- Bölüm
Acaba insan ait olmadığı bir yere ait olmak zorunda kalabilir mi? Ya da gittiğimiz yerlere biz mi ait olduğumuzu hissederiz? Aidiyet dediğimiz kavram tam olarak ne?
Bunun gibi uçsuz bucaksız düşüncelerimle birlikte belime kadar uzanan kestane rengindeki saçlarımı örüyordum. Saçıma lastik tokamı taktım ve makyaj masamdan kalkarak boy aynamda kendime baktım. Yeşil rengi gözlerimde ışık kalmamıştı. Boş bakıyor ve soluk görünüyordum. Normalde makyaj yapmayı severdim fakat kendimi çok yorgun hissediyordum ve içimden makyaj yapmak gelmiyordu. Aynanın başından ayrıldım ve dolabımdan kapüşonlu bir kazak ve dar bir kot alıp üstüme geçirdim. Çıkmadan dudaklarıma sadece bir nemlendirici sürüp çantamı aldım.
Kapımı kapatıp merdivenlerden üçer beşer indim. Mutfaktan gelen ablamın sesi kulaklarımı doldurdu:
"Ablacım, kalktın mı? Geç kalacaksın ilk günden hızlı ol!" Mutfağa indiğimde ablam mutfak önlüğü ile tavada yumurta kızartıyordu ve yüzündeki tebessüm ile huzurlu görünüyordu.
Fakat benim içimde bir huzursuzluk var. Sanki bu okul, bu zaman dilimi tamamen yanlışmış gibi geliyor. Sanki ben şu an olduğum kişi değilmişim gibi.
“Abla gerçekten aç değilim, yemeyeceğim”diye feryat ettim.
“Umay iki aydır hiçbir şey yemiyorsun, çok zayıfladın. Bir iki lokma ye bari, “
“Yemeyeceğim, söz okulda yerim ben.”
“Madem öyle, nasıl istersen.”dedi. Bunu söylerken gözlerini devirmişti ve mavi gözlerinin içindeki damarlar sarmaşık gibi duruyordu.
“Ben çıkıyorum!” Diye seslendim kapıya ilerlerken. Arkamdan gelerek,”Dikkatli ol, beni aramayı unutma ve yabani hayvanlar gibi herkesi yiyecek gibi bakma.”
İşte bu son söylediği biraz zordu. Ben genelde görünmez olmayı severim. Bu yüzden de insanların bana bakmalarını sevmezdim ve benimle konuşmaya çalışanları hep terslerdim. Tabi iki ay öncesine kadar çok farklıydım ama ben o zaman mutlu olabiliyordum en azından. Ayrıca her şey bir yana “normal” şartlar altında lise son sınıfta okula nakil olan kızı kim niye istesindi ki?
Kapıdan çıkıp yürüyerek beş dakika mesafesi olan okuluma ilerledim. Yılmaz Koleji dayıma aitti ve dayımla iki ay önce tanışmıştık. Dayım biraz tuhaf hissettiriyordu ama bunu neden olduğunu hâlâ anlayamamıştım. Rahatsız edici şekilde bize her konuda destek olmuştu. Beni okula yazdırmıştı. Evi ise babamın eski arkadaşlarından biri olan Ferit abi almıştı.
Kolejin kapısından içeri girdiğim andan beri tüm gözler üsümdeydi. Aldırmamaya çalıştım ama her birine sert birer yumruk atamamak için kendimi çok zor tutuyordum. Koridora girdiğimde rastgele birini durdurup”12-E nerede?” Dedim kabaca. Eliyle koridorun sonunu gösterince teşekkür etme gereği duymadan yürüdüm. Sınıfın kapısına gelince derin bir nefes aldım ve kapıyı açtığımda tam da beklediğim gibi tüm meraklı gözlerin odağında olmamı umursamamış gibi yaptım. Ama umursuyordum ve hiç de hoşuma gitmiyordu bu durum. Arka sıralardan birine oturdum ve kitabımı açıp okumaya başladım. Ders zili çalınca genç öğretmen sınıfa girdi ve ders başladı.
Öğretmen yoklamayı almaya başladı:
“Evet çocuklar kim yok bir tek Ezgi mi? Hah tamamdır. Ayrıca yeni gelen bir arkadaşımız var:
Umay Demiröz! Evet Umaycığım bize kendini tanıtır mısın acaba?”
İşte başlıyoruz, dedim içimden. İnsanların kim olduğumu merak edip sürekli sormasından hazzetmiyordum. İnsanlar neden hayatımızın her noktasını merak ederdi ki? Ama her şeye rağmen saygılı olmalı ve kimseye zarar vermemeliydim. Şimdilik.
