Uykusuz geçen saatlerin ardından kendisini pencerenin önünde buldu Atlas. Neredeyse sabah olmak üzereydi ve gözüne hiç uyku girmemişti. Yatağında dönüp durmuştu. Çok huzursuzdu, en çok da korkuyordu... İhtimallerin gerçekleşmesinden korkuyordu.
Sabahın ayazı tenini buz gibi yapmıştı. Oysa Atlas'ın en çok kalbi üşüyordu. Teninde hissettiği soğuk umurunda bile değildi.
Kafasını pencereden dışarıya uzatıp içine derin bir nefes çekti. Ne yaparsa yapsın nefessiz kalmış gibi hissediyordu. Özgürce nefes almak için bugün son günüydü sanki. Neşe'yle geçireceği saatlerde ciğerleri hasret kaldığı oksijene kavuşacaktı.
Pencereyi kapatıp yatağına döndü. Dönüp dolaşıp geldiği yer hep aynı oluyordu. Artık çok sıkılmıştı bu döngüden. Kurtulmak istiyordu.
Komodinin üstünden Neşe'nin hediye ettiği kitabı alıp okumaya başladı. Bu kitabı hep yanında bulunduruyordu. Kim bilir kaç defa okumuştu? Bazı cümleleri artık ezberlemişti. Bunun tek sebebi kitabın ona Neşe'yi hatırlatıyor olmasıydı. Belki Neşe'den gelen bir hediye olması da bunda etkili olabilirdi.
Telefonundan gelen bildirim sesiyle başını kitaptan kaldırdı. Telefonu aldığında gözüne çarpan ilk şey saat olmuştu. Neredeyse üç saattir kitap okuduğunu fark etti. İyi olmuştu çünkü zaten zamanı öldürecek başka bir aktivitesi yoktu.
Neşe'den gelen mesajı merakla ve aceleyle açtı.
Neşem: Yirmi dört saatin çoktan başladı
Atlas yazıyor...
Atlas çevrimiçi
Atlas yazıyor...
Atlas: Teşekkür ederim Neşe
Atlas: Çok...çok teşekkür ederim güzelim...
Atlas: Bir saat sonra her zaman buluştuğumuz kafede buluşalım olur mu?
Neşem: Olur...
Atlas yerinden kalkıp heyecanla hazırlanmaya başladı. Kalbi göğsüne sığmıyordu. Defalarca kıyafet denedi, kendine en yakışanı bulmaya çalıştı. Dakikalarca aynanın önünde oyalanıp en güzel saç stilini yapmaya çalıştı. Daha önce bu kadar özenle hazırlanmış mıydı hatırlamıyordu. Belki yine Neşe'yle buluşacağı zamanlar olabilirdi. Odasından çıkıp aceleci adımlarla yürümeye başladı. Acelesi vardı, bir an önce duyduğu hasreti bitirmek istiyordu. Orman yeşili gözlerde biraz soluklanması lazımdı.
Yol üzerinde gördüğü çiçekçiden güzel bir buket yaptırdı. Kırmızı güller... Tıpkı Neşe gibi onlar da çok güzeldi. Elindeki çiçeklere bakıp sık sık gülümsüyordu. Bugün Neşe'den gelen ilk mesajdan itibaren bütün acılarını unutmuş gibiydi. Kalbindeki tek duygu özlemdi. Uzun zamandır görmemişti sevdiğini. Buna nasıl dayanmıştı? Bu tıpkı ölüm gibiydi.
Kafeye geldiğinde kapıyı açarken ellerinin titrediğini fark etti. "Bir sakin ol be oğlum,"diye mırıldandı kendi kendine. İçeriye girdiğinde bakışları hızlıca etrafı taradı. Neşe'nin henüz gelmediğini anlayınca her zaman oturdukları masaya geçip oturdu. Elinde tuttuğu gülleri yan tarafındaki sandalyeye bıraktı. Ellerini masada birleştirip derin bir nefes aldı. Heyecanını biraz kontrol altına alsa iyi olurdu.
Birkaç dakika süren bekleyişin ardından saatini kontrol etti. Tam bir saat olmuştu ve o anda kafenin kapısı açıldı. Atlas bakışlarını çevirdiğinde sonunda aradığını bulmuştu. Müptelası olduğu gözler tam karşısındaydı. Geçsin diye uğraştığı heyecanı şu an hat safhaya ulaşmıştı. Oturduğu sandalyeden yavaşça kalkıp Neşe'nin yanına gelmesini bekledi.
Neşe belki de geç kalmadığı nadir anlardan birindeydi. Koştura koştura hazırlanıp kendini burada bulmuştu. Durduğu kapıda birazdan bayılmamak için dualar ediyordu. İnsan sevince böyle mi oluyordu?
Ağır adımlarla Atlas'a yaklaşmaya başladı. Bu sırada onun ne kadar zayıfladığını fark etmişti. Elmacık kemikleri artık daha belirgindi. Yine de nefes kesici görünüyordu. Fazlasıyla yakışıklıydı.
Neşe Atlas'ın karşısında durduğunda boynuna atılmamak için kendini zor tutuyordu. Deli gibi özlemişti ama yelkenleri hemen suya indirmemesi gerektiğini düşünüyordu.
