İçeriğe geç

ON ÜÇÜNCÜ KAPI 1.KİTAP ARİSTOKRAT

Bölüm 18 · 31 dk okuma

ON ÜÇÜNCÜ KAPI 1.KİTAP ARİSTOKRAT

Bölüm 18

18.BÖLÜM GÖMÜLÜ GERÇEK

18. BÖLÜM — GÖMÜLÜ GERÇEK

Sabah Mardin’in üzerine çöken pus henüz dağılmamıştı. Eski taş yapıların arasından kıvrılan yol boyunca ilerleyen iki araç, şehir merkezinden uzaklaştıkça çevredeki hareket de azalıyordu.

Damien öndeki aracın arka koltuğunda oturuyordu. Yanında Leyla, önlerinde ise Kael vardı. Leyla telefonundaki eski otel kaydına yeniden baktı.

— D. Karaca.

Damien başını çevirdi.

— Beşinci kez okuyorsun.

Leyla gözlerini ekrandan kaldırmadan karşılık verdi.

— Belki altıncıda soyadı kendi kendine Şahinler’e dönüşür.

Kael dikiz aynasından onlara baktı.

— Bu sabah ikiniz de çok neşelisiniz.

— Ben gayet iyiyim, dedi Damien.

Leyla hiç düşünmeden:

— Yalan söylüyor.

Damien ona döndü.

— Sen ne ara uzman oldun?

— Yüzünü okuyorum.

— Benim yüzüm okunmaz Kitap mıyım ben..

Kael gözünü yoldan ayırmadan konuştu.

— Şu an gayet okunuyor.

Damien kaşlarını çattı.

— Sen sür.

Leyla istemeden gülümsedi ama gülümsemesi uzun sürmedi. Ekrandaki satır yeniden dikkatini çekmişti.

D. Karaca — 17 Ekim 2004.

Hemen altında ise araç çıkış kaydı yer alıyordu:

Blackthorne Restorasyon Ltd.

Leyla bu satırı her gördüğünde içinde aynı huzursuzluk oluşuyordu.

— Alistair gerçekten buraya geldiyse...

Damien’ın yüzündeki hafif alay silindi.

— Geldiyse öğreniriz.

— Ya baban Doğan Şahinler’i sakladıysa?

Damien birkaç saniye sustu.

— O zaman annemin bana anlatmadığı şeylerin listesi biraz daha uzar.

Leyla onu dikkatle süzdü.

— Asuman bilmiyor olabilir.

Damien başını cama çevirdi.

— Umarım bilmiyordur.

Bu cevapta öfkeden çok yorgunluk vardı. Leyla üzerine gitmedi.

İkinci araçta ilk birkaç dakika daha sakindi.

Lucas direksiyondaydı. Ege ön koltukta, Bennu ile Artemis arkada oturuyordu.

Bennu ön koltukların arasından başını uzattı.

— Bir şey soracağım.

Lucas hiç tereddüt etmeden:

— Hayır.

Bennu kaşlarını çattı.

— Daha sormadım ki.

— Geçen sefer de böyle yapmıştın.

Ege camdan dışarı bakarken gülümsedi.

— Ben sadece otele girince kim kiminle gidecek onu soracaktım.

— Kael anlattı.

— Dinlemedim.

Lucas kısa bir bakış attı.

— Fark ettim.

Artemis hafifçe güldü.

Bennu hemen ona döndü.

— Sen de gülme. Sen benimle geliyorsun.

Artemis şaşırdı.

— Nereye?

— Arşive.

Ege başını çevirdi.

— Neden?

Bennu gözlerini kıstı.

— Çünkü ben yalnız çalışmayacağım.

— Ben de orada olacağım, dedi Lucas.

— Sen sayılmıyorsun.

Lucas derin bir nefes aldı.

— Harika.

Artemis, Ege’ye kısa bir bakış attı. Son birkaç gündür aralarındaki gerginlik azalmıştı ama tamamen kaybolmuş değildi.

Telefonunu açtığında ekranda okunmamış bir mesaj gördü.

Evren Valerian.

Ege bunu fark etti.

Artemis telefonu saklamak yerine ekranı ona çevirdi.

Leyla’nın bugün nereye gittiğini öğren.

Ege’nin yüzü sertleşti.

— Daha cevap vermedim, dedi Artemis.

Ege birkaç saniye mesajı inceledikten sonra ona baktı.

— Bana gösterdiğin için teşekkür ederim.

Artemis’in yüzündeki gerginlik biraz azaldı.

— Sana söyleyeceğimi söyledim.

— Cevap verme.

— Vermeyeceğim.

Bennu ikisinin arasında bakışlarını gezdiriyordu.

Lucas hemen uyardı:

— Bennu.

— Bir şey demedim.

— Yüzün öyle demiyor ama..

Bennu sandalyesine yaslandı.

— Bu nasıl ekip herkes Ruh Hastası.

Otel ilk bakışta terk edilmiş görünmüyordu.

Tuhaf olan da buydu.

Taş bina eskiydi ancak giriş kapısı yenilenmiş, ahşap panjurlar yakın zamanda boyanmıştı. Tabelası sökülmüş olsa da duvarda eski harflerin izleri hâlâ seçiliyordu.

Kael araçtan iner inmez binayı süzdü.

— Burası kapalı görünmüyor.

Damien çevresine baktı.

— Resmî kayıtta üç yıldır faaliyetsiz.

Leyla:

— Birileri hâlâ bakımını yapıyor.

Kael’in bakışları pencerelerde dolaştı.

— Ya da burada birileri hâlâ bir şey saklıyor.

İkinci araç da arkalarında durdu. Ege, Lucas, Bennu ve Artemis yanlarına geldi.

Damien kısa bir bakışla herkesi süzdü.

— Plan aynı. Kael, Leyla ve ben üst katlara bakacağız. Lucas arşive girsin. Ege, sen de onunla—

— Ben de, dedi Bennu hemen.

Lucas ona baktı.

Damien omuz silkti.

— Tamam. Bennu da.

Artemis:

— Ben?

Leyla cevap verdi.

— Benimle gel. Eski Valerian işaretlerini sen daha iyi tanırsın.

Artemis kısa bir şaşkınlığın ardından başını salladı.

— Tamam.

Ege ikisine bakınca Leyla bunu fark etti.

