KARANLIK ARTIK BENİMLE
YEDİNCİ GÜN
Erdem Yankı’nın ölümünün üzerinden tam bir hafta geçmişti.
Yedi gün...
Leyla için zaman, babasının ölüm haberini aldığı gece durmuştu. Takvimde günler değişiyor, sabah oluyor, hava kararıyor, evin kapısı açılıp kapanıyor; fakat onun içinde hiçbir şey ilerlemiyordu. Sanki babasının cenazesinin ardından eve dönmüş ama ruhunun bir kısmını mezarlıkta bırakmıştı.
Son bir haftadır ne doğru düzgün yemek yemiş ne de birkaç saatten fazla uyuyabilmişti. Geceleri yatağına uzanıyor, gözlerini kapattığı anda babasının son telefon konuşmasını duyuyordu.
**“Geleceğim.”**
Babasının kendisine verdiği son söz buydu.
Eve gelecekti.
Leyla da ona inanmıştı.
Şimdi odasındaki yatağın kenarında oturuyor, Erdem’in telefonundan gönderilen son ses kaydını avucunda tutuyordu. Kayıt çoktan telefonuna aktarılmıştı ama cihazı elinden bırakmaya kıyamıyordu. Üzerinde babasının parmak izleri varmış, biraz daha sıkı tutarsa ondan kalan sıcaklığı hissedecekmiş gibi davranıyordu.
Kaydı yeniden açtı.
Erdem’in yorgun ve kesik kesik çıkan sesi odanın içinde yankılandı.
“Çöl çiçeğim... Bu kaydı dinlediğinde telefonum olmayabilir. Kolyenin adını öğrendim. Astér. Ne olursa olsun boynundan çıkarma. Sinan’a güvenme. Kara kaplı defteri bulmadan kimsenin söylediğine inanma.”
Kayıt sona erdi.
Leyla birkaç saniye boyunca sessizce bekledi. Ardından tekrar oynatma tuşuna bastı.
Aynı ses...
Aynı kelimeler...
Aynı yarım bırakılmış uyarı...
Bir haftadır yüzlerce kez dinlemesine rağmen babasının sesinden yeni bir anlam çıkarabileceğini düşünüyordu. Belki nefeslerinin arasında başka bir isim duyacak, arka plandaki seslerden bulunduğu yeri anlayacak ya da Erdem’in söylemeye çalıştığı ama söyleyemediği gerçeği fark edecekti.
Fakat kayıt her seferinde aynı yerde bitiyordu.
**Kara kaplı defteri bulmadan kimsenin söylediğine inanma.**
Leyla gözlerini kapatıp telefonu göğsüne bastırdı.
Defter hâlâ bulunamamıştı.
Polis, babasının aracını didik didik aradığını söylemişti. Çalışma ofisi incelenmiş, evdeki bütün çekmeceler açılmış, Erdem’in şahsi eşyaları tek tek tutanak altına alınmıştı. Fakat kara kaplı defter ne delil listesinde ne de aileye teslim edilen eşyaların arasında vardı.
Sanki babasıyla birlikte o da ortadan kaybolmuştu.
Kapısı hafifçe aralandığında Leyla başını kaldırmadı.
Doğan elinde bir tabakla içeri girdi. Gözlerinin altı şişmiş, yüzü birkaç gün içinde çocukluğundan sıyrılmış gibi solgun görünüyordu.
“Annem bir şeyler yemen gerektiğini söyledi.”
Leyla cevap vermedi.
Doğan tabağı çalışma masasının üzerine bıraktı. İçinde birkaç lokma peynir, ekmek ve yarısı soyulmuş bir elma vardı.Bu Geçen bir hafta da aynı tabaklardan kaç tanesini el sürmeden aşağıya gönderdiklerini ikisi de hatırlamıyordu.
“Dün de hiçbir şey yemedin.”
“Aç değilim.”
“Bir haftadır aç değilsin.”
Leyla telefonun ekranını kapattı.
“Sen yedin mi?”
Doğan dudaklarını birbirine bastırdı.
“Biraz.”
“Yalan söyleme.”
Doğan başını eğdi.
Evde kimse yemek yemiyordu.
Meltem sabahları mutfağa giriyor, yılların alışkanlığıyla Erdem’in çay bardağını da masaya koyuyordu. Sonra bardağı fark edince olduğu yerde kalıyor, kimse görmeden kaldırmaya çalışıyordu. Doğan odasından çıkmıyor, geceleri ışığı sabaha kadar yanıyordu. Ege ise cenazeden beri neredeyse hiç evine dönmemiş, salondaki koltukta uyumaya başlamıştı. Gün içinde gelen telefonlara cevap veriyor, kapıya bırakılan çiçekleri içeri taşıyor, Meltem’in unuttuğu işleri tamamlıyordu.
Fakat onun da her yalnız kaldığında ağladığını Leyla biliyordu.
Ev, bir haftadır yas tutmuyordu yalnızca.
Ev sanki Erdem’le birlikte yaşamayı da bırakmıştı.
Perdeler açılmıyor, televizyon çalışmıyor, mutfaktan tabak sesi gelmiyordu. Erdem’in ceketi hâlâ girişteki askıda, ayakkabıları kapının yanındaydı. Meltem hiçbirini kaldırmaya izin vermemişti.
Evin içinde dolaşan herkes, yanlışlıkla Erdem’in eşyalarına dokunup onun gerçekten geri dönmeyeceğini kabul etmekten korkuyordu.
Doğan yatağın diğer ucuna oturdu.
“Bugün yine gazeteciler aradı.”
Leyla yüzünü buruşturdu.
“Ne istiyorlarmış?”
“Babamın üzerinde çalıştığı dosyaları soruyorlar. Bir de Sinan Amca’yı.”
“Amca deme.”
Doğan irkildi.
Leyla ilk kez başını kaldırıp kız kardeşine baktı.
“Onun adı Sinan. Bir daha ona amca deme.” Ağzının içinde mırıldandı şerefsiz sinan
Doğan’ın gözleri doldu.
“Ben ne olduğunu bilmiyorum ki.”
Leyla hemen bakışlarını kaçırdı.
İşte en ağır olan da buydu.
Meltem, Doğan ve Ege gerçeği bilmiyordu. Erdem’in neden öldürüldüğünü, Sinan’ın gerçekte kimlere hizmet ettiğini, Aureth’i ya da Astér Anahtarı’nın varlığını bilmiyorlardı.
Onlara anlatılan hikâye başkaydı.
Emniyetin resmî açıklamasına göre Erdem Yankı, bir süredir takip ettiği yasa dışı para trafiği ve siyasi bağlantıları bulunan bir suç ağı yüzünden hedef alınmıştı. Sinan Çulhan’ın bu ağla para ilişkisi olduğu, Erdem’in ölümünden önce onunla görüştüğü ve olay gecesi kullandığı telefonun eski göl yolu yakınlarında sinyal verdiği tespit edilmişti.
Şahmar Oteli’nden, Aureth’ten, Astér’den, Evren Valerian’dan ya da Victor Ravenscroft’tan resmî dosyada tek kelimeyle söz edilmiyordu.
Bunların hepsi dikkatle karanlığın içinde bırakılmıştı.
Damien, Lucas ve Raven olayların görünür kısmını başka bir yöne taşımıştı. Erdem’in ölümünün sıradan bir husumet gibi gösterilmesine izin vermemişlerdi ama soruşturmanın Aureth’e yaklaşmasını da engellemişlerdi. Polis, kaçak para transferlerine, Sinan’ın banka hareketlerine ve bazı siyasi bağlantılara yönlendirilmişti
Aureth’in adı korunmuştu.
Bunun bedeliniyse Sinan ödemişti.
Sinan Çulhan, Erdem’in cenazesinden iki gün sonra gözaltına alınmıştı.
İlk başta ifadesi alınarak serbest bırakılacağı düşünülmüştü. Fakat olay gecesi sanayi deposunda bulunduğunu gösteren kamera kayıtları, Erdem’le yaptığı son görüşmeler, telefonunun göl yolunda sinyal vermesi ve hesabından geçen açıklanamayan yüklü paralar dosyaya girince savcılık tutuklanmasını istemişti.
Sinan; örgütlü suça yardım etmek, delilleri gizlemek, yasa dışı para transferi yapmak ve Erdem Yankı cinayetine iştirak şüphesiyle tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.
Bu gelişme yalnızca aileyi değil, Aureth’i de hazırlıksız yakalamıştı.
Sinan’ın tutuklanması planlanmamıştı.
Onun konuşup konuşmayacağını, kendisini kurtarmak için kimlerin adını vereceğini ya da Aureth’in sırlarından ne kadarını açıklayacağını hiç kimse bilmiyordu.
Fakat Leyla, Sinan’ın hapse girmesini adalet olarak görmüyordu.
Çünkü tetiği o çekmemişti.
Babasının ensesine silahı dayayan kişi hâlâ dışarıdaydı.
O emri veren kişi de...
Doğan burnunu çekerek sordu:
“Sinan gerçekten babamın öldürülmesine yardım etmiş olabilir mi?”
Leyla bir an cevap vermedi.
Ayin gecesinde Sinan’ın canını kurtarmak için kendisinin adını verdiğini Damien’dan öğrenmişti. Babasını o depoya çeken, ailesinin etrafına karanlığı getiren ve Victor’un önünü açan adamlardan biriydi.
Belki silahı Sinan tutmamıştı.
Ama babasının ölümüne giden kapıyı o açmıştı.
“Evet,” dedi sonunda. “Olabilir.”
Doğan’ın yüzü kırıştı.
“Ama neden?”
“Çünkü bazı insanlar kendi canlarını kurtarmak için başkalarının hayatını harcamaktan çekinmez.”
“Babam ona güveniyordu.”
“Biliyorum.”
“Biz de güveniyorduk.”
Leyla’nın gözleri yeniden doldu.
“Onu eve babam soktu. Babam nereden bilebilirdi?”
Doğan sessizce başını salladı. Birkaç saniye sonra ablasının elindeki ses kayıt cihazına baktı.
“Babam sana ne söyledi?”
Leyla’nın parmakları cihazın çevresinde sıkılaştı.
“Bir şey söylemedi.”
“Bir haftadır aynı kaydı dinliyorsun.”
“Sesini duymak istiyorum.”
“Benden sakladığın bir şey var.”
Leyla başını kaldırdı.
Doğan’ın gözlerinde yalnızca merak yoktu. Kırgınlık da vardı. Ablasının acısının kendilerininkinden farklı bir şey taşıdığını hissetmişti.
“Bize anlatmıyorsun,” dedi. “Damien denen adam da cenazeden önce ve sonra sürekli seninle konuştu. O uzun saçlı Lucas da geldi. Bir de Raven diye biri polislerle görüştü. Hepsi babamın ölümünün içinde gibi davranıyor ama bize hiçbir şey söylemiyorsunuz.”
Leyla ne cevap vereceğini bilemedi.
Gerçeği anlatırsa Doğan’ı da aynı karanlığın içine çekecekti.
Anlatmazsa babasının yaptığı şeyi yapmış olacaktı. Korumak adına susmak...
Doğan ayağa kalktı. “Beni çocuk yerine koyuyorsun.”
“Öyle değil.”
“Öyle.”
“Doğan, şu an anlatabileceğim bir şey yok.”
“Yok mu, yoksa söylemek istemiyor musun?”
Leyla sustu.
Doğan cevabını bu sessizlikten aldı. Kapıya doğru yürüdü.
“Babam da böyle yaptı.” Leyla’nın yüzü gerildi.
Doğan kapının önünde durarak arkasına baktı.
“Bizi koruduğunu sanıp her şeyi tek başına çözmeye çalıştı. Sonunda öldü.”
Kapıyı kapatıp çıktı.
Leyla birkaç saniye boyunca kımıldayamadı.
Kız kardeşinin sözleri odanın içinde yankılanmaya devam ediyordu. **Sonunda öldü.**
Telefonu yeniden eline aldı. Babasının ses kaydını açmak üzereydi ki ekranına bir haber bildirimi düştü.
**ERDEM YANKI CİNAYETİNDE YENİ GELİŞME: SİNAN ÇULHAN CEZAEVİNDEKİ İLK İFADESİNDE SUSMA HAKKINI KULLANDI**
Leyla haberi açtı.
Sinan savcılık ifadesinde suçlamaları reddetmiş, olay gecesi Erdem’i gördüğünü kabul etmiş fakat cinayetle ve yasa dışı yapılanmayla ilgili sorulara cevap vermemişti. Avukatı, müvekkilinin can güvenliği olmadığını öne sürerek tek kişilik koğuş talebinde bulunmuştu.
Can güvenliği...
Leyla’nın dudaklarında öfkeli bir gülümseme oluştu.
Babasının canını düşünmeyen adam şimdi kendi hayatından korkuyordu.
Haberi kapatıp yatağından kalktı. Bir haftadır ilk kez hareketlerinde kararsızlık yoktu. Dolabından siyah bir pantolon ve koyu renk bir kazak çıkardı. Üzerini değiştirdikten sonra saçlarını ensesinde topladı.
Aynanın karşısında durduğunda kendisini tanımakta zorlandı.
Gözlerinin altı morarmış, yüzü solmuştu. Bir haftada sanki birkaç yıl yaşlanmıştı.
Boynundaki Astér Anahtarı’nı tişörtünün üzerinden çıkardı. Yeşilimsi siyah taş, odanın solgun ışığında parladı.
Babasını öldüren insanların aradığı şey buydu.
Sinan, canını kurtarmak için onun adını bu yüzden vermişti.
Victor, Erdem’i bunun yüzünden öldürmüştü.
Ve Damien hâlâ bazı gerçekleri kendisinden saklıyordu.
Leyla, kolyeyi avucunun içine alarak aynadaki yansımasına baktı.
Bir haftadır yalnızca ağlamış, beklemiş ve kendisine söylenenlerle yetinmişti.
Artık beklemeyecekti.
Telefonunu ve çantasını aldı. Odadan çıktığında Meltem salonda, Erdem’in eski fotoğraflarından birini elinde tutuyordu. Ege yanında oturuyor, televizyon ekranındaki sessiz haberleri izliyordu.
Meltem kızının hazırlandığını görünce şaşırdı.
“Nereye gidiyorsun?”
“Biraz hava alacağım.”
“Tek başına mı?”
“Evet.”
Ege hemen ayağa kalktı.
“Ben de geleyim.”
“Gerek yok.”
“Leyla, dışarıda gazeteciler olabilir.”
“Arka kapıdan çıkarım.”
Meltem endişeyle kızına baktı.
“Uzun kalma.”
Leyla annesinin gözlerine bakamadı.
“Tamam.”
Evin arka kapısından çıktığında soğuk hava yüzüne çarptı. Derin bir nefes aldı fakat içindeki ağırlık hafiflemedi.
Sokağın sonuna kadar yürüdü. Evin pencerelerinden görünmeyeceği bir yere ulaştığında telefonunu çıkardı.
Damien’ın numarasını buldu.
Bir an parmağı ekranın üzerinde bekledi.
Sonra arama tuşuna bastı.
Telefon ikinci kez çalmadan açıldı.
“Leyla?”
Leyla, Damien’ın konuşmasına fırsat vermeden söze başladı.
“Bak, siz ne yapıyorsunuz, kimsiniz, hangi bokun içindesiniz bilmiyorum. Ama bu işin peşini bırakmayacağım.”
Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.
Leyla’nın sesi daha da sertleşti.
“Babamı öldüren kişiyi de o emri vereni de bulacağım. Sakın bana engel olmaya kalkma.”
Damien konuşmak üzere nefes aldı.
“Leyla, bak—”
“Bana sakin ol deme.”
“Önce beni dinle.”
“Hayır. Bir haftadır herkesi dinliyorum. Babamı dinledim, seni dinledim, polisi dinledim. Hepiniz bir şeyleri saklayıp beni koruduğunuzu söylüyorsunuz.”
“Leyla—”
“Artık kimsenin korumasını istemiyorum.”
Damien’ın sesi sertleşti.
“Nerede olduğunu söyle.”
“Beni takip mi ettireceksin?”
“Şu an tek başına dışarıda olman güvenli değil.”
“Umurumda değil.”
“Benim umurumda.”
Leyla’nın gözleri doldu fakat sesi titremedi.
“Senin neyi umursadığını bilmiyorum. Ama bundan sonra ne yapacağıma ben karar vereceğim.”
Telefonu kapattı.
Damien’ın cevap vermesine izin vermedi.
Sokağın ortasında birkaç saniye boyunca hareketsiz durdu. Kalbi öfke ve korkuyla hızlı hızlı atıyordu.
Babasının ölümünden beri ilk kez yalnızca acı hissetmiyordu.
İçinde başka bir şey uyanmıştı.
Öfke...
Ve o öfkenin altında büyüyen karanlık bir kararlılık...
Leyla telefonu çantasına koyup eve doğru döndü.
Birazdan annesinin karşısına geçecek ve Mardin’e döneceğini söyleyecekti. Her şeyin başladığı yere...
Şahmar Oteli’ne...
Astér’in ilk kez fark edildiği geceye...
İstanbul’un diğer ucunda Damien, kapanan telefonun ekranına birkaç saniye sessizce baktı.
Lucas karşısındaki koltukta oturuyor, elindeki dosyaları inceliyordu. Raven ise pencerenin önünde durmuş, Sinan’ın tutuklanmasıyla ilgili raporu okuyordu.
Damien telefonu masaya bıraktı.
“Lanet olsun.”
Lucas başını kaldırdı.
“Leyla mı?”
Damien ceketine uzandı.
“Mardin’e gidecek.”
Raven bakışlarını rapordan ayırdı.
“Bunu sana söyledi mi?”
“Hayır.”
“Öyleyse nereden biliyorsun?”
Damien’ın yüzündeki ifade karardı.
“Çünkü artık onu durdurmaya çalıştığım yere gidecek kadar öfkeli.”
Ceketini giyerken Kael’i aradı.
“Uçağı hazırla.”
Lucas dosyayı kapattı.
“Biz de mi gidiyoruz?”
Damien kapıya yöneldi.
“Leyla karanlığın içine girmeye karar verdiyse, onu orada yalnız bırakamayız.”
GERİ DÖNÜŞ
Leyla eve döndüğünde arka kapının önünde birkaç saniye bekledi. Az önce Damien’a söylediği sözler hâlâ zihninde yankılanıyordu.
Babamı öldüreni ya da öldürenleri bulacağım. Sakın bana engel olmaya kalkışma.
Telefonu kapattığı anda içindeki öfke dinmemişti. Aksine, uzun zamandır ilk kez verdiği bir kararın ağırlığını bütün bedeninde hissediyordu. Ne yapacağını tam olarak bilmiyordu. Elinde babasının yarım bıraktığı ses kaydı, boynunda Astér Anahtarı ve anlamını henüz çözemediği birkaç isim vardı.
Aureth.
Evren Valerian.
Victor Ravenscroft.
Sinan Çulhan.
Şahmar Oteli.
Bunların arasında nasıl bir bağlantı kuracağını, Mardin’e vardığında nereden başlayacağını ya da kime soru soracağını bilmiyordu. Bildiği tek şey, Ankara’da oturup polisten gelecek haberleri beklemeyeceğiydi.
Polis, babasının cinayetini Sinan’ın bağlantılı olduğu suç ağı üzerinden araştırıyordu. Belki bu yol onları birkaç para transferine, birkaç kirli adama ve sahte şirkete götürecekti. Fakat Erdem’in ölmeden önce söylediği kelimeler resmî dosyalarda yoktu.
Astér yoktu.
Aureth yoktu.
Victor yoktu.
Babasının gerçek katiline ulaşmak istiyorsa başlangıç noktasına dönmesi gerekiyordu.
Leyla kapıyı açıp içeri girdi.
Salonda bıraktığı hâlden farklı hiçbir şey yoktu. Televizyon sessizce açık, Meltem koltuğun köşesinde aynı fotoğrafı tutuyor, Ege elindeki telefonla gelen mesajları cevaplıyor, Doğan ise merdivenlerin başında durmuş onu izliyordu.
Meltem, kızının geri geldiğini görünce rahat bir nefes aldı.
“Nereye gittin sen? Telefonunu neden açmadın?”
“Telefonum açıktı.”
“Aradım, meşguldü.”
Leyla çantasını koltuğun üzerine bıraktı.
“Biriyle konuşuyordum.”
Ege başını kaldırdı.
“Kiminle?”
Leyla birkaç saniye tereddüt ettikten sonra doğrudan söyledi:
“Damien’la.”
Meltem’in yüzündeki ifade değişti. Damien’ın ismini duyduğunda içini neden huzursuzluk kapladığını bilmiyordu. Adam cenazede saygılı davranmış, ailenin işlerini kolaylaştırmış ve gazetecilerin eve yaklaşmasını engellemişti. Fakat Erdem’in ölümünden sonra bir yabancının Leyla’nın çevresinde bu kadar sık görünmesi ona normal gelmiyordu.
“Onunla ne konuşuyorsun?”
“Mardin’i.”
Ege telefonunu masaya bıraktı.
“Mardin’in neyi?”
Leyla salondaki herkese tek tek baktı. Annesinin yorgun yüzünü, Doğan’ın şişmiş gözlerini ve son bir haftadır aileyi ayakta tutmaya çalışan Ege’nin gergin hâlini gördü.
Bu evde söylediği her yeni söz, yasın içine başka bir korku bırakacaktı.
Fakat kararını gizleyemezdi.
“Ben Mardin’e dönüyorum.”
Meltem birkaç saniye boyunca kızına baktı. Söylediğini yanlış duyduğunu düşünüyordu.
“Nereye dönüyorsun?”
“Mardin’e.”
“Ne için?”
“Babamın orada neyin peşinde olduğunu bulmak için.”
Meltem elindeki fotoğrafı sehpanın üzerine bırakarak ayağa kalktı.
“Sen ne söylediğinin farkında mısın?”
“Farkındayım.”
“Babanı daha bir hafta önce toprağa verdik.”
“Biliyorum anne.”
“Biliyorsan böyle bir şey söyleyemezsin.”
“Tam da bu yüzden söylüyorum.”
Meltem’in yüzü öfkeyle gerildi.
“Bir haftadır hiçbir şey yemiyorsun, uyumuyorsun, odandan çıkmıyorsun. Şimdi de birdenbire Mardin’e gidip babanın katilini bulacağını söylüyorsun. Sen polis misin Leyla?”
“Polislerin neyi araştırdığını görüyoruz.”
“Sinan tutuklandı.”
“Babamı Sinan öldürmedi.”
Bu cümle salondaki havayı bir anda değiştirdi.
Doğan merdivenlerden aşağı indi.
“Bunu nereden biliyorsun?”
Leyla cevap vermeden önce annesine baktı. Meltem’in gözlerinde de aynı soru vardı.
“Sinan olayın içinde,” dedi dikkatle. “Ama tetiği çeken o değil.”
Ege ayağa kalktı.
“Polis bunu söylemedi.”
“Polis her şeyi bilmiyor.”
“Sen biliyor musun?”
“Bir kısmını.”
Meltem, Leyla’ya doğru birkaç adım attı.
“Bize anlatmadığın ne var?”
Leyla’nın boğazı düğümlendi. Annesine Aureth’ten bahsettiğini, babasının ölümüne yol açan insanların onları da takip edebileceğini düşündü. Bu gerçeği söylediği anda Meltem, Doğan ve Ege de geri dönüşü olmayan bir dünyanın içine girecekti.
Damien’ın neden sustuğunu ilk kez bu kadar iyi anlıyordu.
Fakat onu anlayabilmesi, yaptığı şeye kızmadığı anlamına gelmiyordu.
“Babam Mardin’de bir şeyler görmüş,” dedi. “Sinan’dan şüphelenmeye orada başlamış olabilir. Öldürülmeden önce bana bir ses kaydı gönderdi. Kara kaplı bir defterden bahsetti.”
Meltem kaşlarını çattı.
“Ne defteri?”
“Bilmiyorum. Ama babam bütün öğrendiklerini ona yazmış.”
“Defter nerede?”
“Onu da bilmiyorum.”
Doğan’ın sesi yükseldi.
“Hiçbir şey bilmiyorsan Mardin’de ne arayacaksın?”
Leyla kardeşine döndü.
“Bir yerden başlamak zorundayım.”
“Oraya gidip sokaktaki insanlara babamı kim öldürdü diye mi soracaksın?”
“Gerekirse soracağım.”
“Bu bir plan değil.”
“Burada oturmak da plan değil.”
Doğan’ın gözleri doldu.
“Belki de burada kalıp annemin yanında olman gerekiyor.”
Bu söz Leyla’nın yüzüne çarpılmış gibi oldu. Meltem hemen kızına döndü.
“Doğan.”
“Yanlış mı söylüyorum?” dedi Doğan. “Babam öldü. Hepimiz kötüyüz. Ama Leyla sanki acı çeken yalnızca kendisiymiş gibi davranıyor. Odasına kapanıyor, bizimle hiçbir şey konuşmuyor, sonra da kalkıp gideceğini söylüyor.”
“Ben öyle davranmıyorum.”
“Davranıyorsun.”
“Bana ne yapmamı beklediğinizi söyleyin!” diye bağırdı Leyla. “Babamın fotoğraflarına bakıp ağlamamı mı? Her gün kapı açılacakmış gibi beklememi mi? Polis arayıp dosyada gelişme yok dediğinde teşekkür edip telefonu kapatmamı mı?”
Doğan ağlamaya başladı.
“En azından yanımızda ol.”
Leyla’nın öfkesi bir anda kırıldı. Kız kardeşine bakarken içindeki suçluluk ağırlaştı. Ona sarılmak için bir adım attı fakat Doğan geri çekildi.
“Babam benim de babamdı,” dedi. “Bunu unutuyorsun.”
“Unutmuyorum.”
“Öyleyse bizi bırakıp gitme.”
Leyla’nın gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Ben sizi bırakmıyorum.”
“Gidiyorsun.”
“Geri döneceğim.”
Doğan acı bir gülümsemeyle başını salladı.
“Babam da öyle söyledi.”
Salonda ölüm sessizliği oluştu.
Meltem gözlerini kapatırken Ege başını öne eğdi. Leyla’nın nefesi kesildi. Babasının son konuşması tekrar zihninde canlandı.
Geleceğim.
Bir hafta önce bu sözü tutamayan Erdem’di.
Şimdi aynı sözü kız kardeşine kendisi söylüyordu.
Leyla birkaç saniye konuşamadı. Ardından titreyen bir sesle cevap verdi:
“Onun dönememesinin sebebini bulmaya gidiyorum.”
Meltem’in gözyaşları yanaklarına aktı.
“Ya sen de dönemezsen?”
Leyla annesine baktı.
Bu soruya verebileceği dürüst bir cevap yoktu.
“Döneceğim,” dedi yine de.
Meltem öfkeyle gözlerini sildi.
“Hayır. Gitmeyeceksin.”
“Anne—”
“Baban öldü diye seni de kaybetmeyi göze alamam. Nereye gideceğini, ne aradığını bile bilmiyorsun. Peşinde kim var bilmiyorsun. Tek başına bir şehre gidip ne yapacaksın?”
“Tek başıma daha önce de gittim.”
“Baban yanındaydı.”
Bu cümle Leyla’yı susturdu.
Mardin’e ilk gidişinde uçakta Erdem yan koltuğundaydı. Şahmar Oteli’ne birlikte girmiş, şehrin taş sokaklarında onunla yürümüş ve Mardin’i babasının gözlerinden görmüştü.
Şimdi aynı şehre dönecekti.
Ama bu kez Erdem olmayacaktı.
Leyla çantasını alıp merdivenlere yöneldi.
Meltem arkasından seslendi:
“Nereye gidiyorsun?”
“Eşyalarımı toplamaya.”
“ seninle konuşuyorum.”
“Ben de kararımı söylüyorum.”
Leyla odasına girip dolabının kapaklarını açtı. Büyük bir valiz çıkarmak yerine yatağın altındaki orta boy seyahat çantasını aldı. Ne kadar kalacağını bilmiyordu. Günler mi, haftalar mı, yoksa daha uzun mu sürecekti?
Dolaptan kıyafetlerini çıkarırken Meltem arkasından odaya girdi.
“Bu yaptığın doğru değil.”
Leyla siyah kazağını katlayıp çantaya koydu.
“Neyin doğru olduğunu bilmiyorum artık.”
“Böyle bir hâlde tek başına gidemezsin.”
“İyiyim.”
“İyi değilsin.”
“Burada da iyi olmayacağım.”
Meltem, kızının elindeki giysiyi alıp yatağın üzerine bıraktı.
“Okulun ne olacak?”
Leyla’nın hareketleri durdu.
Bu soruyu düşünmemeye çalışıyordu.
İstanbul’a dönmesi, derslerine devam etmesi, atölyeye girmesi ve hiçbir şey olmamış gibi resim yapması gerekiyordu. Sınıf arkadaşları ona başsağlığı dileyecek, hocaları bir süre anlayış gösterecek, sonra hayat herkes için devam edecekti.
Fakat Leyla’nın hayatı devam etmiyordu.
“Bir süre gitmeyeceğim.”
“Son sınıftasın.”
“Biliyorum.”
“Baban senin mezuniyetini görmek için ne kadar heyecanlanıyordu.”
Leyla’nın gözlerinden yaşlar yeniden aktı.
“Babam artık mezuniyetimi göremeyecek.”
Meltem’in yüzü acıyla buruştu.
“Bu yüzden okulunu bırakmanı ister miydi?”
“Okulu bırakmıyorum.”
“Ne yapıyorsun o zaman?”
“Kaydımı dondururum.”
Meltem şaşkınlıkla kızına baktı.
“Sen ciddi misin?”
“Evet.”
“Bütün hayatını mı durduracaksın?”
“Benim hayatım zaten durdu anne!”
Leyla’nın sesi odanın içinde yankılandı.
“Ben İstanbul’a dönüp tuvale boya süremem. İnsanlar bana renklerden, teslimlerden, dönem sonu projelerinden bahsederken babamın ensesine kurşun sıkan adamın dışarıda olduğunu bile bile oturamam.”
Meltem, yatağın kenarına oturdu. Bir haftadır bastırmaya çalıştığı çaresizlik yüzüne yerleşmişti.
“Babanın ardından böyle yaşamanı istemezdi.”
“Babam bana katilini bul demedi.”
“Öyleyse neden gidiyorsun?”
“Çünkü öldürülmeden önce bana bir yol bıraktı.”