“Ablamla Bursa’ya yeni taşındık.” dedim kısaca. Öğretmen onaylarcasına hafifçe başını salladıktan sonra yavaşça kaşlarını çatarak o çok korktuğum soruyu sordu:
“Annenle baban neredeler peki?”
Bu sorunu sorulacağını zaten biliyordum ama boğazım acıyordu. Gözlerimin dolmaya başladığını hissettiğimde toparlandım ve umursamaz görünmeye çalışarak konuştum:
“İkisi de iki ay önce bir trafik kazasında hayatlarını kaybettiler.”
Ben hafif çatallı sesimle bunları der demez sınıfta uzun bir sessizlik ve öğretmenin yüzünde hafif bir hüzün oluştu. Kadın üzgün olduğunu belirttikten sonra dersini anlatmaya başladı. Derste not alarak derse odaklanmak ve dersi dinlenmek istesem de çoğu kişi bana hâlâ acıyan gözlerle bakıyorlardı ve bu daha çok sinirlenmeme ve kalemimi daha hızlı çevirmeme sebep oluyordu.
Ders boyu fazla kasıldığımı fark etmediğim için teneffüs zili çaldığında bacağıma kramp girmişti. Ağrıdan dolayı bacağımı ovuştururken tepemde bir gölge belirdi. Sarışın bir kız turkuaz gözlerini çakmak çakmak açarak sinirle bana bakıyordu. Hışımla,
“Yerimden kalk, seninle uğraşamam!” dedi sinir bozucu tiz sesiyle. Direkt olarak gözlerinin içine diktiğim yeşil harelerimi dümdüz şekilde ona dikerken sakin ama kararlı sesimle
“Sen çok konuşma Ezgi, uğraşacak kişi arıyorsun, üstünde baskı kurabileceğin bir fare arıyorsun, ama o ben değilim. Ayrıca dip boyan gelmiş.”
Dedim ve hiç bir şey yokmuş gibi kitabıma geri döndüm. Ezgi ise önce duraksadı, sonra alay eder gibi hafifçe gülümser gibi oldu. En son ise elini telaşla saçına götürdü ve yanındaki kumral saçlı gözlüklü kıza dönüp telaşla görünüp görünmediğini sordu. Sorarken de tek koluna attığı çantası kolnun ucundan süzülerek yere düştü ve çantasının içindeki tüm eşyalar yeri boyladı. Ezgi telaşla yanındaki kıza döndü ve “Alev! Topla şunları. Dedi emir vererek. Ben ise kitaba bir türlü odaklanamıyordum. En sonunda adını Alev olduğunu öğrendiğim kız dizlerinin üstüne düşünce kitabı sertçe kapattım ve sıramın üstüne koydum.
Alevin elinden tutup onu kaldırdıktan sonra ona sırasına gitmesini söyledi
Sonra Ezgiye dönerek
“Senin düşürdüğün çantayı neden o topluyor?”
Dedim olabildiğine sakin bir şekilde. O ise benim sınırlarımı tamamen zorlayarak güldü ve
“Sen mi toplamak istiyorsun tatlım,” dedi rekabetçi bir tonda ve ekledi: “zevkle.”
İşte bu bardağı taşıran son damla oldu. Önce yere düşen makyaj malzemelerine baktım ve bir tekme savurarak tüm malzemelerini onun ayağının dibine doğru sürükledim. O kırılan far paletlerine şokla ve öfkeyle bakarken ben onun rekabetçi tonunu taklit ederek
“Tipini düzeltmek için makyaj malzemelerini heba etme, sende pek işe yaramaz gibi, tatlım” dedim.
Bana öfkeyle bakmasını umursamadan eşyalarını ezerek yanına ilerledim. Doğrudan birbirimizin gözlerinin içine bakıyorduk ve göz temasını kesmiyorduk. Onun kulağına eğilerek hiç istifimi bozmadan
“Bana bak pişmaniye, beni hafife alma, elimde kalırsın ilk günden.” dedim.
