İçeriğe geç

ÖNCÜ

Bölüm 6 · 6 dk okuma

ÖNCÜ

Bölüm 6

| 3 BÖLÜM

Poyraz.

Karakolun hücresindeki parmaklıkları sıkıca tutup gözlerini Gökalp'ten alamayan Poyraz'ın sabrı artık tükeniyordu.

Polis memuru burada bir gece kalacaklarına karar verse de hala ikisi yan yana duran hücredeydiler. Poyraz'a bakılacak olursa Gökalp ondan daha sakin, hatta hiç umursamıyormuş gibi duvara yaslanmış sırıtarak karşısında deliren adama bakıyordu.

"Ah, lütfen aileme zarar verme."

Gökalp, ellerini yalvarırcasına birleştirip dalga geçercesine konuştuğunda Poyraz'ın damarına daha sert basabilmişti. "Lan oğlum! Senin kanında bit mi varda adam gibi benimle yüzleşmek yerine ergen gibi dalga geçiyorsun, ha?"

Eklem yerlerini beyazlatırcasına demiri tutmayı bırakıp avuç içlerini sertçe parmaklıklara vurdu Poyraz. "Ulan var ya, hele bir şuradan çıkalım seni sikmezsem adım Poyraz değil benim!"

Öfkeden kıpkırmızı olmuştu yüzü. Anlındaki damarlar az çok belli oluyordu. Deli gibiydi. Kardeşine küçük bir şey olsa dünyayı yakacak bir ağabeydi. Canını verecek, istese böbreğini bile verebilecekti kardeşine. Hatta bunu aklına koymuştu da. Her şey den çok sevdiği kız kardeşinin böbreğinde taş çıktığını öğrendiği ilk saniye direkt "Böbreğimi sana vereceğim," diye kararını vermişti. Peki ya Gece Soylu ne yaptı? Tabii ki biricik abisinin sözünü reddedip o da taşı çıkartma kararı verdi. Nasıl mı çıkarttı? Sürekli hareket ederek ve karnına sıcaklıklar koyarak. Abisini hiç uğraştırmadı. Çünkü onun yanında sadece bir tane kişi vardı. İkisinin de birbirlerinden başka kimsesi yoktu...

Gökalp'ın neşesi daha çok arttı. Grupta sakin, adam akıllı davranan yiğit Poyraz'dan bu deli haline geçmesi açıkçası şaşırmıştı onu ama rahatlığıyla bunu gizledi.

Eliyle ağzını kapatıp sahte bir şaşkınlıkla "Aaa. Çok ayıp, Poyrazcığım. Şu dediklerine bak ya. İnsan hemcinsine böyle konuşur mu?" dedi. Ellerini ceplerine sokup tekrar duvara yaslandı Gökalp.

"Eğer bu konuda ciddiysen seninle aşiret yaparım vallahi."

"Merak etme. Öyle bir aşiret yapacağız ki bütün çocuklarımız senin gibi pezevenk olacak." Poyraz dişlerini sıkıp kendini kötü bir şey yapmamak için durdurarak bunu söyleyebildiğinde birden sinirleri bozuldu.

Gökalp heyecanla kendini duvardan itip bir kaç adım yaklaştı. "Vallahi ciddi misin, Poyraz? Yapar mıyız lan bunu?"

"Yaparız tabii, oğlum. Yapmazsam, ilerde bir gün öldüğümde bedenimi yakıp küle çevir, daha sonrada kavanoza koy anı olarak sakla."

Gökalp'ın keyfi yerine geldiğinde Kürtlerin olmazsa olmazını yaparak eşofmanının cebinden beyaz mendil çıkarttı. Mendilin tamamını açıp sol eline aldı. "O zaman haydi bakalım." Boğazını temizleyip, diğer sağ elini de arkasına koyarak "Evlerinde lambaları yanıyor. Göz göz olmuş ciğerlerim kanıyor," diyerek halaya başladı Gökalp. Poyraz'ın bozuk olan sinirleri bu duruma artık daha çok bozulmuştu. Dudaklarının köşesinde hafif bir gülümseme belirdiğinde "Bu çocuk harbi mal," diye kendi kendine söylendi.