Leyla çantasının yanına bıraktığı telefonunu aldı. Ses kaydını açıp annesine vermek üzereydi fakat Erdem’in Astér ve Sinan hakkında söylediği sözleri hatırlayınca durdu.
Meltem bu kaydı dinlerse sorular soracaktı.
Kolyeyi soracaktı.
Aureth’e giden kapı biraz daha açılacaktı.
Telefonu yeniden yatağın üzerine bıraktı.
“Ne yolu?”
“Defter.”
“Kara kaplı olan mı?”
“Evet.”
“Baban sana nerede olduğunu söylemedi.”
“Ama Mardin’de araştırmaya başladığını biliyorum.”
Meltem başını iki yana salladı.
“Bilmiyorsun Leyla. Tahmin ediyorsun.”
“Bazen başlamak için yalnızca bir tahmin gerekir.”
“Bazen o tahmin insanı öldürür.”
Leyla’nın elleri çantanın fermuarında durdu.
Meltem kızının yüzünü avuçlarının arasına aldı.
“Babanın neden öldüğünü bilmiyorum. Sinan’ın neye karıştığını da bilmiyorum. Ama korkuyorum. Cenazeden beri evin önünde tanımadığım araçlar görüyorum. Damien denen adam sürekli çevrende. Polis, dosyanın gizliliğinden bahsediyor. Siz benden bir şey saklıyorsunuz.”
Leyla annesinin gözlerine bakamadı.
“Seni korumaya çalışıyorum.”
Meltem’in dudaklarında acı bir tebessüm oluştu.
“Baban da bizi korumaya çalıştı.”
Leyla bu söz karşısında sustu.
“Bak,” dedi Meltem. “Gerçeği bulmak istiyorsan buna karşı çıkmıyorum. Ben de kocamı kimin öldürdüğünü bilmek istiyorum. Ama tek başına, nereye gittiğini bilmeden ve okulunu hayatını bırakıp kaçmanı istemiyorum.”
“Kaçmıyorum.”
“Öyle görünüyor.”
“Ben doğrudan başlangıç noktasına gidiyorum.”
Meltem kızının ellerini tuttu.
“Bir hafta daha bekle.”
“Bir haftada ne değişecek?”
“Kendine gelirsin.”
Leyla başını iki yana salladı.
“Kendime gelmek istemiyorum.”
Meltem şaşkınlıkla baktı.
“Ne demek bu?”
“Normal hayatıma dönersem babamı unutmaya başlayacakmışım gibi geliyor.”
“Kızım...”
“Sabah kalkıp kahvaltı edersem, okula gidersem, arkadaşlarımla konuşursam, bir gün gülmeye başlarsam sanki onu geride bırakmış olacağım.”
Meltem ayağa kalkıp Leyla’ya sarıldı.
“Yaşamak unutmak değildir.”
Bu sözün ardından Leyla’nın direnci kırıldı. Başını annesinin omzuna koyup sessizce ağlamaya başladı.
Meltem saçlarını okşadı.
“Baban seni böyle görmek istemezdi.”
“Ben de onu mezarda görmek istemedim.”
“Biliyorum.”
“Anne, gitmem gerekiyor.”
Meltem kızını biraz uzaklaştırıp yüzüne baktı.
“Damien da mı orada olacak?”
“Bilmiyorum.”
“Onu aradın mı?”
“Beni durdurmaya çalışacağını söyledim.”
“Belki de bu kez onu dinlemelisin.”
Leyla kaşlarını çattı.
“Sen ona güveniyor musun?”
“Hayır.”
“Öyleyse neden?”
“Çünkü senden daha fazla şey bildiği belli.”
Leyla çantasını kapattı.
“İşte sorun da bu. Her şeyi biliyor ama istediği kadarını söylüyor.”
“Sen ne kadarını biliyorsun?”
“Gerçeğin yarısını bile değil.”
“Öyleyse tek başına gitme.”
Leyla cevap vermedi.
Meltem bunun bir kabul olmadığını biliyordu. Kızının kararını değiştiremediğini anlayınca gözlerini silip kapıya yöneldi.
“Uçuş buldun mu?”
“Bakacağım.”
“Ne zaman?”
“Bu gece.”
Meltem olduğu yerde durdu.
“Bu gece mi?”
“Ne kadar erken gidersem o kadar iyi.”
“Babanın yedisi daha yeni okundu.”
Leyla’nın yüzü gerildi.
“Babasının yedisini bekleyen katiller, sekizinci gün çalışmaya devam ediyor anne.”
Meltem bu cümle karşısında söyleyecek söz bulamadı.
Odadan çıktıktan sonra Leyla yatağın üzerine oturdu ve havayolu uygulamasını açtı. Ankara’dan Mardin’e doğrudan son uçuşun dolu olduğunu gördü. Ertesi sabah erken saatte bir sefer vardı fakat beklemek istemiyordu.
İstanbul aktarmalı seçeneklere baktı.
Gece Ankara’dan İstanbul’a, sabahın ilk saatlerinde İstanbul’dan Mardin’e giden bir uçuş buldu. Aktarma süresi uzundu ama aynı gün Mardin’e ulaşacaktı.
Bilet bilgilerini doldururken telefonu çaldı.
Damien.
Ekrana baktı fakat açmadı.
Arama sona erdi.
Birkaç saniye sonra yeniden çaldı.
Yine açmadı.
Üçüncü aramada telefonu sessize aldı ve ödeme ekranına geçti. Kart bilgilerini girdikten sonra onay tuşuna bastı.
Biletiniz oluşturuldu.
Leyla ekrana baktı.
Artık karar yalnızca zihninde değildi.
Birkaç saat sonra bu evden çıkacak, Ankara’dan ayrılacak ve her şeyin başladığı şehre dönecekti.
Kapının önünden hafif bir ses geldi.
Ege içeri girmeden önce kapıya vurdu.
“Girebilir miyim?”
“Gel.”
Ege odaya girip kapalı çantaya baktı.
“Gerçekten gidiyorsun.”
“Evet.”
“Yalnız mı?”
“Evet.”
Ege sandalye çekip karşısına oturdu.
“Beni de götür.”
Leyla hiç düşünmeden cevap verdi:
“Hayır.”
“Erdem dayı benim de ailemdi.”
“Biliyorum.”
“Cenazeden beri bu evdeyim. Herkes bir şey saklıyor. Sinan’ın neden tutuklandığını, Damien’ın neden sürekli çevrende olduğunu, Mardin’de ne yaşandığını bilmiyorum.”
“Bu yüzden gelmeyeceksin.”
“Bilmiyor olmam mı?”
“Evet.”
Ege kaşlarını çattı.
“Beni aptal mı sanıyorsun?”
“Hayır. Seni bu işin dışında tutmaya çalışıyorum.”
“Babamdan kalan replikleri kullanmayı bırakın artık.”
Leyla’nın yüzü değişti.
Ege devam etti:
“Herkes korumak için susuyor. Sonra işler daha kötü oluyor. Mardin’de ayin gecesi Sinan’ı gördüğümde seni odana gönderdim. Sen neyin peşinde olduğunu söylemedin. Ben de fazla soru sormadım. Şimdi Erdem dayı öldü.”
“Bunun seninle ilgisi yok.”
“Belki ilgisi var.”
“Ege—”
“Ben seni o gece koridordan çıkardım. Sinan’ın yüzündeki korkuyu gördüm. O otelin altında ne olduğunu bilmiyorum ama bir şeylerin normal olmadığını anladım.”
Leyla sessizce kuzenine baktı.
Ege, düşündüğünden daha fazla şey fark etmişti.
“Benimle gelirsen annemle Doğan burada yalnız kalacak.”
“Onları yalnız bırakmam.”
“Öyleyse gelemezsin.”
“Bir gün sonra gelirim.”
“Hayır.”
“Bana emir veremezsin.”
Leyla derin bir nefes aldı.
“Ege, neyle karşılaşacağımı bilmiyorum. İşin içinde silahlı insanlar var.”
“Bunu nereden biliyorsun?”
Leyla sustu.
Ege’nin bakışları sertleşti.
“Babamı öldürenler mi?”
“Erdem benim babamdı.”
“Ben ‘babam’ demedim.”
Leyla, söylediği sözü fark ettiğinde gözlerini kaçırdı. Ege ayağa kalktı.
“Gördün mü? Kafanda bile hepimizi dışarıda bırakıyorsun.”
“Çünkü birinizin bu evde kalması gerekiyor.”
“Sen de kalabilirsin.”
“Ben yapamam.”
Ege birkaç saniye kuzenine baktı. Sonunda daha sakin bir sesle konuştu:
“En azından nereye gittiğini bana söyle.”
“Şahmar Oteli.”
“Damien’ın oteli.”
“Ailesinin.”
“Babanın öldürülmesine sebep olan şey orada mı başladı?”
Leyla boynundaki Astér Anahtarı’nı tişörtünün içine sakladı.
“Büyük ihtimalle.”
Ege kapıya yöneldi. Çıkmadan önce arkasını döndü.
“Başına bir şey gelirse ailene ne söyleyeceğim?”
Leyla cevap veremedi.
“Beni dinlemedi dersin.”
“Bu komik değil.”
“Şaka yapmıyorum.”
Ege’nin yüzündeki öfke, bir anlığına yerini korkuya bıraktı.
“Dikkatli ol.”
Leyla başını salladı.
“Olacağım.”
Ege odadan çıktıktan sonra telefon yeniden titreşti.
Damien bu kez mesaj göndermişti.
Uçuş almadan önce benimle konuş.
Leyla mesajın üzerine basılı tutup bildirim ekranından kapattı.
İkinci mesaj hemen ardından geldi.
Leyla, nerede olduğunu biliyorum. Beni seni durdurmaya zorlamayın.
Leyla öfkeyle cevap yazdı:
Beni durdurmaya çalışırsan seni de karşıma alırım.
Mesaj birkaç saniye içinde okundu.
Damien’ın cevabı gecikmedi:
Zaten karşındayım, küçük hanım. Fakat düşmanın değilim.
Leyla parmaklarını klavyenin üzerinde tuttu. Ne yazacağını düşünürken telefonuna havayolu şirketinden bildirim geldi.
Uçağın kalkışına üç saat kalmıştı.
Damien’a cevap vermedi.
Çantasını omzuna takıp valizini yatağın kenarına çekti. Aynada kendisine son kez baktığında gözlerindeki yorgunluğun altında başka bir ifade olduğunu gördü.
Bir hafta önceki Leyla değildi.
Babasının yanında Mardin’e giden, birkaç günlük bir geziye çıktığını sanan genç kadın artık yoktu.
Bu kez şehre misafir olarak dönmüyordu.
Babasının kanının izini sürmek için gidiyordu.
Aşağı kata indiğinde Meltem, Doğan ve Ege salonda bekliyordu. Kimse kararını kabul etmiş görünmüyordu fakat onu fiziksel olarak durduramayacaklarını anlamışlardı.
Leyla valizini kapının yanına bıraktı.
“Uçağım üç saat sonra.”
Meltem’in gözleri doldu.
“Bu kadar çabuk mu?”
“İstanbul aktarmalı.”
Doğan kollarını göğsünde birleştirerek başka tarafa baktı.
Leyla ona yaklaşmak istedi.
“Doğan.”
Kız kardeşi cevap vermedi.
“Bana bakar mısın?”
“Gitmeye karar verdin. Git.”
“Böyle ayrılmak istemiyorum.”
“Ben de senin gitmeni istemiyorum.”
Leyla ona sarıldı. Doğan ilk anda kollarını kaldırmadı. Birkaç saniye sonra dayanamayarak ablasına sıkıca sarıldı.
“Ne olur sen de ölme.”
Leyla’nın nefesi kesildi.
“Ölmeyeceğim.”
“Babam da ölmeyeceğini düşünüyordu.”
“Ben geri geleceğim.”
“Yine aynı şeyi söyleme.”
Leyla gözlerini kapattı.
“Haklısın.”
Doğan’ı biraz uzaklaştırıp yüzüne baktı.
“Geri gelmek için elimden geleni yapacağım.”
Bu kez söz vermedi.
Çünkü artık bazı sözlerin insanın gücünden daha büyük olduğunu biliyordu.
Meltem kızına sarıldığında uzun süre bırakmadı.
“Her gün arayacaksın.”
“Arayacağım.”
“Nerede kaldığını söyleyeceksin.”
“Tamam.”
“Tek başına hiçbir yere gitmeyeceksin.”
Leyla bu şartın yerine getirilemeyeceğini biliyordu ama annesini daha fazla korkutmamak için başını salladı.
Ege valizi aldı.
“Seni havaalanına götürüyorum.”
“Gerek yok.”
“Bu konuda tartışmayacağız.”
Leyla karşı çıkmadı.
Tam kapıdan çıkacakları sırada dışarıdan bir aracın sesi duyuldu. Ege perdeyi aralayıp sokağa baktı.
Evin önünde siyah bir otomobil durmuştu.
Arka kapı açıldı.
Damien araçtan indi.
Leyla’nın yüzündeki ifade sertleşti.
“Lanet olsun.”
Meltem pencereye yaklaştı.
“Bu adam burada ne arıyor?”
Leyla çantasını omzuna taktı.
“Büyük ihtimalle beni durdurmaya geldi.”
Ege valizi kapının yanına bıraktı.
“İstersen göndereyim.”
Leyla kapıyı açtı.
“Hayır.”
Damien bahçe kapısından içeri girerken gözlerini ondan ayırmıyordu. Üzerinde siyah bir palto vardı. Yüzündeki ifade, telefonda bastırılan öfkenin artık saklanmadığını gösteriyordu.
Leyla kapının önünde onu bekledi.
Damien, yanındaki valize baktı.
“Demek beni dinlemedin.”
Leyla kollarını göğsünde birleştirdi.
“Buna şaşırmış görünmüyorsun.”
“Uçağa binmeden önce konuşacağız.”
“Benim konuşacak bir şeyim yok.”
Damien ona doğru bir adım attı.
“Benim var.”
“Uçağı kaçıracağım.”
“Gerekirse kaçıracaksın.”
Leyla’nın gözleri öfkeyle parladı.
“Beni durdurmaya kalkma demiştim.”
Damien’ın sesi alçaldı.
“Ben de seni durdurmaya zorlamamanı söyledim.”
İkisi, Erdem’in yasının hâlâ ağır biçimde hissedildiği evin kapısında karşı karşıya dururken Meltem, Doğan ve Ege içeriden onları izliyordu.
Leyla Mardin’e gitmekten vazgeçmeyecekti.
Damien ise onu tek başına göndermeyecekti.
Ve ikisi de birkaç dakika içinde yapacakları konuşmanın, aralarındaki savaşı gerçek bir ortaklığa mı yoksa geri dönülmez bir düşmanlığa mı çevireceğini henüz bilmiyordu.
— BENİ DURDURAMAZSIN
Damien, bahçenin ortasında Leyla’nın karşısında duruyordu. Yağmur yağmıyordu ama Ankara’nın ayazı gece çökerken iyice keskinleşmişti. Siyah paltosunun yakasını kapatmamış, sanki buraya aceleyle gelmiş gibi saçlarının ön kısmı dağılmıştı. Aracın yanında bekleyen Kael’in silueti sokak lambasının altında belli belirsiz görünüyordu. Leyla’nın dikkatiyse yalnızca karşısındaki adamdaydı. Bir hafta boyunca cenazede, taziye evinde ve emniyetin koridorlarında Damien’ı birkaç kez görmüştü. Her seferinde mesafeli durmuş, gerektiği kadar konuşmuş ama gözlerini Leyla’nın üzerinden hiç çekmemişti. Şimdi ise onun kararını önceden öğrenmiş ve kapısına kadar gelmişti.
“Benim uçuş bilgilerime nasıl ulaştın?” diye sordu Leyla.
“Şu an tartışmamız gereken konu bu değil.”
“Benim için tam olarak konu bu. Telefonumu mu izliyorsun, kart hareketlerime mi bakıyorsun, yoksa evin önündeki adamlardan biri bavulumu görünce sana haber mi verdi?”
Damien’ın bakışları kısa süreliğine sokağın başına kaydı. Leyla da istemsizce aynı yöne baktı ancak park edilmiş araçların hangisinin normal bir komşuya, hangisinin kendilerini izleyen adamlara ait olduğunu anlayamıyordu.
“Telefonuna girmedim,” dedi Damien. “Kart hareketlerini de takip etmiyorum.”
“Ne kadar naziksin.”
“Leyla, Mardin’e gideceğini anlamak için özel hayatını didiklememe gerek yoktu. Babanın öldürülmesinden sonra başladığın yere dönmek isteyeceğin belliydi.”
“Öyleyse neden geldin? Tahmininin doğru çıktığını yüzüme vurmak için mi?”
“Seni yalnız gitmekten vazgeçirmek için.”
“Vazgeçmeyeceğim.”
“Biliyorum.”
“O zaman vaktimi harcama.”
Leyla valizin sapına uzandığı sırada Damien elini üzerine koydu. Leyla’nın eli onun elinin altında kaldı. Bir an boyunca ikisi de hareket etmedi. Damien’ın dokunuşu sert değildi ama valizi bırakmaya niyeti olmadığı açıktı.
“Elini çek.”
“Uçağa binmeyeceksin.”
Leyla başını kaldırıp öfkeyle yüzüne baktı.
“Sen benim neyim oluyorsun?”
Damien’ın çenesi gerildi. Vereceği birçok cevap vardı fakat hiçbiri Leyla’yı sakinleştirecek türden değildi.
“Şu an karşında duran ve Mardin’de seni nelerin beklediğini bilen tek kişiyim.”
“Ben de tam olarak bunu söylüyorum. Sen biliyorsun. Her şeyi biliyorsun ama bana işine geleni anlatıyorsun. Sonra da hiçbir şey bilmediğim için beni çocuk gibi kenara çekmeye çalışıyorsun.”
“Orada ne arayacağını bile bilmiyorsun.”
“Bulurum.”
“Nasıl?”
“Sorarak, araştırarak, babamın kaldığı yerlere giderek. Sinan’ın kimlerle görüştüğünü öğrenerek. Otelin kayıtlarına bakarak.”
Damien alay etmedi fakat yüzündeki sert ifade, Leyla’nın söylediklerinin ne kadar tehlikeli olduğunu düşündüğünü gösteriyordu.
“Şahmar Oteli’nin kayıtlarına gidip bakacağını mı sanıyorsun?”
“Babanızın oteli değil mi? Yoksa sizin ailede herkes her şeyi mi saklıyor?”
“Orası yalnızca bir otel değil.”
“Bunu artık ben de anladım.”
Damien valizin sapını bırakmadan Leyla’ya biraz daha yaklaştı.
“Şahmar Oteli’ne geri dönüp çalışanlara babanın son günlerini sorarsan, Aureth’in dikkatini doğrudan üzerine çekersin. Binanın altındaki koridorlara inmeye kalkarsan seni daha ilk kapıda fark ederler. Sinan’ın görüştüğü insanları araştırırsan o insanlar senin onları araştırdığını öğrenir. Bunların hiçbiri birkaç internet aramasıyla ortaya çıkarabileceğin sırlar değil.”
“Sen nasıl öğrendin?”
Damien sustu.
Leyla acı dolu bir kahkaha attı.
“İşte yine aynı yere geldik.”
“Ben o dünyanın içinde doğdum.”
“Ve hâlâ içindesin.”
“Evet.”
Bu kadar doğrudan cevap vermesi Leyla’yı kısa bir an durdurdu. Damien artık Aureth’le bağlantısını tamamen inkâr etmiyordu. Fakat Leyla’nın öfkesi azalmadı.
“O zaman babamın ölümünde sizin de payınız var.”
Damien’ın bakışları sertleşti.
“Bunu daha önce de söyledin.”
“Çünkü doğru.”
“Babanı ben öldürmedim.”
“Ama kimlerin öldürebileceğini biliyordun. Victor diye bir adamdan bahsettin. Evren’in adamlarının beni izlediğini söyledin. Sinan’ın ne olduğunu biliyordun. Babam bütün bunların ortasında tek başına kaldı.”
“Erdem Bey’i korumasız bırakmadım.”
“Sonuç ortada.”
Damien bu sözün ardından sessiz kaldı. Leyla’nın yarasına karşı kendisini savunmanın anlamsız olduğunu biliyordu. Kael’in adamları Erdem’i takip etmiş, Victor’un ekibini fark etmiş ama onu kurtarmaya yetişememişti. Ne söylerse söylesin gerçek değişmeyecekti. Erdem, ensesinden tek kurşunla vurulmuştu.
Leyla gözlerini ondan kaçırarak valizi çekmeye çalıştı.
“Bırak.”
Damien bu kez sapı serbest bıraktı ancak önünden çekilmedi.
“Tek başına gitmene izin vermeyeceğim.”
“İzin kelimesini ağzından çıkar.”
“Gerçeği değiştirmiyor.”
“Ben senden izin istemedim.”
“İstemediğin yardımı almak zorunda kalabilirsin.”
Leyla’nın yüzü öfkeyle kızardı.
“Beni zorla mı tutacaksın?”
Damien birkaç saniye boyunca ona baktı. Fiziksel olarak bunu yapabilecek güçteydi. Leyla’yı araca bindirip havaalanına ulaşmasını engellemesi zor olmazdı. Fakat onun gözlerindeki kararlılığı gördüğünde böyle bir şey yaparsa Leyla’yı yalnızca daha büyük bir riske iteceğini anladı. İlk fırsatta kaçacak, kimseye haber vermeden yeniden yola çıkacaktı.
“Seni evine kapatmayacağım,” dedi sonunda.
“Ne büyük lütuf.”
“Benimle geleceksin.”
Leyla anlamamış gibi kaşlarını çattı.
“Nereye?”
“Mardin’e.”
“Ben zaten Mardin’e gidiyorum.”
“Benimle gideceksin.”
“Hayır.”
“Leyla.”
“Senin uçağına binmeyeceğim, senin otelinde kalmayacağım ve senin belirlediğin rotadan yürümeyeceğim. Ben babamın başına ne geldiğini araştırmaya gidiyorum. Şahmar ailesinin düzenlediği kontrollü bir geziye çıkmıyorum.”
Damien derin bir nefes aldı. Sabırla konuşmaya çalışıyordu ama Leyla’nın her cümlesi içindeki öfkeyi biraz daha artırıyordu.
“Ticari uçuşun İstanbul aktarmalı. Sabah saatlerine kadar havalimanında bekleyeceksin. Orada seni kimin izleyeceğini bilmiyorsun. Mardin’e vardığında seni kimin karşılayacağını da bilmiyorsun. Victor’un adamları biletini senden önce öğrenirse havaalanından çıkamadan seni alırlar.”
“Sen öğrendiysen onlar da öğrenebilir, öyle mi?”
“Evet.”
Leyla bu cevabın ardından sustu. Birkaç dakika önce biletini alırken ilk kez somut bir adım attığını düşünmüştü. Şimdi bu hareketin kendisini görünür hâle getirmiş olabileceğini fark ediyordu. Yine de geri adım atmış gibi görünmek istemedi.
“Biletimi iptal etmem.”
“Etmek zorunda değilsin. Uçağa binmeyeceksin.”
“Sen gerçekten insanı çıldırtırsın.”
“Bunu daha önce de söyledin.”
“Çünkü hiçbir şeyi anlamıyorsun.”
Damien’ın sesi bir anda yükseldi.
“Anlamadığım şey ne, Leyla? Baban öldürüldü ve sen acıdan nefes alamıyorsun. Bir şey yapmazsan onu yarı yolda bırakmış olacağını düşünüyorsun. Evde oturduğun her dakika katillerin senden daha güçlü olduğunu hissediyorsun. Bu yüzden nereye gideceğini bilmeden kendini doğrudan onların önüne atmaya hazırlanıyorsun. Bunların hiçbirini anlamadığımı mı sanıyorsun?”
Leyla karşısındaki adamın ilk kez kontrolünü kaybettiğini gördü. Damien’ın yüzündeki sakin maske birkaç saniyeliğine parçalanmıştı.
“Benim acımı bildiğini söyleme.”
“Biliyorum demedim.”
“Annem öldü diyeceksin şimdi.”
Damien’ın yüzü tamamen kapandı.
Leyla, söylediği cümlenin ona dokunduğunu fark etti ancak geri çekilmedi.
“Sen de birini kaybetmiş olabilirsin ama benim babam bir hafta önce öldürüldü. Ben onun sesini son kez telefondan duydum. Eve geleceğine söz verdi. Sonra ensesinde kurşunla bulundu. Şimdi herkes bana sakin olmamı, beklememi ve güvende kalmamı söylüyor. Hiçbiriniz benim yerimde değilsiniz.”
“Hayır,” dedi Damien. “Değiliz.”
“Öyleyse yolumdan çekil.”
Damien cevap vermeden önce evin kapısı açıldı. Meltem, üzerine aceleyle bir hırka geçirmiş hâlde dışarı çıktı. Ege ile Doğan kapının arkasında kalmıştı. Meltem’in bakışları önce Leyla’ya, ardından Damien’a yöneldi.
“Bahçenin ortasında bağırmanız gerekmiyor. Komşular pencerelere çıktı.”
Leyla çevredeki evlere bakınca bazı perdelerin gerçekten aralandığını fark etti. Cenazeden beri aileleri zaten sürekli göz önündeydi. Şimdi bir de gecenin ortasında kapılarının önünde tartışıyorlardı.
Meltem, Damien’a döndü.
“Leyla’yı durdurmaya mı geldiniz?”
Damien bir an Leyla’ya baktı.
“Tek başına gitmesini engellemeye geldim.”
“Gitmemesini mi, yalnız gitmemesini mi?”
“Gitmemesini sağlayamayacağımı anladım.”
Leyla kollarını göğsünde birleştirdi.
“Ne çabuk.”
Damien onu dikkate almadan Meltem’e konuşmayı sürdürdü.
“Mardin’de aileme ait otelde kalabilir. Güvenliğini ben sağlayacağım.”
Leyla hemen araya girdi.
“Ben Şahmar Oteli’nde kalmayacağım.”
Meltem şaşkınlıkla kızına baktı.
“Neden?”
“Çünkü araştırdığım şeylerin bir kısmı o otelle bağlantılı.”
Damien’ın bakışları sertleşti.
“Bunu burada konuşma.”
“Annem zaten bir şeylerin saklandığını biliyor.”
“Bilmesiyle sokağın ortasında Aureth’i konuşman aynı şey değil.”
Meltem bu kelimeyi yakaladı.
“Ne dediniz?”
Leyla sustu.
Damien kısa bir an gözlerini kapattı. Leyla’nın öfkesi, korumaya çalıştıkları sınırı biraz daha aşmıştı.
Meltem ikisinin arasında baktı.
“Aureth ne?”
Damien sakin bir ifadeyle cevap verdi:
“Erdem Bey’in araştırdığı suç ağı içinde kullanılan bir isim.”
“Suç ağı mı?”
“Henüz doğrulanmış bir bilgi değil.”
Leyla ona döndü.
“Nasıl bu kadar rahat yalan söyleyebiliyorsun?”
Meltem’in yüzündeki korku büyüdü.
“Leyla, ne biliyorsun?”
“Anne, şu an anlatamam.”
“Biraz önce herkesin senden bir şey saklamasına öfkeleniyordun.”
Leyla annesinin bu sözleri karşısında sustu. Meltem haklıydı. Babasının sessizliğine kızmış, Damien’ı kendisinden gerçekleri sakladığı için suçlamış ama şimdi aynı şeyi kendi ailesine yapıyordu.
“Bildiğim şeylerin çoğundan emin değilim,” dedi. “Size yanlış bir şey söylemek istemiyorum.”
“Yanlış olması umurumda değil. Kocam öldü. Kızım gecenin bir yarısı Mardin’e gitmeye hazırlanıyor. Kapımızın önünde tanımadığım adamlar dolaşıyor. Artık bilmem gereken ne varsa söyleyin.”
Damien birkaç saniye Meltem’e baktı. Gerçeğin tamamı söylenemezdi ama kadının hiçbir şey bilmeden Leyla’yı göndermesi de doğru değildi.
“Erdem Bey, Sinan’ın yalnızca para taşıyan bir suç ağının içinde olmadığını fark etmiş,” dedi. “Bu yapılanmanın Mardin’de ve Şahmar Oteli’nde bağlantıları var. Kolyenin de onlar için önemli olduğunu düşünüyoruz.”
Meltem’in bakışları Leyla’nın boynuna kaydı. Leyla kolyeyi kazağının altında saklamıştı ama annesi Erdem’in yıllar önce getirdiği takıyı biliyordu.
“Babasının aldığı kolye mi?”
“Evet.”
“Bir kolye yüzünden mi öldürüldü?”
Leyla gözlerini kapattı. Bu sorunun cevabını henüz kendisi de bilmiyordu.
“Yalnızca kolye yüzünden değil,” dedi Damien. “Erdem Bey bazı şeylere fazla yaklaşmıştı.”
“Ve siz bütün bunları biliyordunuz.”
“Tamamını değil.”
Meltem’in sesi sertleşti.
“Kızımı neden koruyorsunuz?”
Damien’ın bakışları istemsizce Leyla’ya yöneldi. Bu sorunun güvenlik, Astér ve Aureth’le açıklanabilecek tarafları vardı. Fakat içindeki gerçek cevap bunlardan daha karmaşıktı.
“Erdem Bey’in başladığı şey, benim ailemin geçmişine de uzanıyor.”
“Yani sizin de çıkarınız var.”
“Var.”
Leyla acı biçimde güldü.
“En azından bunu itiraf etti.”
Damien ona bakmadan devam etti:
“Fakat Leyla’yı yalnızca çıkarım olduğu için korumuyorum.”
Meltem bu cümlenin devamını bekledi. Damien ise söylemedi. Leyla’nın yüzündeki ifade kısa süreliğine değişmiş olsa da hemen sertleşti.
“Benim korunmaya ihtiyacım yok.”
Ege kapıdan dışarı çıktı.
“Bence var.”
Leyla ona döndü.
“Sen karışma.”
“Bir saat önce başına ne geleceğini bilmeden gidiyordun. Şimdi birilerinin uçuş bilgilerine ulaşabileceğini söylüyorlar.”
“Damien’ın söylediği her şeye inanacak mısınız?”
“Hayır,” dedi Ege. “Ama senin de bir planın yok.”
Leyla sinirle yüzünü çevirdi.
Ege, Damien’a baktı.
“Mardin’e ne zaman gideceksiniz?”
“Bu gece.”
“Leyla’nın uçuşu sabah.”
