Atlas üst üste duyduğu sorularla kaskatı kesilmişti. Neşe'nin bu soruları sorması çok normaldi aslında. Atlas hiç mantıklı davranmıyordu. Mantıklı düşünecek bir halde de değildi zaten.
Garsonun siparişleri getirmesiyle derin bir nefes aldı. Ne söyleyeceğini düşünmek için biraz daha zaman kazandığını hissediyordu. Ama ne kadar düşünürse düşünsün yapacak bir açıklama bulamayacağını biliyordu. "Sana yapabileceğim bir açıklamam yok,"diye mırıldandı önüne bırakılan kahve fincanına uzanırken. İçmedi, pek iştahı yoktu bugün. Sadece kulpuyla uğraşarak dikkatini dağıtmaya çalıştı. Duygularını kontrol etmesi gerekiyordu. "Sadece bugünlük bana bir şey sormasan olmaz mı?" Beklentiyle gözlerini Neşe'ye çevirdi. Bu zorlukla yutkunmasına sebep olmuştu. Karşısında dolu dolu olmuş gözleri görmeyi beklemiyordu.
"Yarın ne olacak peki Atlas?" Titrek bir sesle sordu Neşe. Bu sorunun cevabı ikisinde de yoktu. Orman yeşili harelerin ıslak ıslak bakmasına dayanamadı Atlas. Uzanarak Neşe'nin ellerini tutmaya çalıştı. Neşe öfkeyle ellerini çektiğinde Atlas bocaladı. Öfkeli olduğunu biliyordu ama elini çekeceğini düşünmemişti. Geri çekilip sırtını sandalyeye yasladı. Neşe'nin yanağından bir damla yaş süzüldüğünde nefesinin kesildiğini hissetti. Ve içinden kendine tek bir soru sordu.
Ne yapıyorum ben?
Neşe o kadar haklıydı ki! Yarın ne olacaktı? Neşe'ye bunları yaşatmaya ne hakkı vardı? Zaten en başından beri amacı onu üzmemekti ama o şimdi karşısında ağlıyordu. Hata yapmıştı...
"Galiba haklısın Neşe," dedi zorlukla. Sırf kendi duygularına hakim olamadığı için ona sonunda hayal kırıklığına uğrayacağı umutlar vermek istemiyordu. Oturduğu sandalyeden ağır hareketlerle kalktı. Bakabildiği kadar sevdiği kadının gözlerine baktı. Bu onu son görüşü olabilirdi. Bu gözlerde son kez soluklanıyor olabilirdi...
"Senden hiçbir şey istemeye hakkım yok benim,"dedi masanın yan tarafına geçerken. "Hoşça kal,"deyip ona son kez gülümsedi. Sanki ayaklarında tonlarca ağırlık varmış gibi hissediyordu. Arkasını dönmek hiç bu kadar zor olmamıştı. Neşe ona anlamaya çalışır bir ifadeyle bakarken bütün iradesini zorladı ve arkasını döndü. Neşe'yi hep gülümserken hatırlamak isterdi ama şimdi onu son görüşünde ağlıyordu. Buruk adımlarla birkaç adım ilerledi.
"Bekle!" Ayaklarını yere mıhlayan sözcük Neşe'nin dudaklarından dökülmüştü. Kararlı adımlarla Atlas'ın arkasından gidip karşısına geçerek durdu. "Hiçbir yere gidemezsin!"dedi öfkeyle. "Henüz yirmi dört saat dolmadı."
Atlas zaten zorla gidiyordu. Şimdi onun bu tepkisi...
"Yapma Neşe... Sen haklıydın, bırak gideyim." Atlas gitmek için yalvardığına inanamıyordu. Oysa Neşe'nin yanında kalmak için her şeyini feda edebilirdi.
"Evet haklı olabilirim ama şu an bu umurumda değil tamam mı?! İstediğim tek şey yanımda kalman..!" Neşe'nin yine titreyen sesi Atlas'ın kolunu kanadını kırıyordu. Onu nasıl arkasında bırakıp gidecekti?
