İçeriğe geç

ONA İHTİYACIM VAR

Bölüm 1 · 10 dk okuma

ONA İHTİYACIM VAR

Bölüm 1

1. BÖLÜM

Harelerimi cama pıt pıt vuran yağmura çevirdim. Yağmur hızlı yağmıyordu ama rüzgar sanki kötü bir şey olucakmış gibi sert ve hızlı esiyordu. Camda ki damlalar bir annenin rahmine düşen mucize gibiydi. Önce düşüyor, yavaş yavaş büyüyor ve saniye saniye bir insanın ömrü gibi kayıyordu camdan aşağı.

Yağmur berekettir, derdi babam. Yağmur yağınca kaçma, bereket üstüne yağıyordur, derdi. Camdan aşağı kayan yağmur damlalarını o masaya yaslı ne kadar süredir izledim bilmiyorum. Kafamda o kadar çok ses varki birine odaklansam öbürü dikkatimi dağıtıyordu. Sonun da kendime gelebildiğimde mutfağın içi karanlık olmaya başlamıştı. Sokak lambasının loş ışığı tül perdeyi yırtıp içeri girmeye çalışıyordu. Pençe pençe izler bırakıyordu geçtiği yerlerde. Yırtıcı bir hayvan boğuşmuştu sanki.

Yine zihnim ele aldı kontrolü. Yine hayaller kurmaya başladı. Zihnimde bir kaplan belirdi. Büyük, yırtıcı, hırslı, zalim... Gözlerinde kendimi gördüm. Korkak, zavallı, korunmasız, belki de daha fazlası... Hiç bir zaman dengeli bir karaktere sahip olmadım. Değişik ruh halim hep aynı oldu. Ortam olmadı. Ya eksik ya fazla ama asla ortayı bulmadım, bulamadım...

Kaplan yavaş adımlar atmaya başladı. Suratıma doğru hırladı. Ürkmedim, geri çekilmedim. İçimde bir dürtü vardı engelleyemediğim. Sağ elimi yavaşça kaldırdım. Avuç içim havaya bakıyordu. Tenimde esen ılık rüzgarı hissedebiliyordum. Elimi yavaşça ona uzattım. Hayır, içimde gram korku yoktu. Nedensiz bir cesaret doldurdu içimi.

Önce sorguladı. Kara gözlerini suratıma dikti ve sanki ne istediğimi biliyormuş gibi elime yaklaştırdı başını. Burnunu elime uzattı ve kokladı. Tehlike hissetmemiş olacak ki kafasını elime yasladı. Evet, küçük değildi. Hayal gücüm yine sınırları zorluyordu. Benden çok uzundu ve güçlüydü. Bir dişiye tezat gerçekten güçlüydü.

Usulca okşadım başını. Onu severken bir anda yavru kedi gibi olmuştu. Boğazından yükselen mır sesiyle gülmemi bastırdım ve onu biraz daha sevdim. Bir kaç dakika sonra kulakları elimin altında oynayınca gözlerini hızla açtı.

Başını elimden kaldırdı ve gözlerindeki vahşi parıltılarla etrafı süzdü. Arkamda bir noktaya takıldı vahşi gözleri, hırslı bir hırlama çıktı boğazından ve üstümden atladı. Kaplanın atlamasıyla ben de hızla arkamı döndüm ve neler olduğunu anlamaya çalıştım.

Altın sarısı yelesiyle bir aslan belirdi zihnimin kayalıklarında. Kaplanın karşısında o kadar asil duruyordu ki. Ama gözlerin de bir şey vardı. Nedenini çözemediğim bir hüzün, belki de pişmanlık... Kaplan sanki uzun zamandır bu anı bekliyormuş gibi öyle bir atladı ki aslanın üstüne yere yuvarlandı ikisi de.

Aslan hiçbir tepki vermiyordu. Sanki bunu hak ediyormuş gibi karşılıksızdı. Belki de gerçekten hak ediyordu. Orman kaplanın sesiyle yırtılıyordu. Gök yarılırcasına yağmur başladı bu sefer de. Hava bir anda bozdu. Delice yağan yağmurun altında kulaklarım patlıycak derecede hırlama sesleri ile doldu. Bütün orman kaplanın hırlamalarıyla şaha kalkarken aslan kanlar içinde kalmıştı bir anda.

