İyi Okumalar 🦋
____________
~felix~
Hyunjin'den mesajı alır almaz ceketimi de alarak hızlıca ayakkabılarımı giyindim evden çıkmak için. Haftasonu babam mesaiye kaldığı için evde yalnız oluyordum.
Arkadaşlarımla dışarı çıkmama bir şey demiyordu. Bu yüzden izin almak için arayıp rahatsız etmedim. Zaten Minho ve Jisung'dan başka arkadaşım yoktu ve babam ikisini de tanıyor hem de seviyordu.
Kapıyı kitleyip anahtarı aldığımdan emin olduktan sonra evin önünde duran beyaz arabaya baktım. Camdan içeriyi tam göremiyordum ama yine de kalbim hızlanmıştı.
Böyle hissetmek çok güzeldi. Eskiden olsa kalp atışlarım düzensizleştiğinde rahatsız olurdum. Ama bu Hyunjin yüzünden olduğunda garip bir şekilde hoş hissediyordum.
Arabaya yaklaştığımda kapıyı açarak arabadan inmişti. Okul giyisilerinin dışında görmek çok güzeldi. Siyah sweati çok yakışmıştı ona.
Gülümseyerek bana doğru yaklaştığında adımlarımı durdurduğumu farkettim. Onu her gördüğümde yaptığım tüm işleri bırakıp baştan sona süzüyor, kendimi onun gözlerinde kaybediyordum.
Duygularının senden isinsiz seni yönetmesi çok kötüydü. Bizim Hyunjin ile bir geleceğimiz olamazdı. En azından benim kimseyle bir geleceğim olamazdı.
Her ne kadar kalbime kendimi kaptırmamam, ona çok bağlanmamam gerektiğini anlatmaya çalışsam da kalbim asla dinlemiyordu ki. Sadece daha da hızlı atmaya devam ediyordu.
H: "Öyle üşürsün Felix, daha kalın bir şeyler giyinseydin"
Konuştuğunda kendime gelerek bakışlarımı ondan çektim ve üzerime baktı. İnce mavi bir kazak giyinmiştim. Ama yanımda ceketim de vardı sorun olmazdı ki.
Elimde tuttuğum beyaz ceketi havaya kaldırarak önümde duran Hyunjin'e gösterdim.
F: "Ceketim de var sorun olmaz"
H: "Sen öyle diyorsan"
Gülümseyerek havaya kaldırdığım cekete bakarak konuşmuştu. Uzundu. Çok uzundu ve ben niye boy farkımıza yükseliyordum bilmiyordum.
Düşünmeden edemiyordum işte. Ben ne kadar düşünmemeye çalışsam da benim elimde olan bir şey değildi. Jisung Hyunjin seni aniden öpecek dediğinden beri bunu düşünüyordum.
Beni öpmek için eğilmesi gerekiyordu. Düşünmek bile tüylerimi diken diken yapıyordu.
Ama çok güzeldi.. böyle bir şeyin hayalini kurmak bile güzeldi. Gerçeği yaşanırsa muhtemelen kalp çarpıntısından ölürdüm.
H: "Geç bakalım"
Hyunjin benim için kapıyı açtığında gülümseyerek ön koltuğa geçtim ve ceketimi dizlerimin üzerine bıraktım.
M: "Unutma hakkım olana el konulduğunda onu geri almadan durmam"
Kulağıma doğru fısıltı sesini duyduğumda çığlık atarak arkama döndüm. Elim refleks olarak kalbimin üzerine gitmişti. Aptal Minho beni öldürmek mi istiyordu!
F: "Çok korktum Minho!"
M: "Koltuğumu geri istiyorum"
F: "Tamam ben geçeyim oraya"
Kapıyı açıp inmek için elimi uzattığımda benden önce Hyunjin'in eli oraya uzanmıştı. Kapıyı tutmak için elini değil tüm vücudunu uzatmıştı ve yine işte onun sıcaklığıyla kavruluyordum.
H: "Hayır. Ben senin burada oturmanı istiyorum"
Dizlerimin üzerinden bana bakan bedene yutkunarak baktım ve başımı onaylar anlamda salladım. Konuşacak gücüm yoktu.
Yavaşça çekilerek kendi koltuğuna yerleştiğinde derin bir nefes aldım. Evde nefes pratikleri çalışmam gerekiyordu. Çünkü Hyunjin her hareketiyle beni delirtmeyi beceriyordu.
...
J: "Ben grupta istenmiyor muyum?"
M: "İsteniyorsun yalvarırım sus artık"
J: "O ZAMAN NİYE SADECE BEN OTOBÜSLE GELİYORUM?"
Jisung bağırdığında kulaklarımı tıkadım. Saatlerdir yol boyunca her gittiğimiz yerde buna söylenmişti. Asla susmuyordu asla.
Minho bile artık bayılmak üzereydi. Hyunjin olayları pek takmıyordu. Şehri gezmek istediğini söylemişti ama gittiğimiz her yerde bana bakıyordu. Ben artık daha fazla kaldıramayacak gibiydim. Çok güzel bakıyordu ve kendimi kaptırmamam mümkün değildi.
M: "Jisung ilk maaşımla sana araba alacağım sus artık"
J: "Susutum. Arabamı isterim"
Jisung sonunda sustuğunda biz de kafenin kapısını açarak içeri geçmiştik. Bir şeyler içip dinlendikten sonra gezmeye devam edecektik.
Girişte bizi karşılayan tatlı reyonunu gördüğümde hemen adımlarımı hızlandırarak camın ardında duran tatlılara baktım. Hepsini yersem Hyunjin benden soğur muydu?
