İyi Okumalar 🦋
_____________
Hyunjin kalın odunları parçalara ayırdıkça Felix de onları sırayla güneşin altına diziyordu. Akşama kadar kurumaları için.
H: "Yorulduysan bırak güzelim yaparım ben"
Felix iki kolunda da bebek tutuyormuş gibi tuttuğu odun parçalarını yere bıraktıktan sonra yanaklarını şişirerek Hyunjin'e taraf döndü.
F: "Yorulmadım ama acıktım. Nerede kaldı ki Minho ve Jisung. Hemen kahvaltı yapalım"
Hyunjin elindeki baltayı kütüğün üzerine bıraktıktan sonra telefonunu cebinden çıkarmıştı. Yarım saatten uzun süredir ikili yoktu. En iyisi arayıp çağırmaktı onları. Zaten bu kadar odun onlara bir gecelik yeterdi.
Güneşin altında ısınmaya çalışan küçüğüne doğru adımladı ve tek elini onun beline sararak kendisine çekti. Günün her saati, her dakikası ona sarılmak, temas etmek istiyordu.
Telefon çalmaya başladığında kulağına dorğu yaklaştırdı. Karşı taraftan cevap gelmiyor olsa da Minho'nun telefonunun çalma sesi yavaş yavaş yaklaşoyordu.
İkilinin bakışları ses gelen tarafa kaydı. Minho ve Jisung ellerindeki iki kuru çırpı parçasıyla öylece düz yürüyorlardı. Ama biraz garip gibilerdi..
Saçları başları dağılmış, yüzleri donuktu. Ayı saldırısından kurtulmuş gibilerdi.
Sanki robot gibi yürüyorlardı. Adımlarını eş zamanlı atarak ellerindeki iki küçük dal parçasını bahçenin ortasındaki masaya bıraktılar.
Hyunjin ve Felix kaşlarını çatarak bakıyordu ikiliye. Görevlerini tamamlayıp sistemlerini devre dışı bırakan robotlar gibi öylece dikiliyorlardı. Ne birbirlerine bakıyorlardı, ne de arkadaşlarına taraf.
H: "İyi misiniz siz?"
J: "İyiyiz"
M: "Jisung haklı katılıyorum ona"
İkili asker komutunda konuşarak birbirlerine bakarak başlarını sallamışlardı. Sanki ormana girip mutasyona uğrayıp geri dönmüşlerdi.
Hyunjin, elini beline sardığı bebeğini de yürüterek onlara doğru yaklaştı ve masanın üzerinde duran küçük ağaç dallarına baktı. Sorgulamayacaktı artık.
H: "Acıktık artık kahvaltı yapalım mı?"
M: "Yapalım"
J: "Minho haklı katılıyorum ona"
...
Günleri pek planladıkları gibi geçmemişti. Hava kötü ve yağmurlu olduğu için evin içinden çıkamamış ve hazır yemekler yemişlerdi mangal yapmak yerine.
Normalde olsa Jisung konuşmadan durmaz ve ortamı renklendirirdi ama bugün Minho da Jisung da fazlasıyla durgundu.
İkisi de normal insan gibi davranmışlardı ki bu onlara zıt bir davranıştı. Yemek yemiş, etrafı toparlamış ve birbiriyle atışmadan konuşmuşlardı. Çok nadir göz temasında bulunmuşlardı.
Onların aksine Hyunjin ve Felix için her şey mükemmeldi. Hava kötü olsa da onların amaçları zaten birbirinin yanında olmaktı.
Son yatak döşeğini de şöminenin önüne bırakmıştı Hyunjin ve Minho. Felix ve Jisung ise buldukları tüm yorgan ve battaniyeleri aşağı indirmişlerdi.
Odaları ısıtacak kadar odunları yoktu bu yüzden salonda uyumak en iyisiydi. Hala hava şimşekli ve yağmurlu olduğu için ev tam ısınmış değildi.
H: "Tamam biriniz koltukta uyursa üç kişilik döşek yerde var"
Hyunjin bunu söylerken Minho ve Jisung'a baktı. Tabii ki kendisi veya Felix koltukta uyumayacaktı. Saatleri zorla çekmişti tüm gün, gece miniğine sarılıp uyuyabilmek için.
M: "Ben yatarım"
J: "Olur sen yatarsın güzel seçim"
F: "Siz niye bu kadar garipsiniz ya bugün?"
Felix kollarını önünde birleştirerek kaşlarını çattı ve bugün içlerine uzaylı girmiş gibi davranan ikiliye baktı.