"Lan Gökalp, sen aklını mı yitirdin oğlum?"

Gökalp hiç oralı olmayıp elindeki mendille halay çekmeye devam etti. Doğuştan Kürt olduğu için ustaca halay çekebiliyordu. O aşiret çocuğuydu. O, Sonkurt ailesinin ikinci çocuğu, Sonkurt aşiretinin ise gençleri olarak altıncı çocuğuydu. Soyu sopundan yansıyan bu neşeli halini herkese yansıtabildiği için Poyraz'ın da artık hiçbir siniri kalmamış, gülerek Gökalp'ı izliyordu.

Poyraz gülümsemeye devam edip başını umutsuzca sallarken hücrenin dışındaki güvenliğin bu hallerine açık ağızla baktığını gördü. Açıkçası adamın bu yüz ifadesine keyiflenmişti. Düşman olarak bellediği bu çocukla şuan böyle bir duruma düşeceğini hiç zannetmiyordu. Poyraz, Gökalp'ın davranışlarına son bulması için konuşacakken halay çeken çocuk bir aydınlanma yaşadığında ağzını kapatıp kaşlarını çatarak bakakaldı. O sinsi aklından neler geçtiğini çok merak ediyordu açıkçası. Gökalp halay çekmeyi bırakıp kendisine merakla bakan çocuğa baktı. İşte tam o sıra malum yüz ifadesini yaptı Gökalp. Dudağının kenarı yukarı kalktı ve yarım bir gülümseme sergiledi. Bu ifade, aklında her ne varsa karşısındaki kişiyi afallatacak bir şeydi.

"Gel seninle adam akıllı bir anlaşma yapalım," dedi bir kaç adım atıp iki hücrenin arasındaki parmaklıklara yaklaşarak. "Sen de adam ne arar, akıl ne arar, dümbük?

Poyraz hiç esirgemeden laflarını yapıştırdı. Ama ikisinin arasındaki gerginlik tekrar artmaya başlamıştı bile. Poyraz'ın öfkesi yükselirken, Gökalp ona bakılırsa sadece aklındaki düşünce yüzünden keyifle bakıyordu.

"Ben senin peşine aşiretimi salmayayım. Sen de..." Gökalp, Poyraz'ın bu laflarını biraz sindirmesi için kısa bir an sessiz kaldı. Çünkü birazdan söyleyecekleri onu çılgına çevirecekti. Gökalp ellerini ceplerine sokup bir kaç adım daha atarak tam karşısında durdu. İkisi de birbirlerine aralarındaki parmaklıklardan bakıyorlardı.

İşte tam o an...Poyraz, artık karşısında duran şeref yoksununu yaşatmayacağına içinden söz verdi...

"Sen de karşılığında bana Gece'yi vereceksin."

❀ ❀ ❀

"Herhangi bir toplu taşımaya binip çabucak gidebilirdik. Niye enayi gibi karakola yürüyerek gidiyoruz?" Bacaklarımın ağrısından, bir de beni dinlemeyip daha çok hızlanmasından dayanamayıp yürümeyi bıraktım. Bu kadarı da bu kadardı artık. Suçlu musun da polislere yakalanmak istemiyormuş gibi hızlı adımlar atarak yürüyorsun, kardeşim? İnsan hiç mi yorulmaz okuldan bilmediğim bir caddeye aralıksız hızlı yürürken? Canım çıktı burada, canım!

Bartur adımlarını durdurup bana döndü ve tek kaşını kaldırarak bu halime bakakaldı. Ne varmış ki halimde? Alt tarafı yürümekten bacakları artık hareket edemediği için nefes nefese kalan bir kız dikiliyordu karşısında!

"Bakma lan bana öyle."

Kollarını göğsünde birleştirip baştan aşağı süzdü beni. "Yani birazcık daha yürüsen varacağız aslında."

"Bok varacağız. Şehirden köye yayan gidiyormuşuz gibi yol bitmek bilmedi lan!"

Bartur kaşlarını havaya kaldırdı. Buna inanamıyormuş gibiydi. Aman Allah'ım!

