Bedenime istila eden adrenalin hormonu kalbimi hızlandırdı. İki çocuk yolumuzu kesen arabadan indi. Karanlıktan yüzlerini seçemiyordum ama yapılı bedenlerinden erkek olduklarını anladım. Melek korkudan koluma yapışmıştı. Halen mor olan kolum acıyınca sinirli bakışlarımı Melek'e çevirdim. Dudağını dişleyip, elini hızla geri çekti. "Ay unuttum, özür dilerim." Dedi sesine yansıyan korkuyla.
Çocuklar taksiye yaklaştıkça karanlık sokaktaki, sokak lambasının güçsüz ışığı yüzlerini aydınlatmaya başladı. Kalbim daha da hızlanırken, korku yerini rahatlamaya bırakmıştı. İlk bakış açıma giren, Burak'tı. Onun yanındaki ise Kerem. Hala hızlı atan kalbim sinirlerimi bozdu. Serçe taksi kapısını açtım ve indim. "Ne yapıyorsunuz siz?!" Diye bağırdım ikisine bakarak. Gece gece korkudan altımıza yapacaktık, bu mallar yüzünden. "Melek mesaj attı Kerem'e. Gece gece taksiyle eve gitmeyin diye, geldik. Bende çok meraklı değilim, burada olmaktan." Diye söylendi Burak. Sesi sakin ama sertti. Bağırsa bu kadar etki bırakmazdı.
Bir şey söylemek için dudaklarımı araladığım sırada, Burak arkasını döndü ve araba yürüdü. Kerem elini omzuma attı ve peşi sıra arabaya sürükledi beni. Söylecek çok şey vardı ama susmayı tercih ettim. Arka koltuğa bindim ve mahcup bakışlarla bana bakan Melek'e dik dik baktım.
Salı
Sabah alarmın sinir bozucu sesiyle gözlerimi araladım. Gece eve gelir gelmez uyumuştum. İstemeye istemeye sıcak yatağımı ve yumuşak yastığımı bırakıp, banyoya girdim. Günlük rutinlerimi hallettim ve okul kıyafetlerimi giydim. Saçımı açık bıraktım ve makyaj malzemelerime göz ucuyla baktım. Pek bişey yoktu zaten. Yüzüme nemlendirici sürdüm. Çilekli parlak lip balmını dudağımda gezdirdim. Hazırdım.
Odamı dolduran zil sesiyle, yatağımdaki telefonumu aldım. Kerem arıyordu. "Efendim?" Dedim mesafeli bir tonda. Trip atasım vardı. Dün ki olaydan sonra bunu hak etmişti Kerem. "Kapıdayız, gel." Deyip, kapattı telefonu.
Çantamı aldım ve mutfağa girdim. Annem kahvaltı hazırlıyordu. Arkasından yaklaşıp, yanağına sulu bi öpücük bıraktım. "Deli kız." Diye güldü annem. "Ben okula gidiyorum anne, Kerem'ler gelmiş." Dedim ve annem 'ama kahvaltı.' Demeden mutfaktan çıktım. Ben ayakkabımı giyerken, annemin sesini duymuştum. "Bi şeyler yemeyi unutma Defne." Kapıdaki tanıdık arabanın önünde durdum. Arka koltuğa geçip çantamı koltuğa koydum. Ayakta duran Batu ve Efe gibi ayakta durdum. "Hızlı alıştı." Diyen Efe'ye gülümsedim. Şarkı söyleyerek okula kadar gelmiştik. Sınıfa çıkıp çantaları koyunca "Ben kantine gideceğim." Dedim, Kerem bana bakıp "Tek gitme, Burak da seninle gelsin." Dedi, sanırsın sefere çıkıyorum. "Neden ben?" Diye sitem etti Burak, Burak'a baktım. Öyle rahat oturuyordu ki ben de olsam kalkıp bi kızla kantine inmek istemezdim.
"Batu'ya falan desem kıza yavşarlar." Dedi Kerem, Batu boş boş bakıp "Ben ne zaman bizim ekipten birine yavşadım?" Dedi, Batu'nun dedikleri üzerine Efe Batu'ya baktı. "Beni öptüğün günleri unutmadım Batu Bey." Alaylı tavrıyla konuştu. Batu tam konuşacakken Ulaş sıradan kafasını kaldırıp "Sanırsın bundan önce ekipte yavşayacak birer kız vardı." Diye mırıldandı.
