Mert, depo 18’den kurtulduktan sonra ilk yaptığı şey yürümek oldu.
Yürümek ve durmamak.
Ayakları kan revan içinde, sırtı duvara yaslı oturduğu yerden kalktığında saatlerce yürüdü.
Şehir ışıkları gözüne batıyordu.
Her far, her gölge Kael’di.
Her sessizlik Kael’in sessizliğiydi.
İzmir’in kenar mahallelerinde bir pansiyona sığındı.
Nakit para kalmamıştı ama cebinde eski bir saat vardı – satıldı.
O gece uyumadı.
Yatağın kenarına oturdu, elleri titreyerek telefonunu açtı.
Polise gitmek istedi.
Ama parmakları tuşlara gitmedi.
Çünkü polise giderse Kael öğrenirdi.
Kael her şeyi öğrenirdi.
Sabah erkenden kalktı.
Bir otobüse bindi – nereye gittiği önemli değildi.
Manisa’ya, sonra Balıkesir’e, sonra Edirne’ye.
Her durakta isim değiştirdi.
Saçını kesti, sakal bıraktı, gözlük taktı.
Ama korku değişmedi.
Korku, Kael’in gözleri gibiydi: nereye baksan orada.
Bir hafta sonra haberler çıktı:
“William kod adlı şüpheli polis baskınında kaçtı. Eski sevgilisi Elara ile birlikteydi.”
Televizyonda Elara’nın fotoğrafı vardı.
Kelepçeli, başı dik, gülümsüyordu.
Mert dondu kaldı.
Elara teslim olmuştu.
Kael kaçmıştı.
Ve Mert hâlâ hayattaydı.
Ama bu hayatta kalmak değildi.
Bu sadece gecikmiş bir ölüm gibiydi.
Mert bir daha telefon kullanmadı.
Sosyal medyaya girmedi.
Kimseye mesaj atmadı.
Bir köy kahvesinde çalışmaya başladı – isim vermeden, para karşılığı.
Geceleri uyanıyordu.
Rüyasında zincir sesi duyuyordu.
Kael’in sesi:
“Ölmek kolay.”
Ve her uyanışta aynı şeyi düşünüyordu:
Bir gün gelecek.
Kapı çalınacak.
Ve o kapıda Kael olacak.
Haber alınamadı.
Mert kayıplara karıştı.
Polis dosyasında hâlâ “psikolojik çöküş ihtimali yüksek” yazıyordu.
Ama gerçek daha basitti:
Mert korkudan yok olmuştu.
Elara ne yaptı?
Elara sorgu odasında oturuyordu.
Küçük, floresan ışıklı bir oda.
Karşısında aynı sivil kadın – Emniyet İstihbarat’tan.
Dosyalar masada açık.
Kadın sordu:
“Neden teslim oldun? Neden onu korudun?”
Elara cevap vermedi hemen.
Pencereye baktı – dışarıda yağmur yağıyordu.
Sonra konuştu, sesi sakin:
“Çünkü o benim adıma karar verdiğinde ben sustum.
Şimdi benim sıram.
Kararımı verdim.”
Kadın kaşlarını kaldırdı.
“Kararın ne?”
Elara gözlerini kadına dikti.
“Ben onu bekleyeceğim.
Ama bu sefer dışarıdan değil.
İçeriden.”
Kadın anlamadı.
Elara devam etti:
“Rozetimi geri istiyorum.
William dosyasını ben kapatacağım.
Ama bu sefer yalanla değil.
Gerçekle.”
Kadın güldü – kısa, alaycı.
“Sen açığa alındın. Görevden uzaklaştırıldın.
Nasıl geri alacaksın?”
Elara öne eğildi.
“Çünkü biliyorum.
O dönecek.
Ve döndüğünde… ben hazır olacağım.”
Kadın dosyayı kapattı.
“Bu tehdit mi?”
Elara gülümsedi – küçük, kararlı.
“Hayır.
Bu söz.”
O gece hücrede uyumadı.
Duvara yaslandı, gözleri tavanda.
Düşündü:
Kael kaçtı.
Mert kayboldu.
Ve ben buradayım.
Ama bu sefer hapiste değilim.
Bu sefer av değilim.
Ben avcıyım.
Ve avcı bekler.
Yağmur hızlandı.
Hücre penceresinden damlalar süzülüyordu.
Elara fısıldadı:
“Gel.
Bu sefer ben seni bulacağım.”