Sabah erkenden uyandım. Dün gördüğüm üç gözlü yaratık yine orada mı diye o eski eve baktım ama orada değildi. Bugün oraya girmeye karar vermiştim ancak girip girmemek konusunda hiç emin değildim.
Ya hiç beklemediğim bir şeyle karşılaşırsam ve bana zarar vermeye kalkarsa diye içten içe korkuyordum ama korkunun ecele faydası olmadığını da biliyordum. Benden ve ailemden ne istediklerini öğrenmek istiyordum. İçimi bir fare gibi kemiren merak, korkumdan daha güçlü geliyordu.
O evin içine girip beni neyin beklediğini görecektim; tabii bana görünecek mi, bilmiyordum.
Hemen hazırlandım, üstümü giydim, yüzümü yıkadım ve aşağıya doğru indim.
Önce o ıssız eve bakacaktım, ardından saat 9 gibi terzici yaşlı adamla buluşacaktım.
Eve doğru kısa adımlarla ilerledim. İçimdeki bir his buraya girmemem gerektiğini söylüyordu ama merakım güçlü çıktı ve ıssız eve doğru ağır adımlarla yaklaştım.
Bu ev o kadar eskiydi ki avlusunda çürüyen çiçekler ve yıllardır yıkanmamış betonlar hemen gözüme çarptı.
Yavaş yavaş evin avlusuna girdim. Geçen gördüğüm üç gözlü yaratık orada mı diye camdan içeri baktım ama tek görebildiğim yıkılmak üzere olan duvarlar ve pislik içindeki zemindi.
İçeri girmek kolay olacaktı çünkü bu evin kapısı kırılmaya uygundu; kapı tamamen çürümüştü.
Kapıyı kırdım ve içeri girdim. İçeri girerken genzi yakan bir koku etrafımı sardı. Buna aldırış etmeden yürümeye devam ettim.
Toplam beş adet odası vardı; klasik bir 3+1 ev gibiydi, ekstra olarak bir kileri vardı. Sakince odaları gezmeye başladım. Her yürüdüğümde ahşap zeminden çıkan tozlar burnumu, tıkırtılar kulağımı kemiriyordu.
İlk olarak mutfağa baktım, kimse yoktu. Ardından diğer oda ve diğer oda...
Son olarak oturma odasına baktım. Burası diğer odalara göre daha kasvetliydi. İçeri girdim ve çok garip hissettim; sanki üzerime bir şey fırlayacakmış gibiydi.
Ağır adımlarla kontrol ettikten sonra evden çıkmaya karar verdim. Dün gördüğüm o yaratık burada değildi ya da ben yanlış görmüştüm, emin olamıyordum. Dışarıya doğru giderken birden önümden bir şey geçip üzerime atladı. Kalbim elimdeymiş gibi hissettim, sanki ölecekmişim gibi bir his kapladı içimi ve titremeye başladım ama bu korktuğum gibi bir hayalet ya da canavar değil, bir kediydi.
Kedi benden daha çok korkmuştu anlaşılan. Hemen üzerimden atlayıp açık kapıdan dışarı çıktı. Ben de onu takip ettim ve bu evden uzaklaşmak için hızlıca avludan dışarı kaçtım.
Burada hiçbir şey yoktu ve bence dün hayal görmüştüm. Bunları düşünmeyi kesip artık iş görüşmesi için terzi dükkânına doğru adımladım.
Terzi dükkânı, evimin üç sokak ötesinde, ara sokakta ve çıkmaz bir sokaktaydı. Saat 9’a geliyordu ve adam hâlâ dükkâna gelmemişti. “Acaba bir şey mi oldu?” diye düşünmeden edemedim. Sanki lanetli gibiydim; nereye gitsem, ne yapsam elimde kalıyormuş gibiydi.
Biraz bekledim; sanırım yarım saat kadar geçmişti. Yaşlı adam gelmeyecek diye düşünmeye başlamıştım. Tam o sırada ileride birini gördüm. Eğik boynu ve elindeki bastonuyla bana doğru geliyordu. Sanırım oydu, terzici.
Yavaş adımlarla bana doğru geldi.
“Sen o musun?” diye ağır ama gür bir ses tonuyla seslendi.
Ben de:
“Sanırım dün ben sizi aramıştım, iş görüşmesi için,” dedim.
Kafasını aşağı yukarı salladı, ağzındaki sakızı yere attı. Bundan hiç hoşlanmamıştım. Doğaya zarar veren insanları hiç ama hiç sevmezdim; bu kişi annem dahi olsa, ki o bu tür şeyleri yapmazdı.
“Gel bakalım içeri,” dedi kilitli kapıyı açarken.
