Genç adam bilincini zorlayarak araladığı gözlerini, keskin bir ışığın yarattığı parlaklıktan korumak için kıstı. Başının içinde sanki dev bir çekiç her vuruşta beynini parçalıyormuş gibi zonkluyordu. Keskin bir geniz yanması, odadaki havanın soğuk ,paslı metal kokusuyla ağırlaştığını hissettirdi. Doğrulmaya çalıştığı an, oturduğu metal sandalyenin soğukluğu kemiklerine kadar işledi.
Burası devasa, tavanı karanlıkta kaybolan, rutubetli ve devasa bir deposuydu. Beton zemin o kadar temizdi ki, spot ışığının altında adeta siyah bir ayna gibi parlıyordu; toz zerresi bile yoktu. Deponun geri kalanı ise katran karası bir karanlığa gömülmüştü. Tek ışık kaynağı, tepelerinden inen ve tam merkezdeki metal masayı aydınlatan, masanın tam üstüne yerleştirilmiş o tek spot ışığıydı.
Umut başını kaldırdığında, gözleri karşısındaki figüre kilitlendi. Karşısında oturan kişi, tıpkı kendisi gibi gece karası bir pelerinle sarınmıştı. Yüzünde, tüm ifadeleri yutan mat, pürüzsüz siyah bir maske vardı. Figür, sanki bir heykel gibi hareketsiz ve korkutucu derecede sakindi. Umut, dehşetle geriye doğru sindiğinde, bu kişinin sadece bir kurban değil, sanki bu oyunun bir parçası olduğunu hissetti. Adamın duruşunda, bulunduğu yerin her santimetresine hakim olan bir tecrübe ve soğukkanlılık vardı.
Maskeli kişi hiç acele etmeden, pelerini hafifçe hışırdayarak masanın üzerine uzandı. Parmakları, masanın tam ortasında duran, metalik gri renkte, eski usul, analog bir teybe gitti. Cihazın üzerindeki "Play" tuşuna bastığında, mekanik bir tık sesi deponun o devasa boşluğunda yankılandı.
Cihazı tam aralarındaki boş zemine bıraktı. O an, odadaki hava daha da ağırlaştı. Teybin içinden yükselen ses, sanki bir insan gırtlağından değil de, deponun beton duvarlarının bizzat kendisinden çıkıyormuş gibi soğuk ve mekanikti:
"Oyuna hoş geldiniz."
Ardından cihaz, sanki bir yargıcın hükmü gibi devam etti:
"Eğer oyuna devam etmek istemiyorsanız, hemen şimdi maskenizi çıkarın ve bu mekanı terk edin. Kapı arkanızda. Gitmekte tamamen özgürsünüz. Şimdi oyundan çekilirseniz alacağınız para ödülü rakibinize devredilecektir"
Cihaz cızırtılı bir şekilde sustu. Deponun derinliklerindeki o karanlık kapıya doğru uzun bir koridor uzanıyordu. Umut'un zihni, korku ve tereddüt arasında asılı kalmıştı bir yandan korkuyor bir tandanda para ödülünü kaybetmek istemiyordu
Karşısındaki maskeli figür, sanki bu cümlenin geleceğini biliyormuşçasına gözlerini (maskesinin altındaki o deliklerden) Umut'a dikmiş, hiçbir tepki vermeden bekliyordu. Belkide vazgeçmesini bir korkak gibi kaçmasını umuyordu
Teyp, odadaki o ağır çaresizliği ölçmüş gibi sinsi bir cızırtıyla tekrar devreye girdi ilk oyun birazdan başlayacak ve kayıt sustu genç adam karşısında oturan maskeli kişiye baktı ne yüzü ne vucudu hiçbirşey belli olmuyordu" m-merhaba" dedi "adın ne? buraya ne zaman geldik bilgin varmı? benim en son telefonuma bir mesaj gelmişti küçük bir oyun ve karşılığında da hesabıma yüklü miktarda para gelmişti ?"
