İçeriğe geç

OTEL GÜNLÜKLERİ

Bölüm 13 · 7 dk okuma

OTEL GÜNLÜKLERİ

Bölüm 13

13

Saatler geçtiğine yemin edebilirdim, karanlıkta hiç bir şey görmediğim bu yerde saatlerdir sırtımı duvara yaslamış şekilde birisinin gelip beni buradan çıkarmasını bekliyorum çaresizce.. Ne bir ses var ne de bir ışık, insan ışığa ne çok ihtiyaç duyuyormuş meğerse..

Kısacık sürede hayatın anlamını bu derecede iyi anlamam, isyan ettiğim tüm o şeylerin boşa, ergence düşüncelerle söylenmiş saçma sapan davranışlar, sözler olduğunu anlamış olmam aslında korkunun insanı ne derecede etkilediğinin büyük bir kanıtıydı. 17 yıllık hayatım, karanlıkta yarım saat, belki de bir saat mahsur kaldığım bu yerde gözlerimin önünden film şeridi gibi geçmişti, hani filmlerde ölüme yaklaşınca insanlar böyle söylerdi ya, o kadar değişik duygular ve o kadar saçma bir durumdaydım ki ne düşünmem gerektiğini ne yapmam gerektiğini ve nasıl davranmam gerektiğini bile bilmiyordum, olayların üst üste benim başıma gelmesi şans mı yoksa şanssızlık mı artık çözemiyordum bile, daha elimdeki yara bile tam iyileşmeden şimdi de kendimi bir odaya kilitlemiştim. Ben hayatım boyunca hiç karanlık bir odada mahsur kalmamıştım ki.. Zaten diğer insanlar hobi olarak her gün karanlık odada mahsur kalıyor Esma.. Düşüncelerim karanlıkta kalmaktan daha yoğun bir şekilde beynimde döndüğünden saçma sapan teoriler üretmeye de başlamıştım. Kriz yönetimi dedikleri o şey sanırım doğuştan bana bahşedilen bir özellikti, her ne koşulda olursa olsun, başıma ne gelirse gelsin soğuk kanlılığımı koruyup asla çok fazla tepkiler vermeden düzgün düşünebilmeyi başarabiliyordum, ama şuan durum çok farklıydı. Hiçbir şey göremeden yapabileceğim ve düzgün düşünebileceğim bir ortamım yoktu, o yüzden sadece oturdum ve birilerinin gelmesini bekledim çaresizce..

Saatlerin geçtiğine yemin edecek kadar kendimden emin olsam da içeride beklediğim süre çok daha azdı, farkındaydım. Sadece zifiri karanlık ve bir tek makinelerin sesinin olduğu bir yerde zaman algımı yitirdiğim için saatten ve ne kadar süre geçtiğinden emin olamıyordum. Telefonumu yanıma almamıştım, soyunma odasındaki giysi dolabımda bıraktım çünkü cebimde ağırlık yapıp beni rahatsız edeceğini düşündüm, normalde çok arayanım olmadığı için bu durum da düşüncemi daha çok etkileyerek telefonumu bırakmamı kolaylaştırdı.. Bundan sonra kendime not, tuvalete dahi gitsen o telefon yanında olacak. Saate bakabileceğim herhangi bir şey olmadığından sadece tahminlerle yetiniyordum. Kafamı arkama, kapıya yasladım ve gözlerimi kapatıp ki açık tutsam da bir fark yoktu, derin bir nefes aldım. Aldığım her nefeste boğazımın acımasına aldırmak istemiyordum çünkü bunu düşünürsem işin içinden çıkmam çok daha zorlaşırdı, rutubet kokusu ve makinelerin o garip kokusu birbirine karışmıştı, bu havayı çok fazla solumak eminim ki ciddi zararlara yol açardı ama mecburdum ve bu hava aldığım her nefeste beni zehirliyordu, emindim. Daha fazla burada böyle beklemek istemiyordum, kimse mi yokluğumu fark etmemişti yahu? Burada beni ölüme terk etmezlerdi herhalde.. Bir umut yeniden ayağa kalkıp kapıya var gücümle vurmaya başladım, bir yandan da dışarıdan beni duyabilme ihtimali olan birisi vardır diye bağırıyordum. "Hey, kimse var mı orada? Burada kilitli kaldım sesimi duyan yok mu ya?" Gözlerime hücum eden yaşlara engel olamadım, korkuyordum. Öyle çok korku sarmıştı ki bedenimi, titrememe de engel olamadım, yumruk yaptığım ellerimi kapıya bir kez daha vurup sonunda pes ederek alnımı kapıya yasladım ve göz yaşlarımın bir bir yanaklarımdan süzülmesine izin verdim.