Atlas için de durum farklı değildi. Ne yapacağını şaşırıp kalmıştı. Ama hiçbir şey düşünmedi, bugün sadece içinden geleni yapmak istiyordu. "Neşe," diye mırıldandı heyecanına rağmen kısık çıkan sesiyle. "Sarılabilir miyim?"
Zorlukla yutkundu Neşe. Reddetmek çok zordu, zaten şu an onun da en çok istediği şey bu değil miydi? Hafifçe başını salladı. Saniyeler içinde Atlas kollarını Neşe'nin beline doladı ve sımsıkı sarıldı. Böylesine hasret dolu bir sarılmayı beklemeyen Neşe afallamıştı. Çok kısa bir süre sonra ellerini Atlas'ın sırtına yerleştirdi ve tıpkı onun gibi sıkıca sarıldı.
Atlas kendine engel olamayarak başını eğdi, Neşe'nin saçlarının arasından derin bir nefes aldı. İşte şimdi aldığı nefesin ciğerlerine ulaştığını hissediyordu. Haftalardır Neşe'den ayrı kalmaya nasıl dayanmıştı? Tam şu anda zaman dursun istiyordu...Neşe kollarının arasındayken, ciğerleri onun kokusuyla bayram ediyorken...Belki de günlerce bu anda kalmaya ihtiyacı vardı. Ama ne bunun mümkünatı vardı, ne de Atlas'ın o kadar zamanı. Elinde olan tek şey bugündü.
Boynunda hissettiği ılık nefesle gözlerini sıkıca kapatmıştı Neşe. Kısacık zamanda tanıdığı bir insanı böylesine özlemek hiç adil değildi. Ona ne ara tutulmuştu?
"Atlas,"diye mırıldandı Neşe. Etraftaki bakışlar onlara dönmüştü çünkü sarılmaları baya uzamıştı. Atlas duruşunu hiç bozmadan cevap verdi. "Hm?" Mayışmış bir şekilde mırıldanmasıyla Neşe gülümsedi. Ellerini gevşetip "Herkes bize bakıyor,"dedi. "Bıraksan mı beni artık?"
Atlas istemeye istemeye Neşe'den uzaklaştı. Memnuniyetsiz bir gülümseme yerleşti dudaklarına. Ve Neşe'nin kaçarcasına ondan uzaklaşıp sandalyeye oturuşunu seyretti. Yanaklarındaki kırmızılığın üşüdüğünden olduğunu sandı önce sonra fark etti ki utanmıştı. Çünkü sarılmadan önce yüzünde çok tatlı duran bu kırmızılıklar yoktu. Tebessümle sevdiği kadının karşısına oturdu.
Neşe masanın üstünde birleştirdiği ellerine baktı. Hava soğuk olduğu için elleri üşümüş ve kızarmıştı. Atlas yine ısıtır mı diye düşünmeden edememişti. İstemsizce ellerini birbirine sürerek ısınmaya çalıştı. Belki de Atlas'ın bunu fark etmesini istiyordu. Atlas ise çoktan fark etmişti. Sadece çekiniyordu, bugün nasıl davranması gerektiğini hiç bilmiyordu.
Neşe umutsuzca ellerini ısıtma çabasını bıraktığı anda ellerinin üstünde sıcacık eller hissetti. "Yine buz gibi olmuş ellerin,"dedi Atlas. "Üşümüşsün."
Neşe sakin kalmak için üstün bir çaba sarf ederken kalbi ona hiç yardımcı olmuyordu. "Hava çok soğuk,"diyebildi zorlukla. Başıyla onayladı Atlas. Avucunun içindeki elleri dudaklarına yaklaştırıp sıcak nefesini üfledi. Oysa bu ânı bir daha yaşayacağına dair hiç umudu yoktu. Yeterince ısındığına emin olunca Neşe'nin ellerini bıraktı. Ve bunu yine istemeyerek yapmıştı. Bu elleri hep tutmak istiyordu...Nefes aldığı sürece, hep...
"Ne alırdınız efendim," diyen garsonu ikisi de ancak yanlarına geldiğinde fark etmişlerdi. Atlas sorarcasına Neşe'ye baktı. Neşe sıcak çikolata sipariş ederken Atlas kahveyi tercih etmişti. Garson yanlarından ayrıldığında ikisi de susup kalmıştı. Neşe pencereden dışarıyı seyrediyordu. Atlas ise gözlerini bir an bile Neşe'den ayırmak istemiyordu.
Bakışları hâlâ penceredeyken aklını kemiren düşünceleri daha fazla susturamadı Neşe. Mutluydu belki ama yine de kafası karışıktı. "Atlas,"diye mırıldandı. "Bana bir açıklama yapacak mısın?" Gözlerini pencereden çekip karşısına çevirdi. Tepkilerini görmek istiyordu. "Önce benden kaçıyorsun sonra arayıp sana bir günümü ayırmamı istiyorsun...Anlamıyorum Atlas, taşlar yerine oturmuyor." Duraksadı Neşe, bur tepki almak istedi ama Atlas sadece onu izliyordu. "Bana bir şey söyle Atlas!"
Neşe ısrarcıydı çünkü ondan bir savunma duymak istiyordu. Atlas'ın mantıklı bir açıklama yapmasına ihtiyacı vardı. Kendisini haklı çıkaracak bir açıklama. Çünkü onu affetmek istiyordu. Çünkü onu seviyordu...