Atlas'ın tepkisizliği üzerine Neşe ona yaklaşarak kollarına tutundu. Buğulu bakışlarını gözlerine sabitledi. "Gitme,"diye mırıldandı. Atlas'ın bu sözler üstüne gitmesi ne kadar mümkündü ki?!
Ellerini usulca kaldırıp Neşe'nin yanaklarına yerleştirdi. Hissettiği ıslaklığı dikkatle sildi. Ona biraz yaklaşıp "Yanında kalmamı istiyorsan, ağlama güzelim,"diye mırıldandı. Neşe'nin uslu bir şekilde başını sallamasıyla gülümsedi. "Ağlamayacağım,"dediğinde kendine inanamıyordu Neşe. Atlas'ın gitme fikri canını çok fazla yakmıştı. Gözyaşlarından zorlukla arındı ama eve gittiğinde salya sümük anlayacağına emindi. Şimdilik, ağlamak yoktu!
Hâlâ Atlas'ın koluna tutunuyordu. Ona yön vererek yeniden masaya oturmasını sağladı ve kendisi de geçip yerine oturdu. Hâlâ sıcak olup olmadığından emin olmadığı içeceğini yudumladı. Dilinin yanmasıyla bardağı kendinden uzaklaştırdı. "Yandım,"dedi istemsizce. Bu Atlas'ın kulağına mırıltı şeklinde ulaşmıştı. Kendince içli içli cevap verdi. "Sen mi ben mi güzelim?" Derin bir nefes alıp tekrar etti. "Sen mi ben mi?"
•••
Zaman onlar için acımasız davranıp hızlı bir şekilde ilerlerken ikisi de ânın tadını çıkarmaya çalışıyordu. Bugünün rotasını Atlas oluşturuyordu ve Neşe de ona ayak uyduruyordu. Kafeden çıktıktan sonra gidecekleri yeri Atlas söylememişti. Bu yüzden Neşe fazlasıyla merak içindeydi.
Geldikleri yeri görünce heyecanla Atlas'a döndü. "Bunu tahmin etmemiştim Atlas,"dediğinde gözlerinin içi parlıyordu. O yaşadığı her andan zevk alıyordu ama Atlas'ın içi buruktu.
Az ileride teleferiğe binen insanlara yeniden baktı Neşe. Bu biraz tehlikeli olabilirdi ama yine de oldukça heyecan vericiydi. Bunu deneyimlemek istiyordu, hem de Atlas'la birlikte.
"Gel bakalım,"dedi Atlas elini uzatarak. Hiç düşünmeden elini tuttu Neşe. Bu mutluluk sonsuza kadar sürsün istiyordu. Neden sadece yirmi dört saatle yetinmek zorundaydı?
Dakikalar içinde kendilerini teleferiğin içinde bulmuşlardı. Hareket etmeye başladıklarında Neşe biraz tedirgin oldu. Korkusu gün yüzüne çıkmaya başlamıştı. "Atlas bu şey niye bu kadar sallanıyor?"
Gülümsedi Atlas. "Normal bu,"dedi. "Korkma."
Neşe'nin korkusunun geçmediğini fark edince uzanıp ellerini tuttu. "Fazla sallanmıyor, sen korkuyorsun güzelim." Bas parmağıyla elinin üstünü okşadı. "Merak etme ben yanındayım. Dışarıya bak, manzaranın keyfini çıkar."
Neşe, Atlas'ın sözünü dinleyerek başını çevirip dışarıyı izlemeye başladı. Çok fazla yüksekteydiler ama manzara gerçekten güzeldi. Elinin üstünü okşayan parmakları düşünmemeye çalışarak sakinleşmek için uğraştı. "Manzara gerçekten mükemmel Atlas,"dedi beğeniyle dışarıya bakarken.
