İçeriğe geç

Otaku Hot Boy •taekook•

Bölüm 4 · 14 dk okuma

Otaku Hot Boy •taekook•

Bölüm 4

✯ 輝き ✯

• • • final • • • Deliğinden akan sıvısı bileğime, hatta koluma dek uzandığında daha fazla dayanamayacağımı fark ettim. Elimi deliğinden çektiğim gibi belinden kavradım ve bedenini kucakladığım gibi ayaklandım. Yüzümün dibindeki kızarık, zevk yaşlarıyla ıslanmış güzel yüzünde gezindi dilim. Taptığım o ilâhi bedenini yatağa bıraktığım gibi girdim iki bacağının arasına. Onu zevkle yiyecektim. Yavaşça eğildim yüzüne doğru, tenine değdirdim minik buselerimi. Yanaklarından boynuna indikçe yüzünü yana eğip alan tanıdı bana güzel oğlanım. Daha fazlasını ister gibiydi. "Hmm..." Aralık dudaklarını öpmek için yükseldim tekrardan dudaklarına. Dişlerimin arasına aldığım dudağını kısaca emip tekrar indim izlerimi taşıyan güzel boynuna. Dişlediğim yerlerin üzerinden dilimle geçerken teni ve ağzım arasında oluşan köprü uyarılmamı sağlıyordu. Boynundan köprücük kemiklerine indim usulca. Bir köprücüğünden diğerine dek dilimle ıslak bir yol çizdim. Aradaki boşluğa dil darbeleri indirdim, kollarım arasında kıvranıp durdu o da. Yetersizmiş gibi saçlarıma götürdü parmaklarını, yüzümü ittirdi tenine doğru. Dudak kenarlarımın iki yana havalanmasına engel olamadım. O kum saati belinin iki yanından kavradığım gibi dişlerim arasına kıstırmaktan bir hal olmuş pembe göğüs uçlarına, ardından ise pürüzsüz karnındaki az çok belli olan kaburga kemiklerine indi dudaklarım. Belinin inceliği beynimi uyuştururken, aklıma gelen fikirle iki yanındaki ellerimin orta ve baş parmaklarını birbirine değdirmek ister gibi sıkıca kavradım. Parmaklarım ufaktan birbirine dokundu. Siktir, dedim içimden. Aşağılarına indikçe yavaş yavaş ayrılan kasıklarımıza rağmen bacaklarını aralık tutmaya devam etti maviş saçlım. Bukleleri alnına yapışmışken büzdüğü pembiş dudakları, yer yer kızarmış yanakları, kısık kısık bakan o yıldızdan gözleriyle hiç olmadığı kadar güzel gözüküyordu. Zarif, uzun parmaklarıyla alnına yapışan maviş buklelerini kulağının arkasına sıkıştırdı gözleri başka tarafa bakınırken, onu izlediğimin farkında dahi değildi. Uçmuş gibiydi. Göbek deliğinde piercinginden kasıklarına dek inerken, aralık bacaklarını ayak tabanlarından tutup karnına dek yapıştırdım ve benimkine nazaran çok daha küçük aletine doğru eğildim. Dizimi kırdım ve bir elimle aletini kavrarken, akıtan başından en ucuna dek narin öpücüklerimi kondurdum. Anında elini ağzına kapatması ve gözlerini hızla yumup zevkle inlemesi bir oldu. Hassas bir bünyeye sahip olması bile beni fena derecede azdırıyordu. Ben adeta Jeon Jungkook'a tapıyordum. Aletini başından sonuna dek yaladım ve ağzıma aldım. Onun zevk alması için yapamayacağım şey yoktu. Bir o yana bir bu yana kıvranırken, öyle büyüleyiciydi ki; canımı çıkartıp ona verebilme şansım olsa, bir saniye düşünmezdim. Öyle ki zaten benim canım da, ta kendisiydi. Boğazıma dek inmeyen küçük aleti