— Merak etme, kaçırmıyorum.

— Onu demedim.

Bennu araya girdi.

— Ama yüzün söyledi.

Lucas başını öne eğdi.

— Başladı yine.

Otelin kapısını açan yaşlı görevli onları gördüğünde huzursuz olmuştu.

Kael cebinden hazırladıkları eski izin belgesini çıkardı.

— Restorasyon arşiviyle ilgili kontrol yapacağız.

Adam belgeyi uzun uzun inceledi.

— Burası kapalı.

Damien kuru bir sesle:

— Onu fark ettik.

Yaşlı adam başını kaldırıp Damien’a baktığında yüzünde belli belirsiz bir değişim oldu.

— Siz...

Damien kaşını kaldırdı.

— Ben?

Adam hemen gözlerini kaçırdı.

— Hiç.

Kael dikkatle sordu:

— Daha önce gördünüz mü?

— Hayır.

Damien’ın sesi sakinleşti.

— Emin misin?

Adam anahtarlara uzandı.

— Ben burada yalnızca bakıcıyım.

Leyla:

— Ne zamandır?

Adamın eli durdu.

— Uzun zamandır.

— Kaç yıl?

Kısa bir tereddütten sonra:

— Yirmi iki.

Herkes sustu.

Damien ile Kael aynı anda birbirlerine baktılar.

Damien tekrar adama döndü.

— Adın ne?

— Cemal.

— Cemal Bey, 2004’te burada çalışıyor muydun?

Cevap fazla hızlı geldi.

— Hayır.

Leyla ile Damien bunu fark etmişti.

Ama Damien şimdilik üzerine gitmedi.

Arşiv bölümü otelin bodrumundaydı.

Lucas rafların arasındaki eski kayıt defterlerini görünce ilk kez gerçekten memnun görünüyordu.

Bennu bunu kaçırmadı.

— Şuna bak. Gözlerin parladı.

Lucas eldivenlerini taktı.

— İnsanların aksine belgeler doğru saklanırsa konuşur.

Bennu kaşını kaldırdı.

— Bana laf mı soktun?

— Sana özel değildi.

— Daha kötü.

Ege diğer raftaki tarihleri kontrol ediyordu.

Lucas:

— 2004 kayıtları. Ekim ayını bulun.

Bennu bir klasörü çekti. Üzerinden yükselen toz yüzüne gelince öksürdü.

— Ben bugün burada ölürsem—

— Abartma.

— Cenazemde söylersin.

Ege’nin sesi ikisini susturdu.

— On yedi Ekim.

Lucas ile Bennu hemen yanına geldiler.

Ege kalın defteri masaya koyup ilgili sayfayı açtı.

17.10.2004

İsim satırların arasındaydı.

D. Karaca

Lucas eğildi.

— Oda?

Ege parmağıyla satırı takip etti.

— 313.

Bennu:

— Üç yüz on üç.

Lucas diğer sütuna baktı.

— Çıkış tarihi yok.

Ege kaşlarını çattı.

— Nasıl yani?

— Giriş yapılmış ama çıkış kaydı işlenmemiş.

Bennu yüzünü ciddileştirerek:

— Hâlâ yukarıda olabilir.

Lucas ona baktı.

Bennu omuz silkti.

— Şakaydı.

Ege sayfanın alt kısmındaki küçük işareti fark etti.

— Burada bir şey var.

Lucas eğildi.

Küçük, siyah bir mühür.

Bennu:

— Aureth?

Lucas başını iki yana salladı.

— Hayır.

Ege mühüre biraz daha dikkatli baktı.

— Blackthorne.

Lucas:

— Emin misin?

— Damien’ın babasının eski evraklarında gördüm.

Bennu’nun yüzündeki şaka tamamen kayboldu.

— O zaman doğru yerdeyiz.

Üçüncü kattaki koridor diğerlerinden farklıydı. Taş işçiliği daha eski, kapılar daha ağırdı.

Leyla oda numaralarını takip ediyordu.

Sonraki kapıda numara yoktu.

Damien durdu.

— 313 nerede?

Kael koridorun sonuna baktı.

— Atlanmış.

Artemis duvardaki taş işlemeye yaklaştı.

— Bir dakika.

Parmaklarını iki taşın birleştiği yere götürdü.

— Bu bölüm sonradan kapatılmış.

Damien:

— Nereden anladın?

— Desen devam etmiyor.

Leyla da yanına geldi.

Gerçekten de taş motiflerinden biri yarıda kesiliyor, birkaç metre sonra yeniden başlıyordu.

Kael duvara vurdu.

İlk iki taş tok ses verdi.

Üçüncüsü boş.

Damien:

— Geri çekilin.

Kael yanında getirdiği küçük levye ile taş panelin kenarını yokladı. İlk anda hiçbir şey olmadı. Ardından ince bir metal sesi duyuldu ve panel birkaç santimetre öne çıktı.

Leyla’nın kalbi hızlandı.

Damien paneli iki eliyle çektiğinde arkalarında dar, karanlık bir geçit açıldı.

Artemis:

— Bu otelde normal bir şey yok mu?

— Görünüşe göre yok.

Damien telefonunun ışığını açtı.

— Ben önden gidiyorum.

Leyla hemen:

— Ben de.

Damien ona baktı.

— Burada kal demeyeceğim.

— İyi olur.

Kael ve Artemis de peşlerinden geldi.

Dar geçit birkaç metre sonra küçük bir odaya açıldı.

Penceresizdi.

Taş duvarların arasında yalnızca bir masa ve eski bir sandalye vardı. Duvardaki paslanmış demir halka ise odanın ne için kullanıldığını yeterince açık anlatıyordu.

Leyla taş üzerindeki izlere baktı.

— Burada birini zincirlemişler.

Damien’ın yüzü sertleşti.

Kael masaya yaklaştı fakat üzerinde hiçbir şey yoktu.

Artemis odanın köşesindeki ahşap paneli fark etti.

— Şurada.

Panelin altında ince bir metal kutu saklanmıştı.

Damien kutuyu çıkardı. Kilidi çoktan kırılmıştı.

İçinde birkaç sararmış sayfa, küçük bir kaset ve eski bir fotoğraf vardı.

Leyla fotoğrafı eline aldı.

Aynı adamdı.