“Özel uçak hazır.”
Leyla yeniden Damien’a döndü.
“Ben daha kabul etmedim.”
Damien’ın yüzünde sabırsız bir ifade oluştu.
“İki saattir kabul etmeni beklemiyorum. Güvenli bir seçenek sunuyorum.”
“Senin kontrolünde bir seçenek.”
“Evet. Çünkü kontrolsüzlük babanı öldürdü.”
Leyla bir anda Damien’ın karşısına geldi.
“Bunu bir daha söyleme.”
Damien söylediği cümlenin ağırlığını fark etti. Geri almadı ama sesini düşürdü.
“Victor’un adamları Erdem Bey’i tek başına yakaladı. Aynı şeyi sana yapmalarına izin vermeyeceğim.”
“İzin vermeyeceğim, durduracağım, koruyacağım… Sürekli aynı kelimeler. Sen beni bir insan gibi değil, boynunda anahtar taşıyan bir eşya gibi görüyorsun.”
Damien’ın gözleri koyulaştı.
“Öyle görseydim Astér’i çoktan senden alırdım.”
“Belki de doğru zamanı bekliyorsun.”
“Buna gerçekten inanıyor musun?”
Leyla cevap vermedi.
Damien ceketinin iç cebinden küçük bir çakı çıkardı. Kael aracın yanında anında doğruldu fakat Damien yalnızca çakının bıçağını açarak Leyla’ya uzattı.
“Al.”
Leyla kaşlarını çattı.
“Bu ne?”
“İstersen zinciri şimdi kes. Astér’i bana ver.”
Meltem ve Ege şaşkınlıkla onları izliyordu. Leyla, Damien’ın uzattığı çakıya baktı.
“Ne yapmaya çalışıyorsun?”
“Beni yalnızca anahtar için yanında sanıyorsan ver. Seni yine Mardin’e götüreceğim. Yine koruyacağım. Yine babanın katilini bulmana yardım edeceğim.”
Leyla’nın gözleri Damien’ın yüzünde dolaştı. Adamın şaka yapmadığı açıktı.
“Aureth onu istiyor.”
“Evet.”
“Sen istemiyor musun?”
“Ne olduğunu öğrenmek istiyorum.”
“Bu aynı şey.”
“Hayır. Onu senden almak isteyenlerle neden sende olduğunu anlamaya çalışanlar aynı değil.”
Leyla çakıyı almadı.
“Babam çıkarmamamı söyledi.”
Damien bıçağı kapatıp cebine yerleştirdi.
“Öyleyse çıkarmayacaksın.”
Meltem, kızıyla Damien arasında geçen konuşmanın çoğunu anlamasa da Erdem’in kolyeyle ilgili bir uyarı bıraktığını öğrenmişti.
“Baban gerçekten bunu mu söyledi?”
Leyla başını salladı.
“Son kaydında.”
“Neden bize dinletmedin?”
“Çünkü sizi korkutmak istemedim.”
Meltem’in gözlerinden yaşlar doldu.
“Biz zaten korkuyoruz.”
Leyla annesine yaklaşıp ellerini tuttu.
“Biliyorum.”
“Gitmeni istemiyorum.”
“Gitmek zorundayım.”
Meltem birkaç saniye Damien’a baktı. Ona güvenmiyordu. Fakat kızının tek başına gitmesinden daha az kötü olan seçeneğin bu adamın yanında gitmesi olduğunu anlamıştı.
“Onu geri getirecek misiniz?” diye sordu.
Damien’ın cevabı gecikmedi.
“Evet.”
Leyla hemen araya girdi.
“Ben teslim edilecek bir paket değilim.”
Meltem kızına sertçe baktı.
“Bir kere de sus.”
Leyla şaşkınlıkla ağzını kapattı. Ege istemsizce yüzünü başka tarafa çevirerek gülümsemesini sakladı. Bir haftadır evde ilk kez gülmeye benzeyen küçücük bir hareket olmuştu ancak kimse bunun üzerinde durmadı.
Meltem, Damien’a yaklaşarak sesini alçalttı.
“Kızım çok inatçıdır.”
“Fark ettim.”
“Başı derde girdiğinde de kendi başına çözmeye kalkar.”
“Onu da fark ettim.”
Leyla sabırsızca ikisine baktı.
“Ben buradayım.”
Meltem devam etti:
“Başına bir şey gelirse—”
“Gelmeyecek.”
“Bu kadar emin konuşmayın. Erdem de döneceğini söylemişti.”
Damien’ın yüzü ciddileşti.
“Size yerine getiremeyeceğim bir söz vermeyeceğim. Ama Leyla’nın yalnız kalmasına izin vermem.”
Meltem başını salladı. Bu cevap, “onu sağ salim getireceğim” sözünden daha dürüst gelmişti.
Ege valizi yeniden eline aldı.
“Uçağa nereden bineceksiniz?”
“Özel terminalden,” dedi Damien.
“Ben de geliyorum.”
Leyla başını çevirdi.
“Ege.”
“Sizi terminale kadar götüreceğim. Mardin’e gelmeyeceğim.”
Damien itiraz etmedi.
Leyla birkaç saniye düşündü. Ticari uçağa binmek için direnmek artık yalnızca inat olacaktı. Damien’ın yanında gitmekten hoşlanmıyordu ama Mardin’e saatler önce ulaşacak, havaalanında beklemek zorunda kalmayacak ve olası takipçilerden daha kolay kaçınacaktı.
“Şartlarım var,” dedi.
Damien’ın kaşı hafifçe kalktı.
“Seni dinliyorum.”
“Şahmar Oteli’nde kalıp kalmayacağıma ben karar vereceğim. Gideceğim yerleri benden saklamayacaksın. Babam hakkında öğrendiğin her şeyi söyleyeceksin. Bir yere gitmemi engellemek için adamlarını kullanmayacaksın.”
Damien kısa bir süre sessiz kaldı.
“Birinci şartı güvenliğe göre değerlendireceğim.”
“Hayır.”
“Otelden daha güvenli bir yer bulursak orada kalırsın. Tek başına bir pansiyona gitmene izin vermem.”
Leyla gözlerini devirdi fakat sözünü kesmedi.
“İkinci şartın için bildiğim her şeyi anlatamam.”
“Yine mi?”
“Aureth’in bazı sırları yalnızca benim değil. Yanlış bir bilgi, annenle kardeşini de hedef hâline getirebilir.”
“Ne kadarını anlatacaksın?”
“Babanın ölümüyle doğrudan ilgili olan her şeyi.”
“Victor’u da?”
“Evet.”
“Evren’i?”
Damien kısa bir an düşündü.
“Gerektiği kadar.”
Leyla alaycı bir ifadeyle başını salladı.
“Ne kadar cömertsin.”
“Üçüncü şartınsa olmayacak.”
“Adamlarını üzerime salamazsın.”
“Tek başına tehlikeli bir yere girmeye kalkarsan seni durdururum.”
“Beni zorla mı?”
“Gerekirse.”
Leyla birkaç saniye öfkeyle ona baktı.
“O zaman anlaşmadık.”
Damien da aynı sakinlikle karşılık verdi:
“Anlaşmak zorunda değiliz. Aynı uçakta olacağız.”
“Ben ticari uçuşuma giderim.”
“Biletinin bilgisi Victor’un eline geçmiş olabilir.”
“Bunu bilmiyorsun.”
“Denemek ister misin?”
Leyla dişlerini sıktı. Damien’ın haklı olma ihtimali, onu daha da sinirlendiriyordu.
“Peki,” dedi sonunda. “Senin uçağınla geleceğim. Ama beni kilit altında tutmaya kalkarsan Mardin’e vardığımız ilk dakika da senden kaçarım.”
Damien’ın dudağının kenarı çok hafif kıvrıldı.
“Bunu yapacağını biliyorum.”
“Gülme.”
“Gülmüyorum.”
“Yüzün gülüyor.”
“Bir haftadır ilk kez bana bağırırken bu kadar canlı görünüyorsun.”
Leyla’nın yüzündeki ifade değişti. Damien’ın sözünde küçümseme yoktu. Onu gerçekten bir haftadır gölge gibi dolaşırken izlemişti.
“Acım geçmedi,” dedi daha alçak bir sesle.
“Geçtiğini söylemedim.”
“Öfkelendiğim için iyileşmiş değilim.”
“Biliyorum.”
“Babamı unutmayacağım.”
Damien’ın bakışları yumuşadı.
“Kimse unutmanı istemiyor.”
Leyla gözlerini ondan kaçırdı. Aralarındaki gerilim birkaç saniyeliğine sessizliğe dönüşmüştü. Ardından valizin tekerlekleri taş zeminde hareket etti. Ege eşyaları araca doğru götürüyordu.
Damien, Kael’e işaret verdi. Kael bagajı açarak valizi yerleştirdi.
Meltem kızına son kez sarıldı. Doğan kapının yanında durmuş, ağlamamak için dudaklarını sıkıyordu. Leyla ona yaklaşıp ellerini tuttu.
“Her gün arayacağım.”
“Bir şey saklamayacaksın.”
Leyla hemen söz vermedi.
Doğan bakışlarını sertleştirdi.
“Bana yalan söyleme.”
“Güvende olduğunu bilmen gereken her şeyi söyleyeceğim.”
“Bu da babamın cümlelerine benziyor.”
Leyla’nın yüzü hüzünle gerildi.
“Haklısın. Elimden geldiğince dürüst olacağım.”
Doğan ablasına sarıldı.
“Orada babamın gittiği yerlere gidersen beni de ara.”
“Ararım.”
“Onun fotoğraf çektiği sokaktan geçersen görüntülü ara.”
Leyla gözlerini kapatıp kardeşine daha sıkı sarıldı.
“Tamam.”
Ege ön yolcu koltuğuna, Leyla ile Damien ise arka koltuğa oturdu. Kael direksiyona geçti. Araç hareket ettiğinde Leyla evin pencerelerine baktı. Meltem ile Doğan kapının önünde durmuş onları izliyordu.
Evin görüntüsü sokağın sonunda kaybolana kadar başını çevirmedi.
Damien sessizce yanında oturuyordu. Leyla onun kendisine baktığını hissetse de yüzünü dönmedi.
“Bana acıyarak bakma.”
“Acıyarak bakmıyorum.”
“Öyleyse neden bakıyorsun?”
“Biraz önce ailene geri geleceğini söylemedin.”
Leyla başını ona çevirdi.
“Tutamayacağım sözler vermemeyi öğrendim.”
Damien’ın yüzünde belli belirsiz bir gölge oluştu.
“Bu kadar kısa sürede öğrenmek zorunda kalmamalıydın.”
Leyla pencereden dışarı baktı.
“Beni öldüren ya da değiştiren şey, ne kadar sürede yaşandığını sormadı.”
Damien bu cümleye cevap vermedi.
Araç özel terminale doğru ilerlerken Leyla boynundaki Astér Anahtarı’nı avucunun içine aldı. Kolyenin soğuk taşı tenine değiyordu.
Mardin’e ilk gidişinde babası yanındaydı.
Bu kez Damien vardı.
Birine güvenerek gitmiyordu. Bir ortaklık kurduğunu da düşünmüyordu. Yalnızca aynı karanlığa yürüyen iki insan, şimdilik aynı yolu kullanıyordu.
Damien’ın telefonu titreştiğinde ekrana baktı. Raven’dan gelen mesaj yalnızca tek satırdı:
Sinan cezaevinde biriyle görüşmek istedi. Söyleyeceklerini yalnızca Leyla’ya anlatacağını söylüyor.
Damien’ın yüzündeki ifade anında sertleşti.
Leyla bunu fark etti.
“Ne oldu?”
Damien telefonu kapattı.
“Sinan konuşmaya karar vermiş olabilir.”
Leyla’nın bütün bedeni gerildi.
“Ne söylemiş?”
“Seninle görüşmek istiyor.”
Leyla’nın gözlerinde bir haftadır biriken öfke yeniden yükseldi.
“Görüşeceğim.”
“Önce neden seni istediğini öğrenmemiz gerekiyor.”
“Hayır. Mardin’e gitmeden önce onunla görüşeceğim.”
“Uçak bekliyor.”
“Beklesin.”
Damien birkaç saniye boyunca ona baktı. Leyla’nın bu konuda geri adım atmayacağı belliydi.
Kael dikiz aynasından onları izledi.
“Cezaevi görüşmesi bu saatte yapılmaz.”
Damien telefonunu yeniden açtı.
“Raven ayarlayabilir.”
Leyla kaşlarını çattı.
“Raven her şeyi ayarlayabiliyor mu?”
Damien, Raven’ın Aureth içindeki gücünü açıklamak yerine kısa bir cevap verdi:
“Gerektiğinde.”
Leyla’nın sesi sertti.
“Öyleyse gerekeni yapsın.”
Damien, Raven’ı ararken arka koltuğuna yaslandı. Mardin yolculuğunun daha başlamadan yön değiştirdiğini biliyordu.
Sinan neden bir haftalık sessizliğin ardından yalnızca Leyla’yla konuşmak istiyordu?
Vicdanını hafifletmek için mi?
Kendisini kurtarmak için mi?
Yoksa Erdem’in ölümünden önce sakladığı kara kaplı defterin yerini gerçekten biliyor muydu?
Telefon açıldığında Damien tek bir cümle söyledi:
“Görüşmeyi ayarla.”
Leyla gözlerini önündeki karanlık yola dikti.
Mardin’e dönmeden önce, babasını o karanlığa teslim eden adamın gözlerinin içine bakacaktı.
Bu kez Sinan konuşurken susmayacaktı.
— CAMIN ARDINDAKİ İHANET
Kael, özel terminale giden yoldan çıkarak aracın yönünü Ankara’nın dışındaki yüksek güvenlikli cezaevine çevirdiğinde Ege dikiz aynasından ona baktı. Birkaç dakika önce Mardin’e uğurlayacağını düşündüğü kuzeni, şimdi babasının ölümünde adı geçen adamla görüşmeye gidiyordu. Üstelik bütün bunlar, sanki önceden hazırlanmış bir planın parçalarıymış gibi Damien’ın tek telefonuyla gerçekleşmişti.
“Nereye gidiyoruz?” diye sordu Ege.
Leyla gözlerini camdan ayırmadan cevap verdi.
“Sinan’la görüşeceğim.”
Ege’nin yüzü anında gerildi.
“Şimdi mi?”
“Evet.”
“Cezaevleri gecenin bu saatinde görüşme mi yaptırıyor?”
Damien telefonundaki mesajı okurken konuştu.
“Savcılığa yeni ifade vereceğini söyledi. Görüşme, ifade öncesinde ve gözetim altında yapılacak.”
Ege başını ona çevirdi.
“Bir telefonla bunu ayarladınız yani.”
Damien sakin bir ifadeyle karşılık verdi.
“Ben ayarlamadım.”
“Raven mı?”
Damien’ın bakışları kısa bir an Leyla’ya kaydı. Ege’nin bu ismi hatırlamasını beklememişti.
“Evet.”
Ege alayla güldü.
“Ne güzel. Biriniz otelleri yönetiyor, biriniz cezaevlerinin kapısını açıyor. Diğeriniz de insanların ne zaman nereye gideceğini belirliyor.”
Kael direksiyondan gözünü ayırmadan araya girdi.
“Kapıyı açtırmakla cezaevini yönetmek aynı şey değil.”
“Bana gayet aynı geliyor.”
Leyla yorgun bir sesle konuştu.
“Ege, lütfen.”
“Ne lütfen? Birkaç saattir hiçbir şey bilmediğim insanlarla aynı arabadayım. Sen Mardin’e gidiyorsun, şimdi de babanı satan adamla gece yarısı görüşmeye götürülüyorsun. Ben soru sorunca herkes yüzüme bakıyor.”
“Ben de her şeyi bilmiyorum ve bilmek istiyorum.”
“Fark ettim.”
Leyla başını ona çevirdi. Ege’nin öfkeli görünmesine rağmen ellerini dizlerinin üzerinde sıkıca kenetlediğini gördü. O da korkuyordu. Leyla’ya yardım etmek istiyor ancak kendisine verilen tek rolün ailesinin yanında beklemek olduğunu hissediyordu.
“Bu görüşmeden sonra seni eve bırakacağız,” dedi Leyla.
“Terminale kadar gelecektim.”
“Plan değişti.”
“Senin planların saat başı değişiyor.”
“Çünkü her saat yeni bir şey çıkıyor.”
Ege birkaç saniye sustu. Ardından Damien’a baktı.
“İçeri onunla girecek misiniz?”
“Sinan yalnızca Leyla’yla konuşmak istiyor.”
“Onu tek başına mı bırakacaksınız?”
“Aralarında cam ve görevliler olacak.”
“Bu adama güveniyor musunuz?”
Damien’ın cevabı kesindi.
“Hayır.”
“Öyleyse neden istediğini yapıyorsunuz?”
“Çünkü konuşmasını istiyoruz.”
Leyla, Damien’ın kullandığı çoğul ifadeyi fark etti. Onun için mesele yalnızca Erdem’in ölümü değildi. Sinan’ın anlatacakları Aureth’i, Evren’i ve Victor’u da ilgilendiriyordu. Damien, kendisine yardım ediyor olabilirdi ama bu yardımın içinde kendi geçmişine ulaşma isteği de vardı.
“Konuşurken bizi dinleyecek misiniz?” diye sordu Leyla.
Damien doğrudan cevap verdi.
“Evet.”
“Sinan yalnızca benimle görüşmek istedi.”
“Odada yalnız olacaksın. Görüntü ve ses güvenlik odasına aktarılacak.”
“Bunu istemezsem?”
“Savcılık kaydı zaten alacak.”
Leyla kaşlarını çattı.
“Ben savcılığı sormuyorum.”
“Neyi sorduğunu biliyorum.”
“Öyleyse cevap ver.”
Damien birkaç saniye ona baktı.
“Ben de dinleyeceğim.”
“Niye?”
“Çünkü Sinan sana gerçeğin arasına yalan yerleştirecek.”
“Bunu kendim anlayabilirim.”
“Bir haftadır uyumadın, yemek yemedin ve karşında babanın ölümüne giden yolu açan adam olacak. Şu an soğukkanlı davranacağını düşünüyorsan kendine yalan söylüyorsun.”
Leyla’nın yüzü sertleşti.
“Ne yapacağımı söylemeyi bırak.”
“Ne yapacağını söylemiyorum. Yalnız olmadığını söylüyorum.”
“İkisi senin ağzından çıkınca aynı anlama geliyor.”
Damien cevap vermedi. Kael aracı cezaevine uzanan kontrol yoluna çevirdiğinde yüksek beton duvarlar ve projektörlerle aydınlatılmış tel örgüler görünmeye başladı. Leyla, birkaç gün önce haberlerde Sinan’ın buraya getirilişini izlemişti. Başını eğmiş, iki jandarmanın arasında yürümüş ve kameralardan yüzünü saklamaya çalışmıştı. Yıllarca evlerine giren, babasıyla aynı sofraya oturan adam şimdi bu duvarların arkasındaydı.
Fakat babası toprağın altındaydı.
Bu düşünce, Sinan’ın tutuklanmasının Leyla’ya neden en küçük bir rahatlama vermediğini yeniden hatırlattı.
Araç ilk kontrol noktasında durdu. Görevli kimlikleri aldıktan sonra listede bulunan isimleri kontrol etti. Ege’nin giriş izni olmadığı anlaşıldığında Kael onu yakındaki bekleme bölümüne götüreceklerini söyledi.
Ege hemen karşı çıktı.
“Leyla’yı görmeden hiçbir yere gitmiyorum.”
Leyla elini kuzeninin koluna koydu.
“Buradayım.”
“İçeri girince yanında olamayacağım.”
“Zaten tek başıma görüşeceğim.”
“İşte mesele de bu.”
Damien kapıyı açmadan önce Ege’ye baktı.
“Leyla’ya burada bir şey olmayacak.”
Ege’nin yüzünde sert bir gülümseme oluştu.
“Bunu söyleyen herkesten şüphelenmeye başladım.”
Damien, bu cümleye kızmak yerine başını hafifçe eğdi.
“Doğru yapıyorsun.”
Ege kısa süreliğine şaşırdı. Damien devam etti:
“Bize de hemen güvenme. Ama şu an bulunduğumuz yerde ona zarar verebilecek kişi Sinan değil.”
Leyla araya girdi.
“Beni teslim eder gibi konuşmayı bırakın.”
Ege kuzenine sarıldı. Leyla ilk anda bu ani harekete şaşırsa da kollarını onun çevresine doladı.
“Bir şey öğrenince bana da söyleyeceksin,” dedi Ege.
“Elimden geldiğince.”
“Bu cümleden nefret ediyorum.”
“Ben de.”
Ege onu biraz uzaklaştırdı.
“Sinirlenip cama kafa atma.”
Leyla’nın dudağı istemsizce kıpırdadı.
“Yapmam.”
“Sinan’ın kafasını cama vurmak isteyebilirsin ama.”
“Onu da yapmam.”
Ege bu kez çok kısa bir gülümsemeyle başını salladı.
“İşte buna inanmadım.”
Kael, Ege’yi bekleme alanına götürürken Leyla, Damien ve iki görevliyle iç kapıya yöneldi. Telefonu, çantası ve üzerindeki metal eşyaları emanete bırakması istendi. Boynundaki Astér Anahtarı metal dedektöründe sinyal verdiğinde görevli kolyeyi çıkarmasını söyledi.
Leyla’nın eli anında zincirin üzerine gitti.
“Çıkaramam.”
Görevli kaşlarını çattı.
“Metal eşyalarla içeri giremezsiniz.”
Damien, cebinden çıkardığı belgeyi görevliye uzattı.
“Savcılığın özel izni var.”
Görevli kâğıdı inceleyerek diğer memura baktı. Kısa bir telefon görüşmesinden sonra Leyla’nın kolyeyle geçmesine izin verildi. Leyla dedektörden geçerken Damien’ın bu ayrıntıyı bile önceden düşündüğünü fark etti.
“Babam çıkarmamamı söylediği için mi izin aldın?” diye sordu.
“Evet.”
“Bana söylemeden.”
“Söyleseydim ne değişecekti?”
“En azından benim adıma karar verdiğini bilirdim.”
Damien bir an durdu.
“Leyla, burada kolyeyi emanete bırakmana izin veremezdim.”
“Biri çalabilir diye mi?”
“Biri değiştirebilir, fotoğrafını çekebilir veya üzerinde ne olduğunu inceleyebilirdi.”
“Cezaevinin içinde mi?”
“Astér’in peşindeki insanların giremeyeceği bir yer olduğunu düşünme.”
Leyla’nın bakışları istemsizce koridorun kameralarına kaydı.
“Sinan gerçekten burada güvende mi?”
“Hayır.”
“Öldürülebilir mi?”
“Konuşacağı anlaşılırsa evet.”
“Kim öldürür? Victor mu, Evren mi?”
Damien’ın yüzü sertleşti.
“İkisi de konuşmasının kendilerine zarar vereceğini düşünürse aynı sonucu isteyebilir.”
“Sen?”
Damien durdu.
Leyla gözlerini ondan ayırmadan sorusunu tekrarladı.
“Sen Sinan’ın susmasını ister misin?”
“Hayır.”
“Bize zarar verecek şeyler söylerse?”
“Yine de hayır.”
“Niye?”
“Çünkü artık sessizlik kimseyi korumuyor.”
Bu cevap Leyla’nın beklediğinden farklıydı. Damien’ın Aureth’in sırlarını korumaya çalıştığını düşünüyordu. Erdem’in ölümünün ardından olayları suç örgütü ve para trafiği yönüne çekenlerden biri de oydu.
“O zaman babamın soruşturmasını neden başka yöne çevirdiniz?”
Damien birkaç saniye sustu. Koridordaki görevli ilerlemeleri için işaret verince yürümeye devam ettiler.
“Polis Aureth’in ismine açıkça ulaşsaydı dosyaya giren herkes izlenirdi. Savcılar, polisler, annen, kardeşin, Ege... Victor soruşturmayı durdurmak için daha fazla insan öldürürdü. Evren ise Aureth’in varlığını korumak için bütün izleri temizlerdi.”
“Yani onları korudun.”
“Aileni korumaya çalıştım.”
“Babam da aynı cümleyi kullanıyordu.”
“Biliyorum.”
“Sonu ne oldu, onu da biliyorsun.”
Damien cevap vermedi. Görüşme bölümünün önüne ulaştıklarında Raven onları bekliyordu. Üzerinde koyu renk takım elbise vardı. Her zamanki soğuk ifadesiyle elindeki dosyaya bakıyor, yanındaki savcı yardımcısıyla alçak sesle konuşuyordu.
Leyla onu Mardin’den beri ilk kez bu kadar yakından görüyordu. Cenazede birkaç kez uzaktan karşılaşmışlardı ancak Raven aileye yaklaşmamış, soruşturmayı yürüten görevlilerle görüşmekle yetinmişti.
Raven, Damien’ı gördüğünde dosyayı kapattı.
“Görüşme için yirmi dakika verdiler.”
Leyla hemen konuştu.
“Yetmez.”
“Sinan’ın vereceği ek ifadeden önce bu kadar süre tanındı.”
“Benim babamdan çaldığı süre yirmi dakikadan fazlaydı.”
Raven’ın bakışlarında çok hafif bir değişiklik oldu.
“Bunun farkındayım.”
Leyla onun karşısına geçti.
“Sinan’ın tutuklanmasını siz mi sağladınız?”
“Delilleri savcılığa ulaştırdım.”
“Gerçek delilleri mi, sizin seçtiklerinizi mi?”
Raven, Damien’a kısa bir bakış attı. Bu sorunun geleceğini tahmin etmiş gibiydi.
“Sinan’ın para transferleri, sanayi deposundaki görüntüleri, telefon kayıtları ve olay gecesi bulunduğu konum gerçek.”
“Aureth neden dosyada yok?”
Raven’ın sesi soğuktu.
“Çünkü kanıtlayamayacağınız bir isim, babanızın cinayet dosyasını güçlendirmez. Tam tersine bütün soruşturmayı komplo iddiasına dönüştürür.”
“Ne kadar düşüncelisiniz.”
“Düşünceli değilim. Sonuç odaklıyım.”
“Sonuç ne? Sinan içeride, babam mezarda, katili dışarıda.”
Raven’ın yüzünde pişmanlık görünmedi. Fakat sesi önceki kadar sert çıkmadı.
“Bu sonuç değil. Sürecin başlangıcı.”
Leyla bir adım daha yaklaştı.
“Benim babam sizin sürecinizin parçası değil.”
“Hayır. O, Victor’un meydan okumasının kurbanı.”
“Victor’un adını bu kadar rahat söyleyip neden yakalamıyorsunuz?”
“Çünkü elinizde onun emri verdiğini kanıtlayacak hiçbir şey yok.”
“Sinan gördü.”
“Sinan konuşursa bir tanığımız olur.”
Leyla başını görüşme kapısına çevirdi.
“O hâlde konuşacak.”
Raven elindeki dosyayı ona uzatmadı ancak kapağını açarak ilk sayfayı gösterdi. Sinan’ın avukatına verdiği kısa yazılı talep vardı:
Leyla Beren Yankı ile görüşmeden hiçbir isim vermeyeceğim. Kara kaplı defter hakkında bildiklerim var.
Leyla’nın kalbi hızlandı.
“Defterin yerini biliyor mu?”
“Bilmiyoruz,” dedi Raven. “Bunu söyleyerek seni buraya çekmeye de çalışıyor olabilir.”
“Niye?”
Damien cevap verdi.
“Kendisini korumamız için.”
Leyla ona baktı.
“Benden ne isteyebilir?”
“Evren’in onu cezaevinde öldürmesine engel olmamızı.”
Raven düzeltti:
“Ya da Victor’un.”
Leyla dosyadaki cümleyi yeniden okudu. Babasının son kaydı kulaklarında yankılandı.
Kara kaplı defteri bulmadan kimsenin söylediğine inanma.
“İçeri gireceğim.”
Damien yanına yaklaştı.
“Sinan seni öfkelendirmeye çalışırsa görüşmeyi bitir.”
“Bana ne söyleyeceğini öğretme.”
“Öğretmiyorum. Seni yönlendirmesine izin verme diyorum.”
“Beni yıllarca tanıdı. Nasıl konuşacağını bilir.”
“Bu yüzden söylüyorum.”
Leyla kapının koluna uzanmadan önce Damien’a döndü.
“Beni gerçekten dinleyecek misin?”
“Evet.”
“Ben çıkana kadar içeri girmeyeceksin.”
“Fiziksel bir tehlike olmadığı sürece girmeyeceğim.”
“Bağırırsam da gelme.”
Damien’ın kaşı hafifçe kalktı.
“Buna söz vermem.”
“Benim görüşmem.”
“Senin güvenliğin.”
Leyla cevap vermek üzereydi fakat Raven araya girdi.
“Süreniz başladı.”
Leyla gözlerini Damien’dan ayırıp kapıyı açtı.
Görüşme odası beklediğinden daha küçüktü. Ortada kalın camla ayrılmış iki bölüm ve her iki tarafta duvara bağlı telefonlar vardı. Sinan henüz getirilmemişti. Leyla sandalyeye oturmadı. Camın önünde ayakta beklerken kendi yansımasını gördü.
Solgun yüzünü, uykusuz gözlerini ve boynunda duran Astér Anahtarı’nı...
Bir hafta önce babasının cenazesinde siyahlar içinde duran genç kadınla bugün buraya gelen kişi aynı görünüyordu. Ama içinde aynı şeyler yoktu.
Karşı taraftaki kapı açıldığında iki infaz koruma memuru Sinan’ı içeri getirdi. Üzerinde koyu renk cezaevi kıyafeti vardı. Saçları dağılmış, birkaç gün içinde sakalları uzamıştı. Bileklerindeki kelepçeler çözülmeden sandalyeye oturtuldu.
Sinan başını kaldırıp Leyla’yı gördüğünde yüzündeki bütün savunma çöktü.
Leyla camın karşısında durmaya devam etti.
Sinan ahizeyi aldı.
Leyla birkaç saniye bekledikten sonra kendi tarafındaki telefonu kulağına götürdü.
İkisi de konuşmadı.
Yıllarca aynı evde bayram masalarına oturmuş, Erdem’in yaptığı şakalara birlikte gülmüş ve birbirlerine aile gibi davranmışlardı. Şimdi aralarında kurşun geçirmeyen kalın bir cam vardı.
Sessizliği ilk bozan Sinan oldu.