öylesine akıtıyordu ki, sıvısının dudak kenarımdan taşmasını engelleyememiştim. Bu beni deli ediyordu lakin hemen gelmesini istemiyordum. Daha eğlencemiz yeni başlıyordu. Aletini ağzımdan çıkarttığım sırada yavaşça dizlerim üzerine kalktım ve karnına dek indirdim uzun, pürüzsüz bacaklarına doğru dudaklarımı. Bembeyaz teninin her bir yerine izlerimi bırakmak ister gibi dişledim bacak içini. Gözlerinden ufak damlalar süzüldü, kendimi kötü hissettim. Dilimle acıttığım teninde gezindim. Minik bir öpücük kondurdum. Bacaklarını uzatıp, iki yana doğru açtığımda utangaç ifadesini izledim bir güzel. Sırıtmadan edemedim. İki bacağını da omzuma attığımda, diz kapaklarından destek alıyordum düşmemeleri için. Ama Jungkook bir bacağını yavaşça çekmeye başladı, ayak tabanı göğsüme sürtüne sürtüne inerken o bacağını da kendine doğru çekti ve kasıklarını örttü. Kaşlarım havalandı şaşırmış gibi. Utana sıkıla duran çehresini inceledim. Yüzü zevkten öte, harbiden de baya bir kızarmıştı. İlk defa böyle görüyordum onu. Gözleri ise... Ah o koca gözleri... Benden tarafa dönmüyordu. Yüzümü omzundaki diğer bir bacağına çevirdim ve ufak bir öpücük kondurdum. "Taehyung..." O zarif sesi, adeta kasıklarımı titreştiriyordu. "Söyle, benim bebek kokulum." diye karşılık verdim. Bir derdi olduğu belliydi. Minik elleriyle saçlarına dokunup duruyordu. Gözleri ise bana ara sıra dönüyordu. "Ben bu pozisyonu beğenmedim pek." Söyleyişi öyle güzeldi ki, ağlamak istiyordum. Yavaşça eğildim bedenine doğru, yanaklarına öpücük kondurdum. Burnumu sürttüm hızla boynuna, sesli lakin ufak bir öpücük çaldım. "Neden bebeğim?" "Ben..." Bakımlı parmaklarını boynuma sardı. Şımarık şımarık şişirdi dudaklarını. Baktım bir türlü konuşmayacak, varlığımı hatırlatmak ister gibi hızla vurdum kasıklarımı kasıklarına doğru. Dudakları aralandı, kaşları havalandı hemen. Aralık dudaklarından hıçkırık gibi bir inleme fırladı. "Şey.." Gözleri doldu hemen. Pek de narindi. "Ney güzelliğim? Söyle bana." "Utanıyorum böyle, şey...olunca işte." Sırıtırken minik bir öpücük kondurdum dudaklarına. Öpmelere doyamıyordum. "Ney olunca?" Dometese döndü resmen. Tek lokmalıktı. "Yani... sen üstten öyle bakınca... öyle biraz... utanıyorum." Tanrım, sen bana yardım et. Boynumu kavrayan ellerini tuttum yavaşça, burnumu sürttüm. "Sorun yok bebeğim. Hangi pozisyonda rahat olacaksan öyle yap o zaman." Birbirine bastırdığı dudaklarıyla, başını salladı onaylayarak. Üzerinden çekildim ve ne yapacağını izlemeye koyuldum. Yavaşça yatakta doğruldu, ayaklarını yere bastırdı. Ardından ise yüzündeki minik sırıtmayla arkasını döndü bana. Katrana dönmüş gözlerimle onu izlerken, bir anda düşünmediğim bir şeyi yaptı ve yatakta dizleri üzerine geçip... domaldı. Kalçasını tam anlamıyla havaya kaldırmış bir şekilde, yüzünü yatakla buluşturup çehremi izlerken şımarıkça kıkırdadı bir de. Aletim anında karnımı bulmuştu. Gözlerim önüne serilmiş minik pembe deliğini, aralık