yorum sınırı koymak istemiyorum. yine de yorum ve oyları kesinlikle unutmayın. iyi okumalar<3 ••• "Biraz olsun gülemez misin Taehyung? Arkadaşlarımız için toplandık burada ya..." Lüks restorantın yaklaşık on beş kişilik uzun masasında, herkes biriyle konuşup bu gece onları davet eden çifte mutluluk dolu dileklerini sunarken; benim güzeller güzeli sevgilim koluma sarılmış, çenesini omzuna yaslayıp öpücük kondurmuştu. "Burada boş boş oturmaktansa, evimizde sana sarılarak uyumayı tercih ederdim." Tavşan dişlerini ön plana çıkartıp tatlı tatlı kıkırdarken, aralarında ufak ufak mavilikler bulunan buklelerini kulağının arkasına yerleştirdim. Gözlerimi her bir miliminde gezindirdim. O da galaksileri sığdırdığı koca ela gözlerini benimkilere yükseltti. İçimin eridiğini hissettim. "Hm?" Yüzünü kaldırdı bana doğru şımarık bir biçimde. "Ne bakıyorsun?" Çenesinden usulca tuttum ve alnına minik bir öpücük kondurdum. Gözlerini yumdu o da, ben çekildikten sonra araladı ela irislerini. "Güzelliğini ezberliyorum güzel gözlüm." Dudaklarını birbirine bastırdığı sırada, bu sefer de göz açıma ilişen ilham kaynağıma, dudağının altındaki minik benine değdirdim dudaklarımı. Gözleri daha da kısıldı gülümserken, öpülmekten ve temastan pek bir hoşnuttu. "Gerek var mı ki?" Yumuşacık, nahif ve bir o kadar da zarif ses tonuyla konuştuğunda; erim erim eridiğimi hissederken buruk ifademle uzun bir iç çektim. "Jungkook..." Minik, pamuktan ellerini tutup avucunu dudaklarıma bastırdım. İyice çektim kokusunu içime. Her ne kadar hissedemezsem de... "Jungkook'um..." Minik avucunu yanağıma yaslayıp, okşadı esmer tenimi. Gözlerinde yansımamı aradım. "Gerçek olmadığını biliyorum. Ama..." Elalarında parıldıyordu gözlerim. "Her rüyamda daha da aşık oluyorum sana." Yumuşacık gülümsedi nur gibi parıldayan yüzü. Diğer elini de yanağıma götürdü ve okşadı. Dudaklarıma dokundurdu minik kiraz dudaklarını. "Sorun yok, sevgilim." Burnunu burnuma sürttü. "Seni her zaman bekliyor olacağım." • • Ve tekrardan uyandım. Gözlerimi açtığım anda her zamanki galaksi temalı gece lambamın süslediği tavan, sevdiğimin parlak gözlerini hatırlatsa da; gözlerimi etrafta gezindirdiğim anda karşılaştığım grilerle döşenmiş geniş odam beni her zamanki hayal kırıklıklarımla baş başa bıraktı. Yatağımda belden yukarım adına doğrulurken, gözlerim hiç sıkılmaz gibi odamın herhangi bir köşesinde onu arıyor; aradığını bulamamanın verdiği hüzünle yavaş yavaş doluyordu. Ne de acınası bir hâldeydim. Uzun bir süredir böyleydi. Açıkçası tam olarak kestiremiyordum. Bundan tamı tamına beş sene önce bir haziran gününün gecesiydi onu ilk gördüğüm rüyam. Lakin düşününce, onu ilk gördüğümde bile tanıyor gibi hissettiğime bakılırsa çok daha öncelere dayanıyordu münasebetimiz. Rüyalarımda tanışmış, rüyalarımda aşık olmuş, rüyalarımda sevgili olmuştuk. Jungkook'um rüyalarımda büyümüştü benimle beraber. Gözlerimin önünde büyüdüğünü görüyordum. Öyle bir beynimi ele geçirmişti ki güzelliğiyle, beş senedir ayrı bir rüya göremez olmuştum. Uyandığımda rüyalarımı unutmamak