Yan bir şekilde yerde yatıyordu. Karnında üç tane kocaman pençe izi vardı. Yağmur karnından akan kanın hepsini alıp götürüyordu. Yarayı daha da açığa çıkardı. Kulaklarım bir melodiyle çınladı. Kaşlarımı çattım zihnimin en ücra köşesinden ve kontrolü ele almak için kendimi zorladım.

Gözlerimi kırpıştırıp etrafıma baktım. Mutfaktaydım ve hala masaya yaslıydım. Masada çalıp duran telefonla hızla elime aldım telefonu. O arıyordu... Benim hayat yoldaşım, canımın canı... Daha fazla beklemeden açtım telefonu ve kulağıma koydum. Ellerim titriyordu ama bunu düşünecek kafada değildim.

"O TELEFON SANA ULAŞALIM DİYE VAR DİMİ. NEDEN AÇMIYORDUN LAN! ON DEFA ARADIM!"

Kulaklarımda çınlayan sesiyle suratımı buruşturdum ve telefonu kulağımdan biraz uzaklaştırdım. "Niye bağırıyorsun Azra? Duymadım, Allah Allah."

Demek ki kulaklarımda çınlayan melodi telefonun sesiymiş. Şimdi canını okuyacak Su.

İç sesime gözlerimi devirirken sinirle nefesimi dışarı üfledim. Nedensiz bir öfkeyle dolmuştu içime. "Tamam be! Ne kızıyorsun? Merak ediyoruz kızım. Aç sen de telefonu, amcam o telefonu sana ulaşalım diye aldı unuttuysan hani hatırlatmak istedim."

Bu sefer de ona gözlerimi devirdim ve sakinleşmek için derin bir nefes aldım içimden. "Anladım Azra. Neyse, neden aramıştın?" Bıkkın çıkan sesime elbette aldırış etmiyecekti.

"Seni aramam için bir neden mi olması gerekiyor? İyi geri kapatıyorum..."

Tripli çıkan sesine hızla karşılık verdim ve hızla ona cevap verdim. "Hayır benim portakal kokulum. Biraz yorgunum o yüzden ne dediğimi bilmiyorum. Bakma sen bana tamam mı? Nasılsın, yerleştin mi yurda?"

Kıkırtı sesi kulaklarımı doldurdu ve bu benim tebessüm etmeme sebep oldu. "Tabi ki de bakıcam kusuruna Su Hanım. Şaka şaka... Aslında ben de onun için seni aramıştım. Benim biriciğim... Canım kardeşim... "

Tatlı tatlı gelen sesiyle birlikte anladım kızıcağım bir şey söyleyeceğini ve sözünü kestim.

"Uzatma Şimal ve ne olduğunu söyle."

"Kızmak yok ama söz ver. Sonra ağzıma sıçıyorsun."

Kaşlarımı çattım ve "Ne yaptın yine Azra söyler misin?" diye sinirle konuştum. Karşıdan sanki söylemekten başka çaresi yokmuş gibi bir nefes sesi duydum.

"İstanbul' a geliyorum. Burda ortalık karıştı birazıcık. Ama vallahi bu sefer benim bir suçum yok. Kız başlattı. Kavga çıkınca da-"

"Ne yaptım dedin? Azra nasıl becerdin daha okul açılmadan kavga etmeyi? Ya Allah aşkına Azra rahat duramadın mı be kızım? Lise de değiliz bak üniversiteye gidiyoruz. Nakil alsan bir halt olmaz zannetme. Of Azra yaa!"

Öfkeli çıkan sesime tezat o sakin sakin sanki gerizekalıya anlatırmış gibi tane tane konuşmasını sürdürdü.

"Okulumu oraya aldırıyorum. Amcamın ve teyzemin haberi var. Bu konu da telefonda konuşmaya kapalıdır. Yola çıkıcam birazdan. Sabah orada olurum. Dikkat et kendine, Allah' a emanetsin..."

Ve görüşme bittiğinde çıkan o bip sesi. Bir çita düşünün. Önünüzden hızla geçiyor. Geçtiğinin farkındasınız ama tam olarak görmediniz. Siz benim dediğimi bence anladınız.