pürüzsüz bacaklarını izlerken; aletim resmen karnımı bulmuştu. Hiç dokunmadan gelecek gibiydim. Bir de üstüne arsız arsız o dolgun kalçalarını sallamasın mı...? Resmen beni oyuna getirmişti! "Hadiii Taehyung..." Salladığı kalçalarıyla, kasıp durduğu deliğiyle yeterince ölmemişim gibi bir de cilveli cilveli adımı andığında, dedim bu kadarı kafi. O içini öyle bir ezecektim ki, oynadığı oyunun sonuçlarını anlasındı. "Seni şımarık bebek..." Kalçalarına doğru yaklaştığımda, kıkırdayarak onları sallamaya devam etmasına karşın sert bir şaplak geçirdim onlara. Elimi çektiğimde bir kaç saniye parmaklarımın kırmızı izleri geçmedi. Çığlık atarak inledi. Karnıma çarpan aletimi kavradım hemen. Akıtan ucundaki sıvıyı her bir köşesine yedirdim ve ucunu o kasılıp duran deliğine doğru değdirdim. O ise kalçalarını yakınlaştırdı aletime doğru. Belini daha da bükmesini istediğimden; bel gamzelerinin bulunduğu yere baş parmaklarımı değdirecek şekilde iki yandan kavradım dolgunluklarını. Bacaklarına dek akıtan deliğinden daha fazla beklemeden içeriye kaydım o anda. "Ahh..." İçine girdiğim anda geriye düşen başımda, bir anlığına büyük bir ses duyuldu. Ne olduğuna anlam veremedim o anda. Ama değişik bir sesti. Bir çarpma sesi gibi, aynı zamanda bir cızırtı. Ya da sinyal? Bilemedim. Lakin beynim bulanır gibiydi. "Ahh!! Taehyung!! Hareket et lütfen-" O anda aklıma gelen sevgilim ile tekrardan kendime geldim ve içine hızla girip çıkmaya başladım. Biraz önce ne olduğunu bilmiyordum ama mavişimin o minik deliğinin bana hiç iyi gelmiyor olduğu bir kesindi. Resmen devrelerimle oynuyordu. Beni öyle bir kavrıyordu ki, içinden çıktığım sırada deliği de aletimle beraber geriliyor; içine saplandığım an kasılıp duruyordu. Büyük bir penise sahip olduğum için işim daha kolaydı, zevk noktasını anında bulabiliyordum ki Jungkook'un çığlık çığlığa inleyen sesine ve dur durak bilmeden devam etmemi istemesine bakılırsa bulmuştum da. "Daha hızlı!! T-Taehyung- Lütfen Ahmm.." İçine fazlasıyla hızlı vuruşlar yapsam da, ne kadar doyumsuz olduğu bir açıktı. Doyumsuzluğu hoşuma gidiyordu, keza ben de ona doyamıyordum. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladığında, çatık kaşlarımı havalandırarak inledim ağzımın içinden. Dudaklarım dişlerim arasında ezilmekten bir hal olmuştu, ama aletim tarafından ezilen o minik deliği için aynı şeyi söyleyemeyecektim. Kendisini öyle bir kasıyordu ki, sikim içinde kalacak diye endişe etmeye başlamıştım. "Jungkook, kendini kasma güzelim. Tanrı aşkına." Yoksa daha fazla bekleyemeden anında o sıcak içine oluk oluk akacaktım. "A-Ama Taehyung... Çok-Çok Ahm!! Çok büyük-" Evet, gururum okşanmadı diyemezdim. İçine son sürat girip çıkarken kulağıma dolan tenin tene çarpma sesiyle hayalarımın titreşmeye başladığını hissettim. O sırada mavişim güzeller güzeli yüzünü bana dönüp elini uzatmıştı. Bir elimle minik elini ve diğer elimle buklelerini kavradığım gibi bedenini kendime