için rüya günlükleri tutuyordum. Unuttuğumdaysa tıpkı şimdi olduğu gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Keza ona dair unutmak istediğim en ufak bir an bile yoktu. Ellerim şelaleler gibi akıtan gözlerimi ovuştururken, dizlerimi kendime doğru çektim. Tekrardan ondan ayrılmanın verdiği hüzünle ağladım dur durak bilmeden. Bir kriz geçireceğimi hissettiğimden, en kolay yola başvurdu aciz ellerim. Çekmecemdeki peri tozlarına başvurdular. Beynimi susturmaya, kendimi kandırmaya en büyük ilacımdı onlar. Minik poşetten peri tozlarımı dilimde ağırlarken; ben kendimi hiç olmadığım kadar bitik hissettim. Herkesin imrenerek saygıyla çağırdığı, milli motorcu Kim Taehyung; tuz buz ettiği yollara karşın acınası hayatını bir türlü yoluna sokamamıştı. Varlık içinde yoktum ben. Uykularımda var oluyordum. • • • Yine oradaydım. Rüyamda Jungkook ile bulunduğunuz o lüks restorantta, aynı masada, aynı taburede. Lakin bu sefer masalar birleşmemişti, masa dört kişilikti. Biz ise iki kişiydik. "Daha kaç şişe içmeyi düşünüyorsun?" diye dudaklarım arasına yerleştirdiğim içki şişesini almaya çalışan arkadaşıma karşın şişeyi bırakmamak adına direndim. Ki kendisi de uğraşmak istemedi. "Hâline bak Taehyung." Üzgün gözlerini çehremde gezindirirken, boğazımı yakan tat kaşlarımı çatmamı sağladı. "Ne varmış hâlimde?" "Ne mi varmış hâlinde?" Masanın üzerindeki ellerimi tutup, dostça avuçları Jimin. "Rüyanda gördüğün birisine duyduğun bir aşk bu. Ne diye kendini bu kadar hırpalıyorsun? Bak... Gerçekten böyle olmuyor." Duyduklarımla kötü hissetmeden edemiyordum ama gerçekten de olacak gibi değildi. Her geçen gün ölüme bir adım daha yaklaşıyor gibi hissediyordum. "Aylar sonra ilk defa çıkartabildim seni evden. Ama gerçekten... böyle görmeyi beklemiyordum." Dudaklarını birbirine bastırdı. "Kendini içkilere vermişsin. Yüzün solmuş... zayıflamışsın. Saçların azalmış, gözlerinin altı mosmor olmuş... Taehyung, sen kendine ne yapıyorsun?" Nahif ses tonu bana Jungkook'umu hatırlattı. Biraz daha içmeye ve evime gittiğim gibi uyumaya ihtiyacım vardı. Onu özlemiştim. "Sana diyorum." Elimdeki şişemi tekrardan dudaklarım arasına götürürken karşılık verdim. "Bana karışma Jimin." "Karışmıyorum da ne oluyor? Senin amacın kendini öldürmek falan mı?" Dibini gören beşinci şişemi de masaya vururken dolan gözlerimi birbirine bastırdım. "Sence yaşamaya değer bir hayatım mı var?" Yüzü milimine dek buruştu. Ellerini şakaklarına götürüp ovuşturdu iyice. Sakinleşmeye çalışır bir hâli vardı. "Beni çıldırtacaksın cidden de..." "Sana benimle uğraş diyen olmadı. Sen kendin uğraşıyorsun. Ben böyle mutluyum." "Baya da bir mutlusun ama!" Ellerini masaya vurup bedenime yaklaştı. "Taehyung... Gerçekten delireceksin diye korkuyorum. Rüyada gördüğün oğlana hiç aşık olunur mu? Sen kafayı mı yedin?" "Jimin..." Gözlerim onun kısık kaniş gözlerine bakarken, dudaklarımın titremesine, boğazıma can alıcı bir yumru oturmasına engel olamamıştım. "Benim ona ihtiyacım var..." Kollarımı masaya dayadım ve ona doğru yakınlaştım. "Bak, gerçekten... yapamıyorum. Sabah, akşam... hep