İkisi de onlara yöneltilen soru yüzünden paniklemiş ve birbirlerine bakmışlardı. Jisung'un eli ayağına dolşmıştı heyecandan.
J: "Ne garipliği canım normaliz işte"
M: "Düz insanız, normal olanından"
F: "Hayır normalde olsa Minho koltuğu seçti diye Jisung ona inat koltukta uyumak ister ve kavga ederdiniz"
Minho gergin bir şekilde gülümseyerek elini Jisung'un omzuna attı ve "arkadaşını" kendine doğru çekti.
M: "Biz Jisungla hiç kavga etmedik ki"
J: "Hiiç kavga etmeyiz biz"
Felix bıkkın bir şekilde nefes vererek elini boşver anlamında salladı. Hyunjin ise az çok ne olduğunu kestirebiliyordu.
H: "Hadi uyuyalım geç olmadan"
Hyunjin, Felix'e yatağa uzanmasını işaret ettiğinde küçük olan hemen yatağa uzanmış ve büyüğünün üzerine ilk battaniye sonra da yorgan örtmesine izin vermişti.
Jisung ve Minho da yerlerine geçtiklerinde Hyunjin salonun ışığını kapattı. Şömine ateşi salonu romantik bir şekilde aydınlatıyordu ve böyle bir yerde bir gün Felix ile başbaşa olmayı diledi içinden.
Uzun beden son kalan yorganı da kendi üzerine alarak yatak minderinin üzerine uzandı ve boncuk gözleriyle ona bakan Felix'e baktı.
Küçüğünün ne beklediğini çok iyi biliyordu. Memnun bir şekilde sırıtarak yorganın bir tarafını hafifçe kaldırdı.
Felix de sanki bunu kendisi istemiyormuş gibi utangaç bir şekilde gülümseyerek sarıldığı yorgan ve battaniyesiyle birlikte tırtıl gibi kıvrılarak Hyunjin'e yaklaştı ve onun yorganının altına girdi.
Ona yaklaşır yaklaşmaz burnuna dolan kokusuyla şimdiden mayışmıştı. Hyunjin küçük tıtrılına sıkıca sarılarak onu biraz daha göğsüne doğru çekti ve tek elini onun boynunun altından geçirerek saçlarını okşadı.
Felix ise sıcak dokunuşlar altında mayışmanın verdiği hisle gözlerini huzurlu bir şekilde kapatarak başını Hyunjin'in boyun girintisine soktu.
H: "Birlikte yüzmeye gidelim mi?"
Büyük olan küçüğünün kulağına fısıldayarak konuştuğunda Felix başını usulca kaldırdı ve parlak gözleriyle ona baktı.
F: "Ben yüzemem ki. Suyun baskısı göğsümü çok sıkar, kalbim sıkışır"
Hyunjin, bebeğini rahatlatmak amacıyla sıcak dudaklarını onun alnına bastırdı ve yumuşak bir öpücük bıraktıktan sonra uzaklaşarak alnını onun alnına yasladı.
H: "Ben yanında olacağım. Kötü hissedersen hemen çıkarız. Ama senin de yüzmek istediğini biliyorum"
İstiyordu.. küçüklüğünden beri yüzmeyi, istediği kadar koşmayı, bisiklete binmeyi, ebelemece oynamayı.. çok istiyordu. Ama hem durumu hem de babasının fazla korumacılığı onu bu hayallerden alı koymuştu.
Belki de bunları yaparsa çok büyük bir sorun olmayacaktı ama babası korkuyordu. Tek ailesini de kaybetmekten korkuyordu.
Ama artık yanında Hyunjin vardı...
F: "Yapabilir miyim ki?"
H: "Yaparsın güzelim. Sen uygun olduğun bir zaman söyle gidelim"
Felix, içindeki heyecanı bastıramayarak başını hızlı hızlı onaylar anlamda salladı. Alınları birbirine birleşik olduğu için bu hareketi yüzlerini daha da birbirine yaklaştırmış, burunlarının hafifçe temas etmesini sağlamıştı.
Kurduğu yakınlığı anlayan küçük beden duraksayarak iri gözleriyle baktı Hyunjin'in gözlerine. Onu öpmek istiyordu ama devam ettirememekten korkuyordu. Bunun Hyunjin'i rahatsız edeceğini düşünüyordu.
Büyük olan ise küçüğünün içindeki endişelerin ne olduğunu çok iyi biliyordu. Birbirlerini mükemmel bir şekilde tamamlıyorlardı.
