İyi Okumalar 🦋
________________
~Felix~
Sırtımda hissettiğim okşamaların ardından, saçlarımın arasına dalan uzun parmakları da hissettiğimde gözlerimi huzurla kapatarak yanağımı sevgilimin göğsüne sürttüm.
H: "Daha iyi misin? Yine su alayım mı?"
Hyunjin'in endişeli sesini duyduğumda iyi olduğumu belli etmek adına gülümsedim ama ne yazık ki yüzüm onun göğsüne yaslı olduğu için bunu görememişti.
Beni sınıftan almaya geldiklerinde, onları görür görmez ağlamam daha da şiddetlenmişti. Öylece Hyunjin'in göğsüne başımı sokarak kantine kadar yürümüştüm.
Kesinlikle üniversitenin ilk gününün böyle olacağı aklımın ucundan dahi geçmezdi..
J: "Ne oldu Felix? Birisi bir şey dediyse dövelim hemen!"
Jisung kavgaya hazır ses tonuyla konuştuğunda bakışlarımı alttan kaldırarak ona baktım. Zaten sınıfın önünde de Minho ve Jisung herkesi dövmeye hazırdı.
F: "İyiyim ben.. sadece.."
Tüm olanları anlatamazdım. Kendim bile daha tam olarak ne olduğunu bilmediğim için neyi nasıl açıklayacağımı bilmiyordum. Bu yüzden ufak bir yalan kullanmıştım.
F: "Sadece hoca çok baskıcı olunca ve ilk gün olunca ben çok panikledim"
Sevgilim, beni anladığını belli eder bir şekilde mırıldandığında, kantinde olan kalablığı umursamadan, kollarımı da beline sıkıca sardım.
H: "Biz de zaten çok gerildik değil mi arkadaşları"
Hyunjin, Minho ve Jisung'u uyarmak adına onların bacaklarını tekmelediğinde, başım onun göğsüne yaslı olduğu için bunu görmüştüm.
Gülmemek adına dudaklarımı sertçe birbirine bastırdım. Beni küçük bir bebekmişim gibi kandırmaya çalışıyorlardı.
İkili de ayaklarına yedikleri tekme ile Hyunjin'i hemen onaylamışlardı. Onlar yanımda olduğu için artık daha iyi hissediyordum.
Ama her pazartesi bu derse geldiğimde, muhtemelen artık durdurduğum kalp ilaçlarımı tekrar almak zorunda kalacaktım.
...
H: "Ben de geleyim mi seninle birlikte sınıfa?"
Hyunjin üniversite koridorunda peşimden adımlamaya devam ediyordu. Aynı saatte onun da dersi vardı ama beni bırakmak istemiyordu.
Geçen hafta pazartesi günü çok stres olduğum için ve bu stresime hocanın neden olduğunu söylediğim için Hyunjin bu hafta pazartesi benim dersime girmek istiyordu.
Tüm hafta boyunca fakültede gözüm Seungmin'i aramıştı. Onu ben üzmemiştim ama bilemiyorum özür dilemek istiyordum. Ve Chan hyung beni suçlasın istemiyordum.
F: "Gerek yok Hyunjin ben iyiyim"
Arkamı dönerek tam burnumun dibinde dikilen sevgilime, bir şey olmadığını kanıtlamak için kocaman gülümsedim.
Ardından ise çok beklemeden, kucağa alınmayı bekleyen bebekler gibi kollarımı iki yana açtım. Benim için zor bir gün olacağını bildiğim için bana sarılmasını istiyordum.
Şaşırdığı mimiklerinden belliydi. Bu haline gülmemek için alt dudağımı ısırırken, o da sağına soluna bakıyordu. Etrafımızda insanlar olmasına rağmen bana sarılmasını istemiştim ve hala buna inanıyor gibi değildi.
Şaşkın surat ifadesiyle beni bekletmeye devam ettiği için sinirli bir şekilde kaşlarımı çattığımda aceleyle kollarını belime sarmış ve beni sıkıca kendisine doğru çekmişti.
Başımı göğsüne bastırarak kollarının arasına iyice yerleştim. Ondan ayrılmak istemiyordum. Benimle derse gelmesini bile istiyordum. Ama onun da dersi olduğu için bu bencilliği yapamıyordum.