“Başın sağ olsun.”
Leyla’nın yüzünde hiçbir ifade değişmedi.
“Babam öldüğünde oradaydın.”
Sinan’ın boğazı hareket etti.
“Evet.”
“Bunu haberlerde söylemediler.”
“Savcıya henüz anlatmadım.”
“Bana anlatacaksın.”
“Anlatacağım.”
“Önce bir şeyi öğrenmek istiyorum.”
Sinan başını eğdi.
“Sor.”
“Ayin gecesi beni onlara sen mi verdin?”
Sinan’ın gözleri kapandı.
“Leyla—”
“Evet ya da hayır.”
Sinan birkaç saniye sustu.
“Evet.”
Leyla’nın ahizeyi tuttuğu eli sıkılaştı.
“Babam sana kardeşim diyordu.”
“Biliyorum.”
“Annem sana sofra kuruyordu.”
“Biliyorum.”
“Doğan seni aileden sanıyordu. Ben de sana amca diyordum.”
Sinan’ın gözleri doldu.
“Biliyorum.”
“Bildiğin hâlde benim adımı verdin.”
“Beni öldüreceklerdi.”
Leyla’nın dudaklarında acı bir gülümseme oluştu.
“İşte bunu merak ediyordum. Bir hafta boyunca seni düşünürken aklıma hep aynı soru geldi. İnsan, canını kurtarmak için başka birinin hayatını verirken ne hisseder?”
Sinan başını kaldırıp ona baktı.
“Korku.”
“Pişmanlık değil mi?”
“O sonra geliyor.”
“Babamı vurduklarında mı geldi?”
Sinan’ın yüzü gerildi.
“Olanları anlatmak için buradayım.”
“Hayır. Kendini kurtarmak için buradasın.”
“İkisi birden olabilir.”
“En azından ilk kez dürüst konuştun.”
Sinan derin bir nefes aldı.
“Ayin gecesinde beni öldüreceklerdi. Verilen görevleri tamamlayamadım. Mardin’de senin kolyeni gördüğümde yıllar önce açtığım bir dosyayı hatırladım. Astér sembolü oradaydı. Evren’in önünde tek kurtuluşumun bu bilgiyi vermek olduğunu düşündüm.”
“Beni tanıdığın için mi seçtin?”
“Seni seçmedim.”
“Adımı söyledin.”
“Leyla, o anda yalnızca hayatta kalmayı düşündüm.”
“Biliyorum. Babam öldürülürken de yalnızca hayatta kalmayı düşündün.”
Sinan bu kez cevap vermedi.
Leyla sandalyeye oturdu fakat gözlerini ondan ayırmadı.
“Depoda babama ne yaptılar?”
“Cahit sorguladı.”
“Ne öğrendi?”
“Kolyeyi nereden aldığını sordu. Erdem hatırlamadığını söyledi.”
“Babam yalan mı söyledi ?”
“Büyük ihtimalle.”
“Sonra?”
“Evren, serbest bırakılmasını emretti. Onu takip ederek anahtarın kaynağına ulaşmak istiyordu.”
“Sen mi çıkardın?”
“Evet.”
“Arabada sana ne söyledi?”
Sinan’ın gözleri doldu.
“Bir daha evine yaklaşmamamı.”
“Başka?”
“Kızlarına yaklaşmamamı.”
Leyla’nın çenesi titredi ancak sesini korudu.
“Sonra onu bıraktın.”
“Evet.”
“Babam ofisine gitti.”
“Bunu daha sonra öğrendim.”
“Victor’un adamları peşine düştü.”
“Evet.”
“Sen de onları takip ettin.”
Sinan başını yavaşça salladı.
“Eski göl yolunda buldum.”
Leyla birkaç saniye nefes alamadı. Önceden bildiği ayrıntılar, Sinan’ın ağzından çıkınca yeniden yaşanıyormuş gibi ağırlaşıyordu.
“Babam hayatta mıydı?”
“Evet.”
“Seni gördü mü?”
“Gördü.”
“Yardım istedi mi?”
Sinan’ın gözlerinden biri yanağına aktı.
“Hayır.”
“Neden?”
“Bana güvenmiyordu.”
Leyla’nın sesi sertleşti.
“Doğru yapmış.”
Sinan başını eğdi.
“Silahımı onlara doğrulttum.”
“Sonra?”
“Üç kişi vardı.”
“Sonra ne yaptın?”
Sinan konuşamadı.
Leyla ahizeyi biraz daha sıkı kavradı.
“Babamı öldürürlerken ne yaptın?”
“Silahımı bıraktım.”
Bu cümle, görüşme odasındaki bütün havayı çekip aldı.
Leyla uzun süre gözlerini kırpmadı.
“Ne?”
“Bana da silah doğrultmuşlardı.”
“Sen yine kendini seçtin.”
Sinan’ın sesi kırıldı.
“Evet.”
Leyla sandalyesinden yavaşça kalktı.
“Babam sana baktı mı?”
Sinan cevap vermek istemedi.
“Bana cevap ver.”
“Baktı.”
“Ne söyledi?”
Sinan’ın dudakları titredi.
“Yine kendini seçtin, dedi.”
Leyla gözlerini kapattı. Birkaç saniye boyunca yalnızca babasının yüzünü düşündü. Son anında karşısında yıllardır dostu sandığı adam durmuş, yine kendi canını seçmişti.
“Son sözü neydi?”
Sinan sustu.
Leyla cama yaklaşarak sesini yükseltti.
“Babamın son sözü neydi?”
“Özür diledim.”
“Ben sana onu sormadım.”
Sinan gözlerini Leyla’ya kaldırdı.
“Bunu Leyla’ya söyleme, dedi.”
Leyla’nın kaşları çatıldı.
“Neyi?”
“Özür dilediğimi.”
Leyla’nın yüzünde öfkeyle acı birbirine karıştı.
“Çünkü özrün umurunda değildi.”
Sinan başını eğdi.
“Biliyorum.”
“Tetiği kim çekti?”
“Siyah şapkalı bir adam.”
“Adı?”
“Lucien Graves.”
Güvenlik odasında Damien ile Raven aynı anda ekrana yaklaştı. Damien bu ismi daha önce Aureth’in eski saha kayıtlarında görmüştü. Victor’un emriyle çalışan, son birkaç yıldır resmî kayıtlarda görünmeyen bir infaz görevlisiydi.
Leyla konuşmaya devam etti.
“Nerede?”
“Bilmiyorum.”
“Yalan söyleme.”
“Victor’un sabit bir merkezi yok. Lucien emir aldığında farklı yerler kullanır.”
“Onu nasıl bulacağım?”
“Beni korursanız size ulaşabileceğim bir bağlantı veririm.”
Leyla’nın yüzündeki ifade buz gibi oldu.
“İşte sonunda asıl konuya geldik.”
“Burada öldürüleceğim.”
“Babam da öldürüldü.”
“Aureth konuşacağımdan şüpheleniyor. Victor da cinayeti gördüğümü biliyor.”
“Beni ilgilendirmiyor.”
“Beni çıkarın demiyorum. Canlı kalmamı sağlayın. Tek kişilik koğuş, güvenilir avukat ve korumalı nakil istiyorum.”
“Karşılığında?”
“Lucien’e ulaşabilecek bir isim.”
“Şimdi söyle.”
“Önce güvence.”
Leyla ahizeyi bir anda cama vurdu. Kalın cam sert bir ses çıkardı. Güvenlik odasında Damien anında doğruldu ancak içeri girmedi.
“Babamın cesedi daha bir haftadır toprağın altında!” diye bağırdı Leyla. “Sen hâlâ pazarlık yapıyorsun!”
Sinan irkildi.
“Ölürsem size yardım edemem.”
“Sen zaten yardım etmedin.”
“Defter hakkında bildiğim şey var.”
Leyla’nın öfkesi bir anlığına durdu.
“Ne biliyorsun?”
Sinan nefesini düzenlemeye çalıştı.
“Erdem’in arabasında değildi.”
“Polis de bulamadı.”
“Lucien’in adamları bagajı aradı ama acele ettiler. Erdem, defteri yanından çıkarmıştı. Ofisten ayrılırken ceketinin içindeydi.”
“Sonra nereye koydu?”
“Görmedim.”
“Bildiğini söyledin.”
“Onu vurduktan sonra aracı terk ederken Lucien’in adamlarından biri bagajın boş olduğunu söyledi. Fakat olay yerinde stepne bölmesinin açıldığını görmedim.”
Leyla’nın nefesi kesildi.
“Defter hâlâ arabada olabilir mi?”
“Olabilir.”
“Araba poliste.”
“Evet.”
“Niye daha önce söylemedin?”
“Kimin eline geçtiğini bilmeden konuşmak istemedim.”
Leyla alayla güldü.
“Yine kendini korudun.”
Sinan cevap vermedi.
“Katilin bağlantısını söyle.”
“Güvence verirseniz—”
Leyla ahizeyi yerine bırakmaya yöneldi.
Sinan aceleyle konuştu.
“Bekle!”
Leyla durdu fakat telefonu kulağından indirmedi.
“İsim.”
Sinan birkaç saniye boyunca camın arkasındaki genç kadına baktı. Erdem’in yüzünü, direksiyona düşen bedenini ve kızına söylediği son uyarıyı hatırladı.
“Azad Karmin.”
Leyla kaşlarını çattı.
“Kim?”
“Mardin’de eski çarşının arkasında bir antikacı. Dışarıdan sıradan görünür ama Victor’un haberleşme noktalarından biri. Lucien doğrudan gelmez. Mesajları Azad üzerinden alır.”
“Dükkânın adı?”
“Zerhân Antika.”
Leyla bu ismi zihnine kazıdı.
“Babamın kolyeyi aldığı antikacı o mu?”
“Bilmiyorum. Erdem’in yıllar önce gittiği yer yurt dışındaydı. Ama Azad, Astér’in ortaya çıktığını senden önce biliyordu.”
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Mardin’deki geceden iki gün önce Aureth’in içinde anahtarın hareket ettiğine dair haber yayıldı. Bilgiyi ilk kim getirdi bilmiyorum fakat Victor’un tarafı Şahmar Oteli’ne bizden önce ulaşmıştı.”
“Babama neden saldırdılar?”
“Defter yüzünden.”
“Defterde ne var?”
“Erdem’in Aureth hakkında topladığı notlar. Astér’in çizimleri. Antikacıdan kalan belgeler. Belki anahtarın kaynağı.”
“Belki mi?”
“Defteri görmedim.”
Leyla birkaç saniye sustu. Sinan’ın anlattıklarının ne kadarının gerçek, ne kadarının kendisini yaşatmak için kurulmuş olduğunu bilmiyordu. Fakat iki somut iz vardı.
Erdem’in aracındaki stepne bölmesi...
Ve Mardin’deki Zerhân Antika.
“Savcıya her şeyi anlatacaksın,” dedi Leyla.
Sinan’ın yüzü gerildi.
“Aureth adını verirsem—”
“Babam korktuğu hâlde araştırmaya devam etti.”
“Erdem’in ailesi vardı.”
“Senin de vardı. Ama onların sofrasına oturup onları sattın.”
“Leyla...”
“Savcıya Victor’u, Lucien’i, Cahit’i ve Evren’i anlatacaksın.”
Sinan başını iki yana salladı.
“Evren’in adını verirsem bu cezaevinden canlı çıkamam.”
Leyla’nın gözleri soğudu.
“Babam da çıkamadı.”
“Ben ölürsem Lucien’e ulaşamazsınız.”
“Azad’ın adını verdin.”
“Tek başına yetmez.”
“Gerisini Damien bulur.”
Sinan’ın bakışları bir an camın üzerindeki kameraya kaydı. Damien’ın dinlediğini biliyordu.
“Damien’a güvenme.”
Leyla’nın yüzünde küçük bir değişiklik oldu.
“Neden?”
“Çünkü Aureth yalnızca Evren’den ibaret değil. Damien o dünyanın içinde doğdu. Sana yardım ederken seni kendi gerçeğine götürüyor olabilir.”
“Senin güven konusunda fikir vermen komik.”
“Baban da Şahmarlardan şüpheleniyordu.”
Leyla’nın nefesi durdu.
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Erdem, Mardin’den döndükten sonra Damien’ın annesiyle ilgili eski kayıtları araştırdı.”
“Ne buldu?”
“Bilmiyorum.”
“Yalan söylüyorsun.”
“Gerçekten bilmiyorum. Yalnızca Asuman Şahmar’ın ölüm tarihini, Alistair Blackthorne’un görev kayıtlarını ve Şahmar Oteli’nin eski çalışanlarını araştırdığını gördüm.”
Güvenlik odasında Damien’ın yüzü tamamen değişti. Raven da bunu fark ederek ona baktı.
Leyla camın arkasındaki Sinan’a yaklaşarak sordu:
“Babam neden Asuman’ı araştırıyordu?”
“Astér yüzünden olabilir.”
“Damien’ın annesiyle kolyenin ne ilgisi var?”
“Bunu kara kaplı defter söyleyecek.”
Sinan geriye yaslandı. Yirmi dakikalık sürenin bitmek üzere olduğunu gösteren ışık yandı.
“Leyla, sana yaptığım şeyin affı olmadığını biliyorum.”
“Bilmiyorsun.”
“Erdem’i kurtaramadım.”
“Hayır. Kurtarmadın.”
“Fakat katilini bulmana yardım edebilirim.”
Leyla ahizeyi yerine bırakmadan önce son kez sordu:
“Babam korktu mu?”
Sinan’ın gözleri doldu.
“Hayır.”
“Yalan söyleme.”
“Korktu ama belli etmedi. Son ana kadar seni düşündü.”
Leyla’nın çenesi titredi.
“Bunu zaten biliyorum.”
Ahizeyi yerine bıraktı.
Görevliler Sinan’ı kaldırırken adam son kez cama döndü. Leyla ise arkasını çevirdi. Kapı açıldığında dışarı çıktı ancak Damien’ın yüzüne bakmadı. Raven elindeki dosyaya yeni isimleri not ediyordu.
“Erdem Bey’in aracı hangi emniyet otoparkında?” diye sordu Leyla.
Raven cevap verdi:
“Adli emanette.”
“Stepne bölmesine bakılmış mı?”
“Delil tutanağında özel olarak yazmıyor.”
“Hemen gideceğiz.”
Damien önüne geçti.
“Mardin’e giden uçak bekliyor.”
“Babamın defteri o araçta olabilir.”
“Önce ekibi göndeririz.”
“Hayır.”
“Leyla—”
“Babam bana defteri bulmadan kimseye inanmamamı söyledi. Ben görmeden kimsenin bulduğuna da inanmayacağım.”
Damien birkaç saniye sessizce ona baktı. Leyla’nın gözlerindeki öfkenin altında yeni bir şey vardı. Sinan’la görüşmeye girmeden önce yalnızca intikam isteyen bir kadınken şimdi elinde gerçek bir iz bulunuyordu.
“Peki,” dedi Damien. “Önce araca bakacağız.”
Leyla onun yanından geçerken durdu.
“Sinan, babamın anneni araştırdığını söyledi.”
Damien’ın yüzü kapandı.
“Duydum.”
“Bana bunun nedenini açıklayacaksın.”
“Bilmiyorum.”
“İlk kez mi gerçekten bilmiyorsun?”
Damien’ın bakışları Leyla’nın gözlerine yerleşti.
“Evet.”
“Öyleyse ikimiz de kara kaplı defteri bulmak zorundayız.”
Damien bu cümle karşısında sessiz kaldı.
Birlikte hareket etmeyi kabul etmiş değillerdi. Birbirlerine hâlâ güvenmiyorlardı. Fakat Erdem’in sakladığı defter, artık yalnızca Leyla’yı babasının katiline değil, Damien’ı da annesinin geçmişine götürebilecek tek yoldu.
Raven yanlarına gelerek alçak sesle konuştu:
“Sinan’ın verdiği Azad Karmin ismi Aureth’in eski kayıtlarında geçiyor.”
Damien başını ona çevirdi.
“Victor bağlantısı?”
“Doğrudan görünmüyor. Fakat on iki yıl önce Asuman Şahmar’ın kayboluşundan sonra sorgulanan isimlerden biri.”
Damien’ın yüzündeki bütün renk çekildi.
Leyla bu tepkiyi fark etti.
“Annenin ölümünden sonra mı?”
Raven cevap vermedi.
Damien’ın bakışları karanlık koridorun sonuna kaydı.
Annesinin ölümünün kesin olduğunu yıllarca düşünmüştü. Şimdi Erdem’in neden onun geçmişini araştırdığı, Azad Karmin’in Asuman’ın kayboluşuyla nasıl bir bağlantısı olduğu ve Astér’in neden Leyla’nın boynunda bulunduğu aynı sorunun etrafında birleşiyordu.
Leyla, emanetten aldığı çantasını omzuna taktı.
“Gidiyoruz.”
Damien bu kez onu durdurmadı.
Cezaevinin ağır demir kapıları arkalarında kapanırken Leyla artık yalnızca Mardin’e dönmüyordu. Önce babasının son bıraktığı izi, kara kaplı defteri bulacaktı. Ardından Zerhân Antik’e gidecek ve karşısına kim çıkarsa çıksın cevaplarını alacaktı.
Sinan camın arkasında kalmıştı.
Fakat ihaneti, Leyla’nın peşinden dışarı çıkmıştı.
KANIN ARDINDAKİ İZ
Cezaevinden çıktıklarında gece iyice ilerlemişti. Gökyüzü kapkaranlıktı; soğuk, açık alanda daha sert hissediliyordu. Ege, bekleme binasının önündeki metal bankta oturmuş onları bekliyordu. Leyla’yı görünce hemen ayağa kalktı ancak yüzündeki ifadeden görüşmenin nasıl geçtiğini sormaya cesaret edemedi.
Leyla’nın gözleri kızarmıştı. Ağlamamıştı belki ama Sinan’ın karşısında duyduğu her cümle yüzüne ayrı bir iz bırakmıştı.
Ege yanına yaklaştı.
“Ne söyledi?”
Leyla yürümeyi bırakmadan cevap verdi.
“Babam öldürülürken oradaymış.”
Ege olduğu yerde durdu.
“Ne?”
“Silahı bırakmış. Kendi canını kurtarmış ve babamın vurulmasını izlemiş.”
Ege’nin çenesi kasıldı.
“O şerefsiz…”
“Bir de babamdan özür dilemiş.”
“Babam ne demiş?”
Leyla birkaç saniye sustu. Sinan’ın camın arkasından söylediği cümle yeniden kulaklarında yankılandı.
“Bunu Leyla’ya söyleme, demiş.”
Ege bakışlarını yere indirdi. Erdem’in son anında bile kızını düşündüğünü bilmek, öfkesini daha ağır bir acıya dönüştürmüştü.
Kael aracın kapısını açarken Raven yanlarına geldi.
“Adli emanet birimiyle konuştum. Araç hâlâ kriminal incelemenin ardından teslim sırasını bekliyor. Savcılıktan arama tutanağını genişleten ek izin çıktı.”
Leyla ona döndü.
“Ne kadar sürer?”
“Yirmi dakika içinde orada olabiliriz.”
“Gidiyoruz.”
Raven’ın gözleri Damien’a kaydı. Leyla’nın artık kararını kimseye sormadığını ikisi de fark etmişti.
Damien arabaya binmeden önce Ege’ye baktı.
“Seni eve bırakabiliriz.”
Ege’nin cevabı sertti.
“Ben de geliyorum.”
“Adli emanet alanına girmen mümkün olmayabilir.”
“Dışarıda beklerim.”
Leyla yorgun bir sesle araya girdi.
“Ege, saat çok geç oldu.”
“Sen ne zamandır uyumuyorsun?”
“Konumuz bu değil.”
“Sen gittiğin sürece ben de geliyorum.”
Leyla kuzenine karşı çıkacak gücü kendinde bulamadı. Başını sallayıp arka koltuğa geçti. Damien yanına otururken Raven başka bir araçla arkalarından gelecekti.
Kael motoru çalıştırdı. Cezaevinin yüksek duvarları geride kalırken araçta kimse konuşmadı. Leyla, babasının ölüm gecesini Sinan’ın anlattığı hâliyle zihninde tekrar tekrar görüyordu. Erdem yerdeydi. Karşısında silahlı adamlar vardı. Sinan gelmişti. Babası bir anlığına kurtulabileceğini düşünmüş müydü? Eski dostunun gerçekten onun için savaşacağına inanmış mıydı?
Sonra Sinan silahını bırakmıştı.
Yine kendisini seçmişti.
Leyla ellerini yumruk hâlinde dizlerinin üzerine bastırdı. Damien, parmaklarının titrediğini fark etti.
“Sinan’ın anlattığı her şeyi gerçek kabul etme.”
Leyla başını ona çevirmedi.
“Babamın öldüğünü uydurmadı.”
“Hayır.”
“Orada olduğunu da.”
“Büyük ihtimalle hayır.”
“Tetiği çeken adamın adını verdi.”
“Lucien Graves adı gerçek.”
Leyla bu kez ona baktı.
“Onu tanıyor musun?”
“Şahsen değil.”
“Ama kim olduğunu biliyorsun.”
“Aureth’in eski saha kayıtlarında adı geçiyordu. Victor için çalışan bir infazcı. Kimlik değiştirir, aynı yerde uzun süre kalmaz. Yıllardır resmî kayıtlarda ölü göründüğü bile söyleniyor.”
“Babamı öldürdükten sonra nereye gitti?”
“Bulacağız.”
“Her şeye aynı cevabı veriyorsun.”
“Çünkü şu an söyleyebileceğim tek gerçek bu.”
Leyla acı bir ifadeyle başını çevirdi.
“Sinan da yardım edebilirim dedi.”
“Ben Sinan değilim.”
“Bunu henüz bilmiyorum.”
Damien’ın yüzü gerildi ama cevap vermedi. Leyla’nın ona güvenmemek için sebepleri vardı. Sinan’ın sözleri, Erdem’in Damien’ın annesini araştırdığını söylemesi ve Aureth’in içindeki konumu, aralarındaki bütün şüpheleri daha da büyütmüştü.
Ege ön koltuktan arkasına döndü.
“Lucien kim?”
Leyla hemen karşılık verdi.
“Ege.”
“Babama ne olduğunu öğrenmek istiyorum.”
“Erdem senin baban değildi,” dedi Leyla istemeden.
Ege’nin yüzü anında değişti.
Leyla söylediği cümlenin sertliğini fark edince gözlerini kapattı.
“Öyle demek istemedim.”
“Ne demek istedin?”
“Bu işin içine daha fazla girmeni istemiyorum.”
“Dayımı babam gibi seviyordum. Bunu bilmek için soyadımızın aynı olması gerekmiyor.”
“Biliyorum.”
“Hayır, bilmiyorsun. Bir haftadır hepimizi dışarıda bırakıyorsun. Acını kimseyle paylaşmadığın gibi gerçeği de paylaşmıyorsun.”
Leyla’nın sesi alçaldı.
“Gerçeği paylaşırsam seni de hedef yapabilirim.”
Ege bir an Damien’a baktı.
“Bunu o mu söyledi?”
“Hayır.”
“Onun gibi konuşuyorsun.”
Bu cümle Leyla’yı susturdu. Babasının yaptığı hatayı tekrarlamamak için yola çıkmıştı ama daha ilk geceden aynı gerekçelerin arkasına sığınıyordu.
“Lucien Graves, babamı vuran kişi,” dedi sonunda. “Victor Ravenscroft için çalışıyor.”
Ege’nin yüzü sertleşti.
“Victor kim?”
“Henüz tam olarak bilmiyorum.”
Damien araya girdi.
“Aureth’in içinde Evren Valerian’a karşı güç toplamaya çalışan biri.”
Ege kaşlarını çattı.
“Aureth dediğiniz şey suç örgütü mü, tarikat mı, cemiyet mi?”
Damien birkaç saniye düşündü.
“Bunların hiçbirine tam olarak benzemiyor. Hepsinden parçalar taşıyor.”
“Sen de üyesin.”
“Evet.”
“Leyla’yı izleyenler de sizin adamlarınız.”
“Bir kısmı.”
Ege alaycı bir kahkaha attı.
“Ne kadar normal bir gece geçiriyoruz.”
Kael dikiz aynasından ona baktı.
“Normal olan çoktan bitti.”
“Bunu fark ettim.”
Araç adli emanet yerleşkesine yaklaştığında Raven’ın aracı yanlarına geldi. İki araç yüksek duvarlarla çevrili alana girdikten sonra kontrol noktasında durduruldu. Kimlikler ve savcılık izni incelendi. Ege’nin içeri giremeyeceği kesinleşince güvenlik binasında beklemesi gerekti.
Ege bu kez itiraz etmedi. Araçtan inerken Leyla’ya döndü.
“Ne bulursan saklama.”
Leyla başını salladı.
“Tamam.”
“Gerçekten.”
“Elimden geldiğince anlatacağım.”
Ege yüzünü buruşturdu.
“Yine aynı cümle.”
Leyla bu kez onun elini tuttu.
“Ne bulduğumuzu önce anlamam gerek. Sonra anlatacağım.”
Ege birkaç saniye gözlerine baktıktan sonra elini çekti.
“Bekliyorum.”
Leyla, Damien, Kael ve Raven görevlinin arkasından otoparkın kapalı bölümüne geçti. Büyük demir kapı açıldığında içeride sıra sıra dizilmiş hasarlı araçlar görünüyordu. Bazılarının camları kırılmış, bazıları çarpışmanın etkisiyle tanınmaz hâle gelmişti.
Erdem’in aracı en arka sıradaydı.
Leyla arabayı gördüğü anda durdu.
Kırık sürücü camı naylonla kapatılmıştı. Kapıda olay yeri inceleme tozları, koltukta kurumuş kan lekeleri ve direksiyonun üzerinde hâlâ silinememiş koyu izler vardı.
Bir hafta önce babası bu arabanın içinde ölmüştü.
Leyla’nın nefesi sıklaştı.
Damien ona yaklaşmak istedi ancak elini uzatmadan durdu.
“İçeri girmek zorunda değilsin.”
Leyla gözlerini araçtan ayırmadı.
“Defter oradaysa girmek zorundayım.”
“Biz bakabiliriz.”
“Babam bana bıraktı.”
“Bundan emin değiliz.”
“Sinan’ın söylediği doğruysa orada.”
Raven, görevliye ek arama belgesini uzattı. Görevli kilitli delil poşetindeki araç anahtarını çıkararak tutanağı imzaladı.
“İlk incelemede torpido, koltuk altları, bagaj ve kişisel eşyalar kontrol edildi. Araç henüz aileye teslim edilmediği için her işlem kayıt altına alınacak.”
Leyla başını salladı.
“Stepne bölmesine bakılmış mı?”
Görevli elindeki ilk tutanağı inceledi.
“Bagaj kontrol edilmiş. Fakat stepne ayrı olarak belirtilmemiş.”
Raven soğuk bir sesle konuştu.
“O hâlde ayrıntılı incelenmemiş.”
Görevli bu sözden hoşlanmamış görünse de karşılık vermedi. Kamera kaydı açıldıktan sonra aracın bagajı açıldı.
Leyla’nın ayakları hareket etmiyordu. Gözleri istemsizce sürücü koltuğuna kaydı. Kurumuş kanın bir kısmı başlığın arkasından aşağıya doğru uzanıyordu.
Damien önüne geçerek görüşünü kapattı.
“Bagaja bak.”
Leyla öfkelenecek gibi oldu ama Damien’ın neden yaptığını anlayınca sessiz kaldı. Onun ardından bagaja yaklaştı.
İçeride Erdem’in eski ceketi, birkaç dosya, yedek ayakkabısı, araç bakım çantası ve poşetler vardı. Eşyaların çoğu delil incelemesi sırasında yer değiştirmişti.
Kael bagaj tabanındaki halıyı kaldırdı.
Altında plastik bir kapak vardı.
Görevli eldivenlerini takarak kapağı açtı. Stepne ve kriko göründü.
İlk bakışta başka hiçbir şey yoktu.
Leyla’nın omuzları düştü.
“Yok.”
Damien çömelip fenerini içeri tuttu.
“Bekle.”
Stepnenin yanındaki plastik çerçevenin bir kısmında ince bir çizik vardı. Diğer yüzeylere göre daha yeni görünüyordu. Damien parmaklarını kenar boyunca gezdirdi.
“Bu parça çıkarılmış.”
Görevli karşı çıktı.
“Standart gövde kaplaması.”
“Hayır,” dedi Kael. “Klipsin biri farklı.”
Raven görevliye baktı.
“Çıkarın.”
Görevli küçük bir aparatla plastik kısmı kaldırmaya çalıştı. İlk denemede hareket etmedi. Damien eldiven giyerek kenarını kavradı ve dikkatlice yukarı çekti.
Plastik panelin altında dar bir boşluk açıldı.
İçeride koyu renk bir kumaşa sarılmış dikdörtgen bir paket vardı.
Leyla’nın kalbi hızlandı.
“Bu o.”
Görevli paketi çıkarmak için uzandığında Leyla eliyle durdurdu.
“Ben alacağım.”
“Delil niteliğinde olabilir.”
“Babamın kişisel eşyası.”
Raven araya girdi.
“Önce kayıt altına alınacak. Sonra savcılık izniyle kendisine teslim edilebilir.”
Leyla dişlerini sıktı.
“Bir haftadır burada duruyor. Şimdi mi delil olduğunu hatırladınız?”
Görevli sertleşti.
“Hanımefendi, prosedür—”
“Prosedürünüz babamın arabasının altındaki gizli bölmeyi bile bulamamış.”
Damien, Leyla’nın koluna hafifçe dokundu.
“Bulduk. Şimdi kaybetmemek için doğru ilerleyelim.”
Leyla ona baktı. Karşı çıkmak istiyordu ama defterin yeniden elinden alınması ihtimali onu korkutuyordu. Geri çekildi.
Paket fotoğraflandıktan sonra kumaş dikkatlice açıldı.
Kara kaplı defter ortaya çıktı.
Kenarları aşınmış, kapağında yağmurdan kalan küçük lekeler oluşmuştu. Ortasında hiçbir yazı yoktu. İnce deri kayışla kapatılmıştı.
Leyla, babasının elinde birkaç kez gördüğü defteri hemen tanıdı.
“Bu.”
Sesi güçlükle çıkmıştı.
Görevli defteri şeffaf delil poşetine koymaya hazırlanırken Raven telefonunu çıkardı.
“Savcıyla konuşuyorum.”
