İçeriğe geç

𝘒𝘶𝘳𝘴̧𝘶𝘯 𝘪𝘻𝘪 | texting

Bölüm 1 · 3 dk okuma

𝘒𝘶𝘳𝘴̧𝘶𝘯 𝘪𝘻𝘪 | texting

Bölüm 1

Gece inişi

Gece saat 02:47. Sınır ötesi dağlık bölge. Hava sıfırın altında on dereceye inmiş, rüzgâr keskin bıçak gibi yüzü yalıyordu. Tim, kayalıkların arasından sessizce ilerliyordu. Adımlar sessizdi, nefesler kontrollü. Bordo berelilerin klasik yürüyüşü: omuzlar düşük, silahlar hazır, gözler her şeyi tarıyor. Telsizden üsteğmenin sesi geldi, kısık, boğuk: “Hedef 320 metre kuzeydoğu. İki mağara girişi tespit edildi. Ateş serbest değil. Sessiz ilerleme devam.” Aras Özdemir durdu. Bordo beresinin altından çıkan saçları terle ıslanmıştı. Omzundaki telsizi bir kez daha kontrol etti, sonra ekibine baktı. Tim yedi kişiydi. En önde kendisi, sağında Alev Sancaktar, solunda iki uzman çavuş, arkada keşif timi. Aras’ın sesi telsizden çıktı, soğuk, net: “Sağ kanat Alev. Ben sol. İki dakikada pozisyon alın. Temas olursa işaret vermeden ateş yok.” Alev başını salladı. “Anlaşıldı, Yüzbaşım.” Sesinde en ufak titreme yoktu. Ama Aras bir an ona baktığında, gözleri birbirine kilitlendi. Normalde emir-anlaşma bakışı olurdu bu. Bir komutanın astına verdiği kısa onay. Bu sefer bir saniye fazla sürdü. Alev’in gözlerinde bir şey parladı – korku değil, başka bir şey. Sonra ikisi de başını çevirdi. Görev öncelikliydi. Her zaman öyle olmuştu. Tim dağıldı. Alev sağ tarafa, kayaların arasından süzülerek ilerledi. Silahını göğsüne yaslamış, dizleri hafif bükük, adımları sessiz. Aras sol tarafa kaydı. Tim arkadaşları arkadan takip etti. Rüzgâr uğulduyor, uzaklarda bir köpek havlıyordu. Dağların arasında yankılanan her ses, potansiyel tehdit anlamına geliyordu. 80 metre kaldı. Mağara girişleri karanlık yarıklar gibi görünüyordu. Aras telsize fısıldadı: “Pozisyon alındı. Keşif devam.” Alev’in sesi geldi: “Sağ giriş temiz görünüyor. Sol tarafta hareket var.” Aras dişlerini sıktı. “Onaylandı. Yaklaşın.” O an ilk ateş patladı. Kurşun ıslık çalarak geçti. Aras öne atıldı, yere yattı, silahını doğrulttu. İki hedef gördü – biri mağara girişinde, diğeri kayanın arkasında. Tetik çekti. İki sessiz patlama. İkisi de düştü. Alev sağdan ateş açtı. Bir hedef daha indi. Tim dağıldı, pozisyon aldı. Kurşunlar etrafa saçıldı. Toprak sıçradı, taşlar patladı. Sonra el bombası sesi duyuldu. Aras’ın kulaklarında uğultu başladı. Patlama. Toprak havaya kalktı. Bir şey omzuna çarptı. Sıcak, ıslak bir acı. Kan aktı. Yere düştü. Ağrı keskin, ama Aras dişlerini sıktı. Silahını bırakmadı. Telsize uzandı: “Yaralı var. Sol omuz. Çekiliyoruz.” Ses titremedi. Ama nefesi hızlandı. Alev telsizden cevap verdi: “Geliyorum.” Tim geri çekilmeye başladı. Uzman çavuşlardan biri Aras’ın yanına geldi, kolundan tuttu. “Komutanım, kalkın.” Aras kalktı, ama omzu yanarken yüzü buruştu. Alev koşarak geldi. Silahı hâlâ elinde, diz çöktü. Yarayı gördü. Kan üniformayı ıslatmıştı. Hızlıca sırt çantasından ilk yardım kiti çıkardı. “Dayan.” Aras dişlerini sıktı. “Devam edin. Ben idare ederim.” Alev’in eli yaraya bastırdı. Kan parmaklarının arasından sızıyordu. “İdare edemezsin. Kan durmuyor.” Tim arkadaşları etrafı kolluyordu. Kurşun sesleri azalmıştı, ama tehlike bitmemişti. Alev yara bandını açtı, kanı durdurmak için bastırdı. Aras’ın yüzü solgundu, ama gözleri hâlâ keskin. “Emir değil bu,” dedi Aras, sesi alçak. Alev bir an durdu. Eli hâlâ yaradaydı. Sonra devam etti. “Emir değil.” Karanlıkta nefesleri birbirine karıştı. Tim uzaklaşırken, ikisinin arasında sessiz bir şey kırıldı. Alev’in parmakları Aras’ın omzunda, kanlı üniformada. Aras’ın gözleri Alev’e kilitlendi. Bir saniye. İki saniye. Sonra Alev başını çevirdi. “Çekiliyoruz. Beni takip et.” Aras kalktı. Omzu yanıyordu, ama ayağa kalktı. Tim geri çekildi. Kayaların arasından, karanlığın içine. Yarım saat sonra güvenli bölgeye ulaştılar. Helikopter sesi uzaktan geldi. Tahliye noktası. Aras sedyeye yatırıldı. Alev yanındaydı. Helikopter kapısı açıldı. Tim bindi. Helikopter havalandı. Aras’ın gözleri yarı kapalıydı. Ağrı kesici iğne yapılmıştı. Ama bilinci yerindeydi. Alev karşısındaki koltukta oturuyordu. Silahı kucağında, gözleri Aras’a. Tim arkadaşları konuşmuyordu. Sadece motor sesi ve rüzgâr. Aras gözlerini açtı. Alev’e baktı. “Teşekkürler,” dedi alçak sesle. Alev başını salladı. “Görev.” Ama sesinde bir şey vardı. Görevden fazlası. Helikopter karanlıkta uçarken, ikisinin arasındaki sessizlik ağırlaştı. Omuzdaki yara kapanacaktı. Ama başka bir iz kalacaktı. Kurşun izinden daha derin. Helikopter üsse yaklaştığında, Aras gözlerini kapadı. Alev hâlâ ona bakıyordu. Ve o bakışta, her şey değişmişti.

Bölüm sonu

2 yorum

  • Çok güzel ama bunlar bordo bereli değilmi bir kurşun yarasıyla çekilmeleri saçma olmuş (linç değil harika gidiyosun) 🤍

    1Yanıt