İçeriğe geç

One Touch / Hyunlix

Bölüm 2 · 3 dk okuma

One Touch / Hyunlix

Bölüm 2

Mavi Saçlı Çocuk

"Gözleri kararıyormuş sarışının, tam şuanda karşısında kocaman bir yaratık duruyor, kendisini parçalamak için hazırlanıyormuş. Tıpkı orklara benziyormuş yaratık. Vahşi, korkunç ve acımasız. Normal şartlarda olsa belki bu kadar korkmaz, bu kadar afallamazmış ancak şuan tamamen savunmasızmış.

Bırak büyüyü, sesi. Tek bir kılıcı bile yokmuş. Oysaki kılıç, bir büyücünün vazgeçilmeziymiş. Ancak onun o canavar annesi tek bir kılıç bile vermemiş ona. Ölüme terk etmiş onu. O ise ne yapacağını bilmiyormuş, yaptığı tek şey korkuyla geriye adımlamakmış.

Bir yandan yaratık onun yüreğini ağzına getirirken, öteki yandan da sertçe esen rüzgar onun pelerinini dalgalandırıyor, ayaklarına dolanmasını sağlıyormuş.

En sonunda dayanamamış genç, pes etmiş ve teslim olmuş ölüme. Kaderi olduğunu düşünmüş bütün bunların. Geçmişte annesi tarafından tüm hayatının zindan olmasının, yetmezmiş gibi yine annesi tarafından sesine el koyulup sürgün edilmiş olmanın kaderi olduğunu düşünmüş. Tanrı ondan ne istiyormuş ki? Ne hadsizlik etmiş Tanrı'ya da böyle bir hayatı varmış?

Bunları düşünürken gözünden bir damla yaş damlamış, akan yaş ile beraber koca yaratık Hyunjin'i parçalamak üzere ilk hamlesini yapmış. Daha ilkten kanlar içerisinde yere yığılıvermiş genç.

Gözleri kararıyormuş, yine ve yine. "Öleceğim" demiş kendine içinden. Zaten istese bile sesli söyleyemezmiş. Ne acı ama, değil mi?"

-Ne yani, sonra ne olmuş? Ölmüş mü? Ölmesin... O ölümü hak etmiyor. Ne biçim masal bu? Masal dediğin mutlu olur!

-Ah, küçüğüm. Her masal mutlu olmazmış... Ancak bu gencin masalı o kadar da kötü değil ya! İnsan aklı nereden bilsin kaderini? Onun kaderinde o an ölmek yazılı değilmiş.

-Ölmemiş yani, değil mi? Ya ne olmuş?

-Ölmemiş, ne olmuş biliyor musun?

O gün oralarda dolaşan bir genç varmış. Genç, özene bözene yaratılmış bir geçmiş. Öylesine bir yakışıklılığı varmış ki... Göreni sarhoş edermiş resmen. O okyanus mavisi saçları, o incecik beli, o kalp şeklindeki dudakları, o güzeller güzeli çilleri... Özellikle de çilleri, sanarsın tüm yıldızlar çocuğun gözlerine taşınmak istemiş, ancak sığmadıkları için tek tek gözlerinden aşağı süzülmüş.

İşte bu melek misali genç, tesadüfen tam da o gün oralarda dolaşıyormuş. Şifacılıkla uğraşırmış kendisi, bundan dolayı oralarda merhem yapmak için bitki arıyormuş."

-Bir şey soracağım!

-Sor bakalım küçüğüm.

-Türü neymiş bu gencin? O da mı büyücüymüş?

-Güzel soru küçüğüm. Hayır, o bir periymiş.

-Bir peri demek! Kanatları var mıymış?

-O sırada yokmuş, periler istedikleri zaman kanatlarını gizleyebilirler. O çocuk bir şifacı periymiş bu arada, sen sormadan söyleyeyim.

-Ne güzel, ben de şifacı bir peri olmak istiyorum!

-Sen benim küçük perimsin zaten küçüğüm.

-Hahaha! Sen de benim büyük perimsin! Bu arada, bir şey daha soracağım. Bu perinin ismi neymiş?

-İsmi mi? Ah, ismi... İsmi Felix, Lee Felix.

-Lee Felix, ne güzel!

"Felix, bitki toplarken Hyunjin'i görmüş. Ne kadar çaresiz durumda olduğunu görmüş. Onu böyle görünce dayanamamış elbette yardıma koşmuş. Canavarı sakinleştirmiş. Perilerin en güzel yanlarından biri de bu bence! Hayvanlar onları çok sevdikleri için sözlerini dinlerler.

Canavar uzaklaştıktan sonra Felix, endişeli gözlerle yere yığılmış, kanlar içerisindeki gence bakmış bir kaç saniye. En sonunda vakit kaybetmemesi gerektiğini hatırlayarak çocuğa yaklaşmış. Eğilerek elini yaralı bölgeye yerleştirmiş nazikçe. Daha sonra ise gözlerini kapatmış. Gözlerini kapatmasıyla ışıltılı ve renkli ışık topları yayılmış etrafa. Işık topları, ikilinin etrafında dönüp dolaşıyormuş. Bir kaç dakika sonra ışık topları gözden kaybolmuş tabii ki.

Hyunjin'in yarası neredeyse tamamen iyileşmiş, iyileşmiş iyileşmesine de kendisi hâlâ baygın bir hâldeymiş. Mavi saçlı olanın gönlü onu burada bir başına bırakmaya el vermemiş. Ah, ne kadar da şefkatli! Sırtlamış genci, tutmuş evinin yolunu...

Bölüm sonu

1 yorum