"Kantine gidiyorum, ölüme değil." Diyerek konuşmaya devam ettim. "Ben gider gelirim." Ardından sınıftan çıktım. Kantinin en alt katta olduğunu bildiğim için merdivenlerden yavaş yavaş inmeye başladım. Merdivenden inerken bir kız önümde durdu. Bu kız Burak'ı seven değil mi? Yana kayıp geçmeye çalıştım ama kız da benimle birlikte yana geçti. Bilerek önüme geçiyordu. Elimi göğsümde birleştirip kıza baktım. "Bir daha onların yanından bile geçmeyeceksin." Dedi, derin bir nefes alıp verdim. "Bu bir uyarı mı?" Dedim, kız tek kaşını kaldırmaya çalışarak bana baktı. "Uyarı sevmem, açık açık tehdit ediyorum." Kızın dediklerine güldüm. Kız kolumdan çekip beni merdivenden indirdi. "Ahh!" Diye acıyan koluma baktım. Duvara yaslanıp kolumu kızdan çektim. Kız boş boş bi bana bir koluma bakıyordu.
"Bir daha koluma dokunursan sen onların yanından bile geçemezsin!" Diye cırladım kıza. Kız itina ile anlamayıp kolumu tuttu. Hatta bu sefer sıkmaya başladı. Buldun tabi zayıf noktamı hemen sen de zayıf noktamdan vur. "Ahh!" Kolumu çekmeye çalıştım ama nafile. Kolumun acısı bedenime işlemişti resmen. "Ben de Şeyma Deniz isem seni bu okulda yaşatmam!" Dedi isminin Şeyma olduğunu öğrendiğim kız. Lan kolumu bırak başlarım okuluna. Kolumu hızla çekip kıza baktım. "Bak Şeyma!" Diye üstüne yürüdüm kızın. "Benimle iyi anlaşmaya çalışsan iyi olur." Dedim, kız bana boş boş bakarken ben kızı ittirdim. Doğru okudunuz. Ben yaptım. "Aksi takdirde ben mi yaşamam sen mi belli olmaz!" Diye bağırdım. Kıza omuz atıp kantine geçtim.
Kaderimde çikolata almak için bu kadar zorluk çekmek de varmış…
Kantinden çikolata alıp sınıfa çıktım. Sınıfa gelince bizimkilere baktım. Batu ve Efe yan yana oturup telefondan video izliyordu. Onun arkasında Burak vardı. Yan sırada ise Ulaş uyuyordu. Gözlerimle Kerem'i aradım. "Otursana." Dedi Burak, nereye oturacağım ki? Elimdeki çikolataya baktım. "Nereye?" Deyip Burak'a baktım. Burak derin bir nefes alıp verdi. "Yanıma otur Defne." Dedi, keskin sesi üzerine itiraz etmeden yanına oturdum. Elimdeki çikolatayı yerken Burak bana doğru döndü. Çenemden narince tutup kafamı kendisine doğru çevirdi. "Ne yaşadın?" Diye sordu, çikolatamı masaya koyup Burak'a baktım.
Gözlerindeki merak ve şüpheyi ayırt edemiyordum. "Anlamadım." Dedim, aslında gayet de iyi anlamıştım ama bunları hemen anlatmak istemiyordum. "Defne, yalan söyleme." Burak biraz daha bana yaklaşıp bakmaya devam etti. Zorla yutkunup geri çekildim. Önüme dönüp çikolatamı yemeye devam ettim. Ben çikolatamı yerken sınıfa Kerem geldi. "Bunu daha sonra konuşuruz, Defne'cim." Dedi Burak yalandan bir ses tonuyla, Defne'cim kelimesini vurgulayarak söylemişti. Kerem Ulaş'ın yanına oturunca Kerem'e baktım.
"Ne oldu?" Dedi Kerem, Burak'a bakıp hızla Kerem'e baktım. "Yer değişelim mi?" Dedim sessizce, Burak bunu duyup güldü. "Ulan 2 dakikaya kızı kaçıracak ne yaptın?" Diye söylendi Kerem gülerek. Bunu duyan Efe ve Batu arkasını dönüp bize baktı. Burak omzuma kolunu koydu. "Ne yapmışım?" Resmen gizli tehdit yiyorum. Söylesem ayrı söylemesem ayrı.