Doğan Şahinler.

Fakat bu kez zincirli değildi. Bir aracın önünde duruyordu ve yanında başka bir adam vardı.

Damien fotoğrafı Leyla’nın elinden aldığında yüzündeki ifade değişti.

— Ne oldu? diye sordu Leyla.

Damien cevap vermedi.

Fotoğraftaki ikinci adam çok daha gençti ama tanınmayacak biri değildi.

Damien’ın sesi fısıltıya dönüştü.

— Babam.

Alistair Blackthorne.

Leyla’nın nefesi kesildi.

Kael hemen kutudaki kâğıtlara yöneldi.

İlk sayfanın üst kısmında Alistair’ın imzası vardı.

Damien kâğıdı eline aldı.

El yazısını tanıyordu.

Bir süre yalnızca baktı.

Sonra okumaya başladı.

— “17 Ekim 2004. D. güvende. Aureth hâlâ onun Anahtar olduğunu düşünüyor.”

Leyla’nın bakışları Damien’a kilitlendi.

Damien devam etti.

— “Yanılıyorlar.”

Kael:

— Devam et.

Damien’ın gözü bir sonraki satıra kaydı.

— “Astér kapıyı açan değildir.”

Leyla’nın eli istemsizce boynundaki kolyeye gitti.

Damien okumayı sürdürdü.

— “Astér kapıyı mühürlemek için vardır.”

Odadaki herkes sustu.

Son satır diğerlerinden daha koyu mürekkeple yazılmıştı.

Damien onu okurken sesi değişti.

— “Kapıyı açabilecek kan... Blackthorne soyunda aranmalıdır.”

Sessizlik.

Leyla, Kael ve Artemis aynı anda Damien’a baktılar.

Damien hâlâ elindeki kâğıttan gözünü ayıramıyordu.

Leyla yavaşça seslendi.

— Damien...

Damien başını kaldırdı.

Bu kez yüzünde ne alay vardı ne öfke ne de hazır bir cevap.

Sadece tek bir soru:

Ya bütün bu zaman boyunca aradıkları Anahtar Doğan Şahinler değilse?

Damien birkaç saniye boyunca elindeki kâğıda baktı.

Leyla yüzündeki değişimi ilk kez bu kadar açık görüyordu.

— Damien?

Cevap gelmedi.

Kael, kâğıdı onun elinden almaya çalışmadı. Yalnızca masadaki küçük kasete baktı.

— Önce bunu dinleyelim.

Artemis odanın köşesindeki eski teybi fark etti.

— Hâlâ çalışıyor mudur?

Kael kaseti dikkatlice yerleştirdi.

Teyp ilk anda yalnızca cızırtı verdi.

Ardından bir erkek sesi duyuldu.

Damien’ın yüzü dondu.

Leyla hemen ona baktı.

— Baban mı?

Damien çok hafif başını salladı.

Kasetten Alistair’ın sesi geldi.

— Kayıt tarihi, on sekiz Ekim iki bin dört. Bu kayıt bana bir şey olursa Asuman’a ulaştırılacak.

Damien’ın eli masanın kenarında sıkıldı.

Leyla ona biraz daha yaklaştı ama dokunmadı.

Alistair devam etti.

— Doğan Şahinler hâlâ yaşıyor. Aureth onu Anahtar sanıyor. Bu yanlış. Onu burada tutmamızın tek sebebi, onların hâlâ aynı yanılgıya inanmasını sağlamak.

Kael’in bakışları sertleşti.

Artemis nefesini tuttu.

Sonra kasette başka bir erkek sesi duyuldu. Daha yorgun, daha boğuk.

— Bunu kaydetmek zorunda mıyız?

Alistair:

— Evet.

— Neden?

— Çünkü ikimizden biri ölürse diğeri gerçeği taşıyacak.

Leyla fısıldadı.

— Doğan...

Damien gözünü teypten ayırmadı.

Doğan Şahinler’in sesi devam etti.

— Anahtar ben değilim.

— Biliyorum.

— Ama onlar bilmiyor.

— Bilmeyecekler.

Kısa bir sessizlik oldu.

Doğan’ın sesi bu kez daha alçaktı.

— Çocuğu bulurlarsa?

Odadaki herkes aynı anda birbirine baktı.

Leyla’nın yüzü gerildi.

Damien öne eğildi.

Alistair’ın sesi tekrar duyuldu.

— Bulmayacaklar.

— Emin misin?

— Nevra izleri temizledi. Narin kayıtları değiştirdi. Lale hattı kapattı.

Artemis hemen Kael’e baktı.

— Lale.

Kael başını salladı.

Kayıt devam etti.

— Ya Asuman?

Alistair birkaç saniye sustu.

— Ona henüz söylemedim.

Damien’ın yüzü sertleşti.

Leyla bunu fark etti.

Doğan:

— Çocuk büyüdüğünde?

— O zamana kadar kapı kapanmış olacak.

Kayıt birkaç saniye cızırtıya döndü.

Ardından Alistair’ın sesi son kez duyuldu.

— Eğer kapanmazsa Blackthorne kanı yeniden aranacak.

Kaset sustu.

Kimse hemen konuşmadı.

Damien teybin düğmesine uzanıp cihazı kapattı.

Leyla ilk konuşan oldu.

— Doğan Şahinler’in çocuğu var.

Kael:

— Vardı.

Leyla ona döndü.

— Ne demek istiyorsun?

— Kayıt yirmi iki yıl önce. O çocuk bugün yetişkin olmalı.

Artemis:

— Ve Aureth bundan habersiz olabilir.

Damien başını kaldırdı.

— Ya da biliyor ve yıllardır onu arıyor.

Leyla:

— Victor?

— Victor bir şey biliyor ama tamamını bilmiyor.

Kael:

— Tamamını bilseydi Doğan’ı hâlâ Anahtar diye önümüze atmazdı.

Leyla birkaç saniye düşündü.

— O zaman elimizde iki ayrı hat var.

Damien ona baktı.

— Söyle.

— Blackthorne kanı.

Sonra kasete döndü.

— Ve Doğan’ın çocuğu.

Artemis:

— Biri kapıyı açabilecek kan olabilir. Diğeri de o hattı saklayan kişi.

Kael:

— Ya da biri diğerini koruyor.

