İçeriğe geç

Oyun Bozan

Bölüm 2 · 10 dk okuma

Oyun Bozan

Bölüm 2

2. Bölüm

Karanlık, umuda diz çökecek. Dehşet adım adım uzaklaşacak benliğimden.

Güneş, bilinmezlikte. Ay ise parıltılı tahtında hüküm sürecek. O parıltı yolumu aydınlatacak.

Kurtuluş yakın.

Sanırım…

İki Gün Sonra / Pazartesi

Sabahın ilk ışıklarıyla gözlerimi araladım. Günaydın yeni bir gün.

Sana da günaydın sinir bozucu çalar saat. Gerilerek yataktan doğruldum. Hala uykum vardı ama uyku düzenim olmadığı için uykusuz kalmaya alışkındım.

Bugün okulun ilk günüydü. En azından dönem ortasında, torpille okul değiştiren benim için ilk gün sayılırdı. Duşa girdim ve sıcak su bedenimi gevşetirken, geçen bi haftayı düşündüm.

Kerem'in okuluna kaydolmuştum. Kayıt yaptırdıktan sonra biraz okulu gezmiştim. Oldukça güzel bi okuldu. Eski devlet okulumla alakası yoktu. Okuldan sonra annem mutlu olmam için bana pasta bile aldı. Bu arada pasta delisi olabilirim. Nerede pasta varsa oraya giderim. Pasta benim için kutsal.

Bi kaç gün önce de annemin zoru ile okul için kıyafet almaya gitmiştik. Diğer günler ise tam bi fiyaskoydu. Müzik dinlemiş, depresyonun dibine vurmuştum. Zorla ders çalışmaya çalışmıştım ama sonu hüsrandı.

Duştan bornozuma sarılıp, çıktım. Ağır hareketlerle, üstümü giyindim. Dizimin bi parmak üstüne gelen eteğim ve beyaz bol gömleğim ile aynadaki yansımama baktım. Berbat görünüyordum. Beni gören insanlar bir daha görmemek hatta hafızalarından silmek isterlerdi büyük ihtimal. Sizce bu benim umurumda mıydı? Hayır.

Yatağa oturup, telefona baktım. Kendimi az da olsa toparlamıştım çünkü toparlamak zorundaydım. Hem bana yapılanı ortada bırakmak istemiyordum. Kim ne derse desin yiğen intikam güzel şeydi. Ya da ben şu ara fazla ezel izlemiştim. Neyse.

Odamın kapısı açıldı. Kerem bana bakıyordu. "Böyle mi geleceksin?" Dedi şaşkınca. "Podyuma değil, okula gidiyoruz." Diye kendimi savunurken, Kerem'in üstündekiler dikkatimi çekti. Siyah pantolon, beyaz gömlek ama gömleği içine tepmemişti.

Neden gömleği içine koymadı diye düşünürken, kravatını gördüm. Bol, siyah bi kravat takmıştı boynuna. Hey! Benim neden kravatım yok? Daha güzel bi soru. Üstündeki siyah deri ceketle evlenebilirdim. Benim neden yoktu deri ceketim?! Kendimi onun yanında mahalle karısı hissettim.

"Anladım. Seni Batu'ya götürmem lazım." Dedi Kerem. Ne diyordu Allah aşkına bu çocuk? Benim konuşmama fırsat vermeden, Kerem elimden tuttu ve beni peşinden sürükledi. Daha doğrusu hızla yürümüştü, bende el mahkûm peşinden koşmuştum.

Bu ne acele yiğidim? Masadaki telefonumu alıp, Kerem'e ayak uydurdum. Kapıya kadar gelmiştik ki, Kerem anneme seslendi. "Emel teyze biz çıktık." Dedi.

Annem, "Kahvaltı yapsaydınız." Diye seslenmişti. Ben pembe spor ayakkabımı giyerken, Kerem bana 'Ciddi misin?' Bakışları atıyordu. Aldırış etmeden, ayakkabımı giydim. Apartmandan çıktık beraber. "Biraz yürüyeceğiz." Dedi Kerem. Farkında mıydı, ben daha yeni uyanmıştım? Ben esnerken, Kerem yürümeye başlamıştı bile.

Beni biri depresyona girdiğim günlere geri ışınlayabilir mi? Müzik, bolca gözyaşı ve uyku. Ciddiyim o günlerin değerini anlamıştım şuan.

Kerem önden giderken, Kerem'i takip ettim. Yol kenarındaki simitçi abiden iki tane simit aldı Kerem. Benim ise aklım halen daha yatağımdaydı. Aklıma Pepe'nin iki ekmek aldım şarkısı gelince gülmemek için yanak içlerimi ısırdım.