Telefonu masaya bıraktım ve elimle suratımı ovuşturdum. Daha eşyalar yerleşmemişti ve... Vesi yoktu işte. Ne düşüneceğimi bilmiyorum çünkü kafamda milyon tane düşünce geçiyor. Beynim bağımsızlığını ilan etmiş gibi bir sürü düşünceyi zihnime doldurmaya başlamıştı.

Bedenimi masadan yavaş bi şekilde ayırdım ve yağmur damlaları ile ıslanmış cama son bi kez baktım. Bardağın içindeki soğumuş kahveyi döktüm ve sudan geçirip makineye yerleştirdim. Telefonumu masanın üstünden aldım, tembel adımlarla çıktım mutfaktan.

Işığı yakmadım. Omuzlarım düştü. İlk defa başımı eğdim. İlk defa, hayatım boyunca kimseye boyun eğmeyen ben boynunu büktü... Hayır, bu ben değilim. Hırsla düzelttim omuzlarımı ve başımı kaldırdım.

Koridoru yavaş adımlarla geçtim. Odamın kapısını araladım ve içeri süzüldüm bi hayalet gibi. Siyah sürgülü dolabın önüne geldim ve boş bakışlarımı dolapta gezdirdim. Elimi lacivert kadife pijama takımıma attım, hızla üstümü değiştirip çıkardıklarımı sepete koydum.

Bedenimi yatağa bıraktım ve battaniyenin üstünde öyle uzandım. Gözlerim kapanıyordu, zorla bir daha açıyordum. Bedenime izin vermiyordum dinlenmesi için. Yorgundum... Bunun farkındayım. Ama yorgunum işte.

Hafifçe bedenimi kaldırdım ve altımdan battaniyeyi sıyırıp başımı yastığıma koydum. Üstümü battaniye ile örterken yanağımı soğuk yastığa bastırdım. Koyu mavi komidinin üstüne bıraktığım telefonuma uzandım yanındaki kablosuz kulaklığı alıp kulağıma taktım.

Bedenimi rahat bırakırken kendimi şarkının sakin melodilerine bıraktım. Uyku yavaş bir şekilde bedenime çöktü. Gözlerimi açamıyacak hale geldiğimde izin verdim kendime. Zihnimdeki kaplan da ellerini patilerinin üzerine koyup gözlerini kapatmıştı.

1 saat olmuştu. Uyku ile uyanıklık arasındaki o ince ipte yürürken 1 saat geçirmiştim. Şarkının gidişatını bozan ses duyulmuştu. Cehennem de öttürülen borozandı farkında değildim. Cennette çalınan aşık olduğum melodiydi farkında değildim.

Gözlerimi bir hışımla açtım. Yataktan hızla doğruldum. Göğsüm aldığım sık nefesler yüzünden inip kalkıyordu. Ter içinde kalmıştım, elimi çekmeceye uzattım ve astım ilacımı içinden çıkarıp titreyen ellerimle ağzıma götürdüm.

İlacın içinden zehirli havayı içime çekip ciğerlerimi rahatlattım. Uğursuz ses bir daha çaldı. Yatağın içinden ayaklarımı sarkıttım. Battaniyenin üstümden sıyrılmasına izin verirken pijamam yukarı doğru açıldı. Ellerimle yatakdan destek alıp kalktım.

Odamdan çıktım zil ısrarla çalmaya devam ederken. Adımlarımı hızlandırdım ve salona gittim. Işığını yakıp muftağa koştum. Oranın da ışığını yaktım ve çekmeceye gittim. En alta elimi attım ve annemin koliye ne olur ne olmaz koyduğu oklavayı elime aldım.

Işığı kapatmadan mutfaktan çıktım ve dış kapıya ulaştım. Kalbim kulaklarımda atıyordu, sık nefeslerim krizin çağrısıydı. Sakinleşmeye çalışarak derin bir nefes aldım ve titreyen ellerimle oklavayı daha sıkı tuttum. Kapının yanındaki ışığı açtım ve loş ışığın gözlerimi kısmasına izin verdim. Bir elimi oklavadan kopardım ve otomotiğe bastım. Kırmızı düğme içeri doğru girerken aşağıdan dış kapının açılma sesi geldi.