H: "Vanilyam çok mu gergin?"
Hemen başımı göğsünden uzaklaştırmadan onaylar anlamda salladım. Avuçlarımın içi terliyordu gerginlikten.
F: "Birazcık"
Fısıldayarak konuştuğumda, tek eliyle sırtımı okşamaya devam ederken diğer elini saçlarıma kaldırdı ve siyah tutamlarımı karıştırırcasına okşadı.
H: "Bu derse kısa bir süreliğine katlan. Dersin bittiğinde seni kaçıracağım. Birlikte tatlı yemeye gidelim"
Neyi çok sevdiğimi ve beni nasıl kandıracağını çok iyi biliyordu. Kıvrılan dudaklarımı birbirine bastırarak başımı onaylar anlamda salladım ve beynimde kaygılarımı sorgulamadan dudaklarımı tişörtünün üzerinden göğsüne bastırdım.
Kollarım beline sarılı olduğu için öpücüğümle onun kasılan vücudunu hissetmiştim. Onun benden bu kadar etkilenip gerilmesi beni de gerdiği için panikleyerek uzaklaştım.
Başımın arkasında ve sırtımda olan eli ondan tamamen uzaklaşmama izin vermemiş ve beni tekrar göğsüne çekmişti.
F: "Hyunjin, hoca çok katı, derse geç kalmamalıyım"
Bu heyecanlı ve vücudumu fazlasıyla ısıtan andan kaçmak istiyordum. Yoksa bir anlık cesaretle yaptığım bu hareket beni bayıltacaktı.
Sevgilimin sıcak nefeslerini kulağımda hissettiğimde beline sarılı olan ellerimle tişörtünü sıkıca tuttum ve avuç içimde buruşturdum.
H: "Öpüp kaçmak olmuyor ama Vanilya"
Kulağıma doğru fısıldadığında hemen ellerimi belinden çekerek göğsüne bastırdım ve aceleci bir şekilde onu iterek kendimden uzaklaştırdım.
Beni tekrar tutup kendisine doğru çekeceğine adım kadar emin olduğum için bir saniye bile kaybetmeden arkama bile bakmadan sınıfa doğru koşmaya başladım.
Hyunjin'in peşimden sırıtarak kaldığını biliyordum ama yine de sanki beni kovalıyormuş gibi peşime bakmadan sınıfa doğru koşuyordum.
Sınıfın kapısına vardığım için daha fazla nefes nefese kalmamak adına adımlarımı yavaşlattım lakin diğer taraftan gelen kişiyi görmediğim için kapının önünde son anda ona çarpmadan kendimi durdurmuştum.
Derin bir nefes ciğerlerime çektikten sonra karşımda dikilen bedenin yüzüne baktım. Gördüğüm tanıdık suratla hem korkmuştum, hem de sevinmiştim.
S: "Derse bu kadar hevesle, koşarak gelen birisini daha önce hiç görmemiştim"
Geçen hafta yaşananların aksine Seungmin alaycı bir şekilde konuştuğunda kocaman gülümseyerek başımı salladım.
F: "Aslında bu derse hiç girmek bile istemiyorum"
Beni anladığını belli eder bir şekilde yüzünü buruşturarak başını aşağı, yukarı sallamıştı.
S: "İnan bana ben de hiç istemiyorum. Ama tekrar bu dersten kalma niyetim yok"
Sınıfa geçmem için elini öne doğru uzattığında gülümseyerek sınıfa adımladım. Bu sefer dersin başlamasına biraz daha vardı. Bu yüzden ön sıralarda da boş yerler vardı.
Ama ben oraları pas geçerek Seungmin'i takip ettim ve en arka sırada oturan bedenin yanına usulca yerleştim.
S: "Sevgilin miydi?"
Tam çantamı çıkaracaktım ki duyduğum şey yüzünden sesli bir şekilde yutkunarak donup kalmıştım.
Başkasının duymaması için fısıldayarak konuşmuştu ama yine de bunu duymak beni germişti. Gerginlik yüzünden boynumun arkasında hissettiğim soğukluğu aldırmadan gülümsemeye çalıştım.