yapıştırdım. Sırtı göğsüme değerken, yüzünü yüzüme döndürerek dudaklarımı öpmeye başladı. Nefes nefese karşılık verip kaşlarının çatılması ve dudaklarının aralanıp durmasından anladığım kadarıyla gelmesi yakındı. İçinde durmadan hareket ederken, bir elimi boştaki aletine götürdüm hemen. Zirveye uçurmak adına elimden geleni yapıyordum. "Ahmm! Du-Durma sevgilim..." Çığlık çığlığa inlemekten sesi fazlasıyla titrek ve güçsüz çıkıyordu. Diğer elimi de elinden çekip, havalanmış ve saçlarımı okşayan kolunun altından geçirerek boynuna sardım. Penisini çekiştiren bir diğer elime nazaran yavaşça okşadım pek de belirgin olmayan adem elmasını. Ellerim arasında nasıl da savunmasız olduğunu gördüm o anda. Gözlerimiz bir anlığına birbirine kavuştu. Öyle uçmuş ve yoğun bakıyordu ki... Öleceğim sandım. "Sana... Sana bayılıyorum." Nefes nefeseydim, kelimelerim sekteye uğruyordu ama beni anladığını biliyordum. Ki şımarık gülümsemesinden belli oluyordu bu. Elini yanağıma koydu ve alt dudağımı yaladı. "Biliyorum Taehyungie." Tatlılığına sırıtırken, kalçasını daha da çıkıklaştırmasıyla hala bir elim aletindekiyken, boynundakini kalçasına indirdim ve istemsizce çıkan hırıltılarımla içine adeta köklenmeye başladım. Titreşen testislerim gelmemin yakın olduğunu belli ediyordu. Kulağımın dibinde durmamam adına yalvar yakarışlar sunan bebeğimin kulağının altına eğildim ve orayı emerken içine sıvısını akıtan aletimin süratını sona getirdim. Kasıklarım kalçalarına öyle bir çarpıyordu ki, tenin tene çarpma sesi duvarlarda yankılanıyordu. Terlerimiz, tükürüklerimiz, sıvılarımız birbirine girmişti. Yatağın hali ise hal değildi. Mavişim bir kaç dakikanın ardından ellerim arasında titremeye ve avucumun içine olduğu gibi deliğinden de gelmeye başladığında; onun bir omega olduğunu gerçeği bir defa daha yüzüme çarptı. Bir erkek olmasına rağmen deliğinden de boşalması oluşu çok farklıydı. Ki sevdiğim titreye titreye geldiği süreç boyunca, hiç bu denli bir darlık ve sıcaklık hissetmeyen aletim de onun bu ıslak denizine daha fazla dayanamamış; içine oluk oluk akıtmaya başlamıştı. Bir saniye bile durmadan içine gelmeye devam ederken kulak memesini tahriş ettiğimi fark ettim. Dişlerimin izi kalmıştı. Ellerimi bedeninden çektiğim anda takatsiz kalan sevgilim anında yüz üstü yatağa bıraktı kendini. Gözlerim çıkık kalçalarına kaydığında deliğinden akan menilerim pek bir hoşuma gitti. Aletim hala akıtıyordu lakin. Yüzünü ufakça bana dönmüş bebeğim de bunu fark ettiğinde yorgun olmasına rağmen oturur pozisyona geçti ve güzel gözlerini gözlerime kenetleyerek penisimi kavradı. Aletimi bir güzel ağzına almış, boğazına dek vuruyorken bir kaç saniye içerisinde kalan menilerim de su yüzüne çıkmıştı. Ağzından çıkarttı ve bir eliyle hızla çekiştirirken dilini dışarıya çıkarttı. Birazını diline misafir ederken gülümsemişti. Tam da o sırada aklıma gelen fikirle aletimi kavrayan elini kavradım ve çekiştirmeye başladım