Burak’a baktığımda bana karşı gülümsüyordu. Kerem’e dönüp çekinerek konuştum. Çünkü omzumda kolu olan birini şuan Kerem’e şikayet ediyorum. "Bir şey yok sadece Burak çok soru soruyor." Burak bana bakıp güldü. "Ulan bu zamana kadar bana soru sormayan Burak, sana bir sürü mü soru sordu?" Dedi Batu, Batu'nun cümlesini Efe tamamladı; "Alındım, gücendim yani Burak'cığım." İkisi beraber gülerken onları izledim.
"Mahalle karısı gibi sorguya uğradım burada." Dedim, hepsi gülmeye devam edince ben de güldüm. Bi an Burak alınacak ve kızacak diye korkmadım değil. "Bir sonraki işine Arka Sokaklar da polis olarak başla." Dedi Efe, bu dediğini anlamayan Batu Efe'ye bakınca Efe derin bir nefes alıp verdi. "Ulan polisler sorguya çeker ya." Batu ‘Şimdi anladım.’ Manasında bakarken Efe ellerini açtı. "Allah kimseye esprisini açıklatmak zorunda bırakmasın." Deyip dua etti.
Batu olmayan saçını savurup ayağa kalktı. "Defne gel yer değişelim." Dedi, Efe Batu'nun arkasından ağzını iki metre açtı. "Ay ikinci bi şok geliyor." Batu ile yer değişince güldüm. Batu Burak'ın yanına oturmasıyla "Bana da soru soracak mısın yakışıklı?" Dedi, önüme dönüp gülmeye orada devam ettim.
Elimde olan çikolataya baktım. Ayağa kalkıp çikolatanın ambajını çöp kutusuna attım. Geri yerime oturmamla hocanın gelmesi bir oldu. Ders edebiyat diye yazarlardan falan konuştuk. Ders bitimi hocanın erken bırakmasıyla hep beraber bahçeye çıkmıştık. Bahçedeki bankta oturup etrafa baktım. Benim kolumu sıkan kız oradan geçince bankın masasına elimi koydum. Gözlerimle kızı gösterdim. "Ulan şu kız var ya." Dememle hepsi birden kıza baktı. "Öyle bakmayın." Dedim, Batu dışında hepsi önüne döndü. "Anlamadım oğlum hangi kız?" Diye sorunca Efe eli ile doğru kızı gösterdi. Eli ile göstermeye devam ederken Efe'ye dik dik baktım. "Şu kırmızı ceketli kız." Batu anlayınca Efe elini indirdi.
"Ee ne olmuş o kıza?" Tam dedikodu ortamı kurdum. "Hiç sevmiyorum." Dedim, Batu'nun demin yüzündeki ifadeden hiçbir şey kalmayıp bana boş boş bakınca "Bir de Burak'ı seviyormuş." Dedim, Batu gülümseyip Burak'ın omzuna vurdu. "Hayırlı olsun karşim." Dedi, Burak'a baktım. Burak gülüyordu, o kız için mi gülüyor? "Ne hayırlı olsunu? Ben sevmiyorum diyorum." Dedim istemsizce kıskançlığımı ortaya koyarak. Efe omzuma kolunu atıp "Kızdırmayın küçük enişteyi." Deyince saçımı savurdum.
Sinirle derin bi nefes alıp verdim. Beni ciddiye almıyorlar. "Okula daha yeni geldin." Diyen Kerem'e baktım. "Belki iyi kız nereden biliyorsun?" Bu mantıksızlığı sadece Kerem’den bekleyebilirdim zaten. Kuzen değil miyiz? Genlerde bozukluk var. Söylesem mi söylemesem mi? Elimle uğraşmaya başladım. "Tartıştık biraz." Diye mırıldandım. Hepsi birden bana ciddiyet ile bakınca utandım. "Nasıl tartıştınız?" Diye sordu Kerem, neden hepsi birden ciddileşti?
"Dün yanlış sınıfa girdiğimde yanıma gelip sizden uzak durmamı istedi." Elimi masadan çekerek konuşmaya devam ettim: "Bu gün kantine giderken merdivende yolumu kesti. Biraz kolumu sıktı." Kolumdan bahsedince kızın kolumu sıktığı zamanki acısı geldi aklıma. Vicdansız piç.