“Burada açacağım,” dedi Leyla.
“Önce parmak izi incelemesi yapılmalı.”
“Babamın parmak izini bulacaksınız. Başka ne bekliyorsunuz?”
“Defteri başka biri de tutmuş olabilir.”
Damien, defterin kumaş içinde saklanmış hâline baktı.
“Victor’un adamları bulmuş olsaydı burada kalmazdı.”
Raven kısa görüşmesini tamamladı.
“Yüzey incelemesi burada yapılacak. Ardından aileye geçici teslim tutanağı düzenlenecek. İçeriği soruşturmayı ilgilendirirse kopyası dosyaya girecek.”
Leyla başını salladı.
“Tamam.”
Mobil inceleme ekibinin gelmesi yaklaşık yirmi dakika sürdü. Bu süre boyunca Leyla aracın yanında ayakta bekledi. Gözlerini defterden ayıramıyordu.
Damien birkaç adım ötede Raven’la alçak sesle konuşuyordu.
“Azad’ın Asuman’ın kayboluş dosyasında ne işi var?”
“Dosyanın tamamı bende değil.”
“Sen adını daha önce biliyor muydun?”
“Bir kez görmüştüm. Yıllar önce Hazer’in arşivinde. Narin Yılmaz, Azad Karmin ve iki farklı isim aynı sorgu listesinde geçiyordu.”
“Niye bana söylemedin?”
“Çünkü annenin öldüğü kabul edilmişti. Eski bir sorgu listesindeki her ismi sana taşımanın anlamı yoktu.”
Damien’ın yüzü sertleşti.
“Şimdi var.”
“Şimdi Erdem’in neden Asuman’ı araştırdığını da öğrenmemiz gerekiyor.”
Leyla konuşmaların bir kısmını duymuştu. Yanlarına yaklaştı.
“Narin Yılmaz kim?”
Damien cevap vermeden önce Raven konuştu.
“Şahmar ailesinin eski çalışanlarından biri.”
“Babam onu da mı araştırıyordu?”
“Sinan öyle söyledi.”
“Annenle bağlantısı ne?” diye sordu Leyla, doğrudan Damien’a bakarak.
Damien’ın cevabı kısaydı.
“Onu çocukluğumdan hatırlamıyorum. Annemin gençlik yıllarında yanında çalıştığını biliyorum.”
“Öldü mü?”
Raven’la Damien arasında kısa bir bakışma yaşandı.
“Kayıtlara göre yıllar önce,” dedi Damien.
Leyla bu cevabın içindeki tereddüdü fark etti.
“Emin değilsin.”
“Şu an hiçbir şeyden emin değilim.”
“Buna alışman zor olacak.”
Damien gözlerini ona dikti.
“Sen alıştın mı?”
“Hayır. Bu yüzden defteri açmak için bekliyorum.”
İnceleme tamamlandığında defterde Erdem’in parmak izlerinin dışında kullanılabilir net bir iz bulunmadığı bildirildi. Leyla teslim tutanağını imzaladıktan sonra kara kaplı defteri iki eliyle tuttu.
Kapağa dokunduğu anda boğazı düğümlendi.
Babasının parmaklarının aynı derinin üzerinde dolaştığını düşündü. Belki son notlarını yazarken elleri titremişti. Belki öldürüleceğini anlamış ve Leyla’nın bu defteri bir gün bulacağına inanmıştı.
“Arabada açmayalım,” dedi Damien.
Leyla gözlerini ondan ayırmadan deri kayışı çözdü.
“Burada açacağım.”
İlk sayfada Erdem’in el yazısıyla tek bir cümle bulunuyordu:
Bu defter bana bir şey olursa Leyla Beren Yankı’ya teslim edilecektir.
Leyla parmaklarını babasının yazısının üzerinde gezdirdi. Gözleri doldu fakat sayfayı çevirdi.
İlk bölümlerde tarih sırasına göre yazılmış kısa notlar vardı. Sinan’ın açıklayamadığı para hareketleri, banka hesapları, görüştüğü kişiler ve kullandığı araçların plakaları listelenmişti. Bazı sayfalarda Erdem’in Mardin seyahatinden önceki şüpheleri yer alıyordu.
Sinan son aylarda sık sık Mardin’e gidiyor. Bana parti işi olduğunu söylüyor fakat resmî programlarda adı yok.
Bir sonraki sayfada Şahmar Oteli’nin dışarıdan çekilmiş fotoğrafı yapıştırılmıştı.
Otelin bilinen katlarıyla proje kayıtları uyuşmuyor. Yapı altında sonradan kapatılmış bölümler bulunabilir.
Leyla, Damien’a baktı.
“Otelin projelerini nereden bulmuş?”
“Milletvekili olarak arşivlere erişmiş olabilir.”
“Altında ne olduğunu biliyordu.”
“Şüpheleniyordu.”
“Doğru şüphelenmiş.”
Sayfaları çevirdikçe notlar daha karmaşık hâle geliyordu. Bazı yerlerde Aureth’e ait sembollerin kabaca çizilmiş şekilleri vardı. Erdem bu sembolleri oteldeki duvarlardan, yüzüklerden ve Sinan’ın eşyalarından kopyalamıştı.
Bir sayfanın ortasında büyük harflerle AURETH yazıyordu.
Altında şu not bulunuyordu:
Bir cemiyetten daha büyük, bir inançtan daha örgütlü. Siyasi, ekonomik ve tarihî bağları var. Sinan alt kademede. Şahmar ailesi merkezde olabilir fakat bütün aile üyeleri aynı tarafta görünmüyor.
Leyla gözlerini Damien’a kaldırdı.
“Bütün aile üyeleri aynı tarafta değil.”
Damien’ın yüzünde belli belirsiz bir değişiklik oldu.
“Baban insanları gözlemlemeyi biliyordu.”
“Senin hangi tarafta olduğunu anlamış mı?”
“Devam et.”
Leyla bakışlarını sayfaya indirdi.
Bir sonraki bölümde Astér Anahtarı’nın ayrıntılı bir çizimi vardı. Erdem, kolyenin zincirini, koyu taşını ve üzerindeki sembolleri tek tek kopyalamıştı.
Çizimin altına şu cümle yazılmıştı:
Kolyeyi aldığım antikacı, onu özellikle Leyla’ya vermemi istedi. Kızımı hiç görmemişti. İsmini nereden bildiğini açıklamadı. O gün söylediklerini yıllarca anlamsız sandım: “Anahtar evini kendi bulur.”
Leyla’nın nefesi kesildi.
“Antikacı benim adımı biliyormuş.”
Damien deftere yaklaşarak yazıya baktı.
“Erdem bunu sana hiç anlatmadı mı?”
“Hayır.”
“Antikacının adı?”
Leyla sonraki satırları okudu.
Dükkânın sahibinin gerçek adı belirsiz. Kendini Elias olarak tanıttı. Ödeme belgesinde farklı isim vardı. Dükkânda yalnız değildi. Arka odada yüzünü göremediğim bir kadın bulunuyordu. Astér’i bana veren asıl kişinin o kadın olduğunu düşünüyorum.
Damien’ın bakışları sertleşti.
“Kadını tarif etmiş mi?”
Leyla sayfayı çevirdi. Küçük bir paragraf daha vardı:
Kadının yüzünü görmedim. Türkçe konuştu. Sesi genç değildi fakat yaşlı da değildi. “Leyla büyüdüğünde anahtar da uyanacak,” dedi. Neden kızımı seçtiklerini sorduğumda cevap vermedi.
Defterin arasından solmuş bir fiş düştü. Kael eğilip aldı. Üzerindeki ülke ve şehir adı silinmişti ancak dükkân damgasında yarım bir sembol görünüyordu.
Raven kâğıdı ışığa tuttu.
“Bu Aureth mührü değil.”
Damien dikkatlice inceledi.
“Astér’in eski biçimi olabilir.”
Leyla sayfalara devam etti. Erdem, Mardin dönüşünün ardından araştırmasını hızlandırmıştı.
Asuman Şahmar’ın ölüm kaydıyla resmî tarih birbirini tutmuyor. Ölüm belgesi Londra’da düzenlenmiş, cenaze kaydı Mardin’de görünmüyor. Hazer Şahmar defin yeri konusunda konuşmuyor. Alistair Blackthorne’un ölümünden önce Asuman’la iletişim kurduğu söyleniyor.
Damien’ın yüzündeki bütün ifade silindi.
Leyla yavaşça ona baktı.
“Baban da annenin ölümüyle ilgili bir şeylerin yanlış olduğunu düşünmüş.”
Damien defteri eline almak için uzandı.
Leyla hemen geri çekti.
“Babamın defteri.”
“Benim annemden bahsediyor.”
“Birlikte okuyacağız.”
Damien’ın çenesi kasıldı.
“Leyla.”
“Benden bilgi sakladığın kadar ben de senden saklayabilirim.”
“Bunu oyun hâline getirme.”
“Ben oyun oynamıyorum.”
Raven araya girdi.
“Defteri burada tartışarak okumaya devam etmek doğru değil. Araçta güvenli bir yerde inceleyelim.”
Leyla sayfayı kapatmak üzereyken alt kısımda sıkıştırılmış bir not fark etti.
Narin Yılmaz — ölüm kaydı bulunamadı. Asuman Şahmar’ın kaybolduğu tarihten sonra ülke dışına çıktığına dair şüpheli bir kayıt var. Azad Karmin’le aynı şehirde görülmüş olabilir.
Damien yazıyı okuduğunda nefesi ağırlaştı.
“Kaybolduğu tarih…”
Leyla onun kullandığı kelimeyi yakaladı.
“Öldüğü değil mi?”
Damien cevap vermedi.
Raven defterdeki satıra dikkatlice baktı.
“Erdem, Asuman’ın ölümünü değil kayboluşunu araştırmış.”
“Bu, onun yaşadığı anlamına gelmez,” dedi Damien sertçe.
“Kimse öyle demedi,” diye karşılık verdi Leyla.
“Ama düşünüyorsun.”
“Sen düşünmüyor musun?”
Damien gözlerini kapatıp bir an başını yana çevirdi. Yıllardır annesinin öldüğünü kabul ederek yaşamıştı. Şimdi Erdem’in birkaç satırı, çocukluğundan beri üzerine kurduğu bütün geçmişi sarsmaya yetiyordu.
“Devam et,” dedi sonunda.
Leyla birkaç sayfa daha çevirdi. Bazı kısımlar şifreliydi. Harflerin yerine semboller, sayılar ve oklar kullanılmıştı. Erdem belli ki defter ele geçirilirse bütün bilgilerin kolayca okunmasını istememişti.
Son yazılı sayfalara yaklaştıklarında el yazısı daha aceleci ve bozuk hâle geliyordu.
Mardin’de Leyla’nın kolyesini görenler yalnızca Aureth değildi. Damien onu fark etti. Evren’in adamları da. Üçüncü bir tarafın Victor olabileceğinden şüpheleniyorum.
Bir sonraki satırda Damien’ın adı yeniden geçiyordu:
Damien Hazar Şahmar, Leyla’ya yaklaşırken kolyeye bakıyor fakat davranışlarında Evren’in adamlarından farklı bir şey var. Güvenilmemeli; ancak doğrudan düşman kabul edilmemeli. Annesinin geçmişi onu Astér’e bağlayabilir.
Leyla, Damien’ın yüzüne baktı.
“Babam senin hakkında karar verememiş.”
“Akıllı adammış.”
“Sen de karar veremediğin insanları böyle mi izliyorsun?”
“Genellikle.”
“Ne kadar sağlıklı.”
Damien, ilk kez çok kısa bir gülümsemeyle başını eğdi. Fakat Asuman’la ilgili notların ağırlığı yüzünden ifade hemen kayboldu.
Son sayfada yalnızca birkaç kelime vardı:
Zerhân Antika — Azad Karmin.
Şahmar Oteli — eski kütüphane.
On üçüncü kitap.
Altında daire içine alınmış tek bir sayı bulunuyordu:
13
Leyla parmaklarını sayının üzerinde gezdirdi.
“On üçüncü kitap ne?”
Damien ile Raven aynı anda sustu.
Leyla başını kaldırdı.
“Biliyorsunuz.”
Damien, Kael’e ve görevliye kısa bir bakış attı.
“Burada konuşmayacağız.”
“Yine başlıyoruz.”
“Leyla, bu alan kameralarla kayıt altında.”
Raven daha alçak bir sesle ekledi:
“Şahmar Oteli’nin eski kütüphanesinde belirli bir kitabın arkasında mekanizma olduğu söylenir.”
Leyla’nın gözleri büyüdü.
“Nereye açılıyor?”
Damien’ın cevabı sertti.
“Aşağıya.”
“Ritüel salonuna mı?”
“Koridorlara.”
Leyla Mardin’de ayin gecesi Sinan’ı takip ettiği anı hatırladı. Ege onu koridorda yakalayıp odasına göndermişti. Birkaç dakika daha ilerlese belki o gizli geçide ulaşacaktı.
“Babam oraya girmiş olabilir mi?”
“Hayır,” dedi Damien. “Girseydi hayatta çıkması zor olurdu.”
Leyla acı bir gülümsemeyle defteri kapattı.
“Zaten hayatta çıkmadı.”
Bu cümlenin ardından kimse cevap veremedi.
Leyla defteri göğsüne bastırdı. Babasının kanının hâlâ görülebildiği araca son kez baktı.
“Şimdi Mardin’e gidiyoruz.”
Damien başını salladı.
“Önce güvenli bir yerde defterin tamamının kopyasını çıkaracağız.”
“Hayır.”
“Tek kopyayla hareket edemeyiz.”
“Babamın defterini kimseye vermeyeceğim.”
“Vermeyeceksin. Kael tarayacak, şifreli kopya oluşturacak ve orijinal sende kalacak.”
Leyla birkaç saniye düşündü.
“Polise gitmeyecek.”
Raven karşılık verdi.
“Cinayetle doğrudan ilgili kısımlar soruşturma dosyasına girmek zorunda.”
“Aureth’in adı yine çıkarılacak mı?”
Raven’ın yüzü soğudu.
“Babanın katiline ulaşmamızı sağlayacak isimleri saklamayacağım.”
“Evren’i de mi?”
Raven sustu.
Leyla alayla başını salladı.
“Cevabımı aldım.”
Raven ona yaklaşarak sesini düşürdü.
“Evren’i dosyaya yazmak onu tutuklamaz. Savcıya verdiğiniz isim ertesi gün soruşturmayı yürüten herkesin ölüm listesine dönüşür. Gerçek dünyada yalnızca doğruyu söylemek yetmez; o doğruyu hayatta tutacak güce de ihtiyacınız vardır.”
“Babamın gücü yoktu diye mi öldü?”
Raven’ın bakışları sertleşti.
“Baban tek başına kaldığı için öldü.”
Leyla ona doğru bir adım attı.
“Artık ben tek başıma değilim.”
Bu sözün ardından gözleri önce Raven’a, sonra Kael’e ve en son Damien’a kaydı. Birbirlerine güvenmiyorlardı. Aynı amaçlarla hareket etmiyorlardı. Fakat Erdem’in defteri, hepsini aynı yolun üzerine sürüklemişti.
Damien gözlerini Leyla’dan ayırmadan konuştu.
“Hayır. Değilsin.”
Leyla defteri çantasına yerleştirirken arka kapak kısmında hafif bir kabarıklık fark etti. Parmağıyla deri astarı yokladığında iç tarafta ince bir cep olduğunu anladı.
“Bekleyin.”
Gizli bölmeden küçük, katlanmış bir kâğıt çıkardı.
Kâğıdın üzerinde Erdem’in el yazısıyla yalnızca Leyla’ya hitap eden kısa bir not vardı:
Çöl çiçeğim, defteri bulduysan Mardin’e dönmek isteyeceğini biliyorum. Orada ilk olarak otele değil, eski çarşıdaki Zerhân Antika’e git. Fakat Azad’a adını söyleme. Astér’i görmesine de izin verme. Dükkânda on üçüncü rafı bul. Aradığın ilk cevap orada.
Notun altında aceleyle eklenmiş son bir cümle vardı:
Damien seninle gelirse, annesinin fotoğrafını yanında getirmesini iste.
Leyla notu sessizce Damien’a uzattı.
Damien okuduğunda yüzü dondu.
“Annemin hangi fotoğrafı?”
Leyla defterin arasındaki Astér çizimine baktı.
“Boynunda aynı sembolün olduğu fotoğraf.”
Damien’ın gözleri keskinleşti.
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Sen Mardin’de odanda o fotoğrafa bakıyordun.”
Damien bir an sustu. Leyla’nın o gece gördüğünü bilmiyordu.
“Yanında mı?”
“Hayır.”
“Alacağız.”
“Uçak bizi bekliyor.”
“İstanbul’daki eve uğramak zorundayız.”
Leyla başını iki yana salladı.
“Babam özellikle fotoğrafı istemiş. Demek ki onsuz gitmeyeceğiz.”
Damien notu yeniden okudu. Asuman’ın fotoğrafı, Erdem’in bıraktığı iz ve Azad Karmin’in adı aynı noktada birleşiyordu.
“Önce İstanbul,” dedi.
Leyla kara kaplı defteri göğsüne bastırdı.
“Sonra Mardin.”
Damien başını salladı.
“Sonra Mardin.”
Demir kapılar açılırken Erdem’in aracı karanlık emanet alanında geride kaldı. Leyla babasını oradan çıkaramamıştı ama onun bıraktığı yolu yanında taşıyordu.
Kara kaplı defter artık bulunmuştu.
İçindeki ilk iz, onları Asuman’ın fotoğrafıyla birlikte Zerhân Antika’in on üçüncü rafına götürüyordu.
Ve Mardin’de birileri, Erdem’in defterinin bulunduğunu onlardan önce öğrenmişti.
Adli emanet alanının karşısındaki araçta oturan adam telefonunu kulağına götürdü.
“Defteri aldılar.”
Karşı taraftan Azad Karmin’in sakin sesi duyuldu.
“Şahmar da yanlarında mı?”
“Evet.”
“Güzel.”
Adam kaşlarını çattı.
“Onları durduralım mı?”
Azad kısa bir sessizliğin ardından cevap verdi:
“Hayır. Bırak gelsinler.”
“Defteri almayacak mıyız?”
“Erdem, Leyla’yı doğru yere yönlendirdiyse defteri getirmesine ihtiyacımız yok.”
“Peki neye ihtiyacımız var?”
Azad’ın sesi alçaldı.
“Damien’ın annesinden kalan fotoğrafa.”
Telefon kapandığında siyah araç farlarını yakmadan hareket etti.
Leyla ve Damien, sonunda ellerinde gerçek bir yol bulunduğunu düşünüyordu.
Oysa Mardin’deki on üçüncü raf, onları bekleyen bir cevaptan çok daha fazlasını saklıyordu.
— ÖLÜ BİR KADININ FOTOĞRAFI
Adli emanet alanından çıktıklarında gecenin yerini sabaha bırakmasına birkaç saat kalmıştı. Leyla kara kaplı defteri göğsüne bastırmış, binanın kapısından park alanına kadar tek kelime etmeden yürümüştü. Babasının aracındaki kan izleri hâlâ gözlerinin önündeydi. Defteri bulmanın verdiği rahatlama, arabanın içinde gördüklerinin ağırlığını hafifletmemişti. Aksine, Erdem’in son saatlerinde ne kadar yalnız olduğunu daha gerçek hâle getirmişti.
Ege güvenlik binasının önünde onları bekliyordu. Leyla’nın elindeki defteri gördüğünde hemen yanına geldi.
“Buldunuz mu?”
Leyla başını salladı.
“Stepnenin altındaymış.”
Ege’nin bakışları deftere kaydı. Elini uzatmadı. Sanki dokunursa Erdem’in ölümüne dair bütün gerçekler bir anda üzerine yıkılacakmış gibi yalnızca baktı.
“İçinde ne var?”
“Sinan’ın bağlantıları, Aureth, kolye... Babamın araştırdığı her şey.”
“Katili yazmış mı?”
“Lucien’in adını bilmiyormuş. Ama Victor’dan şüphelenmiş.”
Ege çenesini sıktı.
“Polise verecek misiniz?”
Leyla’nın gözleri Raven’a kaydı. Raven birkaç metre ötede telefonda savcılıkla konuşuyordu.
“Cinayetle ilgili bölümler dosyaya girecek. Defter bende kalacak.”
“Bana da göstereceksin.”
Leyla kısa bir tereddütten sonra başını salladı.
“Önce tamamını okumam gerekiyor.”
Ege, onun yine bir şeyleri sakladığını düşünmüş gibi yüzünü buruşturdu ancak tartışmadı. Leyla’nın yorgunluğunu ve gözlerindeki kararlılığı aynı anda görüyordu.
“Şimdi ne yapacaksınız?”
“İstanbul’a gideceğiz. Damien’ın annesine ait bir fotoğrafı almamız gerekiyor. Sonra Mardin.”
“Erdem dayı fotoğrafı özellikle mi istemiş?”
“Evet.”
Ege, Damien’a kuşkuyla baktı.
“Baban onun annesini neden araştırıyormuş?”
Damien’ın cevabı sakin ancak mesafeliydi.
“Bunu öğrenmeye gidiyoruz.”
“Sen gerçekten bilmiyor musun?”
“Bilmiyorum.”
Ege kısa bir kahkaha attı.
“Bu grubun en çok kullandığı kelime bu galiba.”
Kael aracın bagajını açtı. Ege valizi yerleştirirken Leyla’ya dönüp sesini alçalttı.
“Ben buradan eve geçeceğim. Annene ne söyleyeyim?”
“Defteri bulduğumuzu söyleme.”
Ege’nin yüzü anında sertleşti.
“Yine mi?”
“Şimdilik.”
“Leyla—”
“Annem defterin içindekileri öğrenirse korkudan beni Mardin’e göndermemek için her şeyi yapar.”
“Belki haklıdır.”
“Belki. Ama gitmek zorundayım.”
Ege birkaç saniye sessiz kaldı.
“Doğan bana soracak.”
“Ona da söyleme.”
“İkiniz de bana kızacaksınız.”
“Ben dönünce anlatırım.”
Ege’nin gözleri doldu.
“Dönünce...”
Leyla bu kelimenin onda neyi canlandırdığını anladı. Hemen yanına yaklaşıp kollarını boynuna doladı.
“Tutamayacağım söz vermeyeceğim. Ama dikkatli olacağım.”
“Bunu yeterli bulmuyorum.”
“Ben de bulmuyorum.”
Ege onu sıkıca kucakladıktan sonra kulağına fısıldadı:
“Orada herkesten şüphe et. Damien’dan da.”
Leyla istemsizce Damien’a baktı. Adam birkaç metre ötede Kael’le konuşuyordu fakat bakışları yine onun üzerindeydi.
“Ediyorum zaten.”
Ege ayrılırken kara kaplı deftere son kez baktı.
“Erdem dayı sana bir yol bıraktıysa sonuna kadar git. Ama onun yaptığı gibi tek başına gitme.”
Leyla cevap vermedi. Çünkü yanında insanlar olsa bile gerçeğin ağırlığını tek başına taşıdığını hissediyordu.
Raven telefon görüşmesini tamamlayıp yanlarına geldi.
“Ben Ankara’da kalacağım.”
Damien kaşlarını çattı.
“Neden?”
“Sinan’ın güvenlik talebi kabul edildi. Birkaç saat içinde başka bir bölüme nakledilecek. İfadesinde verdiği isimler dışarı sızarsa nakil sırasında saldırabilirler.”
Leyla hemen sordu:
“Onu koruyacak mısınız?”
Raven ona baktı.
“Konuşmaya devam etmesi gerekiyor.”
“Ben onu yaşatmanızı istediğim için değil, babamın katilini bulmak için sormuştum.”
“Sebebinizin ne olduğunu biliyorum.”
“Sinan’ın başına bir şey gelirse bana söyleyin.”
“Size doğrudan ulaşacağım.”
Leyla, Raven’a güvenip güvenemeyeceğine hâlâ karar verememişti. Yine de başını salladı.
Raven bu kez Damien’a döndü.
“Azad Karmin’in dükkânı hâlâ aktif görünüyor. Resmî kayıtlarda sahibi başka biri fakat son iki yılda kira ödemeleri Azad’ın bağlantılı olduğu bir hesaptan yapılmış.”
“Victor’la doğrudan temas?”
“Kanıt yok.”
“On üçüncü raf?”
“Dükkânın iç planını bulamadım. Eski çarşıdaki yapılar belediye kayıtlarıyla uyuşmuyor.”
Leyla kara kaplı defteri daha sıkı tuttu.
“Babam oraya gitmemi istedi. Bizi ne bekliyor içeride görürüz.”
Raven’ın gözleri Astér Anahtarı’nın saklandığı kazak yakasına kaydı.
“Azad’ın kolyeyi görmesine izin vermeyin.”
“Bunu babam da yazdı.”
“Erdem Bey bunu özellikle belirttiyse bir sebebi vardır.”
Damien araya girdi.
“Leyla dükkâna tek başına girmeyecek.”
Leyla sabırsızca başını ona çevirdi.
“Bu konuşmayı yeniden yapmayacağız.”
“Yapmıyoruz. Sonucu söylüyorum.”
“Babam Azad’a adımı söylemememi ve kolyeyi göstermememi istemiş. Yanımda Damien Hazar Şahmar’la içeri girersem kim olduğumu anlaması çok zor olmaz mı?”
Damien bir an sustu.
Leyla’nın haklı olması onu memnun etmemişti.
Kael, aracın kapısını açarken konuştu:
“Önce dükkânı dışarıdan kontrol ederiz. İçeri kimin gireceğine sonra karar veririz.”
Leyla, Damien’a meydan okur gibi baktı.
“Bak, çözüm üretmek böyle oluyor.”
Damien’ın yüzünde yorgun bir ifade belirdi.
“Uçağa bin.”
“Emir vermeyi bırak.”
“Rica ederim, uçağa biner misin?”
Leyla birkaç saniye onu süzdü.
“Böyle daha kötü oldu.”
Kael başını başka tarafa çevirerek gülümsemesini sakladı.
Ankara’dan İstanbul’a giden özel uçak havalandığında Leyla, kara kaplı defteri önündeki masaya koydu. Kael tarama cihazını hazırlarken her sayfa tek tek dijital ortama aktarılıyor, şifreli bir belleğe kaydediliyordu. Leyla, defterin bir an bile gözünün önünden ayrılmasına izin vermiyordu.
Damien karşısındaki koltukta oturmuş, Erdem’in annesi hakkında yazdığı bölümleri yeniden okuyordu. Leyla sayfayı önüne çevirmişti ama defteri eline vermemişti.
Asuman Şahmar’ın ölüm kaydıyla resmî tarih birbirini tutmuyor. Ölüm belgesi Londra’da düzenlenmiş, cenaze kaydı Mardin’de görünmüyor. Hazer Şahmar defin yeri konusunda konuşmuyor. Alistair Blackthorne’un ölümünden önce Asuman’la iletişim kurduğu söyleniyor.
Damien satırları üçüncü kez okudu.
“Babam annemle ne zaman iletişim kurmuş?”
“Defterde tarih yok.”
“Alistair öldüğünde ben yanındaydım. Annemden bahsetmedi.”
Leyla başını kaldırdı.
“Belki söylemek istemedi.”
“Ölmek üzere olan bir adamın hâlâ neyi korumaya çalıştığını düşünüyorsun?”
“Babam ölmeden birkaç saat önce öğrendiklerini bile benden sakladı. İnsanlar, son anlarında birdenbire tamamen dürüst olmuyor.”
Damien’ın bakışları sertleşti ancak Leyla’nın sözlerine karşı çıkamadı.
Kael başka bir sayfayı tarayıcıya yerleştirdi.
“Hazer Bey’e sorabiliriz.”
Damien başını iki yana salladı.
“Dedem annem hakkında yıllardır aynı şeyleri söylüyor. Öldüğünü, cenazenin aile dışında kimseye gösterilmediğini ve mezar yerinin açıklanmadığını.”
Leyla kaşlarını çattı.
“Sen annene ait bir mezara hiç gitmedin mi?”
“Hayır.”
“Neden?”
“Çocukken Londra’da olduğu söylendi. Büyüdüğümde sorduğumda mezarın taşındığını söylediler.”
Leyla birkaç saniye ona baktı.
“Bunların hiçbirini garip bulmadın mı?”
Damien’ın çenesi kasıldı.
“Çocuktum.”
“Sonra büyüdün.”
“Sonra babam hastalandı. Aureth’in içindeki görevler, aile işleri ve dedemin suskunluğu arasında annemin ölümünü sorgulamak bir sonuç vermedi.”
“Belki sorgulamayı bıraktın.”
Damien gözlerini ona kaldırdı.
“Babanın ölümünden bir hafta sonra bana annemi neden araştırmadığımı mı soruyorsun?”
“Evet. Çünkü babam araştırmış.”
“Babanın elinde benim bilmediğim bir bilgi olabilir.”
“Bu yüzden o fotoğrafı istiyor.”
Damien gözlerini defterdeki nota indirdi.
Damien seninle gelirse, annesinin fotoğrafını yanında getirmesini iste.
“Fotoğraf yıllardır çalışma odamda,” dedi. “Annemin boynunda Astér’e benzeyen bir sembol var. Ama kolye değil. Küçük bir işaret, belki bir broş.”
“Bana Mardin’de gösterdiğin fotoğraf mı?”
“Sana göstermedim.”
“Ben gördüm.”
“Odama izinsiz girmiştin.”
Leyla kaşlarını kaldırdı.
“Kapı açıktı.”
“Bu, girmen gerektiği anlamına gelmiyor.”
“Ben de aynı şeyi sen benim evime geldiğinde söylemiştim.”
Damien cevap vermedi. Kael ikisinin arasındaki tartışmayı duymamaya çalışıyormuş gibi tarama işlemine odaklandı.
Leyla, Erdem’in notlarının bulunduğu sayfayı çevirdi.
“Fotoğrafın arkasına hiç baktın mı?”
“Evet.”
“Ne yazıyor?”
“Bir tarih ve annemin adı.”
“Başka?”
“Hatırlamıyorum.”
“Belki fotoğraf çerçevenin içinde değiştirilmiştir.”
Damien’ın bakışları keskinleşti.
“Neden?”
“Babam onu özellikle istemiş. Fotoğraf yalnızca annenin üzerindeki sembolü gösterecekse çizimini de yapabilirdi. Demek ki fiziksel olarak fotoğrafın kendisi gerekiyor.”