Damien kısa bir nefes verdi.

— Her ihtimalde bu oda bize Victor’un verdiğinden çok daha fazlasını verdi.

Leyla fotoğrafı yeniden eline aldı.

Alistair ile Doğan yan yana duruyordu.

— Baban bunu neden sakladı?

Damien cevap vermedi.

Bir süre sonra yalnızca:

— Çünkü anneme bile güvenemediği bir şey vardı.

Bu cümlede öfkeden çok kırgınlık vardı.

Leyla bu kez elini onun koluna koydu.

Damien geri çekilmedi.

Bodrum katında Bennu üçüncü klasörü yere bırakıp belini tuttu.

— Ben arkeolog değilim, hamal oldum.

Lucas gözünü defterden kaldırmadı.

— Sen kendin gelmek istedin.

— İnsan biraz sevgilisine destek olur.

Lucas başını kaldırdı.

— Sevgilin miyim?

Bennu kaşlarını çattı.

— Ne?

Lucas’ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı.

— Sabah beni herkesin içinde neredeyse nikâh masasına oturttun.

Bennu klasörü masaya bıraktı.

— Neredeyse mi?

Ege ikisinin arasında gözlerini kaldırdı.

— Ben burada mıyım, değil miyim?

Bennu ona dönmeden:

— Sen sayılmazsın.

Ege başını iki yana salladı.

Lucas bu kez ciddileşti.

— Bir şey soruyorum.

Bennu’nun yüzündeki şaka biraz azaldı.

— Sor.

Lucas elindeki kalemi bıraktı.

— O gece verdiğin “evet” hâlâ geçerli mi?

Bennu birkaç saniye sustu.

Ege sandalyesinden kalktı.

— Ben çıkıyorum.

Bennu:

— Otur.

— Hayır, bu sefer gerçekten gitmek istiyorum.

Lucas güldü.

Bennu’nun gözleri tekrar ona döndü.

— Geçerli.

Lucas’ın yüzü ciddileşti.

— Emin misin?

— Sen?

Lucas hiç beklemeden cevap verdi.

— Evet.

Bennu kısa bir şaşkınlığın ardından:

— O zaman sorun ne?

Lucas nefes verdi.

— Sorun değil. Zaman.

— Ne zaman doğru olacak?

— Birilerinin bizi öldürmeye çalışmadığı bir hafta bulursak.

Bennu istemeden güldü.

— O zaman hiç evlenemeyiz.

Lucas’ın dudaklarında hafif bir gülümseme oluştu.

— O zaman tarihi kendimiz seçeriz.

Bennu birkaç saniye onu izledi.

— Bunu kayda alıyorum.

Ege kapıya yöneldi.

— Ben gerçekten gidiyorum.

Bennu arkasından:

— Korkak.

Ege dönmeden cevap verdi.

— Sağ ol.

Koridorda Ege, Artemis’le karşılaştı.

Artemis yüzünden bir şey olduğunu anlamıştı.

— Ne buldunuz?

Ege telefonuna baktı.

— Önce sen.

Artemis kaşlarını çattı.

— Ne?

— Evren yine yazdı mı?

Artemis kısa bir an durdu. Sonra telefonu çıkarıp ekranı ona gösterdi.

Nerede olduğunuzu öğren.

Ege mesajı okudu.

— Cevap ver.

Artemis şaşırdı.

— Ne?

— Ama bizim söyleyeceğimizi yaz.

— Ne yazacağız?

Ege birkaç saniye düşündü.

— “Eski kayıtlar boş çıktı. Leyla sinirli. Damien Victor’dan şüpheleniyor.”

Artemis ona baktı.

— Yalan.

— Evet.

— Evren anlarsa?

— Anlamaması için sen yazacaksın.

Artemis’in dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.

— Bana tekrar güvenmeye başladın mı?

Ege hemen cevap vermedi.

— Sana bir iş veriyorum.

— Aynı şey değil.

— Şimdilik bununla idare et.

Artemis hafifçe güldü.

— Yine aynı cümle.

Ege gözlerini kaçırdı.

— İşe yarıyor.

Artemis mesajı yazdı ve göndermeden önce ekranı ona çevirdi.

— Böyle?

Ege başını salladı.

— Gönder.

Artemis mesajı yolladı.

Bu küçük hareket bile aralarındaki güvenin yeniden kurulmaya başladığını gösteriyordu.

Üst kattaki gizli odada Kael duvarı yeniden kontrol ederken Leyla masanın altındaki çiziklere dikkat etti.

— Bir dakika.

Damien döndü.

— Ne oldu?

Leyla çömeldi.

Taş zeminin kenarında küçük bir kazıma vardı.

İki harf.

A.B.

Yanında bir tarih:

2007

Damien’ın yüzü değişti.

— Babam 2007’de de burada mıydı?

Kael:

— 2004 kaydından üç yıl sonra.

Artemis:

— Belki son gelişiydi.

Leyla parmaklarını taşın üzerinde gezdirirken hemen altında küçük bir ok fark etti.

— Buraya bakın.

Ok, duvarın alt kısmını gösteriyordu.

Damien eğildi.

— Geri çekilin.

Taşlardan birinin kenarını yokladı.

Diğerlerinden farklıydı.

Kael’in yardımıyla taşı çıkardılar.

Arkasında dar bir boşluk vardı.

İçinden küçük bir zarf çıktı.

Üzerinde tek isim yazıyordu:

DAMIEN

Damien olduğu yerde kaldı.

Leyla ona baktı.

— Sana bırakmış.

Damien bir süre zarfa dokunmadı.

Kael:

— Açmak zorunda değilsin.

Damien başını kaldırdı.

— Buraya kadar geldik.

Zarfı aldı.

Mührü kırdı.

İçinden tek sayfa çıktı.

Alistair’ın el yazısı.

Damien okumaya başladı.

— “Oğlum... Eğer bunu okuyorsan korktuğum şey gerçekleşmiş demektir.”

Sesi bir an durdu.

Leyla gözünü ondan ayırmadı.

Damien devam etti.

— “Sana miras bıraktığım şey para ya da isim değil. Bir seçim.”

Kael sessizce dinliyordu.

Damien’ın yüzü giderek sertleşiyordu.

— “Blackthorne kanı kapıyı açabilir.”

Leyla nefesini tuttu.