Kerem elimi tutup bana baktı. Tüm ciddiyeti ile konuştu. "Acıyor mu kolun?" Kafamı olumsuz anlamda salladım. "Sen güçlü dur, biz hallederiz onu." Dedi Burak, Burak'ın demesi üzerine gülümsedim. "Yok zaten yanınızda olmam bile yetiyor ona." Dedim gülümseyerek. İyicene ciddi oldu bunlar. Durup dururken güldüm. Ortamdaki ciddilik benim gülmemle sonlanırken müdürün anonsu ile tekrardan ciddileştik. "Defne Gök, müdürün odasına bekleniyorsunuz."
"İkinci günden ne yaptın kızım?" Dedi Efe, içimdeki kötü hisse rağmen gülümsedim. "Ne bileyim ya." Ayağa kalkıp müdürün odasına doğru yol aldım. Benim arkamdan gelen Kerem onlar ile zaten büyük bir öz güven kazanmıştım. Müdürün odasına gelince kapıyı tıklatıp içeriye girmiştim. Müdür gülümseyip "Otursana Defne kızım." Dedi, gülümseyip tekli koltuğa oturdum. Hiç de eski okul müdürüm gibi değildi hatta onun aksine güler yüzlü biriydi. "Kızım hakkında bir şey duydum, bu yüzden çağırdım seni." Dedi Müdür, gülümseyip baktım. "Tabi, ne duydunuz?" Dedim, müdür biraz çekinerek cümleleri kurmaya başladı.
"Uyuşturucu kullanıyormuşsun."
--
Müdürün söylediği, o cümle hâlâ aklından çıkmıyordu. Müdür, kolumdaki morluktan şüphelenmişti ki bana kalırsa birini söylediği apaçık ortadaydı. Kolumdaki acıyı fark eden Şeyma'ydı. Büyük ihtimalle Şeyma böyle bir yalan uydurdu. Her neyse, ben müdüre hepsini teker teker anlattım. Müdür de bu konu yüzünden beni sorguya çekildiği için özür diledi. Zaten tatlı bir müdürdü, hiç aksi bir yönü yoktu.
Şu an bizimkiler ile bahçede oturup, kimin böyle bir şey yaptığını düşünmüyorduk ama tabii ki de Şeyma olduğunu biliyorum. Zaten Şeyma'dan başka kim var ki bana okulda düşman olan? Veya kolumdaki acıyı bilen? Derin bir nefes alıp verdim. "Ben bi elimi yüzümü yıkayıp geleceğim." Dedim, birinin böyle bir şey demesini beklemeden hızlıca bahçeden okula doğru ilerledim. Kız tuvaletine gidince elimi yüzümü yıkadım.
Aynada kendime bakarken tuvaletlerin birinden Şeyma çıktı. Bu kızdan kurtuluş yok her halde? Kız aynadan bana bakıp güldü. "Komik olan bir şey mi var?" Dedim aynadan kıza bakarak. "Sen varsın." Dedi Şeyma. Gülümseyip, kıza baktım. "En azından komik duruyorum, senin gibi ezik durmuyorum." Dedim kız arkama gelince kıza doğru dönüp, musluğa yaslandım.
Kendinden emin bir şekilde bana baktı. "Yalnız buradaki tek ezik sensin." Galiba laf attı boklu deve. Yüzümdeki gülümsemeyi kesip, kıza ciddi bir şekilde baktım. "Eğer senin gibi bir ezik olsaydım... Varlığımdan bile haberdar olmayan birine sevgilim gibi davranıp, yanındaki kızla kavga etmeye çalışırdım." Deyip, kapıya doğru ilerledim. "Az sonra bahçeye gel tatlım." Tuvaletten çıktım. İyi iyi bu gün de laf soktuk.
Bahçeye çıkıp, Burak'ın yanına oturdum. Benim oturmamla Şeyma'nın bahçeye çıkması bir oldu. "Burak yanağını öpebilir miyim?" Dedim, dememle hepsinin birden bana bakması bir oldu. "Ya açıklayacağım size, lütfen." Dedim, lütfen derken Burak'a bakmıştım. "Tamam, öp." Dedi, Burak'ın yanağından öpüp, Şeyma'ya baktım. Sinirle bana bakan Şeyma'ya elimle öpücük attım. Şeyma okulun içine girerken, halen daha bizimkilerin bana baktığını gördüm.