O sırada gözleri sadece Neşe'de olan Atlas mırıldandı. "Sen bir de benim manzaramı gör..."
Atlas'ın kısık sesle söylediğini duymayan Neşe ona döndü. "Ne dedin?"
"Haklısın dedim,"diyerek dışarıya çevirdi gözlerini. "Manzara gerçekten güzel." Boğazında bir yumru oluştu Atlas'ın. Nefret etti kendinden, yaptıklarından. Ama en çok da söyleyemediklerinden... Dayanamadı, döndü Neşe'ye. Kalbindeki cümleyi serbest bıraktı."Ama sen her şeyden daha güzelsin."
Bir anlığına nefes almayı unuttu sanki Neşe. Onunla yüz yüzeyken iltifat almaya alışkın değildi. Derin bir nefes aldı. Ne diyecekti şimdi?
"Teşekkür ederim,"dedi kısık bir sesle. Kızaran yanakları Atlas'ı keyiflendirmişti. Susup bu manzarayı doyasıya izlemeye başladı Atlas.Dudaklarına buruk bir tebessüm yerleşti.
Teleferikten indiklerinde ikisi de fazlasıyla mutluydu. Yüzlerinde kocaman gülümsemeler vardı. Hava iyice soğumaya başlamıştı. Atlas, Neşe'nin hafiften kızaran burnunu görünce üşümeye başladığını anladı.
"Neşe,"dedi Atlas. "Seni götürmek istediğim bir yer var. Benimle gelir misin?"
"Nereye?"
"Sessiz, sakin ve üşümeyeceğin bir yere. Burnun kızarmış," gülümsedi Atlas. Neşe farkında olmadan burnuna bakmaya çalışmış ve bu görüntü Atlas'a çok tatlı görünmüştü.
"Tamam,"dedi Neşe kısık sesle. Hava gerçekten soğuktu. "Gidelim."
Atlas, Neşe'nin üşüyen eline uzandı ve ellerini birleştirdi. Ardından elini cebine yerleştirerek Neşe'nin ellerini ısıtmaya çalıştı. Neşe hızlanan kalbini düşünmemeye çalışarak Atlas'ın adımlarına eşlik etti.
Çok kısa bir süre yürüdükten sonra siyah bir arabanın önünde durdular. Şoför kapısının açılmasıyla arabadan inen kişiyi Neşe henüz tanımıyordu. Sırıtarak Atlas'a yaklaşan kişi Tuna'dan başkası değildi.
Elindeki araba anahtarını Atlas'a uzattı. "Buyur kuzen,"dedi. Ardından bakışları Neşe'ye döndü. "Merhaba yenge,"dedi hâlâ gülümserken. "Tuna ben, sonunda tanışabildik."
Neşe utanmıştı, Atlas'la aralarında ne olduğunu kendisi bile bilmezken Tuna'nın ona yenge demesi tuhaf hissettirmişti. Galiba...hoşuna gitmişti.
"Ben de memnun oldum Tuna,"diye mırıldandı. Atlas, Tuna'dan arabanın anahtarlarını aldı. "Sağ ol Tuna,"dedi. "Sen gidebilirsin."
Tuna yalandan bozulmuş gibi yaptı. "İşin bitti tabi benimle, kov hemen!"
"Çok konuşma Tuna, hadi kardeşim!" Atlas'ın onu kibarca(!) kovması üzerine Tuna Atlas'ın omzuna iki kez vurdu. "Eyvallah kardeşim,"dedi. "Gidiyorum."
Tuna yanımızdan ayrıldıktan sonra Atlas benim için arabanın kapısını açtı. Ona gülümseyip arabaya bindikten sonra o da şoför koltuğuna yerleşti. Kısa sürede arabayı çalıştırıp sürmeye başladı. Ben ise korka korka telefonumdan saati kontrol etmiştim. Zamanımız daralıyordu ama ben ondan ayrılmak istemiyordum. Hem de hiç...