Ama karşısındaki genç adam tek jelime etmedi "benim adım..."
"Kişisel bilgiler paylaşmak kesinlikle yasak" karlısındaki kişi en sonunda konuşmuştu
"Bence paylaşmakta sorun yok altı üstü bir oyun oynayacağız değil mi? Benim adım Umut liseye gidiyorum sen?"diye sordu ama karşıdan bir cevap alamadı
Umut sessizce oturmaya devam etti bu sırada kapıdan iki kişi gördü baştan aşağı siyah giyinmişlerdi onlarında üzerinde esiyah pelerin vardı ama yüzlerindeki maskeler beyazdı ve Umut a göre beyaz meskeler daha korkunç görünüyordu resmen bir hayaletti andırıyorlardı.
adamlar içeri girdi bir üçüncü kişi küçük bir servis arabasını sürüyordu masanın yanında durdular masanın üstündeki yemek dolu tabakları masaya özenle yerleştirdiler Umut "oyundan önce yemek mi yiyeceğiz ne kadar güzel" dedi ama yine kimseden cevap alamamıştı adamlardan biri son olarak bir kayıt cihazı çıkarıp masaya bıraktı ve tek kelime etmeden çıkıp gittiler
Umut ve karşısındaki kişi yine baş başa kalmışlardı Umut kayıt cihazına uzandı ve play tuşuna bastı yine aynı metalik ses depoda yankılandı
Oyuna hoşgeldiniz ilk oyun yemek yarışması oturduğunuz sandalyelerin altında hassas tartılar var en çok yemek yiyen oyunu kazanır kusan yada pes eden kaybeder oyun başlasın 30 dakikanız var ve karşılarında Duran kameranın ışığı yandı Umut birilerinin onları izlediğini anlamıştı
Bant kaydı bittiğinde Umut şaşkındı bu ne saçma bir oyun böyle dedi ama karşısındaki kişi çoktan yemeğe başlamıştı yemekler sınırlıydı eğer acele etmezse az yer ve elenirdi oda eline geçtiyse ne olduğunu önemsemeden ağzına tıkıştırmaya başladı
Dakikalar geçtikçe Umut için yemek yemek bir işkenceye dönüşmeye başlamıştı her lokmada midesi bulamıyordu tabi bunda karşısındaki kişinin ağzından dökülen yemek parçalarının da etkisi büyüktü
Umut daha fazla dayanamayarak geri çekildi elini karnına koydu hala vakti vardı biraz mola vermek istedi ama yemeği bıraktığı anda kırmızı bir alarm çalmaya başladı "oyun bitti 2 numaralı oyuncu elendi"
Umut şaşkınlıkla etrafa baktı sonra karşısındaki kişinin göğsündeki yazı dikkatini çekti 1 yazıyordu demekki iki numaralı oyuncu kendisiydi "hayır, ben devam ediyorum "dedi ama olmadı tüm depoyu bir duman kapladı ve umutun başı masanın üstüne düştü.
***
Eren, sabaha karşı 07:15'te siber şubedeki bitmek bilmeyen gece nöbetini bitirdiğinde bitkin durumdaydı. Gözleri kan çanağına dönmüştü, omuzlarında saatlerin verdiği amansız bir yorgunluk vardı. Arabasını her zamanki gibi Kadıköy'deki aile apartmanının önüne park etti. Yağmur yerini soğuk, tekinsiz bir rüzgara bırakmıştı.
Eren montunun fermuarını boğazına kadar çekti, arabadan inip apartman kapısına doğru yürüdü. İçinde tüm gece süren o tuhaf, anlamlandıramadığı huzursuzluk hala geçmemişti. Kafasını dağıtmak istiyordu. Eve gidip yatağına uzanacak, sonra da son zamanlarda iyice içine kapanan, odasından çıkmayan kardeşi Umut'la adamakıllı bir konuşma yapacaktı.
