İyi Okumalar 🦋
_____________
Felix, çorbayla doldurduğu kaşığı hafif üfledikten sonra yanında bekleyen bedenin dudaklarına doğru uzattı. Hyunjin kaşıktaki çorbayı içerken Felix sabırsız bir şekilde bekliyordu onun cevabını.
F: "Çok mu kötü olmuş?"
Hyunjin hemen başını hayır anlamında sallayarak kenarda duran soya sosunu aldı ve çorbaya biraz daha ekledi.
H: "Çok güzel olmuş güzelim. Sadece biraz daha soya sosuna ihtiyacımız var"
Küçük olanın telefonu çaldığında yanaklarını şişirerek tezgahın üzerinde duran telefonunu aldı ve bugün defalarca arayan babasının aramasını tekrar cevapladı.
Evet babası Hyunjin'in yanında kalmasına izin vermişti ama her beş dakikada arıyor, mesaj atıyordu.
Felix bugün zaten fazlasıyla gerilmiş ve utanmıştı. Kalbi daha fazlasını kaldıramazdı. Doktorun konuşmaları yüzünden hala Hyunjin'in gözlerine bakamıyordu.
Ama doğruyu söylemek gerekirse fazlasıyla da mutluydu. Yıllardır tedavi alıyordu ve ilk kez doktorun bu kadar olumlu konuştuğunu duymuştu. Babası da oğlunun iyi olmasına sevinmişti.
Bay Lee ile kısa süren konuşması bittikten sonra tekrar mutfağa geçti. Hastaneden sonra kahvaltı yapmış, sonra da eve geçmişlerdi. Yemek yapıp yedikten sonra birlikte film izleyeceklerdi.
...
F: "Hyunjin hem de mavi"
Felix mutlu bir şekilde odadan çıkarak etrafında bir tur döndü ve üzerindeki mavi pijamasını Hyunjin'e gösterdi. Büyüğü bunu onun için almıştı. Felix onun evinde kaldığında rahat giyinip uyuyabilsin diye.
Hyunjin sırtını daha da yasladı koltuğa ve önünde dönen bedene baktı. Bir insana her şey mi bu kadar mükemmel yakışır?
H: "Biraz yakınıma gel güzelim. Meğersem gözlerim uzağı görmüyormuş"
Küçük beden gülümseyerek koltukta oturan bedene taraf ilerledi ve tam dizlerinin önünde durarak kendi üzerine baktı.
F: "Mavi rengi sevdiğimi nereden anladın?"
Hyunjin dizlerinin önünde duran bedene biraz daha yaklaşmak adına sırtını koltuğun başlığından ayırdı ve ellerini hızlıca ince bele sararak Felix'i kucağına doğru çekti.
Dizleri Hyunhin'in iki yanına gelecek şekilde onun kucağına aniden oturan beden gözlerini sonuna kadar açtı.
Normalde kalbinin ne durumda olduğunu hep anlardı ya. Artık bir kalbi var mı yok mu ondan bile habersizdi.
H: "Hep mavi giyiniyordun, içecek bir şey aldığında özellikle mavi pipet seçiyordun elinde olsa beni de maviye boyardın"
Onun hakkında ince detayları önemseyen birisi olduğu için çok mutluydu küçük olan ama şu an daha önemli konular vardı. Hyunjin'in kucağındaydı?
F: "Sen mavi olmasan da seviyorum ki seni"
Sesinin titrememesine özen göstererek kısık ses tonuyla konuştu. Belinde yerini koruyan eller onu biraz daha kendisine doğu çektiğinde bakışlarını aşağı indirdi ve birleşen vücutlarına baktı. Fazlasıyla yakınlardı.
H: "Ben de seni çok seviyorum cennet kokulum"
Büyük olan Felix'i daha da çekti kollarının arasına ve burnunu saçlarına daldırarak tatlı kokusunu ciğerlerine doldurdu.
Göğsüne yaslanan bedenin vücudunun sıcaklığını, heyecanlı kalbinin tatlı atışlarını hissetmek çok güzeldi. O kadar güzeldi ki Felix'i her gün yanında tutmak isteyecek kadar açgözlü olmuştu.
Felix de yavaş yavaş bulunduğu konuma alışarak -hatta hoşuna bile gitmişti kucakta olmak- daha çok sokuldu Hyunjin'in göğsüne ve başını onun omzuna yan bir şekilde yasladı. Burnu onun boynuna temas ettiğinde kendisi de derin bir nefes aldı sevgilisinin kokusunu daha net alabilmek için.
H: "O kadar güzelsin ki Felix, seni babana bile vermek istemiyorum. Ondan bile kıskanıyorum."
Hyunjin burnunu Felix'in yumuşak saçlarından uzaklaştırarak başını aşağı eğdi ve burnunu sevgilisinin boynuna bastırarak derin bir nefes daha aldı.
H: "Gece uyurken ansızın senin kokunu alıyormuş gibi oluyorum ve aceleci bir şekilde uyanıyorum. Ama yanımda olmadığını gördüğümde tekrar uyuyasım hiç gelmiyor"
Uzun beden yüzü küçüğünün boynuna gömülü bir şekilde konuştuğu için sesi boğuk çıkmıştı. Felix duyduğu sözlerin güzelliğini sindirmeye çalışırken tek kolunu Hyunjin'in boynuna sardı ve elini saçlarının arasına daldırarak onun yüzünü daha çok gömdü kendi boynuna.