"Ya size geçen gösterdiğim kız var ya, anlatmıştım." Dedim, elimi masaya koyup, dedikodu pozisyonumu aldım. "İşte o kız Burak'ı seviyor diye beni de her gördüğü yerde laf atıyor. Ben de ona inat olsun diye şey ettim." Efe ve Batu gülerken, Ulaş umursamadan kafasını masaya koydu. Kerem ve Burak halen daha bana bakınca utanıp, kafamı eğdim. Saçmaladım mı? Her neyse, sorunun cevabı kalbimi kırabilir.
Öpmemem mi lazımdı acaba? Öptüm diye kesin sinirlendiler bana. "Neden bizim bundan haberimiz yok?" Dedi Burak, ben anlatmadım mı bunlara? "Seviyor demiştim işte hatta halledeceğinizi söylediniz." Dedim tekrar konuşacakları sırada zilin çalmasını fırsat bildim ve önden sınıfa çıktım. Dersimiz matematik olduğu için hiçbir şey anlamadan boş boş oturuyorduk. Sıkıntıyla kafamı sıraya koydum. Biri tarafından dürtülünce arkamı döndüm.
"Sevgili yaptım." Dedi Batu, ne ara yaptı? "Ne?" Diye soru sordum. "Çocuklar sessiz!" Diye bağıran ögretmeni pek umursamadan Batu'ya baktım. "Fotoğrafı yok mu?" Dedi Efe, Batu telefonundan bir şeyler yaparken "Ya okul çıkışı buraya gelecek zaten o sırada görürsünüz." Dedi.
Öğretmenin tekrar bağırması ile önüme döndüm. Defterden bir yaprak yırtıp 'ismi ne?' Diye yazdım. Kâğıdı arka sıraya koyup, dersi dinliyor gibi tahtaya baktım. Kâğıt geri bana gelince kâğıda baktım. 'Sıla.' Kâğıdı okudum. Sıla mı? Eski en yakın arkadaşımın ismi. 'Hiç de güzel bir isim değilmiş.' Yazıp, kâğıdı tekrar ve Batu'nun sırasına koydum.
Kâğıt geri gelince kâğıda baktım. Orta parmak çizmişti. Gülüp kâğıdı masanın altına koydum. Üzerimde hissettiğim bi çift bakışla gözlerimi etrafta gezdirdim. Burak bana bakıyordu. Zorla yutkundum ve gözlerimi kaçırdım. Başımı masaya koyup, gözlerimi yumdum. Saatler, kum saatinin içindeki tanelerden hallice, akıp gidiyordu. Uyku yorgun bedenimi esareti altına almıştı. Yanağımdaki hissettiğim soğuklukla irkildim. Uyku yavaşça bedenimi terk ederken, gözlerimi araladım. Bir çift yeşil gözle çakıştı harelerim.
Tanıdık ve bi o kadar da yabancı. Gözlerinin tanımını sorsalar, bunu derdim.
Burak, ben gözlerimi aralayınca gözlerindeki bariz alayla bana bakmayı sürdürdü. "Okul bitti, uyanmayı düşünmüyor musun uyuyan arıza?" Deyip, yanağımdaki elini geri çekti. Esneyerek doğruldum. "Sensin arıza." Dedim ve dil çıkarttım. Çocuksu hareketime kahkaha attı ve saçımı karıştırdı. Homurdanarak geri çektim kendimi. "Off geri zekâlı! Saçımı bozdun." Diye cırladım. Batu sonra düzeltmek ile uğraşıyor.
Yüzünü buruşturdu ve kulağını kapattı. "Bu ses... Kulaklarım acıdı." Dedi keyif aldığı her halinden belli olan bir tonda. Masadan elime gelen ilk şeyi Burak'a fırlattım. Kalemliğimi kafasına gelecekken, havada yakaladı. Yüzündeki gülümseme çok güzeldi insafsızın. Tövbe ne diyorum ben? Kendi düşünceme gözlerimi devirdim. Burak yanıma yaklaştı. Kalemliği masaya koydu ve bir elini masaya yaslayıp, eğildi. Yüzlerimiz aynı hizaya gelmişti.
"Tam bi arızasın... Dışarıda bekliyoruz. Batu'nun yeni sevgilisiyle tanışmaya gideceğiz cafeye. Beklemeyi sevmem, 10 dakikaya aşağıda ol." Gözlerime bakarak kurduğu cümlelerine başımı sallamakla yetindim. O uzaklaşınca derin bi nefes aldım. Etkisi altına girdiğim şey her neyse çok sinirimi bozmuştu.