aklımda. Beni bekleyeceğini söylüyor. Bekleyecek. Ama beklesin istemiyorum. Sabah, akşam onu düşünmek istemiyorum." Jimin'in gözleri bir umut ararmış gibi yüzüme baktığında, söylediklerimle tekrardan eski haline geldi. "Ben her zaman onunla olmak istiyorum." "Tanrım..." Elimin tersiyle yanağıma akan gözyaşları silerken, avuçlarımdaki boşluğu görünce hüzünlendim. Ayalarımdaki çizgileri inceledi gözlerim bir bir. "Onu dokunduğumda tenini hissetmek, kokusunu ciğerlerime çektiğimde kokusundan eriyip gitmek istiyorum. Yıllardır böyleydi Jimin. Yetmiyor artık." Jimin derin bir iç çekerken bıkkın gözlerini üzerimde gezindirdi. "Sen iyi değilsin... Psikolojik desteğe ihtiyacın var." Yavaşça taburesinden ayaklandı ve dizlerim önüne kadar yakınlaştı. Ellerini diz kapaklarıma koydu. "Bak Yoongi'yle bu durumu konuşalım. Alanında ne kadar iyi olduğunu biliyorsun. Eminim ki sana çok iyi gelecek." Daha bu akşamki rüyamda Yoongi ve kendisinin düzenlediği yemekte bulunduğunu bile bilmiyordu o. Ben başka bir evrende kalmıştım. "Beni anlamıyorsun." Beni kimse anlamıyordu. • • Motorum... benim ebedi dostum. Onunlaydım şimdilerde. Jimin gideli bir kaç saat olmuştu. Her ne kadar benim de eve gitmem için yalvarsa da, bu akşam eve gitmeye niyetim yoktu. Günlerdir güzel bebeğimi görmek için o kadar fazla uyumuştum ki, artık uyku hapları bile işe yaramıyordu. Evimin dört duvarı arasında gidip gelmektense biraz olsun motorumla turlamak bana iyi gelecekti. Kafam iyiydi doğrusu. Beynim bulanıyordu ama bu zamana kadar sarhoş kafayla turladığım çok olmuştu. Sevdiğimin güzelliği beni öyle sarhoş ediyordu ki, içkiler yanında halt yiyordu artık. Dağ evimin yakınlarındaki bir tepede motoruma yaslanmış, sigaramı yakmış, yıldızları izliyordum. Ayın yansıması tenimde yayılırken, parlak gökyüzü beni rüyalarıma götürdü adeta. "Ah tavşanım..." Yıldızlar kaydı gözlerimin önünden. Gülümsedim. "Benim güzel tavşanım..." Aklıma bir bir dolmuştu anılarımız. Kalbime pek de iyi gelmiyordu. ••• "Taehyung... Lunapark böyle bir yer miymiş?" "İlk defa mı geliyorsun?" "Hm hm..." Gülümsüyordu hayran gözlerinin içi. "İlk defa geliyorum." ••• Çocukluğuma benzetiyordum onu. Acemi, çömez tarafımı anımsatıyordu bana. Her zaman ilklerini benimle yaşadığını söylüyordu. İlk defa lunaparka benimle gelişi gibi mesela. O da benim ilkimdi. İlk aşkım, ilk öpücüğüm... İlk defa seviştiğim oğlan oydu. Bu zamana kadar kimseyi ilgi çekici bulmamıştım. Kimse için kendimi yıpratmamıştım. Ama bakın hâlime... Bir tepede rüyamı düşlüyorum. Hissedemediğim tenini, ciğerlerime dolduramadığım kokusunu, nefesini, yumuşacık ve nahif olduğuna emin olduğum ama bir türlü anımsayamadığım o güzel sesini... onu düşlüyorum. Onu özlüyorum. Saatler bu şekilde akıp giderken, güneşin doğmasına az kalmış ve öylece yıldızları seyreden ben o parıltıların yavaş yavaş yok olmaya başladıklarını fark etmemle, sonunda yavaştan evime gitmem gerektiğine karar verdim. Motoruma bindim ve bitmiş sigara paketimi deri ceketimin iç cebine sıkıştırdım. Motoruma