Bar, akşam saatlerine doğru dolmuştu; ışıklar kısılmış, sahnenin önünde bekleyen kalabalık neredeyse taşacak gibiydi. Firewire’ın ilk canlı performansı duyurulduğundan beri sosyal medya çıldırmıştı ve bu kalabalık da onun kanıtıydı. Fanlar sahneye en yakın yere sıkışmış halde bağırıyordu: “SUDE! SENA! SENA! SUDE!” “BİR DAHA BOYUNA YAKLAŞIN!” “ISIR BİZE SENA!” Sude kulisin kapısının aralığından dışarı baktı. “Bunlar delirmiş… gerçekten delirmiş.” Ege yanında esnedi. “Şaşırdın mı? Dün geceki videodan sonra herkes ship’ledi sizi.” Sude cevap vermeden önce bir erkek yanlarına yaklaşarak gülümsedi. Uzun boylu, saçları hafif kabarık, gitar tutuşuna bakınca müzisyen olduğu anlaşılan biri. “Merhaba,” dedi çocuk. “Benim adım Tan. Sude, dün geceki performansını çok beğendim. Sesin… bence harika.” Sude hafifçe gülümsedi. “Teşekkür ederim, çok naziksin.” Tan daha da yaklaştı. “Belki konserden sonra bir şeyler içeriz? Bir vokalle sohbet etmek isterim.” Sude tam cevap verecekti ki kulisin diğer tarafında bir gölge belirdi. Sena. Gitarını omzuna asmış, siyah deri ceketini kapatırken gözleri Tan’a kitlenmişti. Bakışları… buz gibi. Ama altından ateş sızıyordu. Sude fark etmediği bir anda Sena çoktan yanlarına gelmişti. “Sen kimsin?” diye sordu Sena, sesi öyle sakin ki tehlikeyi gizlemiyordu. Tan şaşırdı. “Ben… sadece—” “Sude’nin yanında ne işin var?” Sude araya girdi. “Sena, sakin ol—” Ama Sena Sude’nin sözünü kesti. Elini Sude’nin bileğine koydu ve hafifçe kendine çekti. Sude bir anda kendini Sena’nın oldukça yakınında buldu. Kalplerinin ritmi birbirine karışmış gibiydi. Sena’nın sesi alçaktı. “Bu adamla flört mü ediyorsun?” Sude afalladı. “Hayır?! Sadece konuşuyorduk.” Sena gözlerini kısmıştı. “Bana ‘sadece konuşma’nın nasıl göründüğünü öğretme.” Bu cümlenin tonunda… kıskançlık vardı. Kapalı, saklanan, ama orada olan bir kıskançlık. Sude bunu fark ettiğinde Sena’nın elini bileğinden çekmeye çalıştı, ama Sena bırakmadı. “Sena, ciddi misin?” dedi Sude. “Ben kimle konuşursam konuşayım sana ne?” Sena bir adım daha yaklaştı. Fısıldadı. “Sana… her şeyden.” Sude’nin nefesi kesildi. “Niye?” Sena'nın bakışları bir anlığına Sude’nin dudaklarına kaydı. Sonra tekrar gözlerine döndü. “Çünkü dün gece… beni böyle bakarken görmedin.” Sude konuşamadı. Sena devam etti: “Bir daha o herif gibi biri sana yaklaşırsa… sahneye çıkmadan önce sinirimi bozma.” Sude boğazını temizledi, ama sesi titrek çıktı: “Ne yapacaksın? Isıracak mısın?” Sena ürpertici bir gülümseme gösterdi. “Gerekirse.” Tam o sırada kapı dışarıdan vuruldu. “Firewire! Sahnedesiniz!” Sena, Sude’nin bileğini bırakmadan kapıya doğru yöneldi. “Gel,” dedi. “Benimle.” Sude kalbinin hızlı atışını durduramıyordu. Kıskanç Sena… fena görünüyordu. Ama bir o kadar da tehlikeli çekici. Sude konuşacak bir şey bulamadan dudağını ısırdı. Telefon hâlâ elindeydi. Ekranda o çocuğun gönderdiği kalp emojisi duruyordu. Sena