Bir... İki... Üç...
Flaşın sesi müzenin duvarlarında dalgalandı. Boynunda sallanan fotoğraf makinesiyle genç kız, karşısındaki heykelin bir kez daha fotoğrafını çekti. Gözlerini hayranlıkla esere dikti, sonra yanındaki parıltılı objeye yöneldi. Şekli bir rahleyi andırıyordu.
Tam uzaklaşacakken, rahlenin üzerindeki defterin kapalı olduğunu fark etti. Açık durması gerekmez miydi? İçine doğan merakla defteri eline aldı. Kapağında, yabancı harflerle yazılmış bir kelime vardı. Tahminince Helen alfabesiydi; Yunanca bilmediğinden olsa gerek doğruca açtı sayfaları.
İçinde sadece yazıları anlayabiliyordu.
1927 yazıyordu
Ne olmuştu ki o tarihte diye düşündü cevabını bulamayınca sayfaları karıştırmaya devam etti. Dikkatini sadece son sayfanın son cümlesi çekti. Diğer tüm sayfalar eski ve solmuş bir mürekkeple yazılmışken son cümle daha dün yazılmış gibiydi.
"1927’de bir cinayet yaşandı. Katil, maktülü bir darağacında sallandırdı. Katilin yanında duranlar bu cinayetin adına "yasa" dedi ama o darağacında sallanan maktulün cesedi değil onuruydu. İşte biz o onurun mirasçısıyız."
Ancak genç kızın dikkatini en çok çeken bu paragrafın altındaki cümleydi. Parmaklarını yazının üzerinde gezdirdi. Parmağına bulaşan taze mürekkep, kelimelerin üzerine yayılmıştı.
"Bugün buraya birisi geldi. İşte o birisi bizim direnişimizin sembolü"