Artık eski Felix değildim. Kimseden korkmuyordum. Sevgilimi seviyordum ve bunu saklamak zorunda değildim. Beni kimsenin yargılamaya hakkı olmadığını da biliyordum. Ve ben Seungmin'e güveniyordum.
Gergin olduğumu belli etmemeye çalışarak gülümsedim ve usulca başımı onaylar anlamda salladım.
Bu onayımı aldığında benden daha çok mutlu olmuş bir şekilde kocaman gülümsemişti. Onun tatlı gülümsemesi bulaşıcıydı sanki.
S: "Herkesin içinde sarıldığınıza göre cesaretli birisin"
Bu duyduğumla elimi alaycı bir şekilde havada sallamış ve kıkırdamıştım. Sevgili olmadan önce Hyunjin'e yaşattıklarımı duyarsa kesinlikle ne kadar korkak olduğumu bilirdi.
F: "Aslında korkağın tekiyim. Sadece Hyunjin bana kendimi sevmeyi ve cesur olmayı öğretti"
Bu dediklerimle gurur duyar bir şekilde başını sallamıştı. Beni yargılamaması bana daha da cesaret veriyordu. Sınıftakilerin ona olan kötü davranışlarını hala anlayamıyordum.
S: "Kesinlikle öyle. Bu hayata bir kere geliyoruz. Kimsenin senin hayatına müdahale etme hakkı yok"
Gülümseyerek başımı onaylar anlamda salladım. Merak ediyordum. Ben de ona sorular sormak istiyordum ama kalbini kırmaktan veya yeni başlayan arkadaşlığımızı batırmaktan korkuyordum.
Gergin bir şekilde zihnimde kelimeleri defalarca tartarak, olduğum yerde kıpırdandım.
F: "Ben.. yani şey sana neden kötü davranıyorlar. Gerçekten çok iyi birisin ben seni çok sevdim."
Benim gergin ve istemsizce duraksayarak konuşmama rağmen yine o tatlı gülümsemesini sunarak sırtını sıraya yaslamış ve derin bir iç geçirmişti.
S: "Benim için durum biraz farklı. Kimsenin anlayamayacağı bir durumdayım."
Anladığımı belli eder bir şekilde dudaklarımı büzdüm ve başımı onaylar anlamda salladım. Zorbalık hangi nedenle yapılıyorsa yapılsın, nedeni fark etmeksizin kötü bir davranıştır.
Şu an karşımda duran kişi bu zorbalıklara uzun süredir maruz kaldığı ve artık bunlara karşı güçlü olduğu gayet açıktı. Ama yine de bu, ona kötü davranabilecekleri anlamına gelmezdi.
F: "Ne olursa olsun sana kötü davranmaya hakları yok ki. Hepimiz insanız, duygularımız var. Bu çok kabaca"
Histerik bir şekilde gülerek başını salladığında dudaklarımı birbirine bastırarak kendimi susturdum. Yanlış bir şey söylemekten korkuyordum.
S: "İnsan mıyım onu bile bilmiyorum gerçi"
Dudakları arasından mırıldandıklarını anladığımda duraksadım. Söyledikleri bana kendimi hatırlatmıştı. Ben de bir zamanlar ne olduğumu dahi çözemiyordum.
F: "Biliyor musun ben de bazen öyle düşünüyorum. Kendimi hiçbir yere ait göremiyorum. Sanki kocaman dünyada bana yer yokmuş gibi hissediyordum. Ama tüm hepsi geçmişte kaldı."
S: "Anlamıyorsun Felix. Benim için her şey tamamen farklı. Asla anlayamazsın beni"
Az önce gülümsemesine rağmen şimdi suratı düşmüştü ve sesindeki hayal kırıklığını hissediyordum.
F: "Anlatmak istersen ben gerçekten seni anlamaya çalışırım."
S: "Zaten öğrenirsin. Bu sınıftaysan sen de her şeyi öğrenirsin"
Durgun bir şekilde konuşarak bakışlarını kaçırdığında istemsizce yüzüm düştü.