Saniyeler geçtikçe korku daha fazla sarmıştı bedenimi, gözyaşlarımı artık hiç bir şekilde durduramıyordum. Burada şuan yapabileceğim tek şey çaresizce beklemekti ve bekledikçe en kötü düşüncelerin beynime hücum etmesi psikolojimi son derece kötü etkilediğinden istemsizce hep en kötüyü düşünüp kendimi korkutuyordum. Bacaklarımı kendime çekip sırtımı yasladığım kapıya daha çok sindim, kafamı yasladığım ayaklarımı kollarımla sararak kendimi daha güvende hissettiğim bir pozisyonda oturmaya başladım ve içimden sayıları sayarak kötü düşünceleri yok saymaya çalıştım, ne kadar başarılı olabilirsem tabi.. "17, 18, 19, 20.." Büyük bir gürültüyle çarpan bir şey yerimden aniden sıçramama neden oldu, birkaç saniye sesin bulunduğum odadan geldiğini düşündüm, kötü düşünceler peşimi bırakmamakta son derece ısrarcıydı, makinelerin patladığını düşünmekte tam bana yakışırdı zaten, etrafı göremesem de gözlerimi etrafta dolaştırdım ama hem göz yaşlarımın önümü net görmeme engel olması hem de karanlık, hiçbir şeyi görmememi sağlıyordu.

Saçma sapan düşüncelerimden sıyrılıp ayağa kalkmak istedim ama başımın feci şekilde dönmesi ayağa kalkmama engel oldu, dışarıdan duyduğum tanıdık sesi önce çıkaramadım ama yaklaştıkça sesin sahibinin Deniz olduğunu anladım. "Esma? Esma burada mısın?" Bağırıyordu, beni arıyordu. Sonunda birileri benim yokluğumu fark etmişti ve beni aramaya gelmişti, buradan çıkacaktım. "Buradayım.." Diyebildim sadece, oturduğum yerden kalkmaya çalıştım ama son derece güçsüz düşen bedenim buna izin vermiyordu, kendimi sürükleyerek kapının önünden yana çekildim ve bir kez daha "Buradayım, Deniz.." diyerek yanıma gelmesini bekledim, adım sesleri yaklaştığında kapının önüne geldiğini anlamıştım. Gürültülü bir şekilde bulunduğum odanın kapısını açtı ve anında içeriye dolan ışık birkaç saniye gözlerimin kararmasına neden olarak etrafımı görmemi engelledi. "Esma, ne oldu sana böyle? Neden buradasın sen?" Endişeyle yanıma çöküp oturdu ve ardı ardına sorular sormaya başladı, bir eliyle saçlarımı geriye atıp yüzümde, bedenimde herhangi bir sorun olup olmadığını kontrol ediyordu bir yandan da. "Neden buradasın Esma? İyi misin, ne oldu böyle anlatsana.." Tam cevap verecektim ki kapının önünde koşarak gelen ve aniden beliren Mert konuşmamı engelledi, endişeli bir şekilde nefes nefese kalmış halde yanıma gelip Deniz'in benden uzaklaşmasını sağlayarak yanıma çöktü, Deniz zaten Mert'i gördüğü an ellerini üzerimden çekerek benden uzaklaşmıştı. "Esma.." Derin bir nefes alıp aniden bana sarılmasıyla büyük bir şok yaşadım, ne yapacağımı bilmiyordum ve zaten hareket edecek kadar gücüm bile yoktu.. "İyi misin sen, neden buradasın?" Beni bırakmamıştı, bir eli saçlarımda geziniyordu, diğer eli belimi son derece sıkı kavramıştı ve bana destek olarak geriye düşmememi sağlıyordu. "Ben sordum az önce ama durumu kötü sanırım cevap vermedi bana." Dedi hemen arkamızda duran Deniz, Mert'in sabır dilenircesine nefes aldığını dip dibe olduğumuz için fark etmiştim. "Ben, yanlışlıkla geldim buraya.." Zar zor konuşarak yavaşça Mert'ten uzaklaştım, ellerini yüzümde dolaştırıp bir sorunum var mı diye kontrol ediyordu az önce Deniz'in yaptığı gibi. "Tamam, yorma kendini çıkaralım seni buradan hadi.." Halimden zor durduğumu anlamış olacak ki beni daha fazla zorlamayarak konuşmamızı sonlandırdı. Deniz yaklaşıp beni yerden kaldırmak için Mert'e yardım etmek istedi ama Mert'in aniden bacaklarımın altından ve belimden kavrayarak beni kucağına alıp kaldırmasıyla bende Deniz gibi ufak bir şaşkınlık yaşadım, düşmemek için boynuna sarıldım ve kalan son gücümü de ona sarılmak için kullanmıştım zaten. Son hatırladığım beni kucağına alıp odadan çıkarmasıydı.