O sınıftan çoktan çıkmış ve gitmişti. Kendime gelmeye çalışarak, bileğimdeki tokayla saçımı tepeden bağladım. Sıcak olmuştu burası. Çok sıcak hem de. Eşyalarımı çantaya gelişi güzel koydum ve acele adımlarla sınıftan çıktım. Bu manyak şimdi geç kaldım diye, beni almadan giderdi. Koşar adımlarla merdivenleri indim. Bi kaç düşme tehlikesi ardından bahçedeki arabanın yanına ulaşmıştım.
Tek boş olan koltuk ön koltuk olduğu için ön koltuğa oturdum istemeyerek. Sınıfta olan şeyden sonra Burak ile yakın olmak istemiyordum. Beni sadece yakınlaşarak etkisi altına alması tuhaf ve korkunçtu. İlginç olansa bundan Burak'ın haberi yoktu. Ben binince gazı kökledi Burak ve araba boş yolda ilerlemeye başladı. Hafif arkaya döndüm ve telefonla ilgilenen Batu'ya laf attım. "Hanımcı mı oldun sen? Bırakmıyorsun telefonu elinden." Dedim, sesimdeki alaylı tınıyla.
Batu, hızla başını kaldırdı ve bana baktı. Telefonu cebine koyup, omuz silkti. "Saçmalama Defne, takılıyoruz sadece." Dedi, gülerek. Efe ve Kerem aralarında bir şey konuşuyorlardı. Efe'yi ilk kez ciddi bi konuşma yaparken görmüştüm. Şaşırmamak elde değildi doğrusu. Kulak kabartmak istedim konuşmalarına ama çok sessiz konuşuyorlardı. Onları es geçip, önüme döndüm. Radyoyu açmak için elimi uzattım ve elime değen elle başımı kaldırdım. Burak yoldaki bakışlarını bana çevirdi. İkimizin yüzündeki şaşkınlık somutlanacak diye korkmadan edemedim.
Elimi ateşe değmiş gibi geri çektim. Başımı cama yasladım ve hızla geçen ağaçlara odaklanmaya çalıştım. Arabayı dolduran müzik sesiyle, Burak'ın radyoyu açtığını anladım. Hayır yani, ayarlasak aynı anda radyoya uzanamazdık. Çalan şarkıya kulak verdim. Yaşlı Amca - Ve Ben şarkısıydı çalan şarkı. Gülümsedim istemsizce. Severdim bu şarkıyı. Şarkıya eşlik eden sesle bakışlarımı arka koltuğa çevirdim ama onlar söylemiyordu.
Gözlerim Burak'a kaydı benden habersiz. Şarkıya eşlik eden ilâhi ses Burak'tan başkasına ait değildi. Yüzüme yapışan aptal gülümsemeye mâni olamadım. Şarkının son satırlarına gelirken, araba durdu. Dışarıya baktım, dış görünüş olarak otantik bir mekandı.
Hep beraber arabadan indik ve cafeye girdik. Cafe de beyaz ve yeşil tonları hakimdi. Bi çok çiçek saksısı vardı etrafta. Duvarın birinde ise hatıra bölümü vardı. Koca duvarda çeşit çeşit insanın fotoğrafı vardı. Özenmeden edemedim. Çok güzel düşünülmüş bi detaydı.
Bizimkilerle beraber, önden yürüyen Batu'yu takip ettik ve cam kenarında bir masaya yaklaştık. Bedenimi ele geçiren rahatsızlığa başta anlam veremedim. Çocuklardan yenge adayımı göremiyordum. Sırık gibi dikilen, Ulaş ve Kerem'in ortasına geçtim ve ikisini kenara ittim. Kendime açtığım yere geçtim. Bakışlarımı Batu'nun eline kenetli, ellerin sahibine çevirdim.
Vücudumu saran şok dalgasıyla gözlerim irileşti. Biraz önce gelen rahatsızlık hissi, en üst safaya çıkarken, sinirim somutlaşacak boyuttaydı. Tabir-i caizse gözlerimden alev fışkıracaktı. Onun da gözleri beni buldu ve şaşkınca bakmaya başladı.
Bu Sıla, benim hayatımı alt üst eden kızdan başkası değildi. Asıl nefretimin sahibi şimdi tam karşımda duruyordu.