kendimi. Sona kalan menilerimi ise gülümsediğinde belirginleşen minik gamzelerine sıçrattım. Dilindekileri yutması yetmemiş gibi bir de gamzelerindekileri aldı işaret parmağının ucuyla. Bir parmak bal emermiş gibi emdi. Bana aşağıdan böylesine güzel bakarken sunduğu manzarayı bilseydi, böyle şımarık davranır mıydı, bilemiyordum. • • "Ya ama of... Ben de yardım etmek istiyorum." Kalçasındaki ağrıdan dolayı yürümekte zorluk çektiğini bildiğimden, kahvaltı hazırlama sorumluluğunu tabiki de kendim üstlenmiş, onu da bir güzel tezgaha oturtmuştum. "Hayır diyorum. Sonra bana mızmızlanıyorsun." Hemen araladı dudaklarını. "Hiih!! Mızmızlanma, çekemem mi diyorsun yani! Çekme o zaman tamam mı? Ben de giderim başkalarına mızmızlanırım!" Sırıtan ifadem anında bozulduğunda göz devirdi o da bana. Elimdeki domatesleri doğradığım bıçağı bıraktım ve tezgahta bacaklarını iyi yana ayırmış bedenin tam da bacaklarının arasına girdim. "Başkalarına ne diye mızmızlanıyorsun? Ben ne güne duruyorum burada? Bana mızmızlan." Kollarını birbirine sarmaladı. Yeni duş aldırdığımdan nemli olan bukleleri biraz kabarmıştı ama hiç olmadığı kadar güzel gözüküyordu. "Mızmızlanınca da laf yapıyorsun işte, banane." Belini sarmalayıp o büktüğü minik dudaklarına sesli bir öpücük kondurdum. "Yapmam bebeğim, söz veriyorum. Başkasını boşver sen şimdi. Ben buradayım işte, yetmiyor mu?" Oyuncu ifadesini sildi yavaştan, dudaklarını birbirine bastırırken gülümsemesini saklayamadı. Kollarını boynuma sarmaladı. Burnunu burnuma sürttü. "Taehyungie..." "Hm? Ne oldu yavrum?" "Seni ne kadar özlediğimi bir bilsen..." Yanaklarımı öptü minik minik. Rahatlamış feromonları burnuma dolduğunda içim eridi resmen. Cennet bahçesinde gibi hissettim kendimi. "Ben de öyle..." Bir an yutkunamadım, gözlerim dolacak sandım. "Seni çok özlüyorum." İster istemez sesim titredi, neyseki fark etmemişti. Bedeninden ayrıldım ve kahvaltı işime devam ettim. Biten domatesleri tabağa yerleştirirken, heyecanlı bir şekilde baktı yüzüme. "Taehyungie?" "Efendim mavişim?" "Sen oraya gidince ne yapıyorsun? Yani... senin evin, nasıl bir yer?" Oraya dönünce ne yapıyorum? Uyanınca... Dolmasını engelleyemeye çalıştığım gözlerim istemsizce de olsa doldu bu sefer. Burnum ufaktan sızlamaya başlarken, boğazıma hafif bir yumru oturdu. Gözlerim kesme tahtasında hareket edip duran ellerimde gezindiği için şanslıydım, dolmuş gözlerimi görsün istemezdim. Boğazımı temizledim. Yalandan bir gülümseme takındım. "Önceden de sormuştun ya bebeğim. Ne çabuk unuttun?" Ayaklarını bir o yana bir bu yana salladı. "Ama ben yine duymak istiyorum. Hem o ne zaman önceydi aşkım ya. Yine aynı şeyleri yapıyor olamazsın değil mi?" Her zaman aynı şeyleri yapıyordum. Sıradan, monoton, boktan bir hayatım vardı. Ama yine de bir düşüneyim. Sabah uyan, onsuz olduğunu fark edince için çıkana kadar ağla, tekrardan uyumaya çalış, uyuyamazsan uyku ilacı al, o da işe yaramazsa motorla gezintiye