Kael başını kaldırdı.
“Raf mekanizmasını açmak için kullanılabilir.”
Leyla düşündü.
“Fotoğrafın ölçüsü, üzerindeki işaret ya da arkasındaki bir şifre...”
Damien koltuğuna yaslandı.
“İstanbul’a ulaştığımızda öğreneceğiz.”
Leyla, defterin sayfalarını çevirmeye devam etti. Erdem bazı isimlerin yanına soru işaretleri koymuştu. Narin Yılmaz’ın isminin karşısına ise üç ayrı tarih yazılmıştı. Tarihlerden ilki Asuman’ın öldüğü söylenen yıla, ikincisi Narin’in resmî ölümüne, sonuncusuysa yurt dışındaki şüpheli bir banka işlemine aitti.
“Baban Narin’in ölmediğini düşünmüş,” dedi Kael.
Damien sayfaya baktı.
“Ölüm belgesi varsa—”
Leyla sözünü kesti.
“Annenin de ölüm belgesi var.”
Damien sessiz kaldı.
“Babanın defteri bütün ölüleri diriltmeyecek,” dedi bir süre sonra.
Leyla’nın yüzü anında kapandı.
“Benim babamı diriltmeyeceğini biliyorum.”
Damien söylediği cümlenin Leyla’ya nasıl dokunduğunu fark etti.
“Öyle demek istemedim.”
“Ne demek istediğin önemli değil.”
Leyla defteri kapatıp kendisine çekti. Başını pencereye çevirdiğinde aşağıdaki şehir ışıkları bulutların arasında kayboluyordu.
Damien birkaç saniye ona baktı.
“Leyla.”
“Şu an konuşma.”
“Özür dilerim.”
Leyla başını çevirmedi. Damien’ın özür dilemesine alışık değildi. Bir haftadır herkes kendisine dikkatli kelimelerle yaklaşıyor, yanlış bir cümle söylemekten korkuyordu. Damien ise çoğu zaman düşünmeden yaranın tam üzerine basıyordu.
“Ölüler geri gelmiyor,” dedi Leyla. “Bunu senden daha iyi biliyorum.”
Damien’ın yüzündeki sertlik biraz yumuşadı.
“Ben de geri gelmeyeceğini düşündüğüm biriyle yaşamayı biliyorum.”
Leyla bu kez ona baktı.
“Annenin yaşama ihtimali seni korkutuyor mu?”
Damien bir süre cevap vermedi.
“Umut etmekten daha güvenli olan şey, öldüğünü kabul etmekti.”
“Ya yaşıyorsa?”
Damien’ın bakışları karanlık pencereye kaydı.
“O zaman beni neden bırakıp gittiğini sormam gerekir.”
Leyla babasının son sözünü düşündü.
Geleceğim.
“Belki gitmek istemedi.”
“Belki de istedi.”
“Öğreneceğiz.”
Damien yeniden ona baktı.
Leyla bu cümleyi söylediğinde aralarındaki kavganın altında ilk kez gerçekten ortak bir amaç oluştuğunu ikisi de hissetti. Leyla babasının katilini ve Astér’in sırrını, Damien ise annesinin geçmişini arıyordu. İkisinin yolu aynı fotoğrafta ve aynı antikacıda birleşmişti.
Kael, tarama işlemini tamamlayarak belleği Damien’a uzattı.
“Şifreli iki kopya oluşturdum. Biri sizde, biri bende kalacak.”
Leyla hemen sordu:
“Raven’a gönderecek misiniz?”
“Hayır. Kopya fiziksel olarak verilecek. İnternete yüklemeyeceğiz.”
“Evren’in eline geçmesin diye mi?”
Damien başını salladı.
“Victor’un da.”
Leyla defteri yeniden çantasına koydu. Uçağın İstanbul’a iniş anonsu yapıldığında gözlerini kapattı. Bir haftadır uyumamış gibi ağırlaşmıştı ama uykuya teslim olmak istemiyordu. Gözlerini her kapattığında babasının aracını görüyordu.
Damien bunu fark etti.
“İstanbul’daki evde yarım saat dinlenebilirsin.”
“Fotoğrafı alıp çıkacağız.”
“Bedenin senden izin istemeden duracak.”
“Durursa uyandırırsın.”
“Bana güveniyor musun?”
“Hayır.”
“Öyleyse uyandıracağımı nereden biliyorsun?”
Leyla yorgun bir ifadeyle ona baktı.
“Beni Mardin’e götürmeden rahat etmeyeceksin.”
Damien’ın dudağının kenarı çok hafif kıvrıldı.
“Sonunda beni anlamaya başladın.”
İstanbul’daki Şahmar konutu, şehrin kalabalığından uzakta, yüksek duvarlarla çevrili eski bir köşktü. Leyla daha önce buraya gelmemişti. Araç demir kapılardan içeri girerken bahçedeki büyük çınar ağaçları karanlığın içinde gölgeler oluşturuyordu.
“Burada mı yaşıyorsun?” diye sordu.
“İstanbul’dayken.”
“Evin otelinden daha karanlık.”
“Bu bir iltifat mı?”
“Değil.”
Kapının önünde onları Lucas karşıladı. Üzerinde koyu renk pantolon ve aceleyle giyilmiş bir gömlek vardı. Saçları dağınıktı. Leyla’nın yüzündeki yorgunluğu görünce şakacı ifadesi kayboldu.
“Başın sağ olsun demek için cenazede doğru düzgün yanına gelemedim,” dedi. “Üzgünüm.”
Leyla başını hafifçe eğdi.
“Teşekkür ederim.”
Lucas’ın bakışları kara kaplı defterin bulunduğu çantaya kaydı.
“Buldunuz mu?”
“Evet,” dedi Kael. “Stepnenin altında.”
Lucas derin bir nefes verdi.
“Erdem Bey sonuna kadar iz bırakmış.”
Leyla’nın yüzü gerildi. Lucas hemen konuyu değiştirdi.
“Fotoğraf çalışma odasında mı?”
Damien başını salladı.
“Kimse içeri girdi mi?”
“Hayır. Sen söyleyince kapıyı kilitledim.”
Dördü köşkün geniş girişinden içeri geçti. Leyla, duvarlarda asılı eski aile portrelerine bakarken birçok yüzün Damien’a benzediğini fark etti. Keskin çeneler, koyu bakışlar ve aynı mesafeli duruş...
Fakat hiçbir kadın portresinde Asuman yoktu.
“Annenin resmi neden burada değil?” diye sordu.
Damien merdivenlere yönelirken durmadı.
“Dedem istemedi.”
“Neden?”
“Şahmar ailesinin bir parçası olarak görülmesini istemediğini söylerdi.”
“Öz kızını mı?”
“Annem onun kızıydı ama Alistair’le kaçtığında aileden uzaklaştırıldı.”
Leyla bu cevabın ağırlığını düşündü.
“Sonra sen onların soyadını aldın.”
“Babam öldükten sonra.”
“Blackthorne yerine Şahmar.”
“Beni korumak için.”
Leyla acı bir gülümsemeyle mırıldandı:
“Herkes birilerini korumak için geçmişini değiştiriyor.”
Damien çalışma odasının kapısını açtı. İçeride koyu ahşap mobilyalar, duvar boyunca kitaplıklar ve büyük bir çalışma masası vardı. Şöminenin üzerindeki çerçevede fotoğraf duruyordu.
Leyla hemen tanıdı.
Genç Asuman, taş bir binanın önünde ayakta duruyordu. Üzerinde açık renk bir elbise vardı. Saçları omuzlarına dökülüyor, yüzünde hüzünlü ama güçlü bir ifade taşıyordu. Göğsünün sol tarafında Astér Anahtarı’na benzeyen koyu renkli küçük bir sembol bulunuyordu.
Damien fotoğrafı çerçevesiyle birlikte aldı.
“Bu.”
Leyla yanına yaklaşıp dikkatlice baktı.
“Tek başına değilmiş.”
Damien kaşlarını çattı.
Fotoğrafın sağ kenarında, daha önce dikkat etmediği silik bir el görünüyordu. Görüntü sanki sonradan kesilmiş, Asuman’ın yanında duran kişi fotoğraftan çıkarılmıştı.
“Çerçeveyi aç,” dedi Leyla.
Damien çalışma masasındaki küçük metal mandalları kaldırdı. Arka kapağı çıkardığında sararmış fotoğrafı dikkatlice eline aldı.
Fotoğrafın arkasında siyah mürekkeple bir tarih yazıyordu:
13 Ekim 1998
Altında ise iki isim vardı:
Asuman — Narin
Damien’ın yüzü gerildi.
“Narin fotoğraftan kesilmiş.”
Kael çerçevenin iç kısmını inceledi.
“Kesilmemiş olabilir.”
İnce kartonun kenarında ikinci bir katman fark etmişti. Tırnağıyla kaldırdığında çerçevenin arkasına saklanmış başka bir fotoğraf parçası çıktı.
Lucas masaya yaklaştı.
“Birileri fotoğrafı ikiye ayırmış.”
İkinci parça ilk fotoğrafın devamıydı. Birleştirildiğinde Asuman’ın yanında duran başka bir kadın ortaya çıktı. Narin Yılmaz daha gençti. Kıvırcık koyu saçları ensesinde toplanmış, bir eli Asuman’ın kolundaydı. İki kadının arkasındaki taş duvarda on üç küçük oyuk bulunuyordu.
Leyla fotoğrafı eline almak için uzandı. Damien ilk anda vermek istemedi ancak sonra parmaklarını gevşetti.
“Burası neresi?” diye sordu Leyla.
Lucas fotoğrafı inceledi.
“Eski Mardin evlerinden biri olabilir.”
Kael arka plandaki tabelanın silik bölümüne baktı.
“Sağ tarafta yazı var.”
Damien masa lambasını fotoğrafa doğru çevirdi. Taş kemerin üzerinde yarısı gölgede kalmış bir kelime seçiliyordu:
ZERHÂN
Leyla’nın kalbi hızlandı.
“Fotoğraf antikacının önünde çekilmiş.”
Damien arka yüzü tekrar çevirdi. İsimlerin altında daha önce çerçevenin kenarı altında kaldığı için görünmeyen tek bir cümle vardı:
Kapı açılırsa önce on üçüncü rafı yak.
Odada sessizlik oluştu.
Lucas cümleyi yeniden okudu.
“Yak mı?”
“Babam bize rafta cevap olduğunu yazdı,” dedi Leyla. “Bu not ise rafı yakmamızı söylüyor.”
Kael fotoğrafı dikkatlice inceledi.
“İki farklı kişi, iki farklı amaçla yönlendirmiş olabilir.”
Damien’ın bakışları annesinin yüzünde kaldı.
“Bu yazı annemin el yazısı değil.”
“Emin misin?” diye sordu Leyla.
“Eski mektupları var. Böyle yazmazdı.”
“Narin yazmış olabilir.”
Lucas fotoğrafın köşesindeki çok küçük işareti gösterdi.
“Burada bir mühür var.”
İşaret, Astér Anahtarı’nın üzerindeki yeşilimsi siyah taşın şekline benziyordu. Fakat etrafında on üç değil, on iki ince çizgi bulunuyordu.
Kael hemen kara kaplı defterdeki çizimleri açtı.
“Erdem bunu kopyalamış.”
İlgili sayfanın kenarında aynı küçük sembol vardı. Altında yalnızca iki kelime yazıyordu:
On İki Bekçi.
Damien fotoğrafı Leyla’nın elinden alarak yeniden inceledi.
“Bu sembol, Aureth’in On İki Işık Bekçisi’ne ait.”
Leyla kaşlarını çattı.
“Kim onlar?”
“Ayin sırasında kapıyı ve anahtarın taşıyıcısını koruyan seçilmiş kişiler.”
“Beni mi koruyorlar?”
“Hayır. Ritüeli koruyorlar.”
“Aradaki fark ne?”
Damien’ın sesi soğudu.
“Gerekirse taşıyıcıyı öldürürler.”
Leyla’nın eli istemsizce boynuna gitti.
Lucas, fotoğrafın arkasındaki cümleyi düşündü.
“On üçüncü raf, Astér hakkındaki kayıtları saklıyorsa On İki Bekçi bunların yok edilmesini istemiş olabilir.”
Kael başını salladı.
“Ya da raf açıldığında ortaya çıkacak şeyi.”
Leyla fotoğrafı Damien’dan geri aldı.
“Bunu yanımızda götürüyoruz.”
“Çerçeveyi değil,” dedi Damien. “Fotoğrafı korumalı dosyaya koyacağız.”
Leyla ona baktı.
“Bu kez bana vermekte zorlanmadın.”
“Babanın defterini bana vermediğin gibi ben de annemin fotoğrafını sana vermeyeceğim.”
“Birlikte taşıyacağız.”
“Bu ifadeyi kullanmaya başladık demek.”
“Yanlış anlama. Sana güvenmiyorum.”
Damien’ın yüzünde kısa bir gülümseme oluştu.
“Bunu unutmama izin vermiyorsun.”
Lucas, Kael’e döndü.
“Uçuş hazır. Ama yeni bir sorun var.”
Damien’ın yüzü ciddileşti.
“Ne?”
“Şahmar Oteli’nden aradılar. Hazer Bey, Mardin’e geleceğimizi öğrenmiş.”
“Kim söyledi?”
“Bilmiyorum. Fakat fotoğrafı aldığımızı da biliyor.”
Damien’ın gözleri sertleşti.
“Bunu bilen yalnızca bu odadakiler.”
Lucas başını iki yana salladı.
“Arayan kişi fotoğrafı açıkça söylemedi. ‘Asuman’dan kalan emaneti Mardin’e getirmeyin’ dedi.”
Leyla fotoğrafı elinde sıktı.
“Deden mi söyledi?”
“Mesajı otelin müdürü iletti.”
“Niye getirmemizi istemiyor?”
Damien cevap vermedi.
Telefonu çıkarıp Hazer’i aradı. Çağrı birkaç kez çaldıktan sonra açıldı.
“Dede.”
Karşı taraftaki yaşlı adamın sesi sertti.
“İstanbul’daki evden ne aldın?”
Damien odadakilere baktı.
“Annemin fotoğrafını.”
“Onu yerine bırak.”
“Neden?”
“O fotoğraf Mardin’e gelmeyecek.”
“Erdem Yankı özellikle getirmemi istemiş.”
Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oluştu.
“Hazer?” dedi Damien. “Erdem’in fotoğrafı istediğini nereden biliyorsun?”
Yaşlı adam bu soruyu cevaplamadı.
“Damien, beni dinle. Zerhân’a gitmeyeceksin.”
Leyla, ismi duyunca Damien’ın yanına yaklaştı.
Damien’ın sesi buz kesti.
“Azad Karmin’i tanıyorsun.”
“Tanıyordum.”
“Annemle bağlantısı ne?”
“Bu konuşma telefonda yapılmaz.”
“O hâlde Mardin’de yüzüme söylersin.”
“Buraya gelirsen fotoğrafı yanında getirme.”
“Neden?”
Hazer’in sesi bu kez alçaldı.
“Çünkü Azad o fotoğrafı görürse kimin yaşadığını anlayacak.”
Damien’ın yüzü dondu.
“Kim yaşıyor?”
Karşı taraftan yalnızca nefes sesi geldi.
Damien’ın sabrı tükendi.
“Annem mi?”
Hazer hemen cevap vermedi. Leyla, Damien’ın yüzündeki bütün rengin çekildiğini gördü.
“Dede, bana cevap ver.”
“Fotoğrafı getirme,” dedi Hazer.
Ardından telefon kapandı.
Damien birkaç saniye cihazın ekranına baktı. Yeniden aradı fakat Hazer çağrıyı kabul etmedi.
Leyla yavaşça sordu:
“Ne demek istedi?”
Damien telefonu masaya bıraktı.
“Bilmiyorum.”
“Annenin yaşadığını mı ima etti?”
“Hayır.”
“Damien—”
“Duyduğun şeyin ne anlama geldiğini bilmiyoruz.”
“Kim yaşıyor dediğinde cevap vermedi.”
“Bu, annem demek değil.”
“Peki kim?”
Damien öfkeyle ona döndü.
“Bilmiyorum dedim!”
Odadaki herkes sustu.
Leyla, Damien’ın öfkesinin kendisine değil, yıllardır saklanan gerçeğe yöneldiğini biliyordu. Yine de geri çekilmedi.
“Benim babam da öldürülmeden önce bir şeyler biliyordu. Deden de biliyor. Azad da biliyor. Herkes annen hakkında senden fazla şey biliyor.”
Damien’ın çenesi kasıldı.
“Farkındayım.”
“Öyleyse Mardin’e gidiyoruz.”
“Bunu zaten yapıyorduk.”
“Hayır. Biraz önce yalnızca babamın katilini aramaya gidiyordum. Şimdi sen de kendi gerçeğini arıyorsun.”
Damien fotoğrafı koruyucu dosyaya yerleştirdi.
“Ben gerçeğimi yıllardır arıyorum.”
“Belki de yanlış kapılara baktın.”
Damien gözlerini Leyla’ya kaldırdı.
“Bu kez doğru kapıyı açacağımızdan emin misin?”
Leyla boynundaki Astér Anahtarı’nı avucuna aldı.
“Emin değilim. Ama anahtar bende.”
Özel uçak İstanbul’dan havalandığında sabahın ilk ışıkları gökyüzünü griye çevirmeye başlamıştı. Leyla pencerenin yanında oturuyor, kara kaplı defteri dizlerinin üzerinde tutuyordu. Damien karşısında annesinin fotoğrafını elinden bırakmıyordu.
Lucas ile Kael birkaç sıra ötede Mardin’deki güvenlik planını inceliyordu. Hazer’in uyarısından sonra Şahmar Oteli’ne doğrudan gitmenin doğru olup olmadığını tartışmışlardı. Damien sonunda Leyla’nın otelde kalmayacağını kabul etmiş, aileye ait eski taş evlerden birinin hazırlanmasını istemişti.
Leyla sessizliği bozdu.
“Hazer’in anlattığı her şeye inanıyor musun?”
“Hayır.”
“Onu seviyor musun?”
Damien soruya hazırlıksız yakalandı.
“Bu, konumuzla ilgili değil.”
“Benim babamın defterinde deden hakkında notlar var. Onu anlamam gerekiyor.”
“Dedem beni büyüttü.”
“Bu cevap değil.”
“Sevmekle güvenmek aynı şey değil.”
Leyla başını hafifçe salladı.
“Sonunda aynı fikirde olduğumuz bir şey çıktı.”
Damien fotoğrafa baktı.
“Beni koruduğunu söyleyerek annemle ilgili her şeyi sakladı.”
“Annem de beni korumak için Mardin’e gitmemi istemiyor.”
“Meltem Hanım sana yalan söylemiyor.”
“Bildiklerini saklamak da bazen yalandır.”
Damien gözlerini ondan ayırmadan sordu:
“Sen ailene Aureth’i anlatmadın.”
Leyla sustu.
“Doğan’a, Ege’ye ve annene Astér’in ne olduğunu söylemedin.”
“Tam olarak ne olduğunu ben de bilmiyorum.”
“Ama tehlikeli olduğunu biliyorsun.”
“Onları korumaya çalışıyorum.”
Damien’ın dudağında acı bir gülümseme belirdi.
“Gördün mü?”
Leyla cevap veremedi.
“İnsan, nefret ettiği şeyi ne kadar çabuk tekrar ediyor,” dedi Damien. “Babanı seni korumak için sustuğu için suçluyorsun. Sonra aynı şeyi kardeşine yapıyorsun.”
“Beni onunla kıyaslama.”
“Baban kötü bir şey yapmadı. Yanlış bir yöntem seçti.”
“Ve öldü.”
“Bu, seni sevmediği anlamına gelmez.”
Leyla gözlerini pencereden dışarı çevirdi.
“Biliyorum.”
Damien bir süre sessiz kaldı.
“Annem yaşıyorsa beni sevmediğini düşünmek istemiyorum.”
Leyla başını ona çevirdi. Damien’ın yüzündeki ifade, Mardin’de ilk karşılaştığı kendinden emin adamınkinden tamamen farklıydı. Birkaç saat içinde annesinin ölümüne dair bütün inancı çatlamıştı.
“Belki seni korumak için gitti.”
“Bunu söylersen sana kızmam gerekir.”
“Neden?”
“Çünkü herkesin yaptığı her şeyi korumak kelimesiyle açıklamaya başladın.”
Leyla’nın yüzünde çok kısa bir gülümseme oluştu.
“Bunu senden öğrendim.”
Damien da belli belirsiz gülümsedi. Ardından yüzü yeniden ciddileşti.
“Mardin’e vardığımızda fotoğrafı Hazer’e göstermeyeceğiz.”
“Deden zaten ne aldığını biliyor.”
“Görmesiyle dokunması aynı şey değil.”
“Azad’a da göstermeyeceğiz. On üçüncü rafı bulmak için kullanmamız gerekene kadar.”
“Dükkâna önce Kael girecek.”
“Babam özellikle benim gitmemi istedi.”
“Baban adını söylememen gerektiğini de yazdı. Azad seni fotoğraflardan tanıyor olabilir.”
“Öyleyse başka biri gibi gireceğim.”
“Nasıl?”
“Resim bölümü öğrencisiyim. Eski bir eser aradığımı söylerim.”
“Yanında koruma olmadan giremezsin.”
“Dışarıda beklersiniz.”
Damien başını iki yana salladı.
“Hayır.”
“Şahmar soyadıyla içeri girersen bütün plan biter.”
“Ben girmeyeceğim.”
Leyla kaşlarını çattı.
“Kim girecek?”
Damien birkaç sıra ötede oturan Lucas’a baktı.
Lucas konuşmayı duyduğunu belli ederek başını kaldırdı.
“Ben mi?”
“Arkeologsun. Antikacıya girmen şüpheli görünmez.”
Lucas koltuğuna yaslandı.
“Bir gece önce cezaevindeydik, şimdi gizli raf arıyoruz. Mesleğimi sonunda doğru amaçlar için kullanıyoruz.”
Leyla sertçe konuştu:
“İçeri ben de gireceğim.”
Lucas, Damien’a baktı.
“Bunu siz çözün. Ben yeni bir aile kavgasına karışmayacağım.”
Damien gözlerini Leyla’ya çevirdi.
“Lucas’ın asistanı gibi girebilirsin.”
“Ben kimsenin asistanı değilim.”
“Kimliğini saklamak istiyorsan bir rol oynayacaksın.”
“Öğrencisi olurum.”
Lucas hemen itiraz etti.
“Yaşlı gösteriyorsunuz beni.”
Kael arka taraftan seslendi:
“Hocası gibi görünüyorsun.”
Lucas başını çevirip ona baktı.
“Yaralı omzuna bir kez daha vurursam bu kez gerçekten sebebin olur.”
Leyla’nın dudağı istemsizce kıvrıldı. Gülümsemesi yalnızca birkaç saniye sürdü. Sonra babasının artık bu anların hiçbirinde bulunmayacağını hatırlayıp yüzü yeniden kapandı.
Damien bunu fark etti fakat söylemedi.
Uçak Mardin’e yaklaşırken kara kaplı defteri kapatan Leyla, babasının gizli notunu yeniden okudu:
Dükkânda on üçüncü rafı bul. Aradığın ilk cevap orada.
Cümlenin altına kendi kalemiyle küçük bir not ekledi:
Fotoğrafın arkasındaki uyarı: Kapı açılırsa önce on üçüncü rafı yak.
İki emir birbirine tamamen zıttı.
Biri rafı bulmasını istiyordu.
Diğeri yok etmesini.
Mardin Havalimanı’na indiklerinde güneş henüz tam yükselmemişti. Şehrin taş yapıları, sabahın solgun ışığı altında uzaktan görünüyordu. Leyla uçaktan inerken göğsünde ağır bir baskı hissetti.
Bir hafta önce babası hayattayken aynı şehre gelmişti. Erdem yanında yürümüş, uçağın merdivenlerinden inerken havanın kokusundan bahsetmiş ve kızına gülümsemişti.
Şimdi aynı toprağa yalnız dönüyordu.
Damien birkaç adım önünde yürürken Leyla olduğu yerde durdu.
“Ne oldu?” diye sordu Damien.
Leyla havalimanının pistine ve uzaktaki şehre baktı.
“Babamla gelmiştim.”
Damien cevap vermedi.
“Buradan birlikte çıkmıştık.”
“Biliyorum.”
“Hayır, bilmiyorsun.”
Damien onun yanında durdu.
“Benzer bir yere geri dönmenin ne olduğunu biliyorum.”
Leyla gözlerini ondan ayırmadan sordu:
“Babanın öldüğü yere gittin mi?”
“Evet.”
“Ne hissettin?”
“Her şeyin aynı kalmasına öfkelendim. İnsanlar yürüyordu, kapılar açılıyordu, hava normaldi. Yalnızca benim hayatım durmuştu.”
Leyla uzaktaki araçların hareketini izledi.
“Şehir babamın öldüğünü bilmiyor.”
“Şehirlerin yas tutma alışkanlığı yoktur.”
Leyla derin bir nefes aldı. Kara kaplı defterin bulunduğu çantanın askısını omzunda düzeltti.
“Ben onun yerine tutarım.”
Terminalin özel çıkışında iki araç bekliyordu. Kael güvenlik ekibiyle kısa bir görüşme yaptıktan sonra bagajları yerleştirdi. Lucas farklı bir araca geçti. Damien Leyla’nın kapısını açtı.
Leyla binmeden önce sordu:
“Şahmar Oteli’ne gitmiyoruz, değil mi?”
“Hayır. Eski şehirde aileye ait bir taş ev hazırlandı.”
“Deden orayı da biliyor mu?”
“Büyük ihtimalle.”
“Ne kadar güvenli.”
“Benim adamlarım kontrol etti.”
“Senin adamlarının içinde Evren’e haber veren biri olmadığını nereden biliyorsun?”
Damien’ın bakışları sertleşti.
“Bilmiyorum.”
Leyla birkaç saniye ona baktı.
“İlk kez cevabını beğendim.”
Araca bindi. Damien da yanına oturdu. Konvoy havalimanından ayrılıp Mardin’in taş sokaklarına doğru ilerlerken Leyla camdan dışarı baktı. Bildiği sokaklar, babasının yokluğunda yabancılaşmıştı.
Şahmar Oteli’nin taş cephesi uzaktan görünmeye başladığında Leyla’nın bedeni gerildi.
“Oradan geçmeyelim.”
Damien sürücüye farklı yola sapmasını söyledi.
Araç dar bir sokağa döndüğü sırada Kael’in telefonu çaldı. Konuşmayı dinlerken yüzü sertleşti.
“Ne oldu?” diye sordu Damien.
“Zerhân Antika’nin önündeki kamera görüntülerini aldık.”
“Azad içeride mi?”
“Dükkân dün gece kapatılmış.”
Leyla hemen öne doğru eğildi.
“Ne demek kapatılmış?”
“Vitrin boşaltılmış. Tabela duruyor ama içeride eşya görünmüyor.”
“Defterin bulunduğunu öğrendiler.”
Kael başını salladı.
“Büyük ihtimalle.”
“On üçüncü rafı götürmüş olabilirler.”
Damien telefonunu istedi. Kael görüntüyü açıp ona verdi. Zerhân Antika’nin taş kemerli vitrini karanlıktı. Camların arkasındaki raflar boş görünüyordu.
Lucas’ın sesi diğer araçtan telsizle geldi:
“Arka sokakta yükleme izleri var. Büyük bir araç gece buraya girmiş.”
Leyla öfkeyle koltuğa yaslandı.
“Geç kaldık.”
“Henüz bilmiyoruz,” dedi Damien.
“Dükkânı boşaltmışlar.”
“Erdem’in bıraktığı notta rafı bul yazıyor. Belki aradığımız şey rafın içinde değil, bulunduğu yerde.”
Leyla kara kaplı deftere uzandı.
“Doğrudan dükkâna gidiyoruz.”
Damien başını iki yana salladı.
“Önce kalacağımız yere.”
“Hayır.”
“Leyla, fotoğraf ve defter yanımızda. Dükkân izleniyor olabilir.”
“Zaten geldiğimizi biliyorlar.”
“Bu, istediğin gibi hareket edeceğin anlamına gelmiyor.”
Leyla öne eğilip sürücüye seslendi:
“Zerhân Antika’ya gidin.”
Sürücü gözlerini aynadan Damien’a çevirdi.
Damien birkaç saniye Leyla’ya baktı.
“Taş eve.”
Leyla’nın yüzü öfkeyle gerildi.
“Beni dinlemeyeceğini biliyordum.”
“Dükkâna hazırlıksız girmeyeceğiz.”
“Orada kalan son şeyi de götürene kadar mı bekleyeceğiz?”
“Önce senin takip edilmediğinden emin olacağız.”
“Babam beklediği için öldü.”
“Hayır. Baban tek başına gittiği için öldü.”
Leyla bir anda kapı koluna uzandı.
Damien bileğini yakaladı.
“Hareket hâlindeki araçtan inmeyi düşünme.”
“Bırak.”
“Sen gerçekten kendini öldürmeye mi çalışıyorsun?”
Leyla elini sertçe çekti.
“Ölmekten korksaydım Ankara’da kalırdım.”
Damien’ın yüzündeki bütün ifade değişti.
“Bunu bir daha söyleme.”
“Gerçek.”
“Hayır. Öfkelisin, acı çekiyorsun ve kendine ne olacağını umursamadığını sanıyorsun. Ama annenin, kardeşinin ve seni seven herkesin aynı acıyı yaşamasına karar verme hakkın yok.”
Leyla birkaç saniye ona bakakaldı.
Damien devam etti:
“Babanı bulamadığımız gece senin yüzündeki korkuyu gördüm. Meltem Hanım da senin için aynı şeyi yaşayacak. Karanlığa girmek istiyorsan gir. Ama hayatta kalmak için savaşarak gireceksin.”
Leyla’nın gözleri doldu. Başını çevirip dışarı baktı.
“Bana nasıl yas tutacağımı öğretme.”
“Öğretmiyorum.”
“Öyleyse sus.”
Damien sustu.
Konvoy, eski şehrin sakin bir sokağındaki iki katlı taş evin önünde durdu. Kael ve güvenlik ekibi önce çevreyi kontrol etti. Leyla araçtan iner inmez çantasını alarak kapıya yöneldi.
Damien arkasından geldi.
“Yarım saat.”
Leyla durup ona baktı.
“Ne?”