Felix, içgüdüsel olarak biraz daha Hyunjin'e doğru sokulduğunda Hyunjin kolunu daha sıkı sardı küçüğünün beline ve vücutlarının tamamen yapışmasına neden olacak şekilde onu kendisine doğru çekti.
H: "Dudakların ateşin ışığı altında ne kadar da güzel parlıyor miniğim"
Felix, istemsizce yutkunarak dudaklarını yaladı. O da içten içe aynısını düşünüyordu. Hyunjin'in dolgun dudakları loş sarı ışık altında, altın gibi parlıyordu.
Küçük elini yorganın altından çıkararak parmaklarını Hyunjin'in çenesine bastırdı ve biraz daha yaklaştırdı yüzünü ona.
Babası görse ona kızardı. Hatta buraya gelmek için izin aldığında yaramazlık yapmayacağına söz vermişti. Ama Hyunjin için her kuralı, sözü kırmaya hazırdı.
Bu sefer sabırlı davranamayan Hyunjin başını eğerek, Felix'in ikinci hamlesini beklemeden dudaklarını onun dudaklarına bastırdı.
Birbirlerine temas eden iki beden sanki özlerini bulmuş gibi huzura kavuşmuşlardı.
Uzun olan başını hafif yana doğru eğdiğinde çenesinde kıpırdayan küçük parmakları hissetmişti.
Onun gerginliğini almak adına büyük elini ince belinde usulca, zarif bir şekilde gezindirdi.
Felix ise geçen sefere bakmış bu sefer daha kontrollü hissediyordu kendisini. İstekle Hyunjin'e yaklaşarak dudaklarını araladı ve dolgun üst dudağı kendi dudağının arasına aldı.
Büyük olan aldığı ilerlemeyle gülümsedi ve dudaklarının gerilmesine neden oldu. Kendisini hemen toparlayarak Felix'in biçimli alt dudağını kendi dudakları arasına aldı.
Küçüğü onun üst dudağını sakin ve yavaşça emerken Hyunjin kontrolsüz bir şekilde seslice emdi dolgun dudakları. Odayı öpüşme sesleri kapladığında Felix hemen geri çekildi.
Gözlerini sonuna kadar açarak aralık, ıslanmış dudaklarıyla Hyunjin'e baktı. Hyunjin ise oyuncağı elinden alınmış bebekler gibi aşırı huysuz gözüküyordu.
H: "Birazcık daha"
Büyüğü mızmızlanarak konuştuğunda Felix hala irice açmış olduğu gözlerini kapatmadan başını hayır anlamında salladı.
F: "Çok ses çıktı Hyunjin"
H: "Öpüşürken ses çıkar güzelim"
F: "Olmaz"
Küçük olan iddialı bir şekilde başını hayır anlamında salladığında Hyunjin onun boşluğundan yararlanarak parlayan dudaklara kısa ve kaçamak bir öpücük bıraktı.
H: "Benim evimde kalman gereken durumlar var Felix"
Felix, kaptırdığı kaçamak öpücük yüzünden kaşlarını çatarak başını hayır anlamında salladı. Hem babası izin vermezdi ki.
Küçük olanın aklını kurcalayan başka bir şey vardı. Kalbi sanki Hyunjin'in yanında artık daha da dingindi. İlk öpüşmelerine bakmış bu sefer çok da kontrolden çıkmamıştı kalbi.
H: "Ben izin alayım babandan"
Hyunjin küçüğünü daha da sıkı sararak kendinden emin bir şekilde konuştu. Felix'i doya doya öpmek istiyordu ama utangaç bebeği her yerde kaçıyordu ondan.
F: "Hyunjin o zaman hiiiç izin vermez"
Büyük olan oflayarak başını aşağı indirdi ve yüzünü Felix'in boynuna gömerek burnunu boyun girintisine bastırıp tatlı kokusunu ciğerlerine çekti.
Hyunjin'in burnunun ve dudaklarının baskısını boynunda hisseden Felix titrek bir nefes vererek elini sıkıca Hyunjin'in koluna sardı.
Aynı yatakta uyumak, fazlasıyla yakın temaslar yapmak, öpüşmek ikisi için de fazla ateşli bir durumdu. Hyunjin'in hoşuna gitse de Felix'in içindeki endişeler daha da körükleniyordu.
Bir gün Hyunjin ondan daha fazlasını istediğinde kendini ona açabilecek veya onu tatmin edebilecek miydi...
________________
Yazarın aklını karıştıran şey de bunları nasıl seviştireceği. Ben bunları seviştiremem gibi (5k kelimelik smut yazdı)