bindim ve hâlâ ayılmamış zihnimi ayıltmak adına gözlerimi olabildiğince yola odakladım. Gaza bastığım anda, artık biraz olsun düşüncelerimden ayrılacağımı düşünsem de; yalnız başına olduğum her bir saniye olduğu gibi tekrardan zihnime doldu Jungkook. Aklımda motorumla onu gezindirdiğim ilk gün belime sarılan kolları ve sonbahar rüzgarının savurduğu o mavi bukleleri canlandı. Korkuyla birbirine bastırdığı gözleri ve soğuktan titreyen minik dudakları... ne de tatlıydı ama. "Seni özledim." Aniden duyduğum sesiyle hayatım boyunca ilk defa motor üzerindeki kontrolüm aksadı. Motorun kayacağını hissettiğim anda frenleri zorlasam da, hız sınırını aşmam nedeniyle motor takla atabilirdi. Yavaşlamayı beklerken, dehşetle açılmış gözlerim yerinden çıkacak gibi olmuş, dudaklarım aralanmıştı. "Jungkook?" Bu... nasıl olabilirdi? İlk defa uyanıkken duymuştum sesini. Duymuştum. Kulaklarımda yankılanmıştı adeta. Gözlerim bir umut etrafta gezinirken, hâlâ frenleyemediğim motorumda oluşumun farkında bile değildim o an. Fakat nafileydi. Neredeydi? "Ahm... Taehyung..." Sikeyim. İnliyordu. Kulaklarımda o ince inlemeleri teker teker yankılanıyordu. Bunu ilk defa yaşıyordum. Neden bir anda böyle oluyordu, bilmiyordum ama aklımın tamamen uçtuğu kesindi. Gün boyu tek lokma bir şey yememem, yalnızca tozlar ve içkilere sığınmam bir yana fazla uykunun getirdiği sersemlik bile bu melodili inlemeleri kadar aklını uçurmamıştı belki. Deliye dönecek gibiydim. "Siktir, siktir. Kahretsin." Ona öyle bir odaklanmıştım ki, frenlerin tutmadığını yeni yeni anlıyordum. Bulanan zihnime karşın, dur durak bilmeyen motorumu olabildiğince etrafımdaki araçlara ve ağaçlara çarpmamaya çalışsam da; sanki yıllar boyu uyumamış gibi gözlerim kapanıyordu. Vücudumun sendeleyeceğini hissettiğimde bir bacağım kendiliğinden yere bastı. Tabii bununla beraber motor da yana doğru sendelemiş, tam düşecekken zar zor dengeye sokmuştum. "Taehyung... Sana, ahhmm... Sana ihtiyacım var." Ağzım içerisinde binlerce küfür savurdum istemsizce. Tam her şey yavaş yavaş dengeleniyor diye düşünürken, ansızın boş midem düzensiz besinlere daha fazla dayanamamış olacak ki, kusmaya başladım. Ağzımdan çıkan istifram yerlere dökülürken, bu sefer daha fazla kontrolü alamayacağım kesindi ki, bir umut frene bastığımda hızımın da verdiği kuvvetle motorla beraber takla atmam bir oldu. Kim bilir kaç metre uçtum. Fakat kendimi bulduğum yer bulunduğum tepenin yolu değil, kenarındaki çitlerle siper edilmiş uçurumun ta kendisiydi. Kayalardan kayalara çarparken, zihnimde tiz bir çınlama sesi duydum. Gözlerim tamamen karardı. Kulaklarımda yankılanan kalp atışlarım yavaşladı. Ve duyduğum son ses, sevdiğimin sesiydi. "Seni daha fazla beklemek istemiyorum." • • • bölüm sonu. ilk bölümü umarım beğenmişsinizdir. biri gitti, kaldı ikisiiii. kurguyu kafanızda toparlamanız için yazılmış bir bölümdü. diğer bölümde Jungkook'u da göreceksiniz tabii. bakalım neler neler olacak����
Bölüm 2
✯ 幽玄 ✯
Bölüm sonu
2 yorum
Taehyung çook aşık
Sektorun besti geliyor hissediyorum🙂↕️
1Yanıt