Kolumdaki saate kaydı gözlerim. Gece yarısına geliyordu. Kulaklarımda atan kalbimin yanında binadan gelen adım seslerini duydum. Derin bir nefes aldım ve arsızca dört nala koşan kalbimi dizginlendirdim. Yavaşça kulpu aşağı çektim ve bir klik sesiyle kapı yavaşça açıldı. Kapının arkasından çekildim. Ter damlacığının şakağımdan aşağı doğru bir patika çizerek indiğini hissettim. Terden enseme yapışan saçlarımı uzaklaştırdım ve geriye doğru hafifçe taradım elimle.

Kapıyı hafifçe araladım ve kafamı yavaş yavaş ışıkları açılan bina koridoruna doğru uzattım. Korkutucu ayak sesleri yavaş yavaş yukarı çıkıyordu. Göğsüm hızla inip kalkarken kapıyı biraz daha açtım ve elimdeki oklavayı önümde dik bir şekilde daha da sıkarak tuttum.

Bot sesleri merdivenlerde tiz bir çığlık bırakıyordu. Gölgeleri eziyordu tabanı. Tiz çığlıklarla etrafta yankı yapan gölgeler yavaş bir şekilde görüş açıma girmeyi başardı.

Önce asker botlarına benzeyen postallar görüş açıma girdi. Ardından siyah kot pantolonu bacağını ikinci bir deri gibi saran bir çift bacak. Gözlerim yavaş bi şekilde yukarı tırmanırken beynime kızgın iğnelerin girip çıktığını hissettim.

Gözlerim gecenin içinde bir çift göze tutundu. Bedenimde ki tüyler diken diken oldu ve bedenimi bir ürpert sardı. Kap kara gözlerinin içinde bir kibrit yakıldı ve gecenin çöktüğü gözlerinde ateşi yaktı. Gözlerinin içi alev aldı. Ortalık tozu dumana kattı ve o melodik gibi ses tüm sertliği ile suratıma çarptı. Zihnimdeki hologram beni gerçekliğe geri atarken kalp atışlarımın sakinleştiğini fark ettim.

Hızlı hızlı kırpıştırdığım kirpiklerimin altından ona baktım. "İşin bittiyse yağmur dindiği gibi gidebilirsin." Gözlerini devirdi ve heybetli bedenini yanımdan geçirmek için kendini büzüştürdü. Kaşlarımı çattım ve önünü oklavayı uzatarak engel koydum.

"Ne saçmalıyorsunuz bayım? Lütfen gece gece beni uğraştırmayın ve defolup gidin." Sinirli ve cesur çıkmasını umduğum sesimle hızla konuştum ve elimdeki oklavayla karnına hafifçe vurdum.

"Geri bas koçum. Geri bas bas bas... Hayde!" Bu sefer oklavanın ucuyla midesini dürttüm ve gözlerinin içine bakarak hafifçe arkaya ittim onu. Kaşlarının kavislendiği zaman anlınında bıraktığı ize baktım. Siyah, simsiyah saçlarına kaydı bakışlarım. Gözlerim orada oyalanırken harelerim kavisli burnuna, köşeli çenesini saran sakalların da gezindi.

"Sen ne saçmalıyorsun kadın?! İşin bittiyse çık git benim gece gece asabımı bozma!" Ani bağırmasıyla binanın içinde sesi yankılandı. kalbim yerinden hoplarken bir adım geri gittim. Ama kendimden ödün vermeden çatık kaşlarımla ona baktım.

"Asıl sen ne diyorsun ya. Bana bak adam seninle gece gece uğraşmadan defol git burdan." Sinirle bağırıp merdivenden aşağıyı işaret ettim. Öyle bir baktı ki büttün zerrem titredi bakışları altında. Derin bir nefes aldı sakinleşmek için. Kalp atışlarım hızlanmaya başlamıştı. Kesik kesik nefes alırken kapının dibine yavaşça yaklaştım.

Nefes almaya çalışan göğsüm büyük bir şekilde şişti. Elimin titrediğini yere düşen oklavadan anladım ve hemen yumruk yaptım. Bakışları önce korkutucu bir sakinlikle yerde yuvarlanarak geriye giden oklavaya kaydı sonra da yumruk yaptığım ellerime.