Kerem bir simiti bana uzattı, kendi simitini yerken. "Giderken ye." Diye emir verdi paşam, ben bu çocuğu böyle bilmezdim. Ne kadar değişmiş bu çocuk. Simitimi yerken yavaş yavaş yürümeye başladım. Kerem ise önden hızla yürüyordu, sanırsın köpek kovalıyor. Sabır.

Kerem durup, bana bakınca geride olduğumu fark etti. Kolumu hafifçe tutup, benim yürümemi hızlandırdı. Bu arada ayakta yemek yiyoruz. Go istikabet Cehennem yehu!

Yaklaşık 10-15 dakika yürüdükten sonra Kerem bir evin -ki buna ev demek ayıp olur, resmen villa- orada durdu. Daha dün depresyondaydım şimdi hiç görmediğim o evin karşısında. Hayat işte gençler. Yeri gelir uyursun yeri gelir uyanırsın. Of ne saçmalıyorum ben, uykusuzluk yaramıyor bana.

Kerem kapıyı çalarken, Kerem'e bakıyordum. Ne yapmaya çalışıyoruz hiç bir fikrim yok ama simit çok güzel diye susuyordum. Dönüşte bir simit daha mı alsak acaba? Çıtır çıtır.

Evin kapısını genç, kahverengi saçlı, ela gözlü ve giyiniş tarzı Kerem'e benzeyen bi çocuk açtı. Bunlar hep mi böyle kardeşim? Kravatlar, deri ceketler. Okul babalarının yeri falan mıydı? Ne bu havalar?

"Kanka hoş geldin." Dedi ismini bilmediğim çocuk. Kerem içeri geçerken, kolumu tuttuğu için ben de içeri geçmiş bulundum. Demin hoş geldin diyen çocuk bana bakıp, baştan aşağıya süzdü. Hiç hoş gelmemiştim nedense. Ağzına çakardım da neyse. "Bu kız kim?" Diye sordu çocuk, Kerem bana bakınca halen daha kolumu tuttuğunu görüp kolumu bıraktı. "Bu Defne. Bizim ekibin yeni üyesi." Dedi Kerem, ne ekibi lan? Mafya falan mı bunlar? Allah'ım ben neye bulaştım?

"Bu kılıkla mı?" Dedi o isimsiz. Bu çocuğu hiç sevmedim. Bu yüzden ona değil Kerem'e baktım. "Batu. Kızı baştan sona değiştirmen gerek." Dedi, demek çocuğun ismi Batu. Hem Batu neden beni değiştiriyor ki? Anne emin misin bunlar ile aynı okula gitmemi istediğinden?

"Bizimkilere de ilk derse girmesinler. Okula hep beraber geçeceğiz." Dedi Batu. Bunu derken bana yaklaşıp şaçıma dokundu. Heykel gibi durup gözlerimi hareket ettirerek baktım. "Anneme derim kuaförü çağırır ben de o sırada düzgünce okul kıyafeti bulurum." Evin içindeki merdivenden çıkacakken Batu'nun arkasından Kerem seslendi: "Deri ceket ve kravat da al."

Kerem'e baktım. Baktım. Baktım. Başka hiç bir şey yapmadım. Kerem de bana bakınca bakıştık. Ablanız biri ile bakışıyor. Hadi mutlu olalım. "Niye bakıyoruz?" Dedi, kaşımı biraz çatıp ellerimi de göğsümün orada birbirine bağladım. "Ne olduğunu anlamaya çalışıyorum."

"Bak bücür biz biraz tuhafız. Demin bahsettiğim o ekip Batu, ben, Efe, Ulaş ve Burak'tan oluşuyor." Dedi ve içeri doğru geçerken konuşmasına devam etti tabi ben de arkasından gidiyordum. İyicene de Kerem'in kuyruğu oldum.

"Neredeyse okulda birbirimizden başka kimse ile konuşmayız. Yani istesek konuşuruz ama gerek yok. Batu'yu gördün. Kızlara fazla düşkündür bu yüzden kızlar hakkında moda dahil her şeyi bilir. Efe aramızda en soytarı gibi olanıdır. Onun olduğu yerde ciddiyet olmaz sürekli kahkaha atarız. Ulaş ise umursamaz. Muhtemelen bu gün okul var mı yok mu onu bile bilmiyordur. Burak ise aramızda en normal olanı. Fazla korumacıdır, birini sevince kaybetmeye korkar. Bu ekibi o kurdu zaten. Bir de ben varım ama beni biliyorsun. İşte bizim de ekip bu."

