"Jisung! İyi misin? Bir kez de batırmasan."
"Kapa çeneni lan, şükürsüz. Bak ne güzel meyveler düştü benimle birlikte aşağı."
"Sözde bir iki tane alacaktık."
"Bir iki tane kime yetsin? Hem 9-10 tane alalım ne olacak? Aynı şey bir nevi."
Hyunjin, bu ikilinin atışmalarına gülüyormuş, bu ikisinin bir kaç dakikalık laf dalaşları kendisinin hayatı boyunca yaşadığı her şeyden daha eğlenceliymiş.
Felix, yerdeki şeftalilerden birini alıp sarışın oğlana uzatmış. Hyunjin şeftaliyi eline alıp incelemeye başlamış. Eline verdiği o hissiyat çok değişikmiş.
"İlk defa şeftali görüyor sanırım."
-Düz şeftali işte, neyini inceliyormuş ki?
-Hyunjin'in geldiği yerde öyle güzel şeyler yokmuş küçüğüm. Onun geldiği yer karanlık ve hararetli bir yermiş. Böyle meyveler ne gezsin orada?
"Tadına bakmayacak mısın?"
Bunun üstüne Hyunjin, elindeki şeftaliden minik bir ısırık almış. 'Bu elimdeki şey de ne böyle?' diye düşünmüş. Adeta cennetten koparılmış bir şeftaliymiş bu.
"Beğendin sanırım..."
Normal bir şeftaliymiş oysa bu şeftali, senin, benim bildiğimiz şeftalilerdenmiş. Cennetten falan koparılmamış. Belki de bu şeftaliyi onun için özel kılan bu melek çocuğun elinin değmiş olmasıymış. Onun eli sihirlemiş sanki bu şeftaliyi. Ya da belki şeftali değil kendisi sihirlenmiştir, kim bilir?
"Sizi küçük veletler! Burası sizin için değil, haberiniz yok mu!"
Üçlü meyvelerin tadını çıkarırken bağırarak yanlarına gelen muhafız bölmüş onları.
"Gidin yukarıda yiyin yiyeceğinizi, burası muhafızlar için!"
"Haklısınız, üzgünüz bayım."
"Ben üzgün falan değilim, bir kaç tane yesek ölür müsünüz?"
"Keşke sadece bir kaç tane yeseniz!"
"Jisung, kapa çeneni güzel arkadaşım."
Jisung ise göz devirmiş bunun üstüne. "İnci tanesi gibi meyveleri varmış bunların da!" diye düşünmüş kendi kendine.
"Yukarı mı çıkıyoruz şimdi?" demiş tombul yanaklı. Sesi bıkkın bir şekilde çıkıyormuş.
"Aynen öyle!" Yavaşça Hyunjin'in elini tutmuş çilli. "Yukarıya bayılacaksın." demiş naif bir sesle. Hyunjin, elindeki sıcaklık ile bayılmamaya çalışırken birden bire hemen arkasına yayılmış kanatları farketmiş. Bu kanatların Felix'e ait olduğunu fark ettiğinde ise kalbi duracak gibi olmuş. Onun tek bir bakışı bile kendisini mahvederken bir de yetmezmiş gibi beyaz, üzerinde mavi desenler bulunan yarı saydam ve ışıltılı kanatları duruyormuş hemen arkasında.
"Gözlerini kapat..." demiş çilli, Hyunjin'e. O ise hiç tereddüt etmeden minik meleğinin sözünü dinlemiş, kapatmış gözlerini. Çok geçmeden ayaklarının yerden kesildiğini hissetmiş. Gerçek anlamda ayakları yerden kesilmiş. Avuçlarında hissettiği sıcaklık ile birlikte sakince uçuyormuş yukarı doğru.
Yaklaşık 2-3 dakika bir yolculuğun ardından Hyunjin gözlerini pamuk bulutların üstünde açmış. Burada resmen bir şehir... Hayır, hayır! Ne şehri? Resmen bambaşka bir diyar varmış. Gülüşerek uçuşan periler, bulundukları konumun tam ortasında yer alan büyük çeşme, minik, tatlı evler ve kafasını biraz yukarı kaldırdığında fark ettiği, güzel evlerin arkasından gözüken kocaman, görkemli saray...
O hayretle etrafı incelerken saçları açık bej tonlarında, gözlüklü, açık gri, ince bir kazak giymiş, altında ise beyaz ve dizlerine kadar uzanan bir şort olan, ayaklarına uzun kumaş çoraplar geçirmiş ve oldukça efendi görünen bir genç yaklaşmış yanlarına.
"Çok özlemişim sizi ya! İki gün iki yıl gibi geldi bana."
"Değil mi? Biz de seni çok özledik Seungmin!"
"Bu arkadaş kim?"
"O mu? O... İsmi şey..."
Seungmin bir yandan Hyunjin'e bakıyormuş. "İsmin ne?"
Hyunjin dudaklarını ısırmış, istemsizce gözleri dolmuş. Sesini çok özlemiş anlaşılan. Ama hayır, şuan ağlamanın sırası değilmiş.
"Konuşamıyor." demiş çilli olan Hyunjin'e bakarak. Sanki onun için çok üzülüyormuş. O da herkes gibi konuşabilsin istiyormuş.
"Yani ismini bilmiyoruz."
Seungmin, genç oğlana sarılmış. "Sana bir kağıt kalem bulalım."
Ardından ise iki elini kullanarak bir kaç hareket yapmış, daha sonra ise bir bakmış, eline bir defter bir kalem varmış .
"İsmini yazabilirsin!" Heyecanla konuşarak kalem ve defteri genç oğlana uzatmış. O ise sıcak bir gülümseme ile almış karşısındaki çocuğun uzattıklarını. Ardından ise çok oyalanmadan ismini yazmış deftere, yazdıktan sonra defteri tekrardan Seungmin'e vermiş. Seungmin, sesli bir şekilde okumuş kağıttaki ismi.
"Hwang Hyunjin."
"İsmin ne kadar güzel!" demiş çilli, ellerini çırparak.