Damien satırların devamına geçti.

— “Ama bu, açmak zorunda olduğun anlamına gelmez.”

Bir sonraki cümlede durdu.

Sonra daha yavaş okudu.

— “Eğer gün gelir de Aureth seni Anahtar ilan ederse onlara inanma.”

Artemis:

— Neden?

Damien mektubun devamına baktı.

— “Çünkü Anahtar kan değil... iradedir.”

Odada sessizlik oldu.

Leyla kaşlarını çattı.

— Ne demek bu?

Damien son satırı okudu.

— “Kapıyı yalnızca isteyen kişi açabilir.”

Kael’in yüzü değişti.

— O zaman ritüel zorla tamamlanamıyor.

Leyla:

— Victor bunu bilmiyor.

Damien mektubu katlamadı.

— Hayır.

— Kadim Divan?

Kael:

— Belki onlar da bilmiyor.

Artemis:

— Ya da biliyorlar ve herkesten saklıyorlar.

Damien mektuba tekrar baktı.

Bu kez yüzünde net bir karar vardı.

— Bundan sonra kimseye ne bulduğumuzu söylemiyoruz.

Leyla:

— Asuman’a bile mi?

Damien birkaç saniye düşündü.

— Anneme söyleyeceğiz.

— Hazer?

Damien’ın yüzü kapandı.

— Şimdilik hayır.

Kael:

— Raven?

— Evet.

Artemis:

— Evren?

Damien ona baktı.

— Özellikle hayır.

Otelin girişine indiklerinde yaşlı bakıcı Cemal hâlâ kapının yanında oturuyordu.

Damien yanından geçecekken durdu.

— 2004’te burada çalışmadığını söylemiştin.

Cemal başını kaldırmadı.

— Çalışmıyordum.

Damien:

— 2007?

Adamın eli dizinin üzerinde durdu.

Çok kısa bir hareketti.

Ama Damien gördü.

Leyla da.

Damien bu kez daha sakin konuştu.

— Babamı tanıyordun.

Cemal cevap vermedi.

Damien bir adım yaklaştı.

— Alistair Blackthorne.

Adam gözlerini kapattı.

Bu, cevaptan daha açıktı.

Leyla:

— Neden yalan söylediniz?

Cemal’in sesi çok yavaş çıktı.

— Bana söz verdirdi.

Damien’ın yüzü değişti.

— Ne sözü?

Cemal sonunda başını kaldırdı.

— Bir gün sen gelirsen...

Damien nefesini tuttu.

— Ne?

Cemal ona baktı.

— Önce annene güvenip güvenmediğini anlamam gerektiğini söyledi.

Damien’ın yüzü taş kesildi.

Leyla:

— Alistair, Asuman’dan şüpheleniyor muydu?

Cemal başını iki yana salladı.

— Ondan değil.

Damien:

— Kimden?

Cemal’in gözleri karardı.

— Hazer Şahmar’dan.

Kimse konuşmadı.

Cemal devam etti.

— Babanızın son geldiği gece tek söylediği şuydu:

Damien bekledi.

Cemal’in sesi neredeyse fısıltıya dönüştü.

— “Oğlum bir gün buraya gelirse, dedesine güvenmemesini söyle.”

Damien’ın yüzündeki bütün ifade silindi.

Leyla’nın eli yavaşça onun eline gitti.

Damien bu kez parmaklarını Leyla’nın parmaklarına geçirdi.

Hiçbiri hemen araca yönelmedi.

Çünkü o anda buldukları şey yalnızca geçmişten kalmış bir sır değildi.

Hazer Şahmar artık araştırmanın dışında değildi.

Mardin’e dönüş yolunda araçta uzun süre kimse konuşmadı.

Damien’ın elinde babasının mektubu vardı. Kâğıdı katlamıyor, yalnızca başparmağıyla kenarını tutuyordu. Leyla birkaç kez ona baktı ama ilk anda bir şey söylemedi.

Sonunda sessizliği bozdu.

— Hazer’e ne soracaksın?

Damien gözlerini yoldan ayırmadan cevap verdi.

— Önce hiçbir şey.

Leyla kaşlarını çattı.

— Ne demek hiçbir şey?

— Elimizde Alistair’ın mektubu var. Cemal’in anlattığı var. Ama Hazer’in tam olarak ne yaptığını bilmiyoruz.

Kael önden konuştu.

— Doğrudan üstüne gidersen savunmaya geçer.

Leyla:

— Ya gerçekten bir şey saklıyorsa?

Damien bu kez ona döndü.

— O zaman kendi ağzıyla söylemesini istiyorum.

Leyla birkaç saniye sustu.

— Asuman’a anlatacağız ama.

— Evet.

— Narin’e?

Damien düşündü.

— Şimdilik hayır.

Kael:

— Raven’a söylemek gerekiyor.

Damien başını salladı.

— Söyleyeceğiz.

Leyla:

— Hazer’le aynı evde kalmaya devam mı edeceğiz?

Damien’ın yüzünde kısa, soğuk bir gülümseme oluştu.

— En iyi yer tam da onun yanı.

Leyla ona baktı.

— Bazen sen gerçekten korkutucusun.

— Sağ ol.

— İltifat değildi.

— Ben öyle aldım.

Şahmar evine geldiklerinde ilk karşılarına çıkan kişi Asuman oldu.

Salonda oturuyordu. Damien’ı görür görmez ayağa kalktı.

— Ne buldunuz?

Damien cevap vermeden kapıyı kapattı.

Kael de arkasından içeri girdi. Leyla, Asuman’ın yüzüne bakınca ilk kez ne söyleyeceğini bilemedi.

Asuman bunu fark etti.

— Kötü bir şey.

Damien:

— Babamın ses kaydını bulduk.

Asuman’ın yüzü dondu.

— Alistair’ın mı?

— Evet.

— Nerede?

Damien elindeki kaseti masaya bıraktı.

Asuman birkaç saniye kasete dokunmadı.

— Ne diyor?

Damien doğrudan söyledi.

— Doğan Şahinler’i sakladığını.

Asuman gözlerini kapattı.

Damien devam etti.

— Blackthorne kanının On Üçüncü Kapı’yla bağlantısını bildiğini.

Asuman’ın başı yavaşça kalktı.

— Ne?