çık, belki yemek yersin. Zihnin mi susmuyor, biraz tozlan. Olmazsa bir dal sigara yak. Onu düşün, biraz ağla. Sonra sakinleş, bir daha ağla. Düşününce gerçekten de boktan bir hayatım vardı. Lakin ona yansıtmaya hiç niyetli değildim. "Motor sürüyorum güzelliğim. Yıldızları izliyorum." Şu anda soğan doğradığım için gerçekten de şanslıydım. Elimin tersiyle gözlerimi sildim ve bana heyecanla bakan sevgilimin dibinde bittim. O minik dudaklarını öptüm. "Onları izledikçe aklıma sen geliyorsun. Seni özlüyorum hep." Yüzünü yana eğdi. "Ben de..." Derin bir iç çekti. "Seni çok özlüyorum Taehyung. Bazen ağlıyorum bir de." "Oy kıyamam ben sana." Gözlerini öptüm bu sefer de. Hemen kıkırdadı. Yüzünden çekildiğimde baş parmaklarıyla kızarmış gözlerimi sildi. "Ne diye soğan doğruyorsun ki? Kahvaltıda soğanın ne işi var?" dedi tavşan dişleriyle kıkırdamaya devam ederken. "Aslına bakarsan..." Gamzelerini öptüm bu sefer de. Fazla belirginlerdi, dayanamamıştım. "Ben de bilmiyorum." "Ya salak mısın Taehyung?" diye kahkaha atmaya başladı bir anda. Kahkahalarının sebebi olmak çok güzeldi. Tam tekrardan dibinden ayrılıp ellerimi yıkamak adına musluğu açtım ki, bir anda gözlerimin önü kararmış, zihnimde tıpkı seviştiğimizde olduğu gibi tuhaf bir bulanıklık oluşmuştu. Ufaktan bir çınlama sesi geldi ilk olarak. Kafamda, evet tam da kafamda, hafif bir soğukluk hissettim. Sanki yoğun bir sıvı tam da oradan buharlaşırmış gibi... Suyun altındaki ellerimin titrediğini hissediyordum ama görüş açım tamamen kapalıydı. Jungkook'umun yumuşak ses tonunu duyar gibiydim. Ama çok uzaktan geliyordu. Duyuyordum ama algılayabiliyor muydum, orası meçhuldü. Dizlerimin bağı çözüldü tam da o sırada, her seferinden de gerçekçi olan rüyamda yere yığıldığımı hissettim. Jungkook'un çığlığını duydum, ellerini boynuma sardı. Yanaklarımı tokatladı. Baygın değildim, ama bir o kadar da baygındım. Dudaklarım aralanmıştı bir şeyler söylemek adına ama konuşamadılar. Ellerim ona dokunmak istedi ama havalanamadı bile. Bir de gözlerim... Gözyaşlarımı o görmesin istedi ama engel olamadı. İnceden usuldan döküldü yanağımdan. Tam da o sırada sanki beynime bir kazık saplanmış gibi tüm duyularım sıfırlandı. Kendimi bir anda uçtuğum uçurumunun sert kayalıklarından havalanırken buldum, sanki zaman geriye akarmış gibi bedenim havalandıkça havalandı ve tekrardan motorun üzerine yerleşti. Tutmayan ellerim belki o an tutar diye düşündüm, hareket ettirmeye çalıştım lakin nafileydi. Aynı sahneyi tekrardan yaşıyordum. Kaderimi engelleyemezdim. O kaza olacaktı. Geçmişimin kontrolündeki ellerim bir anda frenleri sıktı ama havaya uçup uçuruma doğru takla atmam gerekirken aniden arkadan çarpan bir otomobil yüzünden otobanın refüj bariyerine dek sürüklendim, nereye olduğunu tam olarak anlamasam da kafamı bir yere fena halde çarptım. Şimdilerde kafamda hissettiğim o yoğun sıvının ne olduğu belli oluyordu. Bizzat yarılmış kafamdan akan kanlardı. Gözlerim