Kerem koltuğa otururken ben ayakta Kerem'in dediklerini dinledim. Bana arkadaş çevresini tek tek tanıtması güzeldi. En azından kimin ne olduğunu bilmiş oldum. "Deri ceket ve kravat olayı ne?" Diye sordum, bunu sorduktan hemen sonra Batu gelince cevabımı alamadım. Batu ve arkasında iki tane bilmediğim kız vardı. Kızlardan biri sarışın biri esmerdi ama ikisi de birbirinden güzel.

"Defne hanım sandalyeye alalım." Dedi esmer kız. Kerem'e 'Dediklerini yap.' Dermiş gibi bakıyordu bana. Sandalyeye oturunca Batu karşıma geçip bana yaklaştı. Çenemden narince tutup benle göz teması kurdu. Ben ise kaşlarımı çatıp baktım.

"Bak güzelim seni tamamen değiştirmek için buraya geldiler. Zaten siyah saç, mavi göz ile oldukça güzelsin ama çökmüşe benziyorsun. Sadece bana güven olur mu?" Dedi Batu, ismini yeni öğrendiğim birine güvenecek kadar salak değilim. "Güveniyorum." Dedim sessizce, Batu geri çekilip Kerem'in yanına giderken kendimin ne kadar salak bir kişi olduğumu düşünüyordum.

Saçıma bir şey yapıyorlardı ama ne yaptıkları konusunda hiç bir fikrim yok. Neyse bedava bakım yaptırıyorum işte. İşime geliyor. Aslında bu kadar bakımsız değilim. Sadece son yapılan cidden ponçik kalbimi kırmadı tam anlamıyla ponçik kalbimi ortadan ikiye böldü. Size de o kadar dram yaşadım dedim ama olayı anlatmadım. Aslında olay değil Defne Gök'ün yıkılışı.

Eski okulumda eski sevgilim Caner ve en yakın arkadaşım Sıla. Caner benle sevgiliyken Sıla'yı sevdiğini biliyordum ama kabullenemiyordum. Sürekli kendime 'Defne saçmalama ikisi de senin için değerli öyle bir şey olmaz.' falan diyor duruyordum. Aradan 1-2 hafta geçtikten sonra yani okulun kapanmasına yakın bir zamanda. Bunlar bana kötü bir iftira attı. Benim namusumun olmadığını hatta Caner'e uygunsuz fotoğraflar yolladığımı bu yüzden de Sıla benim tek arkadaşım olduğunu söylediler herkese.

"Gözünüzü kapatır mısınız?" Dedi kız, itiraz etmeden gözümü kapattım. Kız gözüme eyerlinler çektiğini hissettiğimde kıpırdamamaya çalıştım. Her neyse ben anlatmaya devam edeceğim;

Şimdi burada ben öyle bir şey yapmadım diye kendimi savunmayacağım çünkü siz zaten gerçeği yani yapmadığımı biliyorsunuz. Her neyse işte bütün okul bunu duymuş hatta ben onların duyduğunu bilmeyerek birer hafta geçirdim. Taa ki okulun ortasında Sıla bana 'Karaktersiz.' diye bağırana kadar. O gün öğrendim böyle bir şey yaptıklarını ve işin komik olan tarafı bunu kanıtlamışlar. Bir kaç çıplak fotoğrafı benim adıma Caner'e yollamışlar. Ben o kanıtladıkları fotoğrafları da gördüm ama o çıplak fotoğraflardaki benim yerime Sıla'nın fotoğrafları. Yani bütün okul Sıla'nın vücudunu gördü fakat herkes ben sanıyor.

"Bitti efendim." Diye ses gelince gözümü açıp sandalyeden kalktım. Karşımda duran Batu ve Kerem bana gülümseyerek bakıyordu. Batu elindeki kıyafetleri bana verip "Üst katta sağ tarafta ikinci oda." Dedi, Batu'ya boş boş bakarken sağ koluma girdi. "Ben götürürüm seni ayol." Batu'ya gülerek bahsettiği odaya kadar beraber gittik.

Batu kapıda beklerken verdiği kıyafetleri giydim. Normal okul kıyafeti fakat etek biraz daha kısa ve gömlek bol değil. Ha bir de onlarda kravat varken bende pantolon askısı vardı. Etek ve pantolon askısı siyahken gömlek beyazdı. Gömleği içime tepip pantolon askılarını düzelttim. Dizime kadar olan beyaz çorabı giyip aynada kendime baktım.