Damien babasının mektubunu uzattı.

Asuman kâğıdı eline aldığında parmakları titredi. Okudukça yüzündeki ifade değişiyordu.

Leyla sessizce onu izledi.

Asuman son satıra geldiğinde uzun süre konuşmadı.

Sonunda fısıldadı.

— Bunu bana hiç anlatmadı.

Damien:

— Doğan da kayıtta senin bilmediğini söylüyor.

Asuman’ın gözleri doldu.

— Alistair benim onu Aureth’e vereceğimi mi düşündü?

— Hayır.

Damien’ın sesi sertleşti.

— Senden değilmiş.

Asuman gözlerini kaldırdı.

— Kimden?

Damien birkaç saniye sustu.

— Hazer’den.

Asuman’ın yüzü tamamen değişti.

Leyla bunu gördüğü anda anladı.

Bu isim Asuman’ı şaşırtmamıştı.

Sadece korkutmuştu.

Damien da aynı şeyi fark etti.

— Sen bir şey biliyorsun.

Asuman hemen başını iki yana salladı.

— Hayır.

Damien bir adım yaklaştı.

— Anne.

Asuman dondu.

Damien’ın ona ilk kez bu kadar doğal biçimde “anne” demesi odadaki havayı bir an değiştirdi.

Damien da söylediğinin farkına vardı ama geri çekmedi.

— Bana bak.

Asuman gözlerini ona çevirdi.

— Hazer’le babam arasında ne oldu?

Asuman uzun süre konuşmadı.

Sonunda sandalyeye oturdu.

— Alistair, sen doğduktan sonra babamdan uzaklaşmaya başladı.

Damien:

— Neden?

— Bana söylemezdi.

— Ama tahmin ediyorsun.

Asuman ellerini birbirine kenetledi.

— Babam, Aureth’in içindeki eski sözleşmelerden bazılarını koruyordu. Alistair ise o sözleşmelerin kaldırılmasını istiyordu.

Kael:

— Hangi sözleşmeler?

Asuman gözlerini Damien’a dikti.

— Kan borçları.

Leyla:

— Şahmarların Karşı Ağırlık görevi gibi.

— Evet.

Damien’ın yüzü sertleşti.

— Yani Hazer bu düzenin devam etmesini istiyordu.

Asuman:

— O zamanlar evet.

— Şimdi?

Asuman cevap veremedi.

Damien kısa bir nefes verdi.

— Güzel.

Asuman:

— Damien, bu onun hâlâ Aureth için çalıştığı anlamına gelmez.

— Ama babam bana “dedene güvenme” diye mektup bırakmış.

Asuman sustu.

Bu cümleye verecek cevabı yoktu.

Akşamüstü Raven, Şahmar evine geldiğinde Damien onu doğrudan çalışma odasına aldı.

Doğan da gelmek istedi.

Raven ona baktı.

— Bu konuşma biraz...

Doğan hemen:

— Tehlikeli mi?

Raven:

— Hayır.

— Gizli mi?

Raven sustu.

Doğan kaşını kaldırdı.

— Tamam. Anladım.

Dönüp gidecekken Damien seslendi.

— Kal.

Raven ona baktı.

Damien:

— Zaten ailesi işin içinde.

Doğan tekrar döndü.

— Teşekkür ederim.

Raven hafifçe:

— Ben teşekkür etmedim.

Doğan ona bakıp gülümsedi.

— Ama beni kovmadın.

Raven cevap vermedi.

Kael bilgisayarı açtı.

— Alistair’ın mektubu.

Raven metni okudu. Ardından kaset kaydını dinledi.

Yüzündeki ifade tamamen ciddileşti.

— Hazer’e söylediniz mi?

Damien:

— Hayır.

Raven:

— Doğru.

Doğan masanın kenarına yaslandı.

— Dedene gerçekten güvenmiyor musun?

Damien kısa süre sustu.

— Şu an kimseye körü körüne güvenmiyorum.

Doğan’ın bakışları Raven’a kaydı.

— Güzel fikir.

Raven:

— Bana mı laf attın?

— Hayır.

— Yüzün söyledi.

Doğan bir an güldü.

Damien gözlerini kapattı.

— Bu laf nereden yayıldı?

Kael:

— Bennu.

— Tahmin etmeliydim.

Raven yeniden ciddileşti.

— Hazer’in geçmiş kayıtlarına bakacağım.

Damien:

— Aureth içindeki bağlantıları da.

— Evet.

Doğan:

— Ben de yardım edebilirim.

Raven hemen:

— Hayır.

Doğan’ın yüzü değişti.

— Niye?

— Çünkü bu iş—

Doğan sözünü kesti.

— “Tehlikeli.”

Raven sustu.

Doğan:

— Bunu sürekli kullanamazsın.

Raven’ın sesi sakin kaldı.

— Seni korumaya çalışıyorum.

— Ben de senin bunu benim yerime karar vermeni istemiyorum.

Odadaki sessizlik kısa sürdü.

Damien Kael’e baktı.

Kael de ona.

İkisi de konuşmamayı tercih etti.

Raven birkaç saniye Doğan’a baktı.

Sonunda:

— Tamam.

Doğan şaşırdı.

— Tamam mı?

— Meltem’in eski kutusundaki kayıtları sen incele.

Doğan’ın yüzü yumuşadı.

— Gerçekten?

— Ama tek başına değil.

— Kimle?

Raven:

— Benimle.

Doğan’ın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

— Bu kabul edilir.

Ege, Artemis’i arka bahçede buldu.

Artemis telefon ekranına bakıyordu.

Ege yanına geldi.

— Yine mi Evren?

Artemis telefonu ona uzattı.

Mesaj kısaydı.

“Otel hakkında bilgi ver.”

Ege kaşlarını çattı.

— Bizi takip ediyor.

Artemis:

— Ya da biri ona haber verdi.

Ege:

— Cevap yazma.

Artemis başını salladı.

— Yazmayacağım.

Ege birkaç saniye ona baktı.

Artemis bunu fark etti.

— Ne?

— Bu sefer hiç düşünmeden bana gösterdin.

Artemis’in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

— Güven kazanmak böyle bir şey sanırım.

Ege:

— Biraz.

— Biraz mı?

— Şımarma.

Artemis hafifçe güldü.

Sonra ciddileşti.