Ezgi ise burnu havada ve alaycı bir tavırla fısıldayarak,
“Ne o, yoksa annenle babanı mı çağırırsın köylü kızı?” dedi. Kulağının hizasından yavaşça geri çekildim ve sırıtan yüzüne baktım. Fısıldayarak “Sen istedin civciv!” Dedim. Sonra dakikalardır birinin yüzünü dağıtmayı bekleyen yumruğumu kızın kusursuz suratına sertçe indirdim. Kız yanına doğru düştü ve yanağını tuttu. Yerdeki eşyalarından aynayı bulup hızlıca suratını kontrol etti ve yanağındaki kızarıklığı görünce sinirle yerden kalktı ve bana hamle yaptı. Ben ise ustaca yana sıyrılıp tokadından kaçtım ve saçının kökünden tutup yüzünü yere çok az mesafe kalacak şekilde tuttum.
Yanına eğilerek
“Bir daha ailemi o pis ağzına alma” dedim her kelimesini vurgulayarak. Kız acıyla ensesini tutmaya çalışırken hızlıca kafasını salladı. Zarar görmesini umursamayarak kızı o halde yere bıraktım ve ayağa kalktım. Ellerimi birbirine sürterek temizlerken etrafımda olan bitene baktım. Fakat sınıfta sadece dört tanımadığım kız ve Alev vardı. Ezgi ise sessizce ağlayarak eşyalarını bile toplamadan ayağa kalktı ve gözyaşlarını silip bana döndü:
“Seninle işim bitmedi-“ dedi ve duraksayarak ağzını kapattı. Sonra saçlarını savurarak sınıftan çıktı. Onun hemen arkasından Alev de bana teşekkür ederek neredeyse boş olan sınıftan çıktı.
Dört kızdan kızıl kıvırcık saçlı olanı yanıma geldi ve “Merhaba, Umay’dı değil mi? Ben Şule!” Dedi. Gülümseyen yüzüne baktım. Az önce gördüklerinden hiç etkilenmiş gibi görünmüyordu. Hatta bunu yaptığım için minnettarmış gibi duruyordu. Ben ise bu kızı bir yerden tanıyor gibi hissediyordum.
Yanımıza kalan üç kız da geldi. Sarı saçları ve saçlarından biraz daha koyu renkte gözleri olan kız kollarını göğsünde kavuşturdu ve
“Umay, tebrik ederim. Ezgi’yi çok güzel hırpaladın.” dedi. Onun hemen ardından
“Umay’dın değil mi? Ben seni dersten beri izliyorum, gözlerin çok güzel.” dedi açık kumral dalgalı saçlara sahip, ela gözlü olan bir diğeri. Kızın yüzünde genişçe bir gülümseme vardı ve gülmek kıza çok yakışıyordu. İkisinden biraz uzun olan ve kısa kahverengi saçları olan esmer kız ise elini uzatarak,
“Merhaba Umay. Tanıştığımıza memnun oldum. Ben Sema. Diğerleri kendini tanıtmadı ama bu Elif”dedi eliyle sarışını göstererek. Hiç duraksamadan “Bu da İdil,” dedi kumrala doğru. “Kendilerinin akılları beş karış havada olduğu için onların anneleri olarak ben tanıtmalıyım” dedi anne kelimesini iğneleyici şekilde söyleyerek. Sema’nın elini sıktıktan sonra Sema hemen Şule’ye dönüp, “Şule, sen Umay’ın numarasını al” dedi.
Ne? Bu kadar çabuk mu? Daha yeni tanıştık ve bir anda benim numaramı istiyorlar. Gerçi ben omları başından beri tanıyor gibiyim. Onları en derinlerimde hissediyorum ve bu çok tuhaf. İçimdeki karmaşık düşüncelere rağmen onlara numaramı vermiştim.
Kantine gideceklerini söyleyince ben de kafamı sıraya koyup uyumaya başladım. Sonraki derslerde Şule bana beni tanımak için sorular sordu. Sanki bir görev yapar gibi bir hali vardı. Öğlen olduğunda bana her ne kadar ısrar etseler de kızlarla beraber yemek yemek yerine aç olmadığımı söyleyerek kütüphaneye gittim ve ilk gün olmasına rağmen kafamı kitaplara gömerek ders çalışmaya başladım.
• • • •
Kapıdan içeri girer girmez ablam koltukta uzanarak baktığı telefondan kafasını kaldırmadan
“Umay geldim mi kuşum?” Dedi. Büyük bir ciddiyetle ”yok gelmedim hâlâ okuldayım.” dedim.
Ablam önce duraksadı. Sonra
“Nasıl bu kadar ciddi kalarak espri yapabiliyorsun sen ya?” dedi. Cevap vermeme fırsat vermeyip soru sormamış gibi konuşmaya devam etti.
“Anlat bakalım yeni okulunda ilk günün nasıl geçti?”
“Sıradandı” dedim umursamazca.