"Bitmedi mi?" Diye söylenen seslere karşı gülümseyerek "Bitti." Dedim, Kerem ve Batu odaya girip bana bakınca Kerem kaşlarını çattı. Ayna karşısında kendime baktım, baktım ve baktım. Evden çıktığımızda biraz -ki çaktırmayın bu fazla oluyor- çökmüş gibi olabilirdim fakat şuan ki halim depresyondan önceki halime benziyordu. Sadece eskiden pembe takılıyordum şimdi ise siyah.

"Kravat neden yok?" Dedi Kerem, ayna yerine Kerem'e bakarken Batu da Kerem'e baktı. "Kızlarda kravat eskide kaldı." Dedi ve bana bakarak sözüne devam etti. "Nasıl olmuşsun?" Diye söyledi Batu. "Pek fark yok" Dedim gülümseyerek. Batu ve Kerem birbirine bakarken ben tekrardan aynaya baktım.

Gözlerimdeki eyerlinler ve rimel hoş duruyordu en azından göz rengim ortaya çıkmıştı ama normalde okullarda makyaj yasak değil mi? Saçıma baktım. Fön çekilmiş ve uçları hafif kesilmişti. Oldukça güzeldi. Bir dakika. "Saçım ne ara kesiniz?" Dedim Batu'ya bakarak. "Ucundaki kırıkları aldılar güzelim, önemli bir şey değil."

Korna sesi gelince "Sonra aynaya bakmaya devam edersin bücür." Dedi Kerem, aynada saçımı düzeltirken Kerem'in dediklerine onaylarcasına kafamı aşağıya yukarıya salladım. Kerem ve Batu önden giderken onları takip ettim.

Evden çıkarken pembe ayakkabımı giyindim. Batu bana bakarken gülümsedim. "Kaç numara giyiniyorsun?" Dedi, hafif kaşımı çatarak "Otuz yedi." Dedim, Batu eve geri girip gelince elinde siyah ayakkabı vardı. Bunlar siyaha mı tapıyor? "Annemin kullanmadığı birer ayakkabı, senin olsun." Tam kabul etmeyecekken Kerem bana bakıp "Hadi Bücür." Dedi, Batu'nun getirdiği ayakkabıyı giyindim. "Teşekkür ederim."

Yola doğru geçince üstü açık siyah arabayı gördüm. İçinde üç erkek vardı. Arabanın şoför koltuğunda oturan siyah saçlı, yeşil gözlüydü. Ön koltukta oturan diğer kişi ise siyah saçlı, kahverengi gözlüydü. Arkada ayakta durup bize gülümseyen kişi ise sarı saçlı, kahverengi gözlüydü. Neden hepsi kahverengi gözlü? Kerem'e bakınca kahverengi saçlı, badem gözlü olduğun tekrar tekrar fark ettim. En azında onda da kahverengilik var.

Kerem ve Batu arabaya doğru ilerlerken ben onlara bakıp boş boş durdum. Kerem bana bakıp "Defne gelsene." Deyince yanlarına gidip arka koltuğa bindim. Şoför koltuğunda ve yanındaki koltukta biri oturuyor diye arkada dört kişi arkadaydık. İsmini bilmediğim sarışın ayakta duruyor diye biraz rahat oturdum. Sarışın bana bakıp "Ayağa kalksana kertenkele." Deyince bana mı diyor diye Batu ve Kerem'e baktım. İkisi de bana bakınca ayağa kalktım. "Saçların bozulacak." Dedi Batu, saçımı kolumdaki siyah toka ile alttan topladım.

Araba çalışınca koltuğa geri düştüm. Demin bana kalk diyen sarışın bana gülüp kalkmam için elini uzattı. Uzattığı eli tutup ayağa kalktım. Bir daha düşmemek için ön koltuğun başına tutundum. "Aç oradan Müslüm Baba." Dedi sarışın.

Şoför koltuğunda oturan kişi Müslüm Gürses - Affet açınca sarışın çocuk gülmeye başladı. "Şaka yaptım lan, ne açıyorsun?" Dedi, arabayı süren çocuk derin bir nefes alıp Ece Seçkin - Dibine Dibine açtı. Sarışın çocuk şarkıya eşlik ederken bana bakıp benim de eşlik etmemi istedi ama utandığımdan sadece gülümseyip ayakta yolu izledim.

Bir süre sonra okula gelince sarışın çocuk arabanın kapısını açmak yerine kapının üstünden atlayarak indi. Benim inmem için kapıyı açınca gülümseyip arabadan indim. Diğer kişilerin arabadan inmesini bekledik.

Diğer kişiler de arabadan inince okula doğru hep beraber yürüdük. Hep beraber okula gelince bütün dikkatler bize doğru çekildi. Herkes bize doğru bakınca hafif utandım ama umursamamaya çalışarak bahçeye doğru ilerledik.

Bölüm sonu

5 yorum