— Ege.

— Ne?

— Babamın dosyasını hâlâ Evren’de bırakmak istemiyorum.

Ege birkaç saniye düşündü.

— Alacağız.

Artemis ona baktı.

— “Alacağız” mı?

— Evet.

— Yani yardım edeceksin.

Ege omuz silkti.

— Birilerinin seni kontrol etmesi gerekiyor.

Artemis’in gözleri yumuşadı.

— Çok romantiksin.

— Ben romantik bir şey söylemedim.

— Sen öyle san.

Ege cevap vermedi.

Ama uzaklaşırken Artemis’in elini birkaç saniyeliğine tuttu.

Sonra bıraktı.

Artemis arkasından baktı.

Bu kez peşinden gitmedi.

Gerek yoktu.

Lucas ile Bennu ise mutfakta yalnız kalmıştı.

Bennu dolabın içinden bardak çıkarırken Lucas ona bakıyordu.

— Bir şey soracağım.

Bennu:

— Bu cümleyi bugün kaçıncı kez kullandın..

— Cevap verecek misin?

— Sor.

Lucas kısa bir süre düşündü.

— Gerçekten düğün istiyor musun?

Bennu’nun eli durdu.

— Ne?

— Evlilik başka, düğün başka.

Bennu yavaşça ona döndü.

— Sen hangisini istemiyorsun?

Lucas:

— Hiçbirine karşı değilim.

— Ama?

— Büyük, kalabalık, üç gün süren, herkesin birbirini tanımadığı bir şey istemiyorum.

Bennu birkaç saniye yüzüne baktı.

— Ben de istemiyorum.

Lucas şaşırdı.

— Ciddi misin?

— Lucas, beni ne sanıyorsun?

Lucas:

— Bennu.

— Evet.

— Aynı Bennu’dan mı bahsediyoruz?

Bennu elindeki peçeteyi ona attı.

Lucas güldü.

Bennu:

— Küçük olsun.

Lucas:

— Ne kadar küçük?

Bennu bir an düşündü.

— Bizimkiler. Sizinkiler. Yakın arkadaşlar.

Lucas:

— Damien gelir mi?

Bennu:

— O gelmezse Leyla gelir. Leyla gelirse o da gelir.

— Doğru.

Bennu bir an sustu.

— Narin de olacak.

Lucas başını salladı.

— Tabii.

— Ve...

— Ne?

Bennu’nun yüzü ciddileşti.

— Bu işlerin bitmesini beklemeyelim.

Lucas onu dikkatle izledi.

— Emin misin?

— Hayatımızın sakinleşmesini beklersek yetmiş yaşında evleniriz.

Lucas birkaç saniye sustu.

Sonra elini uzatıp Bennu’nun elini tuttu.

— O zaman beklemeyelim.

Bennu’nun yüzündeki gülümseme bu kez gerçekten değişti.

Gece çöktüğünde Damien sonunda Hazer’i avluda tek başına buldu.

Yaşlı adam bastonunu yanına bırakmış, çay içiyordu.

Damien karşısındaki sandalyeye oturdu.

Hazer ona baktı.

— Ne oldu?

Damien:

— Bugün eski oteldeydik.

Hazer’in eli fincanın üzerinde bir an durdu.

Çok kısa.

Ama Damien gördü.

— Hangi otel?

Damien ona birkaç saniye baktı.

— Demek birden fazla ihtimal var.

Hazer yüzü değişmedi.

— Soruna cevap ver.

Damien arkasına yaslandı.

— Alistair’ın gittiği otel.

Hazer’in bakışları ağırlaştı.

— Ne buldunuz?

Damien:

— Sana neden söyleyeyim?

Hazer kaşlarını çattı.

— Damien.

— Babam bana bir mektup bırakmış.

Hazer’in yüzü ilk kez gerçekten değişti.

Damien devam etti.

— Bir de mesaj.

Hazer:

— Ne mesajı?

Damien gözlerini dedesinden ayırmadı.

— Sana güvenmememi söylemiş.

Avluda sessizlik oldu.

Hazer uzun süre konuşmadı.

Damien:

— Şimdi sıra sende.

Hazer:

— Ne öğrenmek istiyorsun?

— Babam neden senden korkuyordu?

Hazer gözlerini kapattı.

Damien bekledi.

Sonunda Hazer fincanını masaya bıraktı.

— Çünkü onu bir kez Aureth’e teslim ettim.

Damien’ın yüzündeki ifade tamamen silindi.

— Ne yaptın?

Hazer’in sesi boğuk çıktı.

— Yıllar önce.

Damien sandalyesinden kalktı.

— Ne yaptın sen?

Hazer başını kaldırdı.

— Onu öldürmek için değil.

Damien’ın sesi yükseldi.

— Bu cümlenin devamında ne söyleyeceğin umurumda değil!

Evden Asuman çıktı.

Leyla da arkasındaydı.

Hazer onlara baktı.

Asuman’ın yüzü bembeyaz olmuştu.

— Baba...

Damien ona döndü.

— Sen bunu biliyor muydun?

Asuman hemen:

— Hayır.

Hazer gözlerini kapattı.

Sonra tek cümle söyledi.

— Alistair, On Üçüncü Kapı’nın Anahtar hattını bulmuştu.

Damien nefesini tuttu.

Hazer devam etti.

— Ben de onu durdurmak için Aureth’e yerini verdim.

Leyla:

— Sonra ne oldu?

Hazer’in bakışları Asuman’a kaydı.

— Sonra kontrolü kaybettim.

Asuman bir adım yaklaştı.

— Alistair’ın ölümüne sen mi sebep oldun?

Hazer cevap vermedi.

Asuman’ın sesi yükseldi.

— BABA!

Hazer gözlerini kaldırdı.

— Onu öldüren ben değildim.

Damien’ın çenesi gerildi.

— Ama yerini sen verdin.

Hazer başını önüne eğdi.

— Evet.

Damien hiçbir şey söylemedi.

Sadece birkaç adım geri çekildi.

Leyla hemen onun yanına geldi.

Asuman ise babasına bakıyordu.

Yıllardır taşıdığı bütün öfke ilk kez gerçek bir hedef bulmuştu.

Hazer’in sesi çok kısık çıktı.

— Yaptığım şeyin bedelini ödedim.