F: "Bir şeyi öğrenip öğrenmemek önemli değil. Ben senin kendine karşı iyi-"
S: "Felix senin gibi hayata toz pembe bakmayı çok isterdim. Ama benim öyle hayatım hiç olmadı. "Kendini sev" demekle bitecek bir durumun içinde olsaydım, çoktan bunu yapmış olurdum. Ama ben daha cinsiyeti bile belli olmayan birisiyim. Daha kendimin ne olduğunu bilmeden bana kendimi sevmemi söylemek ne kadar-"
F: "Ne?"
Dudaklarımın arasından küçücük sözcük çığlık gibi firar ettiğinde dolmaya başlayan sınıftaki herkesin gözlerini kendi üzerime çekmiştim.
Onlarla göz teması kurmadan adrenalin yüzünden kuruyan dudaklarımı yaladım ve duyduklarımın gerçek olduğunu teyit etmek için Seungmin'in suratına doğru biraz daha yaklaştım.
F: "Ne dedin?"
S: "Tanrım.. Felix o kadar konuştum. Ben ne bileyim sen hangisini soruyorsun"
Bıkkınca nefes aldığında gerginlik yüzünden ne yaptığımı bilemez bir şekilde titreyen elimi onun bileğine sıkıca sararak biraz daha yaklaştım.
Dudaklarımdan çıkacak olan sözcüğü, bunca senelik hayatımda toplasan beş kere bile kullanmamıştım. Ama o sözcük benim tüm hayatımdı aslında.
Şimdi de onu dile getirmek o kadar zor geliyordu ki. Ama bulunduğum durum yüzünden korkuyla değil, merakla sordum sorumu. Tabi ki olabildiğince en sessiz bir şekilde..
F: "Sen interseksüel misin?"
Benim, sorarken bu kadar ter döktüğüm soru ona hiçbir şeymiş gibi gelmişti. Umursamaz bir şekilde başını onaylar anlamda salladığında gözlerimi yerinden çıkacak şekilde kocaman açtım.
Önce birileri duymuştur korkusuyla etrafıma baktım, ardından Seungmin'in bileğini biraz daha sıkı tutarak ayağa kalktım.
F: "Konuşmamız lazım"
Onu da kendimle birlikte çekiştirdiğimde sırada duran çantasını zorlukla alarak peşimden bana ayak uydurmaya çalışmıştı.
Daha hoca sınıfa girmemiş, ders başlamamıştı ama analaşılan biz artık bugünkü dersi dinleyemeyecektik.
...
S: "Kesinlikle artık bu saatten sonra derse giremeyiz. Hoca sınıfa gelmiştir"
Seungmin telefonundan saati kontrol ederek konuştuğunda hala bir sağa, bir sola doğru durmadan yürüyordum.
Anlık ne yapacağımı dahi hesaba katmadan onu da kendimle fakültenin bahçesine sürüklemiştim. Sabah saatleri olduğu için çoğu kişi dersteydi ama yine de bahçe boş değildi.
S: "Felix pervane gibi dönmeye devam mı edeceksin?"
Tekrar Seungmin'in bıkmış ses tonunu duyduğumda gerginlikten kemirdiğim tırnaklarımı serbest bıraktım. Ona söyleyecek miydim?
Bilmiyordum..
Yıllar boyunca kendimi bu dünyada yalnız görmüştüm. Aklımın ucundan dahi geçmemişti birgün benimle aynı kaderi yaşayan birisiyle karşılaşmak.
Ama Seungmin'in kaderi benimkinden biraz daha farklıydı. Beni kimse bilmezken onu tüm sınıf biliyordu. Sanırım o benden daha güçlüydü.
Çünkü aynısını ben yaşıyor olsam kesinlikle dayanamazdım. Ama Seungmin onları umursamıyor gibiydi.
F: "Seungmin ben.."
Cesaretle başladığım cümlemi bitiremediğim için artık beni ayakta tutmaktan vaz geçen ayaklarımı dinlendirmek adına Seungmin'in yanına oturdum.
S: "Felix bu kadar şaşıracak bir şey yok. Sınıfta herkes biliyor zaten. Lisedeyken de biliyorlardı. Ondan öncesinde de.. sen de eninde sonunda öğrenecektin. Neden böyle yapıyorsun bilmiyorum. Ama dalga geçeceksen geç dersin ikinci yarısına gideceğim."