“Fotoğrafı ve defteri güvenli kasaya koyacağız. Dükkânın girişlerini kontrol edeceğiz. Yarım saat sonra Zerhân’a gideceğiz.”
“On dakika.”
“Yirmi.”
“On beş.”
Damien’ın kaşı hafifçe kalktı.
“Benimle pazarlık mı yapıyorsun?”
“Yirmi dakika sonra kendim çıkarım.”
“On beş dakika.”
Leyla başını salladı.
“Tamam.”
Taş evin kapısı açıldığında içeriden eski ahşap ve kahve kokusu geldi. Leyla eşiği geçtiği anda arka taraftaki pencerenin yanında bir gölge hareket etti.
Kael silahına uzandı.
“Dur!”
Gölge kapının bulunduğu koridora doğru çekildi. Güvenlik ekibinden iki kişi hızla içeri girdi. Birkaç saniye sonra arka odadan kadın sesi duyuldu:
“Silahlarınızı indirin. Sizi bekliyordum.”
Damien olduğu yerde dondu.
Bu sesi tanımıyordu.
Fakat elindeki fotoğrafta duran kadınlardan birine ait olabileceğini hissetmişti.
Koridorun karanlığından yetmişli yaşlarında bir kadın çıktı. Beyazları çoğalmış kıvırcık saçlarını ensesinde toplamıştı. Üzerinde siyah, uzun bir elbise vardı. Bakışları önce Leyla’nın boynuna, sonra Damien’ın elindeki koruyucu fotoğraf dosyasına kaydı.
Damien’ın sesi alçaldı.
“Sen kimsin?”
Kadın doğrudan onun gözlerine baktı.
“Fotoğrafta annenin yanında duran kadını bulmaya gelmedin mi?”
Damien nefes almayı unuttu.
“Narin Yılmaz?”
Kadının yüzünde yorgun bir gülümseme oluştu.
“Beni sonunda hatırladınız.”
Leyla kara kaplı defteri göğsüne bastırdı.
“Narin yıllar önce öldü.”
Kadının bakışları ona çevrildi.
“Ölüm kayıtları, Aureth’in en kolay yazdığı yalanlardır.”
Damien ona doğru bir adım attı.
“Annem nerede?”
Narin’in yüzündeki ifade anında değişti. Gözlerinde yıllardır sakladığı büyük bir sırrın ağırlığı vardı.
“Asuman’ı sormak için çok geç kaldın.”
Damien’ın çenesi gerildi.
“Yaşıyor mu?”
Narin cevap vermeden önce dışarıdan bir silah sesi duyuldu.
Taş evin ön camı büyük bir gürültüyle parçalandı.
Kael, Leyla’yı yere doğru çekerken Damien Narin’in önüne geçti. Güvenlik ekibi silahlarını pencerelere çevirdi.
Dışarıdaki araçlardan birinin lastikleri patlamıştı.
Ardından taş duvara siyah bir ok saplandı.
Okun ucunda küçük bir kâğıt vardı.
Lucas eğilip yazıyı okuduğunda yüzü sertleşti:
On üçüncü raf açılırsa Narin ölür.
Narin gözlerini kapattı.
“Bizi buldular.”
Damien silahını çıkarırken Leyla boynundaki Astér Anahtarı’nı avucunun içine aldı.
Zerhân Antika’ya gitmelerine gerek kalmadan ilk cevap karşılarına çıkmıştı.
Fakat Narin’in vereceği her cevap, bir başkasının ölüm emrini de beraberinde getiriyordu.
— ON ÜÇÜNCÜ RAF
Kael, Leyla’yı taş duvarın dibine çekerken ikinci kurşun pencerenin ahşap çerçevesine saplandı. Cam parçaları odanın içine savruldu; Lucas arka koridora yönelerek silahını kaldırdı, Damien ise Narin’in önüne geçip dışarıdaki karanlık sokağı kontrol etti. Sabahın ilk ışıkları henüz dar Mardin sokaklarına ulaşmamıştı. Taş evin karşısındaki çatıların arasında bir gölge hareket ediyor, fakat kırılan pencerenin ardından yükselen toz yüzünden yeri tam seçilemiyordu.
“Başınızı kaldırmayın,” dedi Kael. “Kuzey çatısında en az bir kişi var.”
Leyla, yere düşerken elinden kaymak üzere olan kara kaplı defteri göğsüne bastırdı. Damien pencerenin yanındaki duvara yaslanmış, namlusunu karşıdaki çatının kenarına doğrultmuştu. Taş duvara saplanan siyah okun ucundaki kâğıt hâlâ sallanıyordu.
On üçüncü raf açılırsa Narin ölür.
Narin, tehdit cümlesini gördüğünde korkuyla geri çekilmemişti. Aksine yüzündeki yorgun ifade, yıllardır geleceğini bildiği bir haber sonunda ulaşmış gibi ağırlaşmıştı.
Damien bakışlarını ondan ayırmadan sordu:
“Bunu kimin gönderdiğini biliyorsun.”
Narin sessiz kaldı.
Damien’ın sesi sertleşti.
“Konuş.”
“Şu an birbirimize bağıracak zamanımız yok.”
“Annem hakkında tek bir cevap vermeden evimize silahlı adamları getirdin. Zamanımızı sen bitirdin.”
Narin’in bakışları Damien’ın yüzünde durdu. Yıllardır uzaktan takip ettiği çocuğun karşısında artık yetişkin bir adam vardı. Çenesindeki sertlik Alistair’i, gözlerindeki öfke ise Asuman’ı hatırlatıyordu.
“Bu adamları ben getirmedim,” dedi. “Siz fotoğrafı çerçevesinden çıkardığınız anda yerinizi öğrendiler.”
Kael başını ona çevirdi.
“Fotoğrafın içinde takip cihazı mı vardı?”
“Elektronik bir cihaz değil.”
“Öyleyse nasıl?”
Narin, Damien’ın elindeki koruyucu dosyaya baktı.
“Fotoğrafın arkasındaki mühür yalnızca bir işaret değildi. İnce bir metal tabakanın üzerine işlenmişti. Astér’e yaklaştığında ısınır ve özel bir frekans yayar. Aureth’in eski iz sürme yöntemlerinden biridir.”
Leyla’nın eli istemsizce boynuna gitti.
“Fotoğrafla kolye aynı yere geldiği için mi buldular?”
“Evet.”
Damien fotoğrafı koruyucu dosyadan çıkaracak gibi oldu. Narin hemen elini kaldırdı.
“Yırtma. Fotoğraf olmadan on üçüncü rafı açamazsınız.”
“Az önce onun yüzünden yerimizi bulduklarını söyledin.”
“Artık yerinizi biliyorlar. Fotoğrafı yok etmen hiçbir şeyi değiştirmez.”
Dışarıdan iki el silah sesi daha duyuldu. Kael’in adamları karşılık verdiğinde sokaktaki sessizlik tamamen bozuldu. Taş evin arka kısmındaki kapı açıldı; güvenlik ekibinden biri hızla içeri girdi.
“Çatıdaki kişi doğu tarafa geçti. İki motosiklet ara sokaktan uzaklaştı. Peşlerinden ekip gönderdik.”
Kael sordu:
“Yaralı var mı?”
“Hayır. Bizi içeri kapatmaya değil, uyarmaya gelmişler.”
Lucas, siyah oku duvardan çıkarırken üzerindeki küçük mührü fark etti. Okun gövdesinde on iki ince çizginin çevrelediği kapalı bir göz işareti vardı.
“Bu Victor’un sembolü değil.”
Narin’in yüzü daha da ciddileşti.
“Hayır.”
Damien oku Lucas’ın elinden aldı.
“On İki Işık Bekçisi.”
Leyla yerden doğrulurken gözlerini mühre dikti.
“Beni öldürebileceklerini söylediğin kişiler mi?”
“Onlar birer kişi değil, bir makamdır,” dedi Narin. “Bir Bekçi öldüğünde yerine yenisi seçilir. Yüzleri, isimleri ve nerede yaşadıkları bilinmez. Aureth’in kurallarını Majest’ten bile eski kabul ederler.”
Leyla, tehdidin yazılı olduğu kâğıda baktı.
“Narin ölür demişler. Beni değil.”
“Çünkü rafın içinde ne olduğunu bilen son kişi benim.”
Damien ona doğru ilerledi.
“Annem de biliyor muydu?”
Narin’in gözleri kısa süreliğine kaçtı.
“Bildiği birçok şey vardı.”
“Öldüğünde mi öğrendi?”
Narin cevap vermedi.
Damien önünde durarak sesini alçalttı.
“Dedem telefonda, Azad fotoğrafı görürse kimin yaşadığını anlayacağını söyledi. Bana annemin yaşayıp yaşamadığını söyleyeceksin.”
Leyla, Damien’ın yüzündeki gerginliği izliyordu. Bu kez karşısındaki adam yalnızca Aureth’in soğukkanlı aristokratı değildi. Annesinin ardından yıllarca yanlış bir mezara yas tutmuş olabileceğini düşünen bir çocuk gibiydi.
Narin, Damien’ın bakışlarına rağmen sessizliğini korudu.
“Yaşıyor mu?” diye tekrarladı Damien.
“Bunun cevabını benden alamazsın.”
Damien’ın eli bir anda Narin’in koluna gitti. Sıkıca tutmasa da kadın geri çekilmek zorunda kaldı.
“Bütün hayatımı bir yalanın içinde geçirdim. Karşımda durup hâlâ benden gerçeği saklayamazsın.”
“Gerçeğin yalnızca sana ait olduğunu düşünüyorsun.”
“Benim annemden bahsediyoruz.”
“Ve benim verdiğim bir sözden.”
Damien’ın parmakları Narin’in kolunda sıkılaştı.
“Kime söz verdin?”
Narin cevap vermedi.
Leyla araya girerek Damien’ın bileğini tuttu.
“Bırak onu.”
Damien gözlerini ondan ayırmadan sordu:
“Sen olsan bırakır mıydın?”
“Hayır,” dedi Leyla dürüstçe. “Ama onu korkutarak cevap alamayacaksın.”
“Sen babanın katiliyle konuşurken sakin miydin?”
“Değildim. Bu yüzden söylüyorum.”
Damien birkaç saniye daha Narin’e baktıktan sonra elini çekti. Öfkesi dinmemişti ancak kadını zorlamanın onu susturmaktan başka sonuç vermeyeceğini anlamıştı.
Narin kolunu ovuşturmadan konuştu:
“Asuman’ın ölümüne dair size anlatılanların tamamı doğru değil.”
Damien’ın nefesi ağırlaştı.
“Ne kadarı yalan?”
“Ölüm tarihi, cenazenin yeri ve son günlerine dair kayıtlar.”
“Cesedini gördün mü?”
Narin, Damien’ın yüzüne baktı.
“Hayır.”
“Son kez ne zaman gördün?”
“Bunu söylemeyeceğim.”
“Ölümünden önce mi, sonra mı?”
Kadın sessiz kaldı. Damien’ın çenesi kasıldı fakat bu kez üzerine yürümedi.
Leyla, Narin’in özellikle cevap vermediğini fark etmişti. Kadın, Asuman’ın yaşadığını söylemiyor ama öldüğünü de doğrulamıyordu. Damien’ın zihninde umut yaratacak kadar açıklık bırakıyor, gerçeği anlayacağı yolu ise on üçüncü rafa bağlıyordu.
“Babam seni nasıl buldu?” diye sordu Leyla.
Narin’in bakışları ona döndü.
“Önce ben onu buldum.”
“Ne zaman?”
“Mardin’e gelmeden birkaç hafta önce. Erdem, yıllar önce Astér’i aldığı dükkânın ödeme belgesini araştırmaya başlamıştı. Belgedeki sahte şirketlerden biri eski bir hesaba ulaşıyordu. O hesap benim kontrolümdeydi.”
“Babamla konuştun mu?”
“Doğrudan değil. Ona anonim mesajlar gönderdim. Bazı soruları doğru sorup sormadığını anlamak istedim.”
Leyla’nın yüzü sertleşti.
“Onu bu işin içine sen mi çektin?”
“Erdem zaten içindeydi. Sinan’ı araştırdığı anda Aureth’in kapısına dayanmıştı. Ben yalnızca hangi kapının önünde durduğunu anlamasına yardım ettim.”
“Sonra öldürüldü.”
Narin’in yüzüne acı yerleşti.
“Onu koruyamadım.”
Leyla kısa ve öfkeli bir kahkaha attı.
“Bu cümleden nefret ediyorum. Herkes babamı korumaya çalışmış ama babam öldü.”
Narin cevap vermedi. Leyla’nın acısına karşı söyleyeceği hiçbir savunmanın anlamı yoktu.
“Babam kara kaplı defteri bulacağımı nereden biliyordu?” diye sordu Leyla.
“Erdem, ölmeden önce ofisindeki bir sistemden bana tek satırlık mesaj gönderdi. Defteri arabasına sakladığını, Leyla’nın izini bulacağını yazmıştı.”
“Onu kurtarmak için kimseyi göndermedin mi?”
“Mesaj bana ulaştığında baban çoktan ölmüştü.”
Leyla’nın gözleri doldu ama ağlamadı.
“On üçüncü rafta ne var?”
Narin’in bakışları Damien’ın elindeki fotoğrafa kaydı.
“Astér’in ilk kaydı. On Üçüncü Kapı’nın açılmasında kimlerin görevlendirildiğine dair isimler ve anahtarın hangi kan hattında uyanacağına ilişkin bir metin.”
“Benim adım mı yazıyor?”
“Sen doğmadan çok önce hazırlanmış bir kayıtta adın bulunamaz.”
“Öyleyse beni nasıl biliyorlardı?”
“İsim değil, soy.”
Leyla’nın yüzü değişti.
“Yankı ailesi mi?”
Narin başını yavaşça iki yana salladı.
“Babanın soyu değil.”
Leyla bir süre kadına baktı. Ardından aklına tek bir ihtimal geldi.
“Annem mi?”
“Meltem Hanım’ın ailesini araştırmadan cevap veremem.”
“Sen bilmiyor musun?”
“Astér’in taşıyıcısı her zaman aynı aileden gelmez. Kan, farklı kollar üzerinden taşınabilir. Bazen yüz yıl boyunca ortaya çıkmaz. Sonra bir çocuk doğar ve anahtar onu tanır.”
Lucas kaşlarını çattı.
“Bir kolye bir bebeği nasıl tanıyor?”
Narin ona baktı.
“Ben Aureth’in inancını anlatıyorum. Gerçeğin ne kadarı olduğunu bildiğimi söylemedim.”
Kael dışarıdaki ekipten gelen mesajı kontrol etti.
“Motosikletleri kaybetmişler. Ara sokakta araç değiştirmişler.”
Damien sordu:
“Evin çevresi?”
“Şimdilik temiz. Fakat geri dönebilirler.”
Narin pencerenin kırılan kısmına baktı.
“Dönmeyecekler. Uyarıyı verdiler.”
“Uymadığımızı anladıklarında dönerler,” dedi Kael.
Leyla kara kaplı defteri çantasına yerleştirdi.
“O hâlde onlardan önce Zerhân’a gidiyoruz.”
Damien hemen karşı çıktı:
“Bu saldırıdan sonra doğrudan onların istediği yere yürümeyeceğiz.”
“Onların istediği, rafı açmamamız.”
“Belki de tam tersidir. Tehdit, seni oraya çekmek için hazırlanmış olabilir.”
Narin başını iki yana salladı.
“On İki Bekçi böyle oyunlar kurmaz. Uyarır. Uyarı dinlenmezse yok eder.”
“Bize yardım etmek için gelmiş gibi konuşuyorsun,” dedi Lucas. “Ama onlarla ilgili fazlasıyla şey biliyorsun.”
Narin, Lucas’a döndü.
“Çünkü bir zamanlar kayıtlarını ben tutuyordum.”
Odada kısa bir sessizlik oluştu.
Damien’ın bakışları sertleşti.
“Sen Aureth üyesiydin.”
“Hayır. Üyelik başka bir şeydi. Ben hizmet eden ailelerden birinin çocuğuydum. Yazıları çözer, eski kayıtları sınıflandırır ve yüksek rütbelilerin görmemesi gereken belgeleri onlar adına saklardım.”
“On İki Bekçi için mi çalıştın?”
“Bir süre.”
“Annem de mi?”
Narin yeniden sustu.
Damien alaycı bir ifadeyle başını salladı.
“Her cevap anneme geldiğinde susuyorsun.”
“Çünkü bu gece sana anlatmam gereken şey Asuman değil.”
“Benim için tam olarak o.”
“Senin için olabilir. Fakat Leyla’nın boynundaki anahtar, bir kişiden daha büyük bir tehlikenin ortasında.”
Leyla araya girdi.
“Benim adıma neyin daha önemli olduğuna karar vermeyin. Babamın öldürülmesi, Astér ve Asuman’ın kayboluşu aynı defterin içinde. Hepsi bağlantılıysa hepsini öğreneceğiz.”
Narin, Leyla’yı uzun süre inceledi.
“Erdem senin böyle davranacağını söylemişti.”
“Babamla benim hakkımda ne konuştun?”
“Çok az. Fakat sana bir şey olduğunda gerçeği aramadan duramayacağını biliyordu.”
Leyla’nın sesi alçaldı.
“Beni tanıyordu.”
“Evet.”
Bu tek kelime Leyla’nın yüzündeki öfkeyi birkaç saniyeliğine kırdı. Babasının hâlâ birilerinin cümlelerinde yaşıyor olması hem canını acıtıyor hem de ona güç veriyordu.
Damien fotoğrafı koruyucu dosyaya yeniden yerleştirdi.
“Zerhân’a ana sokaktan gitmeyeceğiz.”
Narin başını kaldırdı.
“Arka geçidi biliyorum.”
Kael kaşlarını çattı.
“Dükkâna başka giriş mi var?”
“Zerhân yalnızca antikacı değildir. Şahmar Oteli’nin altındaki eski tünellerden biri, çarşının altına kadar uzanır. Yıllar önce kapatıldığı sanılıyor. Tamamen kapanmadı.”
Damien yüzünü ekşitti.
“Bizi otelin altına mı sokacaksın?”
“Hayır. Bu evin mahzeninden başlayan daha kısa bir kol var.”
Kael çevreyi gözden geçirdi.
“Evin altı daha önce kontrol edildi.”
“Çünkü yanlış duvara baktınız.”
Narin arka koridora yöneldi. Damien eliyle ekibe işaret verdi; iki adam önden giderek mahzeni kontrol etti. Leyla da peşlerinden yürüdü. Lucas, kırılan pencereye son kez baktıktan sonra kapıyı kapattı.
Taş merdivenler evin altındaki küçük mahzene iniyordu. Raflarda eski kavanozlar, kullanılmayan bakır kaplar ve tozlu sandıklar vardı. Narin, duvarın önünde duran ağır ceviz dolabı gösterdi.
“Bunu çekin.”
Kael ve iki adam dolabı yana kaydırdığında arkasında sıradan görünen taş duvar ortaya çıktı. Narin elini taşların üzerinde gezdirerek diğerlerinden daha koyu renkli küçük bir parçaya bastı. Duvarın içinden metalik bir ses geldi. İki taş blok birkaç santim geriye çekilip yana doğru açıldı.
Lucas karanlık geçide bakarak mırıldandı:
“Mardin’de normal kapı kullanan kimse yok mu?”
Narin eline eski bir fener aldı.
“Normal kapılar istenmeyen misafirleri dışarıda tutar. Buradaki geçitlerse içeridekileri saklamak için yapıldı.”
Kael önce iki adamını içeri gönderdi. Tünelde hareket tespit edilmediği bildirildiğinde Damien, Leyla’ya döndü.
“Benim arkamdan yürüyeceksin.”
Leyla cevap vermeden tünele girdi.
Damien kolundan tutarak onu durdurdu.
“Bunu tartışmayacağız.”
“Sen de benim arkamdan gelebilirsin.”
“Leyla.”
“İçeride beni bekleyen şey benim babamın bıraktığı iz.”
“Ve seni öldürmek isteyen On İki Bekçi.”
“Bu kez tek başıma değilim.”
Damien’ın bakışları kısa süreliğine yumuşadı.
“Bunu hatırlaman iyi oldu.”
Öne geçti. Leyla onun arkasında, Narin ise Leyla’nın hemen yanında yürüdü. Kael ve Lucas grubun iki tarafında ilerliyordu.
Tünel dar ve nemliydi. Taş duvarların bazı bölümlerinde solmuş semboller görünüyordu. Leyla fenerini yaklaştırdığında Astér Anahtarı’ndaki şekle benzeyen küçük oymalar fark etti. Bazıları kazınarak yok edilmiş, bazıları ise siyah boyayla kapatılmıştı.
“Bunları kim sildi?” diye sordu.
“Evren’in selefleri,” dedi Narin. “Astér’in tarihi, Aureth’in resmî anlatısına uymuyordu.”
“Ne anlatıyorlardı?”
“Anahtarın cemiyete ait olduğunu.”
“Değil mi?”
Narin’in cevabı netti.
“Astér, Aureth’ten daha eskidir.”
Damien başını ona çevirdi.
“Bize anahtarın Aureth tarafından yapıldığı öğretildi.”
“Size birçok şey öğretildi.”
“Gerçek ne?”
“Aureth, anahtarı buldu. Sahip olmadı. Fakat yüzyıllar boyunca onu kendi inançlarının merkezi gibi gösterdi.”
Leyla boynundaki kolyenin taşını avucunun içinde hissetti.
“On Üçüncü Kapı da Aureth’e ait değil mi?”
“Kapının ilk hâli bir ritüel değildi. Bir seçim yöntemiydi.”
“Ne seçimi?”
Narin cevap vermeden önce ilerideki adam durup elini kaldırdı.
“Tünel ikiye ayrılıyor.”
Narin sağ taraftaki dar geçidi gösterdi.
“Sol kol Şahmar Oteli’ne çıkar. Sağ taraf Zerhân’ın altına.”
Damien sol geçide baktı. Çocukluğunun büyük bölümünü geçirdiği otelin altında ne kadar çok yol olduğunu bildiğini sanıyordu. Narin’in açtığı bu tüneli daha önce hiç görmemişti.
“Dedem bu geçidi biliyor mu?”
“Mirzan Ağa’dan sonra Şahmar ailesindeki her varis bazı yolları öğrendi. Hiçbiri hepsini öğrenmedi.”
“Hazer ne kadarını biliyor?”
“Seni durdurmaya yetecek kadarını.”
Damien, dedesinin fotoğrafı getirmemesini istemesini düşündü.
“Bu yüzden mi bizi uyardı?”
“Belki.”
“Daha açık konuşmayı dene.”
Narin durup ona döndü.
“Hazer seni korumaya çalışıyor olabilir. Aynı zamanda yıllardır sakladığı sırların ortaya çıkmasını da istemiyor olabilir. İki şey aynı anda doğru olabilir.”
Leyla, Damien’a baktı.
“Sevmekle güvenmek aynı şey değil demiştin.”
Damien cevap vermedi.
Yaklaşık on dakika sonra tünelin sonundaki demir kapıya ulaştılar. Narin kapının üzerindeki üç küçük halkayı belirli bir sırayla çevirdi. Kilit açıldığında karşılarına dar bir depo çıktı. Ahşap kasalar ve kırık eşyalar, geçidin ağzını dükkândan gizliyordu.
Kael’in adamları sessizce içeri dağıldı. Dükkânın boş olduğu bildirildikten sonra grup depodan ana salona geçti.
Zerhân Antika, dışarıdan göründüğünden çok daha genişti. Vitrinler boşaltılmış, duvarlardaki tablolar ve raflardaki eşyalar götürülmüştü. Zeminde büyük mobilyaların sürüklendiğini gösteren çizgiler, kırılmış cam parçaları ve aceleyle bırakılmış ambalaj ipleri vardı.
Leyla etrafına bakarken sordu:
“On üçüncü raf da gitmiş olabilir mi?”
Narin başını iki yana salladı.
“Raf taş duvara bağlıdır. Onu sökmek için binayı yıkmaları gerekir.”
Dükkânın arka kısmındaki ağır perdenin arkasına geçti. Orada tavana kadar yükselen, koyu ahşaptan yapılmış büyük bir kitaplık duruyordu. İlk bakışta on iki yatay raftan oluşuyor gibiydi.
Lucas saydı.
“On iki.”
Narin kitaplığın yanındaki dar sütunun üzerine bastı. Ahşap bölüm yana kaydığında kitaplığın zemine yakın kısmında gizlenmiş bir raf daha ortaya çıktı.
“On üç,” dedi.
Rafın üzerinde yalnızca on iki eski kitap vardı. Ortalarında bir kitabın sığabileceği kadar boşluk bırakılmıştı.
Leyla kara kaplı defteri çıkardı.
“Babamın yazdığı on üçüncü kitap burada değil.”
“Defter kitaplığın parçası değil,” dedi Narin.
Damien annesinin fotoğrafını koruyucu dosyadan çıkardı. Fotoğrafın iki parçasını birleştirerek arkalarındaki taş duvarı ve on üç oyuğu yeniden inceledi.
“Fotoğraftaki duvar bu.”
Narin başını salladı.
“Fotoğraf, rafın tam hâlini gösteriyor.”
Kael rafların köşelerini kontrol etti.
“Boşluktaki kitabı götürmüşler.”
“Hayır,” dedi Narin. “On üçüncü kitap hiçbir zaman rafta tutulmadı.”
Leyla kaşlarını çattı.
“Öyleyse nerede?”
Narin’in bakışları kara kaplı deftere kaydı.
“Erdem onu size getirdi.”
Leyla, babasının defterini elinde tutarken birkaç saniye hareket edemedi.
“Bu mu?”
“Kapağını aç.”
“Defteri zaten okuduk.”
“İlk sayfayı değil. Kapağın içindeki dikişleri.”
Kael küçük bıçağını çıkararak deri kapağın kenarını inceledi. Normal görünen dikişlerden biri diğerlerinden daha kalındı. Leyla bıçağı onun elinden aldı.
“Ben yapacağım.”
Deriyi zedelememeye çalışarak ipliği kesti. Kapağın iç kısmı hafifçe açıldığında aradan ince, koyu renkli bir metal plaka çıktı. Üzerinde Astér Anahtarı’nın sembolü ve birbirine bağlanan on üç küçük çizgi vardı.
Damien plakayı eline almak için uzandı ancak Leyla geri çekti.
“Babamın defteri.”
“Plakayı rafa yerleştirmemiz gerekiyor.”
“Ben yerleştiririm.”
Narin, on üçüncü raftaki boşluğu gösterdi. Metal plaka tam olarak oraya uyacak boyuttaydı. Leyla diz çöküp plakayı boşluğa yerleştirdiğinde kitaplığın içinden hafif bir tıkırtı duyuldu.
Hiçbir şey olmadı.
Lucas kaşlarını kaldırdı.
“Büyük gizemimiz bozuldu galiba.”
Narin annesinin fotoğrafını Damien’dan aldı. Damien ilk anda vermek istemese de kadın fotoğrafın ön yüzünü metal plakanın üzerine tuttu.
“Fotoğraftaki tarih,” dedi. “On üç, on, doksan sekiz.”
Kael rafın kenarında bulunan küçük sayısal halkaları fark etti. Üç halkayı sırasıyla 13, 10 ve 98 konumuna getirdi.
Kitaplığın içinden daha güçlü bir mekanizma sesi yükseldi. On ikinci kitapların tamamı birkaç santim dışarı çıktı. Ardından ortadaki metal plakanın üzerinde dar bir çizgi belirdi.
Narin, Leyla’nın boynundaki Astér Anahtarı’na baktı.
“Şimdi anahtar.”
Damien hemen araya girdi.
“Babası Azad’a göstermemesini söyledi.”
“Azad burada değil.”
“On İki Bekçi izliyor olabilir.”
“Kapıyı başka türlü açamazsınız.”
Leyla zinciri çıkarmak için ensesine uzandı.
Damien bileğini tuttu.
“Çıkarmayacaksın.”
“Yalnızca yuvaya yerleştireceğim.”
“Baban çıkarmamanı söyledi.”
“Taşıyıcısından zorla ayrılmasın dedi. Ben kendim çıkarıyorum.”
“Ne olacağını bilmiyoruz.”
Narin sakin bir sesle konuştu:
“Zinciri çıkarmasına gerek yok.”
Metal plakanın üzerindeki çizgiye işaret etti. Leyla rafa yaklaşarak kolyeyi boynundayken yuvaya bastırabilirdi.
Damien önce rafı, sonra Narin’i inceledi.
“Bir şey olursa—”
Narin sözünü kesti.
“Ne olacağını ben de bilmiyorum.”
“Ne kadar güven vericisin,” dedi Lucas.
Leyla, Damien’ın elinden bileğini kurtardı.
“Geri çekil.”
“Leyla.”
“Buraya kadar bunun için geldim.”
Damien birkaç saniye gözlerinin içine baktı. Onu zorla durdurursa Leyla’nın ilk fırsatta aynı şeyi yeniden deneyeceğini biliyordu. Elini yavaşça indirdi fakat hemen arkasında kalmaya devam etti.
Leyla Astér Anahtarı’nı metal yuvaya yaklaştırdığında taşın içindeki yeşilimsi renk belli belirsiz parladı. Bunun yalnızca dükkândaki fener ışığından kaynaklandığını düşünmek istedi fakat anahtar tenine değen kısmından ısınmaya başlamıştı.
“Narin.”
“Devam et.”
Leyla anahtarı yuvaya bastırdı.
Kitaplık şiddetli bir sesle sarsıldı.
Damien anında Leyla’nın belinden tutarak onu geriye çekti. Raflardaki on iki kitap aynı anda yere düştü. Arkalarında gizlenen taş bölüm ikiye ayrılarak yana doğru açıldı.
Dar bir oda ortaya çıktı.
Odanın ortasında siyah metalden yapılmış küçük bir sandık bulunuyordu. Arka duvarda ise büyük harflerle tek bir cümle yazılıydı:
ANAHTAR TAŞIYICIYI SEÇMEZ. TAŞIYICI ANAHTAR İÇİN DOĞAR.
Leyla nefesini tuttu.
Narin’in yüzündeki bütün renk çekilmişti.
“Bu yazı burada olmamalı.”
Damien elini silahına götürdü.
“Neden?”
Narin cevap veremeden gizli odanın içindeki eski gramofon kendi kendine çalışmaya başladı.
İğne plağa indiğinde hışırtılı bir kadın sesi duyuldu.
“Bu kaydı dinleyen kişi Leyla Beren Yankı ise, Erdem başarısız olmuş demektir.”