parmağıyla ekranı işaret etti. “Bu ne?” dedi, sesi barın hoparlörlerinden gelen baslarla karışıp daha da sertleşmişti. Sude telefonu hızla kilitledi. “Hiçbir şey. Ciddileştirme—” “Ben ciddileştirmiyorum, sen saklıyorsun.” Sena bir adım daha yaklaştı. Sude istemsizce geri çekildi, sırtı sahnenin kenarındaki hoparlöre çarptı. Kalbi, yanındaki amplifikatör gibi uğulduyordu. “Ben sadece... konuşuyordum,” dedi Sude, sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı. Sena kaşlarını kaldırdı. “Flört ederek mi?” Sude mahcupça gözlerini devirdi. “Allah aşkına, iki mesaj ve bir kahkaha flört sayılmaz.” Sena başını yana eğdi, gözleri kısılmıştı. “Sude… o çocuk seni öpmeye çalışsaydı durdurur muydun?” Sude’nin nefesi kesildi. “Bu… saçma bir soru.” “Cevap ver.” Ortamda kalabalık vardı, fanlar bar kapısında hâlâ çığlık atıyordu, içeride Ege kabloları topluyor, Arda bagetlerini çantasına atıyordu — ama ikisinin arasındaki o an, bütün gürültüyü buz gibi kesmişti. Sude gözlerini Senanınkilerden kaçırdı. “Ne diye takıyorsun bu kadar? Sana ne ki?” Sena’nın sesi neredeyse bir tıslama gibiydi. “Çünkü… seni biri öyle görsün istemiyorum.” “Niye?” Sena durdu. Bir saniye. Bir nefes. Geri çekilmedi. “Çünkü… ben seni görmeye alıştım. Başkasının bakmasına tahammül etmiyorum.” Sude’nin kalbi boğazına kadar yükseldi. Dizleri titredi. Bu, ilk kez Sena’nın gerçekten açık konuşmasıydı — ama aynı zamanda saldırı gibiydi. “Bu… kıskançlık mı?” dedi Sude, yarı şaşkın, yarı meydan okur bir ifadeyle. Sena cevap vermedi. Sadece Sude’nin bileğini tuttu, yavaşça kendine çekti. Parmağındaki dövme ışığa vurup parladı. Sude yutkundu. “Sena… bırak.” “Hayır.” Sude’nin nefesi kesilmişti. “Beni böyle sıkıştırarak ne elde etmeye çalışıyorsun?” Sena dudaklarını eğdi, o tanıdık iğneleyici gülümsemesini takındı. “Gerçeği.” “Ne gerçeği?” Sena Sude’ye doğru eğildi, sesi neredeyse fısıltıya dönmüştü. “O mesajı ona değil… bana attığını bilmek istiyorum.” Sude tam cevap verecekken, dudağı titredi. Sena’nın elini bileğinde hâlâ hissediyordu. Gözleri Senanınkilerle kilitlenmişti. “Ben… Sena, ben sana—” BAM! Kapı sertçe açıldı. Barın girişinden içeri bir fan koştu, yüzü bembeyaz, nefes nefese ve panik içindeydi. “Sude!” diye bağırdı. “Telefonuna bak! O çocuk— o mesaj attığın çocuk— seni ifşa etti!” Sude’nin yüzü dondu. Sena’nın eli bir anda buz kesildi. Fan, telefonu titreyen parmaklarıyla Sude’ye doğru uzattı. Ekranda dev bir bildirim vardı: “🔥 FİREWIRE SKANDALI: Sude sahne arkasında benimle flört etti — videolu kanıt!” Ve videonun küçük önizlemesinde yalnızca Sude vardı… Ama yanında biri daha belirmişti. Sena. Videonun başlığının altında: “İkisini de açıklama yapmaya çağırıyorum.” Sude’nin kalbi duracak gibi oldu. Sena bir adım geri çekildi. Barın içindeki herkes susmuştu. Ve video tam açılmak üzereydi. Ekranda play butonuna basıldı. — Devam edecek. —
Bölüm 3
Sahne arkası
