovup işine karışmamam için sinirle uyarmıştı. Bu yaptığı oldukça şüpheliydi ve bana o dosyayı verdiği günden beri hareketlerini takip ediyordum. Ve son iki haftadır kızı araştırıyordum. Belgelerde ise çok büyük mantık hataları vardı.

Kızın hayatı boyunca uzaktan eğitim aldığı ve tonla dövüş kursuna gittiğini görmüştüm. Bu da yumruklarının gücünün nereden geldiğini açıklıyordu. Fakat kız aynı zamanda liseye gidiyordu ve dün okulunun ilk günüydü. Ama kimliğimde kızın yirmi yaşında olduğu görünüyordu. Buna belki sistem hatasıdır dedim çünkü bilgisayarım eskimeye başlıyordu ve hakın zamanda yenisini almayı düşünüyordum.

Bilgi hatalarını bu sebeple tolere etmiştim. Onu takip edip sınıfından bir öğrenci gibi davrandığım için yaptığı her şeyi takip etmiş ve onun kızdığında neler yapabileceğini o sarışını alt ederken çok iyi görmüştüm.

Ancak işin en garip kısmı ise Eren bana tüm bu bilgileri ve kız hakkındaki her şeyi verdiğinde okulun Özgür’e ait olduğunu görmüştüm ve bu garipti. Çünkü Özgür oto galericiydi ve bana okulu olduğundan bahsetmemişti. Ah doğru yaben onun hiçbir şeyi değilim. Bana hiçbir şey anlatmak zorunda değil.

Ancak adını internette aratınca adına yapılmış veya yaptırılmış hiçbir okul yoktu ama Eren’in bilgilerinde marmara bölgesindeki her şehirde birer okulunun olduğu görünüyordu ve hepsi liseydi.

Ben tüm bunları öğrenirken bir yandan da Özgür’ü takip ediyordum ve hareketleri her gün daha da tuhaflaşıyordu. Birkaç sefer bir kızla “dayıcığım” diyerek çok samimi ve içten bir şekilde konuştuğunu görmüştüm ve ondan sonra adamın ailesini araştırmıştım. Karısının öldüğüne ulaşmıştım ve yeğenleri veya kardeşi olduğuna dair hiçbir şey yoktu.

Onun dışında uzun zamandır seyahat etmiyor, Bursa’dan dışarı çıkmıyorduk ve bu da diğer her şey gibi oldukça şüpheli idi. Dün gece ise bütün bunları düşünerek kızın evine girmiş ve pencereye tırmanarak olabileceğimin iki kat fazlası bir sessizlikle odasına girmeme rağmen uyanmıştı ve bu uykusu en hafif olduğu söylenen kişilerde bile olmadığı için oldukça afallamıştım. Uyanır uyanmaz küçük bir kız gibi çığlık atmak yerine bugünler için yetiştirilmişçesine bana saldırmıştı ve gerçekten çok güçlüydü -ki bu da o kursların işe yaradığının kanıtıydı-. Bir şekilde onu alt edip ilacı enjekte ettiğimde ise en kaslı, en kuvvetli ve dirayetli adamları bile zangır zangır titretip yere yığdıran ilaç bu kızın sadece bilincini kapatmıştı ve her şeyiyle beni ayrı ayrı şaşırtan bu kız bununla da beni şaşırtmıştı. Ben de onu orada öldürmekten vazgeçip onu buraya getirmiştim.

Eren’in verdiği dosyaları bir kez daha okuduğum sırada az önce düşüncelerimle beraber sandalyeye nazik ama sıkı şekilde bağlayıp kafasına bir çuval geçirdiğim kızın boğuk sesini duydum

“Neredeyim ben? Bırak beni ruh hastası!”

Tahminimden erken uyanmıştı. Bu da tam da bayılınca düşündüğüm şeyin doğrulamasıydı. İlaca karşı bağışıklığı vardı ve çok dirençliydi.

“Uyanmışsın” dedim kafamı dosyalardan kaldırmadan.

“Neredeyim ben?” dedi tekrar ve kafasındaki çuvaldan kurtulmaya çalıştı. Ellerinin bağlı olduğunu fark edince alayla

“Ellerimi mi bağladın be adi herif. Senin gibi bir salaktan da tam bekleneceği gibiymişsin ama.” dedi. Dediklerine karşı içimde öfkeyle şaşkınlık duygusu birleşti ve hırsla yanına gidip kafasındaki çuvalı söker gibi çıkarttım. Çıkartmamla beraber yüzünü gerçek anlamda ilk defa bu kadar net gördüğüm için içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim ve iki haftadır araştırdığım bu kızı özlediğimi hissettim. Yumuşadığımı fark edince silkelendim ve bana dediklerini kendime hatırlatarak kendimi öfkeyle doldurdum. Yüzüne tekrar baktığımda duraksadığını ve bana beni tanıyormuş gibi baktığını fark ettim. Benim de onun gibi ona baktığımı fark edince aptalca olan gülümsememi alaylı bir sırıtışa çevirdim ve

“Biliyor musun, çok şanslısın.” dedim. Anında ciddileşip

“Ne alaka?” dedi tersleyerek.

“Öldürmediğim ilk kurbanımsın. Ama sınırlarımı çok zorluyorsun. Ölmek istemiyorsan sus.” dedim gözlerimi karartarak sert bir şekilde.

O ise bu halime dişlerini göstererek güldü ve asla beklemediğim bir şey söyledi.

“Öldürsene.”

Bunu fısıldayarak söylemişti ve bu dediğinden hemen sonra gözleri birkaç saniyeliğine dudaklarıma kaymıştı.

Sertçe yutkundum ve elimdeki çuvalı yere atarak ayağa kalktım. Ağzımdan bir küfür savrulurken ellerimi sinirle saçımdan geçirdim. Aklımı karıştırmaya çalışıyordu ve kesinlikle bunun için eğitim almıştı.

Bu an bile… İliklerime kadar tanıdıktı. Ben bu kızı nereden tanıyordum ki? Öldürmem için görevlendirilmiş olduğum kızı neden şu an kendi evime, hatta odama kadar canlı getirmiştim ki? Çok saçmaydı. Hem de çok. Ben bu liseli kızı tanımıyordum. Bu kadar büyük bir hatayı Özgür asla affetmezdi. Kendi ellerimle kendimi yakmıştım. Hayatımın tam düzene oturmaya başladığı dönemde mahvediyordum. Bu kızdan kurtulmalıydım.

Tam ben kendimi doldurmuş ve patlamaya hazır bomba gibi etrafta dolaşırken onun sesini duydum. Umay’ın.

İç çekti ve yavaş ama emin bir sesle konuşmaya başladı.

“Ben seni tanıyorum galiba. Dalga geçeceksen de geç. Ben , seni tanıdığımı hissediyorum.”

Bu dediklerinden sonra yumruk olarak sıktığım ellerim gevşedi. Yavaşça onun olduğu tarafa geri döndüm ve dudaklarımda çarpık bir gülümsemeyle ona bakarak,

“İnanmazsın, ben de seni tanıyor gibiyim küçük kız. Ama ben her gün binlerce insanın dosyalarını alıyorum. Belki birine benzetmişimdir. Ama senin gibi bir liselinin bir suikastçıyla nasıl bir alakası olabilir ki.” dedim.

Bölüm sonu

1 yorum