“Arkadaş edindin mi bari” dedi hiç umutlu olmamasına rağmen. Daha kendim bile bunun cevabını bilmediğim için
“Sanırım” diye belirsizce cevapladım.
“Ne demek sanırım” dedi sorgulayarak.
“Yani, dört kızla tanıştım. Numaralaştık.” dememle ablamın gözleri fal taşı gibi açıldı.
“İnanamıyorum, sen arkadaş mı edindin” dedi hayretle.
Bu başka insanlar için çok normal olabilirdi. Ama konu ben olunca; benim arkadaş edinmem Arka Sokaklar’ın final yapması kadar imkansızdı. Çünkü ben nedeni bilinmez bir şekilde insanları kendimden uzaklaştırıyorum ve bu yüzden de tek arkadaşım benden iki yaş büyük ablamdı.
“Sonunda arkadaş edinme girişiminde bulunduğuna sevindim.” dedi ablam gülümseyerek. Onu cevapsız ve tepkisiz bırakarak yukarı kattaki odama çıkıp kapımı kilitledim. Kendimi yatağa attım ve tavanımı seyretmeye başladım. Henüz yatalı iki dakika bile olmamışken telefonumdan gelen bir bildirim yatağımdan doğrulmama sebep oldu.
Bilinmeyen numara sizi gruba ekledi
05xxx: kızlar Umay’ı ekledim. Umay ben Şule, diğerlerini de kaydedersin
Önce afalladım, sonra gerçek mi diye bir daha okudum. Gerçekten de ilk günden arkadaş edinmiş miydim ben? Ya da ilk günden okulun zorbasının ağzıyla yüzünün yerini değiştirdiğim içindir. Ama kızı dövdüğüm için benden korkmadılar, aksine arkadaş olmaya çalıştılar. Hatta benim kızı dövmemi bekliyor gibi bir halleri vardı sanki. Çok sakinlerdi çünkü. İçimde verdiğim büyük savaştan sonra zorlukla mesaj yazabildim.
Siz: merhaba
Diğerleri de kendilerini tanıttılar ve hepsi sözleşmiş gibi aynı anda işleri olduğunu söyleyip gruptan çıktılar. Ben de çevrim dışı olup duşa girdim.
Yaklaşık yarım saatlik duşun ardından ablam beni yemeğe çağırınca saçlarım kuruyup başlarındım. Ben masaya oturunca ablam da suçu alıp sofraya oturdu. Önümdeki makarnayı görünce gün boyu hiçbir şey yemediğim aklıma geldi ve acıktığımı hissettim. Ablam makarnaya doğru sokarak, yemek yapmayı bilmediğim için biraz böyle idare edelim. Ben daha sonra yemek yapmayı öğrenene kadar en azından dedi, gözlerimin içine bakarak. Sessizce yemeğimizi yedikten ve bulaşıklar yıkadıktan sonra ablam da ben de kendi odalarımıza çekildik.
Saate baktım, 9.30'u gösteriyordu. Yapacak bir şeyim olmadığından elime kitabımı aldım, rastgele bir şarkı açtım. Açtığım müzik duraksama neden olmuştu.
“Anne, benim isim ne anlama geliyor?” Annem uğraştığı bulaşık makinesini kapattı ve bana cevap vermeden çalan müziğin sesini kıstı. “Umay anneciğim, senin adın bereket, şefkat anlamına da gelen koruyucu demek bir tanem. Neden sordun?” Okulda etkinlik sırasında herkese isimlerinin anlamını sordular. Ben bilemeyince de benim isimimle bilmediğim için dalga geçip zorbaladılar. Beni oyuna almadılar, dedim ve gözlerim doldu. Annem ağlamak üzere olduğumu anlayınca yere benim yanıma oturdu ve anaokuluna giden beni kucağına aldı. Annemin koyu kumral saçlarıyla oynamaya başladım ve bunu yapmayı çok sevdiğimi anımsıyorum. Annem müziğin sesini arttırıp şarkıya eşlik etmişti güzel sesiyle. Ve şu an olduğu gibi uyumuştum.
Doğrusu yanlışı, ağrısı, sancısı ne varsa yaşanacak.
Gözyaşı, ayrılık, pişmanlık, dargınlık hepsi benim olacak.
İçimde yılgın rüzgarların ayak sesleri,
sende daha yeni yeni kavak yelleri.
İçimde yılgın rüzgarların ayak sesleri,
sende daha yeni yeni kavak yelleri.
*Nilüfer-Kavak Yelleri