Bulunduğu kucakta kıpırdanarak derin bir nefes aldı. Hyunjin'in dudaklarının sıcaklığını boynunda hissediyordu. Varla yok arası hafif bir baskı vardı. Küçüğünü zorlamak istemezcesine.
Ama Felix onun saçlarına daldırdığı eliyle sevgilisinin başını biraz daha kendisine doğru bastırdığında Hyunjin bundan cesaret alarak dudaklarını daha sert bastırdı ince deriye.
Kucağındaki beden o kadar heyecanlıydı ki Hyunjin onun nabzının atışlarını dudağının altında hissediyordu. Dudaklarını biraz daha aşağı doğru indirerek ince deriyi dudakları arasına aldı ve dil darbelerini kaçırmadan orayı ıslak bir şekilde emmeye başladı.
Felix, boynunda hissettiği sıcaklık, dudak darbeleri ve kulağına dolan ıslak sesler yüzünden olduğu yerde kıpırdanarak dudakları arasından inlemeye benzer küçük bir nefesin kaçmasına izin verdi.
Çok güzel hissediyordu. Hyunjin'in her bir teması ona daha da özel hissettiriyordu. Ama içindeki endişeler o kadar büyüktü ki bir çığ misali üzerine geliyorlardı ve kaçacak yeri yokmuş gibi hissediyordu.
Boynundaki sıcak dudaklar yavaşça adem elmasının üzerine doğru sürüklendiğinde ve orada durduğunda sert bir şekilde yutkundu.
Boğazı ve gözleri yanıyordu. Böyle temaslar alırken rahat olmak istiyordu ama bu elinde değildi. Endişeleri vardı ve kendince bu endişeler yersiz değildi.
Başını yavaşça Hyunjin'in dudaklarından uzaklaştırarak alnını onun omzuna yasladı ve nefeslenmek adına gözlerini kapattı.
Güzel gözlerinden yaşlar usulca akarak Hyunjin'in pijamasının üzerine damladı. Ağlamamak için dişlerini sıkıyor, kendisini tutmaya çalışıyordu ama o kadar güçlü değildi. Dudakları arasından küçük bir hıçkırık kaçtığında yaşlarını da serbest bıraktı.
H: "Felix?"
F: "Özür.. dilerim"
Küçüğünün ağladığını yeni farkeden Hyunjin kucağındaki bedenin omzularına sardı ellerini ve onu kendisinden uzaklaştırmaya çalıştı. Zaten yorgun ve bitkin hisseden Felix kolayca onun hareketlerine uyum sağlamıştı.
Her ne kadar ağladığı için Hyunjin'in yüzünü görmesini istemede de ondan başka sığınacağı kimsesi de yoktu.
H: "Sorun ne bebeğim? Rahatsız mı oldun"
Felix elinin tersiyle gözlerinden akan yaşları sildi ve başını hayır anlamında salladı. Sessizce ağlamaya çalışıtığı için bu onu daha bebeksi ve tatlı yapıyordu.
F: "Ya beni istemezsen"
Hyunjin derin bir nefes alarak elini yumuşak saçların arasına daldırdı ve uzun parmaklarıyla Felix'in yüzüne dökülen tutamları okşayarak kulaklarının arkasına sıkıştırdı.
H: "Seni istediğimi yeterince belli edemiyor muyum güzelim?"
Felix, ağladığı için kızaran küçük burnunu çekerek başını hayır anlamında salladı ve saçlarını okşayan eli kendi eliyle tutarak, sıkıca tutundu büyüğüne.
F: "Öyle değil.."
H: "Felix ben seni her türlü istiyorum. Ama kendini bir şey yapma mecburiyetinde hissetme diye o anlamda yaklaşmıyorum sana."
Duygulandığı için dudakları büzülen beden daha fazla ağlamamak için hemen başını Hyunjin'in omzuna geri yasladı ve küçülerek sevgilisinin göğsüne sokuldu.
F: "Ya ileride yapamazsam, devam ettiremezsem"
Hyunjin göğsüne sokulan bebeğinin sırtına sardı ellerini ve usulca okşadı orayı.
H: "Felix neden seni üzecek şeyler düşünüyorsun. Güzel ihtimaller düşün. Mesela şey gibi..."
Büyük beden başını eğerek dudaklarını Felix'in kulağına bastırdı ve minik bir öpücük bıraktıktan sonra fısıldadı.
H: "Ya ben sana bağımlı hale gelirsem ve her gün seni istersem"
Felix, elini yumruk yaparak küçük yumruğunu sert bir şekilde Hyunjin'in göğsüne indirdi başını onun omzundan kaldırmadan.
Çok geçmeden salonu ikilinin kıkırdaşmaları doldurmuştu. Bazen yer yer zorluklar olmuş olsa bile onlar için, zamanla atlatacaklardı birlikte.
H: "Hadi bakalım daha film izleyeceğiz"
________________
31. Bölüm final