Gerçi hoşlandığı da açık mıydı ki? Jisung'a ya da kendi hislerime inanmalı mıydım? Çıldıracağım ne zaman bitecekti ki bu çelişki?
F: "Şu üzeri kakaolu olan kek çok güzel görünüyor"
Kendi kendime konuştuğumda cevap almayı beklemiyordum. Çünkü genellikle tatlı reyonunda yalnız olurdum. Minho ve Jisung acı, buzlu americanodan başka bir şey sürmüyorlardı dillerine.
Ben ise bulduğum her çeşit şeyi denemeyi seviyordum. Özellikle tatlıları..
H: "Bence de güzel"
Gülümseyerek yanımda duran benim gibi tatlıları inceleyen Hyunjin'e baktım. Sıcaklığını yakınımda hissetmek çok güzeldi. Acaba ona sarılarak uyumak nasıl bir histi?
F: "Ama canım San Sebastian da istiyordu"
Elimi cama yaslayarak, camın arkasında, reyonda duran tatlıya baktım. Onu yemezsem ağlayacakmış gibiydi. Dudaklarımı büzerek başımı salladım ve tatlı servis etmek için bekleyen garsona taraf boylandım. Benim baktığımı gördüğünde hemen tabak alarak reyonun arkasına geçti.
"Ne isterdiniz efendim"
F: "Bir dilim San Sebastián lütfen"
Gülümseyerek elindeki spatulayla bir dilim alarak tabağa yerleştirdi ve reyonun arkasından bana uzattı.
"Söylemeden edemeyeceğim, çilleriniz çok güzel"
Aldığım ani iltifat beni çok mutlu etmişti. Çillerimin sevilmesi hoşuma gidiyordu. Yanaklarımın pembeleştiğini umursamayarak gözlerimi kaçırmadan, utangaç bir şekilde gülümsedim.
F: "Çok teşekkür-"
H: "Ben de şu üzeri kakaolu olandan alayım"
Hyunjin'in varlığını ve tok sesini arkamda hissettiğimde elimdeki tabakla birlikte ona taraf döndüm. Bana değil de direkt garsona bakıyordu ve bir anda yüzü ciddileşmişti.
Ona uzatılan tabağı da aldığında adım atmak için yeltendiğimde belimde hissettiğim sıcaklık yüzünden sesli bir şekilde yutkundum.
Hyunjin'in eli belimdeydi ve baskısı varla yok arası bir şeydi. Durduğumu anladığında dönerek bana baktı. O elin sıcaklığı orada olduğu sürece yürüyemezdim sanırım.
İki elimle sıkıca tabağı tutarak Hyunjin'e bakıyordum.
H: "Gelmiyor musun Felix?"
Sesi ciddi çıktığında boğazıma bir yumru oturdu sanki. Benimle hep yumuşak ses tonuyla konuşuyordu ve böyle düz ses tonu hiç hoşuma gitmemişti.
F: "Geliyorum"
Başımı önüme eğerek adımlarımı atmaya başladım. Sorun neydi bilmiyorum. Neden bir anda tüm gülümsemesi solmuştu. Neden bir anda nazik ve kibar Hyunjin gitmiş ve yerine sanki sinirli birisi gelmişti ki?
Belimdeki elinin sıcaklığı yok olduğunda boğazımdaki yumrunun ağırlaştığını hissettim. Oradayken kalbim hızlıydı ama orada olmadığında da boşluktaymış gibiydim.
Elimizdekilerle kafenin bahçesine çıktığımızda Minho ve Jisung çoktan dörtlü masaya oturmuşlardı. İkisi de yine aynısı olan buzlu americano almışlardı.
Tatlı tabağını masaya bırakarak sandalyemi çektim ve oturdum. Gün boyunca her şey çok güzel ilerlemişti ama şu an tüm enerjim uçup gitmişti sanki.
Bilmiyorum.. bu kadar kırılgan olmak hoşuma gitmiyordu. Belki yorulduğu için öyle konuşmuştu. Ama işte ondan böyle tepki almak beni üzmüştü. Buna hakkım olmasa da kırılmıştım işte.
Yine birbirleriyle atışan Minho ve Jisung'u dinlemiyordum bile. Çatalımı elime alarak birazcık aldım tatlımdan. En sevdiğim tatlının tadı bile güzel değildi...
H: "Bunun da tadına bakmak ister misin?"
Hyunjin'in yine ilgili ve yumuşak ses tonunu duyduğumda başımı yan tarafa çevirerek onun gözlerinin içine baktım.
Yine gülümsüyordu. Hem de çok güzel gülüyordu.
İstemsizce dudaklarım büzülmeye başladığında başımı onaylar anlamda salladım ve çatalımı uzatarak tatlıdan birazcık aldım.
Çataldaki kakaolu tatlıyı çiğnediğimde bani hafif gülümseyerek izleyen bedendeydi gözlerim. Ben ne ara alışmıştım onun ilgisine.
Belki bunu öğrenirse bana güler ya da bana aptal derdi. Sadece birkaç günde sanki sevgilimmiş gibi ondan ilgi bekleyip vermeyince kırılıyordum.
Kalbimde hissettiğim çarpıntıyla yüzümü buruşturarak çatalımı tabağa bıraktım ve elimi göğsüme bastırdım.
Bir anda beni yoracak kadar hızlı atmaya başlamıştı. Öyle ki karnımda bile hissediyordum atışlarını.
F: "Ben tuvalete gideceğim"
______________
Hyunjin acil hayat öpücüğüne ihtiyacımız var acilll