Bende inanamıyordum, Bartur Bey. Bir şans daha verip sözünü dinleyelim dedik yine kuyuya attın bizi. Gerçi hiç şaşkın değilim. Zaten lafının tersini yapmasaydın işte o an şaşırırdım. Kendinde olmadığını sanırdım be adam. Ama yine de sırf abimi görebilmek için yürüdüm.

Ela gözlünün suratına bakmayı bile düşünmeyip, tam karşıma kaşlarımı çatarak gözlerimi diktim. Tam o sıra bir müzik koptu ortama. Adımlarımı durdurdum. Bu Seda Sayan'dı.

"Yanıyorum söndürelim mi?

Tabi tabi.

Çıktı ateşim indirelim mi?

Tabi tabi."

Ben kendimi gülmemek için zor tutarken Bartur, cebinden telefonu çıkartıp açma tuşunu sinirle basıyordu. Ama nafile. Telefonu tutukluk yaptığı için daha çok sinirlenip ağzının içinden küfürler savurdu.

"Bak bu sözlerin lafta kalırsa.

Senin o tabini tabini yerim.

Yanıyorum söndürelim mi?

Tabi tabi.

Çıktı ateşim indirelim mi?

Tabi tabi."

Elimi dudaklarıma götürüp kahkahamın sesini bastırdım. "Hay ben senin yedi ceddini tek tek..." Kendine hakim olup küfrü yarıda kesti ve açma tuşunu bastıra bastıra telefonu açmaya çalıştı. Kulakları kıpkırmızı olmuştu. Bu hali...Bana çok tatlı gelmişti.

"Bak bu sözlerim lafta kalırsa.

Senin o tabini tabini yerim."

En sonunda telefonu Bartur'a meydan okumayı bırakıp açıldı. Ela surat aramayı yanıtlayıp telefonu kulağına götürdü. Dinledi...Dinledi...Yüzü ifadesizce bana baktığı yetmiyormuş gibi elalarda aynı şekilde bakıyordu. Utançlığını gizlemeye çalıştığı aşırı belliydi çünkü kulakları hala kızarıktı zavallının. Kendine gel, Gece. Sende böyle bir olay yaşasan yerin dibine girmek istersin. Bartur en azından dimdik karşında adam akıllı duruyor.

Aniden Ela surat elini alnına yapıştırınca gözlerimi yerden çekip meymenetsize baktım.

"Bu adama boşuna yiğit diyoruz biz. Mal mı lan bu? Hangi akılla Ge..." Sözlerini yarıda kesip tekrar bana baktı. Ne olur yine kötü herhangi bir şey yaşanmasın Rabb'im.

Vallahi kendimi okulun çatısından atarım. Atamam. Bayat balık yiyip ardından süt içer zehirlenirim. Yapamam. Bir hafta boyunca su içmeyip tekrar böbreklerime taş üretirim. Götüm yemez.

Bartur aramayı sonlandırıp telefonu siyah eşofmanına attı. Şakaklarını ovarken sesli söylemese de "Ya sabır...Ya sabır," dediği dudaklarından okunabiliyordu.

Kendimi konuşmaya hazırlamak için hafifçe boğazımı temizledim. Umarım uyuz adam sırf konuştum diye bana patlamaz. Bir adım yaklaştım. Derin nefes aldım. Ondan korkmuyordum ama daha fazla sinirlendirmekte istemiyordum. Kahverengilerim ela suratın yüzünde gezindi. Kulaklarındaki kızarıklığın artık olmadığını fark ettiğimde tedirginliğim biraz daha büyümeye başladı.

"İyi misin? Telefonda neler oldu öyle?"

Gözleri tipimin her bir yerinde gezindi. O hayatımın anlamı olan elalar yüzümün her noktasına, her çizgisine baktı. Öyle bir baktı ki olduğum yere mıhlandım. Öyle bir güzel bakıyor ki ona bağlanmamak elde değilmiş gibi geliyor. Konuştuğu o an şeref yoksunu çocuğu yaşatmayacağıma içimden söz verdim.

"Gökalp seni istiyormuş..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.