İçeriğe geç

Out Of Breath (HyunLix)

Bölüm 22 · 5 dk okuma

Out Of Breath (HyunLix)

Bölüm 22

Uykucu

İyi Okumalar 🦋

______________

~hyunjin~

Esnememeye özen göstererek gözlerimi irice açtım ve yola odaklanmaya çalıştım. Jisung hepimizi sabah saat 5'de uyandırmış ve 6 olmadan yola çıkmaya mecbur bırakmıştı.

Yorgunluktan yanan gözlerimi kırpıştırarak yan koltukta montuma sarılarak mışıl mışıl uyuyan küçüğüme baktım. Uyuyorken dudakları büzülüyordu. Öpme isteği uyandırıyordu bende. Gerçi ona her baktığımda öpme isteği uyanıyordu içimde.

Başımı kaldırarak aynadan arka koltuğu kontrol ettiğimde arkadaki ikili de uyuklamak üzereydi. Madem uyuyacaklardı ne diye sabah erkenden yola çıkmıştık ki.

Neyse ki gideceğimiz yer arabayla sadece bir saat uzaklıktaydı. Ama uykulu olduğum için ekstra dikkatli kullanıyordum. Bu yüzden yol normalden daha uzun sürmüştü.

Araba, Minho'nun yol tarifi üzerine deniz'e giden patikaya saptığında zemin asfalt olmadığı için araba biraz sallanmaya başlamıştı.

Felix'in küçük bedeni ne kadar sarsılsa da asla uyanmıyordu. Tek gözüm hep üzerindeydi. İki eliyle üzerindeki montumu sıkıca tutuyordu düşmemesi için.

O kadar heyecanlıydım ki. Bu gece sabaha kadar onun kokusuyla uyuyabilecektim. Onun sıcaklığıyla.. kollarım boş hissetmeyecekti. Ben çok fazla aşığım.

Minho yolu her sözcüğün başında esneyerek tarif ettikten sonra araba tam denizin kenarında olan eski stil müstakil evin önünde durmuştu.

Deniz biraz fazla dalgalı olursa evi su basacakmış gibi duruyordu. Ama güzel ve huzurlu bir havası vardı. Üstelik sahil oldukça genişti.

Minho uyuklayan Jisung'u yanağından dürterek uyandırmaya çalıştığında ben de Felix'e taraf döndüm. Saat daha yeni sabah yedi olmuştu. Onu uyandırmak istemiyordum.

H: "En iyisi hepimiz birkaç saat uyuyalım. Yoksa tüm gün uyuklayacağız"

Arkada oturan ikili şükürler olsun ki sorun çıkarmadan onaylamışlardı. Onlar arabadan indikten sonra ben de indim ve anahtarı Minho'nun eline tutuşturarak Felix'in olduğu tarafa adımladım.

Kapıyı sessizce açtım uyanmaması için ama hiç uyanacakmış gibi bir havası da yoktu. Güzelliği karşısında istemsizce gülümseyerek tek elimi dikkatli bir şekilde sırtına sardım, diğer elimi de dizlerinin altından geçirerek kucağıma aldım.

Ne kadar da çok yakışmıştı kucağıma..

Minho benim ardımdan kapıyı kapatıp kitledikten sonra hep birlikte eve doğru ilerledik.

J: "Ben de kucakta taşınmak istiyorum"

M: "Seni mancınığa koyup buradan Seoul'e fırlatırım"

İkili atışmaya başladığında yavaş yavaş uyku sersemliğinden çıktıklarını anlamıştım. Minho cebindeki anahtarla kapıyı açtığında hepimiz içeri geçtik.

Hava soğuktu ama evin içi yazlık havası tadındaydı. Lakin hava öyle böyle soğuk değildi. Evin içi daha da soğuktu sanki.

H: "Isıtıcıyı açalım hemen"

Felix'i koltuğa bırakmak için adımladığımda duyduklarım beni durdurmuştu.

M: "Yazlık evde niye ısıtıcı olsun ki?"

H: "Nasıl yanı? Ne yapacağız Minho? Ateş yakıp kabile dansı mı?"

Minho omuzlarını umursamaz bir şekilde kaldırarak eliyle salondaki şömineyi işaret etti. Yazlık ev olduğu için hiç kullanılmamıştı ve içinde odun bile yoktu.

M: "Ben size ev var dedim, içinde her olanak var demedim"

Benim onun üzerindeki keskin bakışlarımı anlamış olacak ki kendisini kurtarmak adına konuştu.

Kucağımdaki bedeni dikkatli bir şekilde koltuğa bıraktıktan sonra derin bir of çektim. Ben yokken bu üçlü nasıl hayatta kalmıştı çok merak ediyordum.

H: "O zaman siz odun bulacaksınız ben de kıracağım. Akşam soğuktan ölürüz yoksa"

...

Evin arka kısmında bulduğum birkaç odun parçasını ön kısma taşıdım parçalara ayırmak için. Ama hepsi açıkta, ve yağmurun altında kaldıkları için kuru değillerdi.

Yakması biraz zor olacaktı ama onlara ihtiyacımız vardı. Hem Minho ve Jisung'a güvenemezdim odun konusunda. Yarım saattir yuva kurmaya çalışan serçeler gibi çalı çırpı topluyorlardı.

J: "Bunun boyutu nasıl?"

