Elara eve döndüğünde saat sabahın dördünü geçmişti. Kapıyı açar açmaz ışığı yakmadı. Karanlıkta durdu, sırtını kapıya yasladı ve derin bir nefes aldı. Cebindeki telefon titreşti – yine bilinmeyen numara. Bu sefer açmadı. Kael’in mesajı ekranda yanıp sönüyordu: “Neredesin?” Silmedi. Ama cevap da vermedi. Çünkü artık cevap vermek istemiyordu. Oyun başlamıştı ve kuralları o koyuyordu. Ertesi sabah karakola çağrıldı. Çağrı resmiydi: “Acil görüşme. Amirlik odası.” Elara üniformasını giymedi. Sivil kıyafetlerle gitti. Rozet cebinde, ama dışarı çıkarmadı. Koridorlar her zamanki gibi kokuyordu: kahve, eski dosya kağıdı, ter ve yorgunluk. Ama bu sefer bakışlar farklıydı. Meslektaşları selam verirken gözlerini kaçırıyorlardı. Biri fısıldadı: “İçeride üst birimden biri var. Dikkat et.” Kapıyı çaldı. “Gir.” İçeride iki kişi oturuyordu: Amiri – tanıdık yüz, ama bu sefer soğuk. Diğeri sivil giyimli, kırklı yaşlarda bir kadın – Emniyet İstihbarat’tan, dosya önünde açık. Masada Elara’nın operasyon raporu, arka kapı fotoğrafları, telefon kayıtları, hatta Mert’in kayıp dosyası. Kadın doğrudan girdi konuya. “Memur Elara. William kod adlı şüphelinin kaçışıyla ilgili yeni deliller var.” Elara sandalyesine oturdu. Yüzü nötr kaldı. “Ne delil?” Kadın dosyayı itti. “Arka servis kapısı. Ön keşifte paslı ve kilitli yazıyor. Operasyon sırasında açık. Sen raporunda ‘güvenlik zafiyeti’ demişsin. Ama kapının menteşelerinde taze yağ izi var. Kimse dokunmamış gibi değil – biri bilerek açmış.” Amiri araya girdi, sesi alçak: “Ayrıca telefon kayıtların. Kaçıştan sonra bilinmeyen numaradan aramalar. Sen açmışsın bazılarını. Konuşma yok ama bağlantı süresi var.” Elara’nın kalbi hızlandı ama sesi sakin kaldı. “Tesadüf olabilir.” Kadın öne eğildi. “Tesadüf değil. Ve son olarak: Mert’in dosyası. Sen açığa alındıktan sonra bile erişim log’larında iz bırakmışsın. Sanayi bölgesi koordinatlarını aramışsın. Neden?” Elara cevap vermedi. Kadın devam etti: “İçişleri’nden talimat geldi. Senin hakkında disiplin soruşturması açılıyor. 657 sayılı Kanun’a göre görevden uzaklaştırma tedbiri uyguluyoruz. Derhal rozetini bırak. Silahını teslim et.” Amiri başını eğdi, utançla: “Bu ihtiyati tedbir. Soruşturma bitene kadar.” Elara rozeti çıkardı. Masaya koydu. Silahı kılıfından çıkarıp aynı yere bıraktı. Ses metalik bir tıkırtı yaptı. Kadın ayağa kalktı. “Evine dön. Şehir dışına çıkma izni yok. Telefonunu izliyoruz. Herhangi bir temas – özellikle William’la – doğrudan TCK 39’a girer: Suçun işlenmesine yardım etme. Veya TCK 294: Kaçmaya imkan sağlama. Cezası 10-20 yıl arası değişir. Anlaşıldı mı?” Elara ayağa kalktı. Kapıya yürüdü. Durdu, arkasını dönmeden söyledi: “Anlaşıldı.” Kapıyı kapattı. Koridorda yürürken arkasından ayak sesleri geldi. İki sivil polis – takip için. Elara fark etti ama dönmedi. Arabasına bindi. Aynadan baktı: Siyah bir araç peşinde. Eve vardığında kapıyı kilitledi. Pencereye yaklaştı. Sokakta iki araç daha vardı. Biri tanıdık – Emniyet’in sivil aracı. Telefonu çaldı. Bilinmeyen numara. Bu sefer açtı. Kael’in sesi düşük, kontrollü: “Beni arıyorlar mı?” Elara pencereden dışarı baktı. “Evet. Beni de.” Sessizlik. Sonra Kael: “Kaç.” Elara güldü – soğuk, kısa. “Kaçmak mı? Hayır. Ben kaçmayacağım. Onlar peşimde. Sen de peşimde. Mert de yakında peşimde olacak. Ama bu sefer… kimse kimseyi kurtarmayacak.” Hat kapandı. Elara telefonu masaya bıraktı. Çekmeceyi açtı. İçinde eski bir tabanca vardı – resmi olmayan, ruhsatsız. Aldı, kontrol etti. Sonra aynaya baktı. Artık polis değildi. Ama av da değildi. O artık avcıydı. Ve polisler peşindeydi.
Bölüm 19
Peşimde.
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.