Ben de dediği gibi kapıyı açtıktan sonra içeri girdim. Buranın havası, demin girdiğim ıssız eve benziyordu ama buna aldırış etmedim.
Adam yavaş hareketlerle içeri girdi, sabah olmasına rağmen ışıkları yaktı ve bir tabureye oturup bana baktı.
“Orada öyle bekleme. Bak şu ileride bir tabure var, onu al getir, yanıma otur,” dedi sakin bir ses tonuyla.
Ben de öyle yaptım. Biraz ilerledikten sonra buranın normalden fazla temiz olduğunu fark ettim. Bu yaşta bir adam nasıl bu kadar temiz olabilirdi? Acaba temizlikçi mi tutuyordu, merak etmiştim.
“Amca, burası neden bu kadar temiz?” diye anlamsızca sordum. Adam bana baktı ama cevap vermedi.
Tabureyi aldım ve yanına oturdum.
“Bu işte tecrüben var mı, yeğenim? İsmin nedir?” diye sordu.
“Bu işte tecrübem yok, amca. İsmim Hakan Kara,” diye cevap verdim.
Adamın teni solmuştu; sanki hiç beklemediği bir şey söylemiştim. Korkmuş gibi bana baktı.
“Babamın adı ne bakalım?” diye sordu. Yüzü bembeyazdı.
“Civan, amca,” diye cevap verdim.
Adam belli etmemeye çalıştı ama korkmuş ve şaşırmış gibiydi; yüzü beyazdan daha da beyaza dönmüştü. Bana pek bir şey demeden ayağa kalktı ve:
“Bu iş senin. Yarın uğra, ilk iş günün olacak, Hakan,” dedi.
Buna çok şaşırmıştım. Hiç tecrübem olmamasına rağmen beni işe almıştı. Çok garipti ama “neyse” diye düşündüm, belki şansım dönüyordur.
Yavaş yavaş dışarı çıktım ve eve doğru adımladım. Birden inanılmaz derecede başım ağrımaya başladı. O kadar ağrıyordu ki sanki kafamın içinde bir kurşun sağa sola dolanıyordu. Ardından burnum kanamaya başladı ve gözlerim karardı.
Bir anda kendimi ıssız bir ormanda buldum. Geceydi. Ne olduğunu anlayamamıştım. Elim ayağım titriyordu. Az önce terzicinin yanındaydım ve sabahtı ama şimdi bambaşka bir yerdeydim. Neler oluyordu?
Bir anda önümde üç adet beyaz gözlü adam belirdi ve arkalarında da üç gözlü bir yaratık vardı. Kalbim bedenimden ayrılmak istercesine korkmuştum.
Beyaz gözlü adamlardan biri yanıma yaklaştı. Kaçmaya çalıştım ama biri beni sımsıkı tutuyordu; sanki kafamı bile hareket ettiremiyordum. Yanıma yaklaşan beyaz gözlü adam kulağıma eğildi ve:
“Sıra sana da gelecek, hepinize!” diye bağırdı Sesi sanki iki kayanın birbirine sürtünmesi gibi derinden ve hırıltılıydı...
Sonra yok oldular. Ben de yere yığıldım. Gözlerimi açtığımda herkes etrafımda toplanmıştı. Terzici adam da yanımdaydı. Sahiden, bu adamın adını hiç sormamıştım.
Herkes bana meraklı gözlerle bakıyordu. Yavaş yavaş kalktım. Birisi bana su uzattı ama içmedim; çok garip şeyler görmüştüm, güvenemedim. Gerçek miydi, değil miydi, emin olamadım.
Yavaş yavaş yürüdüm. Arkamdan bana bakan gözleri hissedebiliyordum ama aldırış etmedim. Az önce gördüklerim sanki gerçek gibiydi ama neden? Hâlâ anlayamıyordum. Neden bunlar benim başıma gelmişti?
Baş ağrım hafiflemişti. Şu an aklımda tek bir soru vardı: Beyaz gözlü adamlardan biri bana ne demek istemişti?
“Sıra sana da gelecek, hepinize.”
“Hepinize” derken neyi kastediyordu?
Bunu ilerideki ibadet merkezindeki bir hocaya sormalı mıydım?
Bunları düşünürken eve varmıştım. Eve girmeden önce arkamı dönüp üç gözlü yaratığı gördüğüm eve baktım. Hiçbir şey görünmüyordu; sessiz ve sakindi.
Eve girdiğimde kendimi çok yorgun hissediyordum. Normalde öğlen saatlerinde yatmazdım ama yarım günde bile çok şey yaşadığımı düşündüm. Olduğum yere uzanıp gözlerimi kapattım.