Jisung'un gözüme kadar soktuğu ince dal parçasına baktım. Ya benimle dalga geçiyordu ya da gerçekten bununla ateş yakabileceğimizi düşünüyordu.

Yerde duran baltalardan birini aldım ve Jisung'un eline tıkıştırdım. Minho ise hemen gelerek baltayı onun elinden aldı.

M: "Kural bir, Jisung'un eline kesici, delici ve yakıcı hiçbir şey verilmemeli"

Jisung gözlerini devirdiğinde gülümsedim. Gerçekten fazlasıyla sakar birine benziyordu. Kolunu bile koparabilirdi o baltayla.

H: "Siz ormana gidin. Ağaçların kurumuş dallarından birkaç tane getirirseniz kurularla yaş olan odunları da yakabiliriz"

Beni onaylayarak ormana taraf ilerlediklerinde rahatsız bir şekilde kıpırdandım yerimde.

H: "Çok uzağa gitmeyin! Telefonlarınız seslide olsun"

Jisung arkasını dönerek baş parmağını havaya kaldırıp beni onayladı. Jisung'u tanımasam da kuzenimi tanıyordum. Her ne kadar her şeyi şakaya vursa da ciddi durumları yönetebileceğini bildiğim için rahattım.

Yerde duran kalın odun parçasını dik konuma getirdim ve baltayı aldım elime. Şimdi belki çok fazla üşümezdik ama gece uyurken donabilirdik. O yüzden tüm gece yetecek oduna ihtiyacımız vardı.

Kalın odun parçasını dört parçaya böldükten sonra güneşin altına dizdim azıcık da olsa kuruması için. Diğer odunları kırmak için yerime geri döndüğümde hissettiğim kıpırdanmayla bakışlarım eve taraf döndü.

Yumuşak saçları yüzünün her yerine dağılmış, yeni uyandığı için gözleri kısık bir şekilde açılmıştı kapıda duran bedenin.

Elleriyle gözlerini ovalayarak esnedi ve üzerine fazlasıyla bol olan montumu düzelterek küçük adımlarıyla bana doğru geldi.

Şu an yaptığım işi bırakmış, sırıtarak onun bana doğru yürümesini izliyordum. Tehlikeli derecede aşık olmuştum. Beni büyülemişti resmen.

H: "Günaydın uykucu"

Diğer elimde baltayı tutmak için eldiven olduğundan tek elimi ona doğru uzattığımda adımlarını hızlandırarak göğsüme sokuldu ve kollarını belime sardı.

Bana sarıldığında hep sıkıca sarılıyordu. Sanki kaçıp gidecekmişim de beni durdurmak istiyordu. Onun içindeki tüm endişeleri almak istiyordum.

Aşıktım, bunun farkındaydım ve onu asla bırakmayacağıma emindim. Bunu ona zamanla kanıtlayacaktım.

İkimiz de birbirimizi tamamlayacaktık. Onun kalbi yüzünden bu hayatta yapamadığı birçok şey vardı ve hepsini birlikte yapacaktık.

F: "Uyanamıyorum"

Mızıldanarak konuştuğunda başımı eğerek tatlı kokulu saçlarına öpücük bıraktım. Erkenden uyanıp sonra tekrar uyuduğu için hala uyanamıyordu.

Tek kolumu zarif bedenine sararak sırtını okşadım. Dokunuşlarım onu daha da mayıştırıyordu. Her dokunuşumda biraz daha bastırıyordu yanağını göğsüme. Bebek gibiydi.

H: "Uyan bebeğim. Diğerleri de gelecek şimdi. Kahvaltı yapalım"

Mırıldanarak başını göğsümden uzaklaştırmadan onaylar anlamda salladı. Dediklerimi daha yeni anlamış olacak ki şaşkın bir şekilde gözlerini açarak başını kaldırdı ve bana baktı.

F: "Minho ve Jisung nerede ki?"

Başını kaldırmasını fırsat bilerek hemen alnımı alnına yaklaştırdım. Ona ne kadar yakın olsam da yetmiyordu.

H: "Ormana gittiler odun toplamak için"

F: "Hyunjin tehlikeli değil mi?"

H: "Değil güzelim küçücük alan. Buradan bağırırsam bile sesimizi duyacaklar. Endişelenme hemen gelmelerini söyledim.

Başıyla beni onayladığında yüzümü daha da yaklaştırdım yüzüne ve burnumu burnuna sürterek gülümsedim.

Çok çabuk heyecanlanıyor ve panikliyordu. Böyle zamanlarda ne yapacağını, nereye bakacağını bilmiyor olması o kadar tatlıydı ki.

Yanakları kızardığında daha fazla yüzüme bakmayarak hemen benden uzaklaştı ve bakışlarını kaybolmuş yavru civciv gibi etrafda gezindirdi.

F: "Sen ne yapıyorun?"

H: "Akşam üşümememiz için odun kırıyordum"

Konuyu değiştirdiğinde ona ayak uydurdum. Kalbinin ne denli hızlı ve hassas olduğunu biliyordum. Bana her sarıldığında küçük atışlarını göğsümde hissediyordum.

Onu asla zorlamayacaktım. Yanımda olması, kokusunu almam zaten bana yetiyordu. Zamanla geri kalan şeyleri de aşacağımıza emindim.

_______________

Minho ve Ji için itfaiyeci çağırın.Ormanı ateşe verecekler.

Bölüm sonu

14 yorum