tekrardan kapandı. Çınlama sona erdi. Kendimi boşlukta buldum. Uzaklardan bir yerden sevdiğimin sesi duyuldu. "Beklemeyeceğim de-dedim ama beklerim Taehyung!" Hıçkırık duruyordu sessiz sessiz. "Ye-Yemin ederim- Beklerim. Ta-Taehyung! Lü-Lütfen! Lütfen aç gözlerini... Yalvarırım!..." Nefesleri birbirine girmişti. Kim bilir ne kadar korkmuştu. Lakin korkmakta haklı gibiydi. Keza bulanık zihnim ondan git gide uzaklaşıyordu. Gözlerimin açıldığını hissettim, fakat bir şey göremiyorlardı. Omuzlarım da sarsılıyordu. Biri yanağıma tokatlar atıyordu. Ardından kendimi asfalt üzerinde buldum. Kararan gözlerim ufaktan açıldı. Çınlayan kulaklarım sesleri algılamaya başladı. İlk bir kaç siren sesi duyuldu, ardından mavi ve kırmızı ışıklar ilişki karartıların arasına. Ve tanıdık bir ses duyuldu. "Beyefendi?" Yumuşak bir sesti. "Beyefendi. Sakin olun, ambulans geldi. İyi olacaksınız." Koca, endişeli gözleri; aralanmış dudakları arasından beliren tavşan dişleri epey tanıdıktı. Araladığım gözlerim arasından anlam vermeye çalışır gibi yüzüne bakarken, endişeli gözlerle inceledi çehremi. Yoğun bakışlarını inceleyince bulanan bilincimin açılması, gözümden bir adet yaşın usulca dökülmesi bir oldu. Elinde bir bez kafamdaki yarığa bastırırken, gülümsedi rahatlatmak ister gibi. "Kurtulacaksınız." Bana resmen, yaşa, dedi şimdilerde bana beyefendi diyen inci çiçeğim. Çiçek gibi açtı yaşanmaya değmez hayatıma. Benim için yaşa. • • • son. • • • bir ficimizin daha sonuna geldik. açıkçası bu fic benim çok eski bir ficim olan Little Nightmares ve Rainy Day'in birer karışımı oldu. Uzun süredir aklımdaydı açıkçası, bu kurguya nasip oldu diyelim. Açıkçası ben Otaku Hot Boy'u çok sevdim umuyorum ki sizler de sevmişsinizdir. Aslında sonunu bu şekilde bitirmeyecektim ilk yazmaya başladığımda, taehyung ciddi anlamda ölecekti ve angst bitecekti ama sonradan işleri hem bilimsel olarak hem de sizler için değiştirmeye karar verdim. Şunu söylemeliyim ki: bir insan beyni yeni bir insan yüzü yaratamaz, bu imkansızdır. taehyung'un jungkook'u rüyasında görmesi için her türlü asıl hayatında da görmesi gerekliydi. kendisinin bir bağımlı olduğunu ve sağlıksız bir psikolojiye sahip olduğunu da göz önünde bulundurursak, bu tür halüsinasyonlar ve lucid rüyalar görmesi oldukça normal. ve özellikle söylüyorum ki bu rüyalar normal rem uykusu rüyaları değil, lucid rüya. Keza taehyungun rüyasında kontrol sahibi olduğu pek bir açık. Sonunda da karakterimin artık mutlu olmayı hak ettiğini düşündüğüm için ona yaşamak için bir sebep verdim, sevdiği mavişini karşısına çıkarttım. kurgu bittiği için neler yapacak orasını bilmiyoruz tabii ama belki de motorcumuz bu oğlanın yedi yirmidört peşinden koşar değil mi? ki büyük ihtimalle de öyle olurdu. neyse lafı uzatmak istemiyorum daha fazla. sizleri çok seviyorum, buraya kadar sabrettiğiniz için teşekkür ederim, bir sonraki kurgularda görüşmek dileğiyle💖

Bölüm sonu

1 yorum