İçeriğe geç

Opposite poles. (BxB)

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Opposite poles. (BxB)

Bölüm 1

Birinci bölüm

Bangkok’ta sabahlar her zaman hareketliydi.

Sokaklar erkenden dolup taşar, satıcıların sesleri, motorların uğultusu ve insanların telaşı şehri uyandırırdı. Herkes için sıradan bir gündü bu.

Ama her ülkede olduğu gibi, Bangkok’un da karanlık bir yüzü vardı.

Geceler çöktüğünde, ışıkların altında suç işlemek isteyen insanlar ortaya çıkardı. Gündüz masum görünen sokaklar, geceleri bambaşka bir kimliğe bürünürdü.

Neyse ki bu şehrin, suçlulara göz açtırmayan bir başkomiseri vardı.

Great.

Yakışıklı, karizmatik ve işinde fazlasıyla başarılıydı. Yıllardır çözemediği dava neredeyse yoktu. Tek başına bile birçok ekibe bedeldi.

Herkes ona güvenirdi.

Ta ki o davaya kadar.

DAVA DOSYASI:

O gece, beş kişilik bir arkadaş grubu okuldan birlikte dönmüştü.

İki kız, üç erkek.

Hep birlikte ekip evlerinde kalmaya karar verdiler. Biraz müzik, biraz kahkaha, biraz da eğlence…

“Sabaha kadar takılalım,” demişti biri.

Ve öyle de oldu.

Müzik açıldı, atıştırmalıklar masaya dizildi, herkesin elinde bir alkol şişesi vardı.

Sabaha karşı herkes zır sarhoş olmuş vaziyette olduğu yerde sızmışdı lar

Güneş doğarken, ilk uyanan kişi Pure oldu.

Gözlerini zorla açtı, başı ağrıyordu. Etrafına baktı.

Herkes yerde, koltukta, sandalyede uyuyordu.

“Of…” diye mırıldandı.

Tek tek arkadaşlarını dürtmeye başladı.

“Hey, kalkın artık…”

Biri homurdandı. Biri döndü. Biri yüzünü yastığa gömdü.

Ama Tilly…

Hiç kıpırdamıyordu.

Pure kaşlarını çattı.

“Tilly?” diye seslendi. “Tilly, hadi ama…”

Cevap yoktu.

Bir kez daha seslendi. Daha yüksek.

Yine yok.

Kalbi hızlanmaya başladı.

Titreyen elleriyle Tilly’nin yanına çöktü. Yavaşça elini burnuna yaklaştırdı.

Nefesini kontrol etmek için…

Bir saniye geçti. İki saniye.

Hiçbir şey.

Tilly nefes almıyordu.

Pure’ın boğazından kısık bir çığlık çıktı.

OLAY YERİ*

Aynı saatlerde, Bangkok Polis Merkezi’nde Great masasının başındaydı.

Önündeki dosyaları inceliyordu.

Birden telefonu çaldı.

“Başkomiser Great.”

Karşıdan telaşlı bir ses geldi.

“Efendim, bir ölüm vakası var. Gençler… bir evde…”

Great ayağa kalktı.

“Adres.”

Not aldı, ceketini kaptı ve hızla arabasına bindi.

Olay yerine doğru yola çıktı.

Sireni açmadan, sessizce ilerliyordu. Yüzü her zamanki gibi sakindi ama içinde bir huzursuzluk vardı.

Bu dava, farklı hissettiriyordu.

Tam bir kavşakta ilerlerken telefonu tekrar çaldı.

Bu kez arayan müdürüydü.

“Great, sana önemli bir şey söylemem lazım.”

“Dinliyorum, müdürüm.”

“Kore’den bir başkomiser geliyor.”

“Ne için?”

“Bu dava için.”

Kısa bir sessizlik oldu.

“Yani… ortak mı çalışacağız?”

“Evet. Bugün öğleden sonra burada olacak.”

Great derin bir nefes aldı.

“Anlaşıldı.”

Telefon kapandı.

Arabasını tekrar çalıştırdı.

Artık sadece bir dava değil…

Bir ortak da geliyordu.

******

Olay yerine vardığında polis şeritleri çoktan çekilmişti.

Ambulans, adli tıp, gazeteciler…

Her yer karmakarışıktı.

Great arabadan indi.

“Durum ne?” diye sordu.

Genç bir polis yanına koştu.

“18 yaşında kız öğrenci. Ölüm sebebi henüz belli değil.”

Great başını salladı.

Evin içine girdi.

Tilly yerde yatıyordu.