Gözlerindeki ateş sönmeden merhamet kırıntılarılya daha da harlanan ateşli gecelerini bana çevirdi. Şefkat serpiştirdi gözlerine ve yanan ateşi daha da harladı. Bir adım geri gitti ve ellerini sakin olmam için öne uzattı.

"Sakinleş, tamam mı? Sakinleş önce sonra güzelcene konuşuruz. Hadi derin bir nefes alalım. Benimle birlikte," Elinde bir şey tutuyormuş gibi yaptı ve üflemeye başladı. "Bak elimdeki balona üflüyorum, sen de benimle üfle hadi. Bir," elinde bir balon varmış gibi üfledi. Onunla birlikte ben de üfledim. "İki," yine üfledi onun ardından ben de. " Üç..."

Bir anda ışıklar söndü binanın arkamda yanan ışıklar da gidince hafif bir inlemeyle geri adım attım.

Sıçtın Su aferin. Arsız kalbim lütfen rahat dur şuan hiç sırası değil.

Sakinleşmek için derin nefesler alırken gözlerim etrafta hızla gezindi. Binanın giriş kapısına vuran rüzgar ürkütücü bir ses bırakarak binada melodi oluşturuyordu.

Titrek bir nefesle geriye yürüdüm. Kulaklarımda kalbimin çığlıkları atıyordu. İsyan başlamıştı içimde. Bedenim isyankar çığlıklara devam ederken son defa geri gitmeye çalıştım.

Ayağım yere düşen oklavaya takıldı ve daha fazla ayakta duramadım. Bedenim yere savrulurken alnımı sert bir cisme vurdum. inleyerek kendimi yerde buldum. Gözlerim yarı açık bir şekilde karanlıkta boşluğa bakarken şakağımdan akan sıcak sıvıyı hissettim.

Gözlerim uzun zaman sonra ilk defa doldu. Hislerimi unuttum, ağlamayı unuttum, bulunduğum zamanı unuttum, bir kalbimin olduğunu unuttum...

Sadece gözlerimin alıştığı karanlıkta üstüme bir gölgenin düştüğünü gördüm. Karanlıktan daha siyah bir şey olabilir miydi? Olabiliyormuş, o olabilirmiş... Ruhunu siyaha boyamış biri siyahtan daha da siyah olabilirmiş...

Gözlerimden aktı yaşlarım. Ağrıyan kalbimin acısıyla dudaklarıma gelen, dilimden firar etmek isteyen çığlığı hıçkırıklarımla bastırdım. Şakaklarım da hissettim gözlerimin taşırdığı denizleri. Kaşımda ki sıcak kanın şakaklarımdaki denizlere karıştığını hissettim. Saç diplerime karıştı kanım. Saç diplerime karıştı gözlerimden kaçan mahkumlar...

Gözümü bir ışık aldı. Tamam, dedim. Su, senin sonun geldi. Gözlerimi kırpıştırdım. Gözyaşlarım kirpiklerimin hapsinden hızlı bir şekilde kurtuldu. Yanaklarımda kurulan devletleri seller altında bıraktı. Denizleri taşırmıştım ben bu gece. Ve ölümümü gözlerine hayran kaldığım bu adamın ellerine bırakmıştım.

Üstüme eğilen karartıyı gördüm. Önce tek dizini kırdı elleri yanaklarımı kavrarken. Etraf bulanık, göremiyorum. Ağzıma dolan kan kokusunu soludum. Gözlerim netleşmeyen çehresinde gezindi. Çok güzeldi. Yakışıklı demezdim ona çünkü o çok güzeldi.

Çenemden akan kanı hissettiğim de gözlerimi kapadım. Küçük bir tebessüm dokundurdum dudaklarıma. Başımı yavaş bir şekilde sola düşürdüm. Ensemde hissettim soğuk ellerini. İlk teması o oldu. Bacaklarımın altından geçti güçlü kolları.

Bir yabancıya kendini teslim eder miydi insan? Ediyordu işte... Kucağına yerleştirdi rahatça. Başım ellerine tezat cayır cayır yanan gövdesine yaslandı. Kokusuyla şifa buldum. İstemedim ellerimden gitsin bilinçaltım. Kokusunu daha fazla solumak istedim. Olmadı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.