Vediğim tepkiyi anlayamadığı için benim onun hakkında kötü düşündüğümü sanıyordu. Ama şu an her şey tam tersiydi.
Gerginlikten titreyen ellerimi omuzlarına sararak onu kendime doğru çevirdim. Önce omuzlarına sarılı olan ellerime sonra bana bakmıştı.
Amacım onunla göz teması kurmaktı ama şu an neden korkudan gözlerimi sıkı sıkı kapatmıştım bilmiyordum.
F: "Seungmin.. ben de."
O kadar hızlı bir şekilde söylemiştim ki, sanki bir cümle değil de birleşik bir söz söylemiş gibiydi sesim.
Önce tek gözümü, sonra diğer gözümü açarak karşımdaki bedenin tepkisine baktım ama kaşlarını çatarak bana bakıyordu.
S: "Felix iyi misin? Hava güneşli de değil ki kafana güneş geçti diyeyim. Sen de ne? Derse mi geleceksin?"
F: "Ah! Tanrım çıldıracağım! Ben de interseksüelim işte!"
İstemeizce çıkıştığımda, gözlerim doldu. Anında görüş açım bulanıklaştığı için Seungmin'in yüz ifadesini tam görememiştim.
Gözlerimde biriken yaşlar yavaşça yanaklarıma doğru aktığında ellerimi Seungmin'in omzundan uzakkaştırarak yanaklarımdaki damlacıkları sildim.
F: "Ben seni anlıyorum. Ne kadar zor olduğunu biliyorum"
Gözlerimden akan yaşlar bir türlü durmadığı için ellerimi gözlerime bastırarak konuşmaya devam ettim.
F: "Hepsi çok zor! İnsanların içinde kendini farklı görmek çok zor! Vücudumdaki değişikliklere alışmak da zor! Her şey o kadar zor ki kendimi öldürmek bile istedim. Hiç doğmamış olmayı bile diledim."
Ellerimle gözlerimi sıkı sıkıya kapattığım için gördüğüm tek şey karanlıktı. Ama zihnimde yanan ışık o karanlığı parlatmaya yetiyordu.
Babamı, arkadaşlarımı, Hyunjin'i düşünmek, hayatımdaki tüm karanlıkları her zaman aydınlatıyordu.
F: "Ama sonra sağlıklı yaşamayı diledim. Hayatımın daha uzun olmasını diledim. Çünkü.. sevdiklerimden ayrılmayı hiç istemedim. Ben artık kendimi seviyorum. Seni de seviyorum. Biz.. biz birbirimizi anlayalım olur mu Seungmin?"
Sona doğru kısılan sesim istemsizce titremişti. Burnumu sesli bir şekilde çekerek ellerimi gözlerimden uzaklaştırdım ve yüzümdeki ıslaklığı silmeden karşımda oturan bedene baktım.
Ağlamam durmak üzereydi. Ama tam önümde oturan Seungmin'in yüzündeki ifadeyi, gözlerindeki yaşları gördüğümde dudaklarımın arasından hıçkırık kaçmıştı.
İkimiz de bebekler gibi ağlıyorduk. O da burnunu çekerek kollarını aniden bana sardığında, ben de ona sıkıca sarılarak sesli bir şekilde ağlamaya devam ettim.
Muhtemelen şu an bahçede bizi gören birkaç kişi, neden ağladığımızı tahmin bile edemiyorlardı. Ama bu an ikimiz için de tamamen farklıydı..
Dipsiz bir kuyuda sonsuzluğa sürüklenirken tutunabileceğin bir ip gibiydi bizim birbirimizi bulmamız. Belki de kader bağları...
____________________
Buradayım yaşıyorum sldmwldöeld
Bu fice o kadar bağlandım ki ve artık final olmak üzere olduğu için bölüm yazamıyorum. Bitsin istemiyorum. Ama yapacak bir şey yok. Her güzel şeyin sonu vardır eheheh.
Taslakta size yebi ficler pişiriyorum ehehehe. Eylül sonuna geridönüş yapmayı planlıyorumm
Finale birkaç bölüm kaldı…