Apartmanın ağır demir kapısını açtı. Tam içeri adımını atıyordu ki...
Arkasından, beton zemine büyük bir şiddetle çarpan o korkunç, tok ses sokakta patladı. Sesle birlikte apartmanın önünde park halindeki bir aracın alarmı çılgınlar gibi çalmaya başladı.
Eren'in kalbi bir anlığına durdu. Vücudu buz kesti. Yavaşça, korkarak arkasını döndü. Sokak lambasının loş ışığının altında, betonun üzerinde hareketsiz yatan o bedeni gördüğü an donup kaldı.
Umut, üze pantolonu ve en sevdiği gri kapüşonlu sweatshirttüyle yerde yatıyordu. Üzerinde hiçbir sıra dışılık yoktu; sanki az önce arkadaşlarıyla buluşmaktan dönmüş sıradan bir çocuk gibiydi. Sadece yüzü betonla sert bir şekilde buluşmuştu.
"Umut..." dedi Eren. Sesi boğazında düğümlendi, bir fısıltıdan öteye geçemedi.
"UMUT!" diye feryat etti Eren, hayatında hiç atmadığı bir çığlıkla ileri fırlayarak. Dizlerinin üzerine çöktü, kardeşinin mosmor kesilmiş, cansız yüzünü ellerinin arasına aldı. "Umut, aç gözlerini! Lütfen aç gözlerini , abim buradayım...umut"
Polis refleksi ile nabzına baktı
Kardeşinin nabzı yoktu. Eren hıçkırıklar içinde başını yukarı doğru kaldırdı. Gözleri, apartmanın 4. katına, onlara ait olan dairenin cephesine kilitlendi.
Umut'un odasının camı ardına kadar açıktı. İçerideki beyaz tül perde, dışarıdaki sert rüzgarın etkisiyle sanki bir hayalet gibi dışarı doğru fırlamış, karanlık gökyüzünde sallanıyordu.
Eren şok içindeydi. Kardeşi odasındaydı, yatağında uyuyor olması gerekiyordu.
2saat sonra
Apartmanın önü polis barikatları ve ambulans ışıklarıyla ablukaya alınmıştı. Eren, kaldırım kenarında oturmuş bir battaniyeye sarılmış, donuk gözlerle kardeşinin brandayla örtülen bedenine bakıyordu.
Komiser Kemal, elindeki sigarayı yere atıp botuyla ezerken Eren'in yanına geldi. Yüzünde yapay bir üzüntü vardı.
"Başın sağ olsun Eren," dedi Kemal, sesini alçaltarak. "Olay yeri inceleme yukarısını taradı. Kapılarda zorlama yok Masasında ders notları, vardı Üstünü bile değiştirmeden camı açıp atlamış. Kayıtlara intihar olarak geçecek acın büyük, biraz izin kullan ne zaman şstersen o zaman ile dön " dedi
Eren yavaşça başını kaldırdı. Kemal'in gözlerinin içine dik dik baktı. "Benim kardeşim intihar edecek bir çocuk değildi.bu saate kadar üstünü değiştirmeden durmazdı evde hep pijamaları ile dururdu ama onun değil üzerinde pijama ayağında ayakkabıları bile duruyordu komserim o sanki eve yeni gelmiş gibiydi bu bir intihar değildi lütfen bana yardım edin, bu bir cinayet"
Konser kemal "seni anlıyorum "dedi derin bir nefes aldı ve devam etti "ama biz polisiz dedektif değiliz kanıtlara göre hareket ederiz ve kanıtlar intihar diyorçok üzgünüm"
Eren hiçbir şey söylemedi. Derin bir kederle başını önüne eğdi komser Kemal sıkıntılı bir nefes aldı "biz birşey yapamayız ama Selim sertel ona git eğer onu ikna edebilirsen ve eğer bu bir intihar değilse bu olayı ancak o çözebilir "