Leyla’nın bedeni dondu.
Damien’ın bakışları Narin’e çevrildi.
“Bu ses kimin?”
Narin’in gözleri kapandı.
Kayıttaki kadın konuşmaya devam etti:
“Leyla, Astér’i sana ulaştırdığım için babanın ödeyeceği bedeli biliyordum.”
Leyla’nın gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Babamın öleceğini biliyordu...”
Damien birkaç adımda gramofona yaklaştı. Kadının sesi ona yabancı değildi. Çok eski, çocukluğunun en uzak köşelerine gömülmüş bir hatıra gibi tanıdık geliyordu.
Kayıt birkaç saniyelik hışırtının ardından devam etti:
“Damien da yanında ise fotoğrafı bulmuş demektir. Ona henüz hiçbir şey söylemeyin. Gerçeği öğrenmesi için vakit gelmedi.”
Damien’ın yüzündeki bütün ifade silindi.
Narin geriye doğru bir adım attı.
Damien yavaşça ona döndü.
“Bu ses...”
Narin’in dudakları aralandı fakat konuşamadı.
Damien’ın sesi titremese de nefesi düzensizleşmişti.
“Bu kaydı annem mi yaptı?”
Tam o anda gizli odanın kapısı arkalarından büyük bir gürültüyle kapandı. Kitaplık eski yerine dönerken dışarıdaki Kael ve Lucas’ın sesleri kesildi.
Odanın tavanındaki küçük deliklerden koyu renkli duman sızmaya başladı.
Narin, siyah sandığa bakarak fısıldadı:
“On İki Bekçi mekanizmayı değiştirmiş.”
Leyla öksürerek kapıya yöneldi.
“Bu duman ne?”
Narin koluyla ağzını kapattı.
“Bizi öldürmek için değil.”
Damien Leyla’yı kendisine çekerek ceketinin bir kısmını ağzına kapattı.
“Öyleyse ne için?”
Duman hızla odanın içine yayılırken Narin’in cevabı güçlükle duyuldu:
“Hatırlamamızı engellemek için.”
— KARANLIĞIN İÇİNDEKİ SES
Koyu renkli duman tavandaki deliklerden hızla sızıyor, dar odanın içinde ağır bir tabaka hâlinde yayılıyordu. Damien, ceketinin bir bölümünü Leyla’nın ağzına bastırırken diğer eliyle kitaplığın kapandığı taş yüzeyi yokladı. Dışarıdan Kael ile Lucas’ın boğuk sesleri geliyor, ahşaba ve taşa art arda darbeler indiriliyordu. Fakat mekanizma içeriden kilitlenmişti.
Leyla öksürerek Damien’ın elini yüzünden uzaklaştırmaya çalıştı. “Narin ne demek hatırlamamızı engellemek için? Bu şey bizi zehirliyor mu?”
Narin koluyla ağzını kapatarak siyah sandığa yöneldi. “Öldürücü değil. En azından hemen değil. Eski arşiv odalarında, içerideki bilgilerin izinsiz açılması hâlinde kullanılırdı. Duman önce yön duygusunu, ardından son birkaç saatte yaşananları bulanıklaştırır.”
Damien öfkeyle ona döndü. “Bizi buraya sokmadan önce bunu söylemek aklına gelmedi mi?”
“Mekanizmanın değiştirildiğini bilmiyordum.”
“Bu gece en çok kullandığınız cümle bu,” dedi Leyla, güçlükle nefes alırken.
Gramofondaki kadın sesi, dumanın içinden yeniden yükseldi. Plak dönüyor fakat ses bazı kelimelerde kesilip bozuluyordu.
“Leyla... Astér’i sana ulaştırdığım için babanın ödeyeceği bedeli... biliyordum... Damien da yanında ise... ona hiçbir şey söylemeyin...”
Damien’ın yüzü gerildi. Çocukluğunun en uzak köşesinden yükselen o ses, zihninin içinde unutulmuş bir kapıyı zorluyordu. Tonu, bazı kelimelerdeki hafif titreme ve Damien adını söylerken değişen nefesi tanıdıktı.
“Bu annemin sesi,” dedi. “Narin, bu kaydı annem ne zaman yaptı?”
Narin cevap vermek yerine siyah sandığın kapağındaki on iki ışınlı sembole bastı. Kapak açılmadı. Elini ikinci kez aynı yere götürdü ancak mekanizma yalnızca kuru bir metal sesi çıkardı.
Damien onun omzundan tutarak kendisine çevirdi. “Sana soru sordum.”
“Şu an geçmişi tartışacak vaktimiz yok. Birkaç dakika içinde hangi kapıdan girdiğimizi bile hatırlamayabiliriz.”
Leyla siyah sandığa yaklaştı. Kapağın ortasında, Astér Anahtarı’nın koyu taşına benzeyen ince bir oyuk olduğunu gördü. “Bunun için anahtar gerekiyor.”
Narin başını salladı. “Bu sandık eski arşiv görevlileri için yapılmıştı. Astér olmadan açılmaması gerekir.”
Damien hemen karşı çıktı. “Az önce anahtarı kullandığımız için kapana kısıldık.”
“Bu kez başka seçeneğimiz yok,” dedi Leyla.
Damien, Leyla’nın sandığa uzanmasını engelleyerek önüne geçti. “Anahtarı ikinci kez bir mekanizmaya yerleştirmeyeceksin.”
“Dumanın içinde oturup hafızamızı kaybetmek daha mı iyi?”
“Narin başka bir yol bulacak.”
Narin, sandığın yanındaki kilitleri incelerken başını iki yana salladı. “Başka bir yol yok.”
Leyla, Damien’ın kolunun altından geçerek sandığın önüne diz çöktü. Astér’i boynundan çıkarmadan zinciri uzattı ve taşı kapağın ortasındaki oyuğa bastırdı. Anahtarın içindeki yeşilimsi siyah renk bir anlığına parladı. Sandığın içerisinden birbiri ardına üç metal kilidin açılma sesi geldi.
Damien hemen Leyla’yı geriye çekti. Sandığın kapağı ağır ağır yükselirken içinden duman değil, keskin bitki kokusu yayıldı. Narin kapağın altındaki küçük bölmeden dört siyah cam şişe çıkardı.
“Bunları açın ve soluyun.”
Lucas’ın sesi duvarın diğer tarafından duyuldu. “İçeride ne oluyor?”
Kael’in sert sesi araya girdi. “Damien, cevap ver!”
Damien küçük şişelerden birini Leyla’nın eline verdi. “Önce sen.”
“Sen de al.”
“Leyla.”
“İkimiz de soluyacağız. Bu kez kahramanlık yapma.”
Damien cevap vermeden ikinci şişeyi açtı. Keskin kokulu buhar ciğerlerine dolarken gözleri yandı. Leyla da Narin’in gösterdiği gibi şişeyi burnuna yaklaştırıp iki kez derin nefes aldı. Birkaç saniye sonra başındaki ağırlık hafifledi; dumanın içinde kaymaya başlayan düşünceleri yeniden belirginleşti.
Narin kendi şişesini kullandıktan sonra sandığın içini karıştırdı. “Burada yalnızca üç tane var.”
Damien kaşlarını çattı. “Dört şişe çıkardın.”
Narin elindeki son şişeye baktı. “Biri boş.”
Leyla, Narin’in nefesinin daha da zorlaştığını fark etti. Kadın kendi şişesindeki ilacı Damien ile Leyla’ya paylaştırmış, kendisine yalnızca birkaç damla bırakmıştı.
“Narin, sen yeterince solumadın.”
“Ben bu dumana daha önce maruz kaldım. Etkisine karşı sizden daha dayanıklıyım.”
Damien ona inanmadı fakat tartışacak vakitleri yoktu. Sandığın içinde siyah balmumundan yapılmış ikinci bir kayıt silindiri, katlanmış birkaç belge ve küçük metal bir halka bulunuyordu. Narin balmumu silindiri gördüğünde yüzündeki telaş arttı.
“Gramofondaki kayıt gerçek değil.”
Damien’ın bakışları hemen ona çevrildi. “Ne demek gerçek değil?”
“Gerçek cümlelerden kesilerek yeniden birleştirilmiş. Asuman, Erdem’in ödeyeceği bedeli bildiğini söylemedi.”
“Nereden biliyorsun?”
“Çünkü asıl kaydı ben sakladım.”
Damien siyah balmumu silindirini eline aldı. “Bu mu?”
Narin başını salladı. “Gramofondakini çıkar. Bunu yerleştir.”
Damien, dumanın içinde çalışan gramofona yöneldi. Plağı durdurup üzerindeki silindiri çıkardı. İnceleme fırsatı bulamadan zemine bıraktı ve sandıktan çıkan siyah kaydı mekanizmaya yerleştirdi. İğne yeniden indiğinde birkaç saniye yalnızca hışırtı duyuldu.
Ardından aynı kadın sesi bu kez daha temiz ve kesintisiz biçimde odanın içine yayıldı.
“Bu kayıt doğru kişilere ulaşırsa adımın Asuman Şahmar olduğunu bilmeleri gerekir.”
Damien’ın elleri gramofonun kenarında dondu. Leyla gözlerini ona çevirdi ancak Damien’ın yüzündeki ifadeyi okuyamadı. Annesinin sesini yıllar sonra ilk kez bu kadar açık duyuyordu.
Kayıt devam etti: “Astér, Aureth’e ait değildir. Onlardan çok daha önce vardı. Evren’in selefleri onu kendi inançlarının merkezine yerleştirdi; On İki Bekçi ise anahtarı cemiyetin mülkü hâline getirmek için gerçek kayıtları yok etti. Astér’i Leyla Beren Yankı’ya ulaştırma kararı benimdi. Fakat Erdem’in öldürüleceğini bilmiyordum. Onu koruyabileceğimize inandım. Yanıldım.”
Leyla’nın gözlerinden yaşlar süzüldü. Dumanın etkisinden mi, yoksa babasının adını tanımadığı bir kadının sesinden duyduğu için mi ağladığını ayırt edemiyordu.
“Babamı tanıyormuş,” diye fısıldadı.
Narin başını eğdi. “Doğrudan değil. Erdem, kolyeyi aldığı zaman onunla yalnızca antikacının arka odasından konuşmuştu.”
Kayıtta Asuman’ın sesi yeniden duyuldu: “Leyla bu kaydı dinliyorsa Erdem’in bıraktığı yolu tamamlamıştır. Babasının ölümü onun suçu değildir. Astér’in taşıyıcısı olduğu için cezalandırılmadı. Onu susturmak isteyenler, anahtarın kaynağına ulaşmasını engellemek istedi.”
Leyla kara kaplı defteri göğsüne bastırdı. Babasının ölümünden beri içinde taşıdığı suçluluğu ilk kez bir başkasının açıkça dile getirdiğini duyuyordu. Kolyeyi taşıdığı için Erdem’in öldürüldüğünü düşünüyor, bir yanı Astér’i babasının katili gibi görüyordu.
Damien başını gramofona yaklaştırdı. “Bu kayıt ne zaman yapıldı?”
Narin cevap vermedi. Kayıttaki Asuman, Damien’ın sorusuna yıllar öncesinden cevap veriyormuş gibi konuşmayı sürdürdü: “Damien yanındaysa ona yalnızca şunu söyleyin: Benim hakkımda kendisine anlatılanların tamamı doğru değildir. Fakat beni aramaya kalkarsa, onu korumak için yaptığım her şey boşa gider. Henüz gerçeği öğrenmemeli.”
Damien’ın nefesi ağırlaştı. “Henüz...”
Leyla onun yüzüne baktı. “Kayıt eski olabilir.”
“Ne kadar eski?”
Narin sandığın içindeki belgeleri çıkarırken konuştu. “Tarih yok.”
Damien ona doğru döndü. “Sen tarihi biliyorsun.”
“Şimdi buradan çıkmamız gerekiyor.”
“Annem bu kaydı ölümünden önce mi yaptı?”
Narin’in bakışları bir anlığına Damien’ınkilerle buluştu. “Bu kaydın onun yaşadığına dair kanıt olmadığını bil.”
“Ben sana kanıt olup olmadığını sormadım.”
Gramofondaki kayıt son cümlelerine ulaşıyordu: “On üçüncü raftaki siyah sandıkta iki belge bulunuyor. Birincisi Astér’in kan hattına, ikincisi On İki Bekçi’nin son atamasına aittir. İki belgeyi de Hazer’den, Evren’den ve Victor’dan saklayın. Hiçbirine güvenmeyin. Narin sizi doğru yere götürecektir. Narin orada değilse, kayıtlar çoktan ele geçirilmiş demektir.”
Kısa bir hışırtıdan sonra Asuman’ın sesi son kez duyuldu: “Damien... Bunu bir gün dinlersen bilmeni istediğim tek şey var. Seni terk etmem, seni sevmediğim anlamına gelmiyor seni çok seviyorum oğlum beni affet.”
Kayıt sona erdi.
Odanın içinde yalnızca tavandan sızan dumanın sesi kaldı. Damien gramofonun önünde sırtı diğerlerine dönük şekilde duruyordu. Leyla onun yüzünü göremiyordu ancak ellerini masanın kenarında ne kadar sıkı tuttuğunu fark etti.
Narin siyah sandıktan çıkardığı belgeleri Leyla’ya uzattı. “Bunları al.”
Leyla ilk belgeyi açtı. Sararmış kâğıdın üzerinde birbirine bağlanan isimler, tarihler ve soy çizgileri bulunuyordu. Bazı isimlerin üzeri siyah mürekkeple kapatılmıştı. Erdem’in adı çizelgenin dışında, Astér’i taşıyıcıya ulaştıran kişi olarak yazılmıştı. Leyla’nın adıysa en alttaki boşluğa sonradan kırmızı mürekkeple eklenmişti.
LEYLA BEREN YANKI — UYANIŞIN ON ÜÇÜNCÜ TAŞIYICISI
Altında tek bir not vardı:
Taşıyıcının izi baba soyundan gelmez. Kan, anneler boyunca saklanmıştır.
Leyla’nın gözleri satırın üzerinde durdu. “Annemin ailesi...”
Narin başını salladı. “Meltem Hanım’ın soyunu ayrıntılı biçimde araştırmanız gerekecek. Bu kayıt yalnızca hattın anne tarafından geldiğini söylüyor.”
“Annem bunların hiçbirini bilmiyor.”
“Büyük ihtimalle bilmiyor. Astér’in kanı bazen kuşaklar boyunca sessiz kalır.”
Damien, gramofonun önünden ayrılıp ikinci belgeyi aldı. Belgenin başında On İki Işık Bekçisi’nin sembolü bulunuyordu. Altında on iki makam ismi vardı; gerçek adların çoğu şifrelenmişti. Fakat son satırda birkaç hafta önce eklenmiş yeni bir atama görünüyordu.
ON İKİNCİ BEKÇİ — GÖLGE MAKAMI
Görev: Astér taşıyıcısının hareketlerini kontrol altında tutmak.
Saha yürütücüsü: Lucien Graves.
Leyla’nın yüzü anında değişti. “Babamı öldüren adam Bekçilerden biri mi?”
Narin belgeye yaklaştı. “Hayır. Lucien bir Bekçi değil. On İkinci Bekçi’nin emrini uygulayan saha görevlisi.”
“Onu yöneten kişi kim?”
Gerçek isim yerine yalnızca bir sembol bulunuyordu: Ortasından ikiye ayrılmış siyah bir güneş.
Damien sembole baktığında çenesi gerildi. “Bunu daha önce gördüm.”
“Nerede?” diye sordu Leyla.
“Şahmar Oteli’nin eski kütüphanesinde. Dedemin kilitli tuttuğu bir sandığın üzerinde.”
Narin hemen başını kaldırdı. “Hazer’in odasında mı?”
“Evet.”
Leyla’nın gözleri sertleşti. “O zaman deden On İkinci Bekçi olabilir.”
“Bir sembol bunu kanıtlamaz.”
“Babamın defterindeki her iz senin ailene çıkıyor.”
Damien belgeyi katlamadan önce yeniden inceledi. “Hazer’in cevap vermesi gerekecek.”
Narin sertçe karşı çıktı. “Bu belgeleri ona göstermeyeceksiniz.”
“Dedemle yüzleşmeden bu sembolün neden onda olduğunu öğrenemem.”
“Yüzleştiğin anda elinizdeki tek kanıtı kaybedersiniz.”
Leyla araya girdi. “Önce kopyasını çıkarırız. Sonra Hazer’le konuşuruz.”
Damien gözlerini ona çevirdi. “Bir saat önce dedemden de şüphe etmem gerektiğini söylüyordun.”
“Hâlâ söylüyorum. Bu yüzden elimizde kopya olmadan karşısına çıkmayacağız.”
Kael’in dışarıdan gelen sesi yeniden duyuldu. “İçeride duman var. Kapı açılmıyor. Geri çekilin, duvarı patlatacağız.”
Narin hemen kapının yanına giderek taş zemindeki küçük halkayı aradı. “Patlatırlarsa sandık ve belgeler zarar görebilir.”
Damien sesini yükseltti. “Kael, bekle!”
Karşı taraftan cevap geldi. “İki dakikan var.”
Narin, zemindeki tozu eliyle sildi. Taşların arasında küçük metal bir halka ortaya çıktı. Çektiğinde siyah sandığın altından ince bir zincir uzandı. Zinciri sertçe kendisine doğru çekince arka duvarın bir bölümü açıldı ve dar bir geçit göründü.
“Bu nereye çıkıyor?” diye sordu Lucas, dışarıdan.
Narin feneri geçide tuttu. “Dükkânın arka sokağındaki eski su kuyusuna.”
Leyla belgeleri kara kaplı defterin içine yerleştirdi. Asuman’ın ses kaydını da sandıktan çıkararak çantasına koymak istedi ancak Damien elini uzattı.
“Bu bende kalacak.”
Leyla birkaç saniye ona baktı. “Annenin kaydı.”
“Evet.”
“Tek kopya olmayacak.”
Damien itiraz etmedi. “Kael dışarı çıkınca kopyalayacak.”
Narin önden geçide girdi. Leyla onu takip etmek üzereyken Damien kolundan tuttu. “Ben önce gireceğim.”
“Duman kafana vurmuş olabilir ama sen hâlâ aynısın.”
“Bunun için dumana ihtiyacım yok.”
Damien dar geçide girip çevreyi kontrol ettikten sonra Leyla’ya elini uzattı. Leyla bu kez tartışmadan tuttu. Dumanın etkisi hafiflemiş olsa da başı dönüyor, zeminin eğimini kestirmekte zorlanıyordu.
Damien onu geçide çekerken Leyla sendeledi. Omzu göğsüne çarptığında Damien belinden kavrayarak düşmesini engelledi.
“İyiyim,” dedi Leyla hemen.
“Bunu her söylediğinde daha kötü görünüyorsun.”
“Sen de annenden kalan bir kayıt dinledin. Beni bırakıp kendinle ilgilen.”
Damien’ın yüzündeki sertlik birkaç saniyeliğine kırıldı. “Kendimle ilgilenmeye alışık değilim.”
“Fark ettim.”
Geçit son derece dardı. Bazı yerlerde eğilerek, bazı bölümlerdeyse duvarlara tutunarak ilerlemek zorunda kaldılar. Arkalarında Narin’in ağır nefesi, önlerindeyse Damien’ın fenerinden yayılan zayıf ışık vardı. Dumanın etkisiyle Leyla’nın zihninde bazı görüntüler birbirine karışıyordu. Gramofondaki ses, babasının son kaydı ve Sinan’ın camın arkasındaki yüzü aynı anda aklına geliyordu.
“Damien.”
“Buradayım.”
“Az önce dinlediğimiz şeyleri unutursam?”
“Unutmayacaksın.”
“Nereden biliyorsun?”
“Ben hatırlarım.”
Leyla acı bir gülümsemeyle karşılık verdi. “Sana güvenmiyorum.”
“Yine de ben hatırlarım.”
Bir süre sonra geçidin sonunda metal bir merdiven belirdi. Damien yukarı çıkarak paslı kapağı itti. Kapak, Zerhân Antika’in arka sokağındaki kapatılmış kuyunun taş çemberine açılıyordu. Kael ve Lucas, dükkânın arka çıkışından dolaşıp onlara ulaştığında Damien önce Leyla’yı, ardından Narin’i yukarı çekti.
Kael, Leyla’nın yüzüne baktı. “İyi misin?”
“Duman hafızamızı silmek içinmiş.”
Lucas kaşlarını kaldırdı. “Tabii. Gizli odada normal zehir kullanmalarını beklemek fazla iyimserlik olurdu.”
Damien siyah balmumu kaydını Kael’e uzattı. “Bunun iki kopyasını çıkar. İnternete bağlanmayan cihaz kullan.”
Kael belge poşetini açarken sordu: “İçeride ne buldunuz?”
Leyla çantasındaki kara kaplı defteri gösterdi. “Astér’in kan hattı, On İki Bekçi’nin yeni ataması ve babamı öldüren Lucien’in kimin adına hareket ettiğini gösterebilecek bir sembol.”
Lucas, Damien’ın elindeki kâğıda baktı. “İkiye bölünmüş siyah güneş...”
Damien başını ona çevirdi. “Sen de mi gördün?”
Lucas birkaç saniye düşündü. “Mardin’deki ayin gecesinde Cahit’in arkasında duran adamlardan birinin yüzüğünde vardı.”
Narin hemen sordu: “Kimdi?”
“Yüzünü seçemedim. Siyah maske takıyordu.”
Kael çevredeki güvenlik ekibine işaret verdi. “Burada daha fazla kalamayız.”
Leyla, Zerhân’ın arka kapısına baktı. On üçüncü raf hâlâ içerideydi. Fotoğrafın arkasındaki uyarıyı hatırladı.
Kapı açılırsa önce on üçüncü rafı yak.
“Rafı yok etmemiz gerekiyor.”
Damien başını ona çevirdi. “İçindeki belgeleri aldık.”
“On İki Bekçi mekanizmayı yeniden kullanabilir. Başka bir taşıyıcı geldiğinde aynı tuzağı kurarlar.”
Narin bir an tereddüt ettikten sonra başını salladı. “Asuman da bunu istemişti. Oda açıldıktan sonra kayıtların çıkarılması ve rafın yok edilmesi gerekiyordu.”
Damien, Asuman’ın ismini duyunca Narin’e sert bir bakış attı ancak soru sormadı. Cevap alamayacağını artık biliyordu.
Kael adamlarından birine dükkânın içindeki yanıcı düzenekleri hazırlamasını söyledi. “Bütün binayı yakmayacağız. Yalnızca kitaplık ve gizli oda.”
Lucas alaycı bir ifadeyle mırıldandı: “Antikacı dükkânı yakmak bir arkeoloğun meslek etiğine biraz ters.”
Bennu’nun adı aklına gelmiş gibi kısa süreliğine sustu. Ardından silahını kontrol ederek arka sokağı gözlemlemeye devam etti.
Birkaç dakika sonra Zerhân’ın arka bölümünden duman yükselmeye başladı. Alevler önce kitaplığın alt kısmına, ardından on üçüncü rafın çevresindeki koyu ahşaba yayıldı. Gizli mekanizmanın içinden metalin genleşirken çıkardığı yüksek sesler duyuluyordu.
Leyla, babasının kendisini gönderdiği yeri yanarken izledi. Aradığı ilk cevabı bulmuştu ancak cevap, yeni soruların sayısını azaltmamıştı.
Astér annesinin kanından geliyordu.
Lucien, On İkinci Bekçi’nin emrinde çalışıyordu.
Aynı sembol Hazer’in odasındaki sandıkta bulunuyordu.
Asuman’ın ölümüne dair kayıtlar yalandı.
Ve Damien’ın annesinin eski kaydı, Erdem’in ölümünü önceden planlamadığını söylüyordu.
Damien yanına geldi. Gözleri dükkândaki alevlerdeydi.
“Annemin sesini hatırladığımdan emin değildim.”
Leyla başını ona çevirdi.
“Şimdi emin misin?”
“Evet.”
“Yaşıyor olabileceğini düşünüyor musun?”
Damien uzun süre cevap vermedi. “Düşünürsem onu aramaya başlarım.”
“Narin bunun tehlikeli olduğunu söyledi.”
“Sen de baban öldürüldükten sonra tehlikeli olduğunu bildiğin hâlde Mardin’e geldin.”
Leyla acıyla gülümsedi. “Demek beni anlamaya başladın.”
“Başından beri anlıyordum. Yalnızca kabul etmek istemiyordum.”
Alevler, Zerhân Antika’in arka penceresinden görünmeye başladığında Kael yaklaşarak alçak sesle konuştu: “Hazer Bey, Şahmar Oteli’nde sizi bekliyor. Mardin’e indiğimizi öğrenmiş.”
Leyla doğrudan Damien’a baktı. “Gideceğiz.”
Damien kaşını kaldırdı. “Benim dedemle görüşmeme yine sen mi karar veriyorsun?”
“Babanın defterindeki iz, annenin fotoğrafı ve bu sembol onun çevresinde birleşiyor. Üstelik siyah güneş işareti odasındaki sandıkta. Evet, gideceğiz.”
“Bir saat önce otelin önünden bile geçmek istemiyordun.”
Leyla yanan dükkâna baktı. “Bir saat önce elimde bunlar yoktu.”
Narin hemen karşı çıktı. “Hazer’in karşısına belgelerle çıkamazsınız.”
“Orijinalleri göstermeyeceğiz,” dedi Leyla. “Yalnızca sembolü soracağız.”
“Size yalan söyleyecek.”
Leyla’nın yüzündeki ifade sertleşti. “Yalan söylediğini anlamaya başladım.”
Damien birkaç saniye Leyla’ya baktı. Bir hafta önce Mardin’den ayrılan genç kadınla karşısında duran kişi aynı değildi. Acısı hâlâ yüzündeydi, gözleri hâlâ babasının yasını taşıyordu. Fakat artık yalnızca kendisine söylenenleri beklemiyor, hareketlerinin yönünü başkalarının belirlemesine izin vermiyordu.
“Şahmar Oteli’ne gidiyoruz,” dedi Damien.
Narin başını iki yana salladı. “Bu, onların istediği şey olabilir.”
Leyla kara kaplı defteri çantasına yerleştirdi. “Bütün yollar otele çıkıyorsa kapısında bekleyemeyiz.”
Damien ona yaklaştı. “İçeri girdiğinde önceki gibi geri dönme şansın olmayabilir.”
Leyla boynundaki Astér Anahtarı’nı avucuna aldı. Taş, gizli odadaki sıcaklığını hâlâ koruyordu.
“Babam öldürüldüğünde geri dönebileceğim hayat zaten bitti.”
“Leyla—”
“Bir haftadır karanlığın peşimde olduğunu sanıyordum. Ondan kaçarsam annemi, Doğan’ı ve kendimi koruyabileceğimi düşündüm. Ama babam da bizi korumak için karanlığa tek başına girdi.”
Damien gözlerini ondan ayırmadı.
Leyla’nın sesi, bu kez öfkeden değil kararlılıktan sertti. “Onun yaptığı hatayı tekrarlamayacağım. Tek başıma girmeyeceğim. Ama geri de çekilmeyeceğim.”
“Bunun sonunda ne bulacağını bilmiyorsun.”
“Biliyorum.”
“Ne?”
Leyla, yanan on üçüncü rafın alevlerine son kez baktı.
“Babamı öldürenleri.”
Ardından yüzünü Damien’a çevirdi.
“Karanlık artık peşimde değil, Damien.”
Astér Anahtarı’nı avucunda sıkıca tuttu.
“Artık benimle.”
Aynı saatlerde, Mardin’den binlerce kilometre uzaktaki eski taş evde bir telefon çaldı. Pencerenin önünde duran kadın, ekrandaki şifreli numarayı gördüğünde çağrıyı açtı.
Narin’in sesi duyuldu: “On üçüncü raf açıldı.”
Kadının eli pencerenin kenarında sıkılaştı. “Damien kaydı dinledi mi?”
“Sesini duydu.”
“Yaşadığımı anladı mı?”
“Hayır. Kayıt eski olduğu için hâlâ emin değil.”
Kadının omuzları belli belirsiz gevşedi. Şömine ışığı yüzüne vurduğunda yıllardır öldüğü sanılan Asuman Şahmar’ın gözleri karanlığın içinden göründü.
“Henüz öğrenmemeli.”
Narin’in sesi sertleşti. “Onu daha ne kadar böyle tutacaksın? Hazer’in karşısına gidiyorlar.”
Asuman bir süre cevap vermedi. Masanın üzerinde küçük Damien’ın elini tuttuğu eski bir fotoğraf vardı. Parmaklarını oğlunun yüzünün üzerinde gezdirdi.
“Hazer siyah güneşin hesabını vermek zorunda kalacak.”
“Ya On İkinci Bekçi gerçekten oysa?”
Asuman gözlerini kapattı. “O zaman Damien’ın hayatı boyunca babası bildiği adamdan sonra, dedesi bildiği adamı da kaybetmesi gerekecek.”
“Leyla belgeleri aldı.”
“Erdem’in defteri?”
“Onun yanında.”
Asuman’ın yüzüne acı yerleşti. “Erdem’i koruyamadık.”
“Leyla artık geri çekilmeyecek.”
“Biliyorum.”
“Bunu nereden biliyorsun?”
Asuman, masanın üzerinde duran Astér çizimine baktı.
“Çünkü anahtar, korkan bir taşıyıcıda uyanmaz.”
Narin kısa bir sessizlikten sonra sordu: “Türkiye’ye dönüyor musun?”
Asuman pencerenin dışındaki yağmuru izledi. Yıllardır kendisini hayatta tutan saklanma düzeni artık oğlunu ve Leyla’yı korumuyordu. Tam tersine, onları cevapsız ve savunmasız bırakıyordu.
“Henüz değil.”
“Neyi bekliyorsun?”
“Asıl On İkinci Bekçi’nin yüzünü göstermesini.”
“Ya Damien seni önce bulursa?”
Asuman’ın dudaklarında acı bir gülümseme oluştu.
“O zaman beni neden terk ettiğimi sormadan önce, yaşadığımı ona açıklamam gerekecek.”
Telefonu kapattıktan sonra oğluyla olan fotoğrafını eline aldı.
Damien, annesinin sesini duymuştu.
Fakat hâlâ onun mezardan konuştuğunu sanıyordu.
Asuman ise uzakta, hayatta ve kendisini oğluna götürecek karanlığın hareketlenmesini bekliyordu