Gözlerimi açtığımda hastane odasındaydım ve hemen yanımda tekli koltuklardan birinde, rahatsız bir şekilde uyuya kalmış Mert vardı, kaç saattir uyuduğumu, bana ne olduğunu, neden baygınlık geçirdiğimi aşırı merak etsem de Mert'i böyle görmek tüm merakımı yerini masum bir mutluluğa bırakmıştı. Yavaşça Mert'i izlemeyi bırakıp yattığım yerden doğruldum ve kendimi arkamdaki yastığa bıraktım, doğrudan önüme bakıp o karanlık odadan çıkabildiğim için şükürler etmeye başlamıştım, biraz daha beni bulamasalardı orada delirmeme ramak kalmıştı. O odada yaşadığım korku yeniden gözlerimin önünde canlandığında gözlerimin dolmasına engel olamadım, Mert rahatsızca kıpırdanarak gözlerini araladı ve beni görünce oturduğu yerden fırlayıp yanıma, yatağın kenarına gelip oturdu. İş kıyafetleri üzerindeydi, sabah onu otelde nasıl bıraktıysam o şekilde duruyordu. "Daha iyi misin?" Gözlerimin dolduğunu gördüğünde sorduğu soruyu es geçip elleriyle akan yaşlarımı silerek yeni bir soru yöneltti bana. "Ne oldu, neden ağlıyorsun?" Ellerini yüzümden çekip doğrudan vereceğim cevabı beklemeye başladı, "Ben, öyle aklıma gelince odadaki halim, engel olamadım.." Derin bir nefes alıp kendimi toparladım. "Ne olmuş bana, neden buradayız?" Oturuşunu düzleştirdi, o da benim gibi derin nefes aldı ve konuşmaya başladı. "Panik atak dedi doktor, bir de içeride soluduğun havadan dolayı ufak bir baygınlık geçirdin, önemli bir şey değil merak etme. Şimdi sen söyle, neden oradaydın?" Anladığımı belirterek kafamı aşağı yukarı salladım. "Ben, sana söylemiştim ders çalışmak için molaya erken çıktım ya -2'ye basacağıma -4'e basmışım asansörde yanlışlıkla.. Sonra o yere girdim, asansörün kapısı kapandı bir daha açılmadı, çok karanlıktı bende önümü bile göremedim yürüdüm biraz belki çıkış vardır diye ama asansörden başka bir çıkış bulamadım.." Sözümü kesip beni durdurdu, "Yangın çıkışı vardı, her katta vardır ama doğru karanlıkta görmemen çok normal.." Bir kez daha kafamı salladım, bunu aklımın bir köşesine not etmeliydim, her katta yangın merdiveni varmış, unutma. "Bunu unutmayacağım, ben dediğin gibi karanlıkta hiçbir şey göremedim geri dönmek istedim ama yanlış bir yere girmişim.." Yeniden sözümü kesip araya girdi Mert. "Kazan dairesi.." kafamı salladım. "Kazan dairesi, orası işte ben girince içeriden kapı kapandı açamadım, hiçbir şey göremedim.." Anladığını belirtircesine o da benim gibi kafasını sallamakla yetindi sadece. Yavaşça yaklaşıp bana sarıldı hiçbir şey söylemeden, bende kollarımı ona sardım ve hissettiğim huzura bıraktım kendimi. "Çok korktum Esma, sana bir şey olacak diye çok korktum.." Diye mırıldandı bana sarılırken, yavaşça benden uzaklaşıp kalktığı koltuğuna yöneldi ve oturdu, az önce yaşanan şeyin şokuyla öylece kalakalmıştım. "Hadi uyu, bu gece buradayız." Diyerek koltuğa yaslandı, aradan bir saniye bile geçmeden tekrar doğrulup söylemeyi unuttuğu bir şey varmışçasına bana dönüp konuşmaya başladı. "Bu arada, seni aradığımızda telefonuna ulaşamamıştık arkadaşın sanırım Şule'ydi yanlış hatırlamıyorsam, o da ulaşamamış sana oteli aramış, konuştum onunla anlattım olanları ailene hiçbir şey söylemeyecek bu gece ailen Şule'nin yanında olduğunu zannediyor, endişelenmelerini istemedik.." Kafasını koltuğun başlığına yaslayıp gözlerini kapattı az önce bir sürü şeyi bir anda söylememiş gibi. Bense az önce yaşanan garip anları düşünmekten yatağın ortasında duvarla bakışarak öylece oturup kalmıştım..

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.