Yüzü solgundu. Gözleri kapalıydı.

Ama odada bir şeyler yanlıştı.

Great içinden geçirdi:

“Bu, basit bir ölüm değil.”

Great, Tilly’nin bulunduğu odayı dikkatlice inceliyordu.

Duvarlarda partiye dair izler vardı. Yerde boş şişeler, masada yarım kalmış atıştırmalıklar, koltukta dağınık battaniyeler,

Ama her şey fazla düzgündü.

Bir kavga izi yoktu, Dağılmış eşya yoktu,

Kırık dökük yoktu.

Sanki biri özellikle toparlamış gibiydi.

“İlginç.” diye mırıldandı.

Eldivenlerini çıkarıp cebine koydu. Yanındaki polise döndü.

“Evde yaşayanların ifadeleri alındı mı?”

“Evet, efendim. Dördü de ayrı ayrı sorgulanıyor.”

“Otopsi?”

“Henüz gelmedi.”

Great başını salladı.

Tam odadan çıkacakken arkasından soğuk bir ses duyuldu.

“Bu şekilde bakarsan hiçbir şey göremezsin.”

Great aniden durdu.

Kaşlarını çattı.

Bu sesi tanımıyordu.

Yavaşça arkasını döndü.

Kapının önünde uzun boylu, düzgün duruşlu, siyah saçlı bir adam duruyordu. Üzerinde sade ama kusursuz bir takım vardı. Bakışları sertti.

Ve fazlasıyla kendinden emindi.

Great gözlerini kıstı.

“Sen kimsin?”

Adam bir adım attı.

“Başkomiser Jihoon Park.”

Kore aksanı hafifti ama İngilizcesi kusursuzdu.

“Bu davayla ilgilenmek için gönderildim.”

Great kaslarını yukarı kaldırıp dedi;

“Bu benim davam.”

Jihoon’un kaşları hafifçe kalktı.

“Artık değil.”

Oda bir anda gerildi.

*****

“Bak,” dedi Great, kollarını bağlayarak.

“Burayı ben yönetiyorum. Kimseye ihtiyacım yok.”

Jihoon gözlerini ondan ayırmadan cevap verdi.

“Belli. Çünkü önemli detayları kaçırmışsın.”

Great’in sinirleri gerildi.

“Ne dedin sen?”

Jihoon yere işaret etti.

“Şu halıya baktın mı?”

Great baktı.

“Bakıyorum. Ne varmış?”

“Temizlenmiş.”

“Parti sonrası temizlemişlerdir.”

Jihoon başını iki yana salladı.

“Hayır.”

Eğilip halıya dokundu.

“Kimyasal var. Leke çıkarıcı.”

Great’in yüzü ciddileşti.

Jihoon devam etti:

“Birinin kanı ya da kusmuğu silinmiş olabilir.”

O an Great sustu.

İçinden istemeden de olsa şu geçti:

“Bu adam… boş biri değil.”

Ama belli etmedi.

“So what?” dedi.

“Bu hâlâ benim davam.”

Jihoon doğruldu.

“Bir ölüm var. Bu ego meselesi değil.”

Great bir adım yaklaştı.

Aralarındaki mesafe çok azalmıştı.

Nefesleri neredeyse çarpışıyordu.

“Ben burada yıllardır çalışıyorum,” dedi Great alçak sesle.

“Bana işimi öğretmeye çalışma.”

Jihoon gözlerini kaçırmadı.

“Ben de yıllardır katil yakalıyorum.”

Sessizlik çöktü.

O sırada bir polis araya girdi.

“Şey… efendim, müdür sizi çağırıyor.”

Great gözünü Jihoon’dan ayırmadan konuştu.

"Geliyorum"

Jihoon da döndü.

“Ben de.”

Karakola varmışdilar

Birlikte yürümeye başladılar.

Ama sanki aralarında görünmez bir duvar vardı.

Koridorda ilerlerken Great konuştu.

“Burada kurallarım var.”

Jihoon sakin cevap verdi.

“Ben de kurallara uyarım. Mantıklıysa.”

Great kısa bir kahkaha attı.

“Ukala mısın sen?”

Jihoon ciddi kaldı.

“hayir çok gerçekçi'yim”

Great ona yan gözle baktı.

“Bu dava bitince geri dönersin.”

Jihoon durdu.

Great de durmak zorunda kaldı.

Jihoon ona döndü.

“Bu dava bitene kadar hiçbir yere gitmiyorum.”

Aynı anda ikisi de şunu düşündü:

“Bu adam başıma bela olacak.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.