Asuman’ın gözleri doldu.

— Hayır.

Hazer başını kaldırdı.

Asuman’ın sesi titriyordu.

— Bedelini biz ödedik.

Ve o gece, Şahmar ailesinin yıllardır sakladığı en ağır gerçeklerden biri sonunda ortaya çıkmıştı.

Asuman’ın son cümlesinden sonra avluya ağır bir sessizlik çöktü.

Hazer’in yüzündeki yıllardır alışılmış sertlik ilk kez tamamen dağılmış görünüyordu. Damien hâlâ ayaktaydı. Leyla hemen yanındaydı fakat ona dokunmuyordu.

Asuman gözlerini babasından ayırmadı.

— Sen bize gerçeği söylemedin. Alistair’ın yerini Aureth’e verdin, sonra yıllarca hiçbir şey olmamış gibi sustun.

Hazer başını kaldırdı.

— Hiçbir şey olmamış gibi yaşamadım.

Asuman acıyla güldü.

— Biz nereden bilecektik? Herkes senin sustuğun şeylerin bedelini kendi hayatıyla ödedi.

— Her gün düşündüm.

— Biz de düşündük.

Damien sertçe araya girdi.

— Yeter.

İkisi de ona döndü.

— Şu an kimin daha çok acı çektiğini yarıştırmayacağız.

Hazer bir şey söylemek istedi.

— Damien—

— Hayır. Babamın yerini Aureth’e verdin. Bunun mazereti yok.

Hazer başını eğdi.

Damien devam etti:

— Ama senden şu an başka bir şey istiyorum.

— Ne?

— Bildiğin her şeyi.

Hazer gözlerini kaldırdı.

— Anlatacağım.

— Hepsini.

— Evet.

Damien’ın yüzünde en ufak bir yumuşama olmadı.

— Bu sefer “sonra” yok.

Hazer ağır ağır başını salladı.

— Yok.

Damien birkaç saniye daha ona baktıktan sonra arkasını dönüp eve girdi.

Leyla da peşinden yürüdü.

Asuman ise yerinde kaldı.

Hazer’e uzun uzun baktı.

— Yıllarca senden nefret ettiğimi düşündüm.

Hazer sessizdi.

— Ama meğer daha kötüsü varmış.

— Ne?

Asuman’ın gözleri doldu.

— Sana hâlâ kırılabiliyorum.

Sonra o da içeri geçti.

Damien çalışma odasının penceresi önünde duruyordu.

Leyla kapıyı kapattı.

— İyi misin?

Damien kısa bir nefes verdi.

— Bugün bu soruyu kaçıncı kez duyduğumu bilmiyorum.

Leyla yanına yaklaştı.

— Cevap değişti mi?

Damien birkaç saniye sustu.

— Hayır.

Leyla başını salladı.

— Tamam.

Damien ona döndü.

— “Tamam” mı?

— Evet.

— Bir şey söylemeyecek misin?

Leyla omuz silkti.

— Ne söyleyeyim? Bazen insanın yanında durmak yeter.

Damien’ın bakışları yumuşadı.

— Sen ne ara bu kadar akıllı oldun?

Leyla kaşını kaldırdı.

— Senin yanında mecbur kaldım.

Damien istemeden güldü.

Gülümsemesi kısa sürdü.

Sonra gözleri Leyla’nın boynundaki Astér’e kaydı.

— Babam kapının gerçeğini biliyordu.

— Evet.

— Doğan Şahinler’i sakladı.

— Evet.

— Dedeme güvenmedi.

Leyla bu kez cevap vermedi.

Damien gözlerini kapattı.

— Ve ben bunların hiçbirini bilmiyordum.

Leyla sakin bir sesle karşılık verdi.

— Artık biliyorsun.

Damien gözlerini açtı.

— Yeterince değil.

— O zaman öğreniriz.

Damien ona baktı.

Leyla cümlesini tamamladı.

— Birlikte.

Damien’ın yüzündeki sertlik biraz çözüldü.

— Birlikte.

Raven avluya çıktığında Doğan arkasından yetişti.

— Benden kaçıyor musun?

Raven durdu.

— Hayır.

— Aynı evde üç saattir sana denk gelmeye çalışıyorum.

— Çalışıyor muydun?

Doğan gözlerini kıstı.

— Raven.

Onun yüzündeki hafif gülümseme kaybolmadı.

— Buradayım.

Doğan biraz daha yaklaştı.

— Annem seninle konuşmak istiyor.

Raven’ın ifadesi anında değişti.

— Ne hakkında?

— Tahmin et.

Meltem’in sesi arkalarından geldi.

— Şimdi öğrenir.

Raven arkasını döndü.

Meltem birkaç adım ötede duruyordu.

Doğan gülümsemesini saklamaya çalıştı.

Meltem:

— İki dakika konuşabilir miyiz?

Raven başını salladı.

— Tabii.

Doğan uzaklaşacakken Meltem ona baktı.

— Sen kalma.

— Anne—

— Doğan.

Doğan Raven’a kısa bir bakış attı.

— Bol şans.

Raven alçak sesle:

— Sağ ol.

Doğan uzaklaşınca Meltem doğrudan konuya girdi.

— Kızım senden hoşlanıyor.

Raven bu kadar açık bir giriş beklemiyordu.

— E evet.

Meltem’in kaşı kalktı.

— Pek itiraz etmediniz.

— Yalan söylemenin anlamı yok.

— Siz de ondan hoşlanıyorsunuz.

Raven birkaç saniye sustu.

— Evet.

Meltem onu dikkatle süzdü.

— Yaş farkından dolayı geri durduğunuzu biliyorum.

— Tek mesele o değil.

— Tehlike?

— Evet.

— Aureth?

— Evet.

Meltem başını hafifçe salladı.

— Ben kızımı cam fanusta büyütmedim, Raven.

Raven sessizce dinledi.

— Ama onun canını yakarsanız...

Raven’ın kaşı hafifçe kalktı.

Meltem’in yüzünde ciddi bir ifade vardı.

— Aureth’i beklemem. Ben hallederim.

Raven ilk kez ne diyeceğini bilemedi.

Meltem’in dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

— Şaka yapmıyorum.

— Anladım.

— Güzel.

Bir an durdu.

— Bir de artık “Meltem Hanım” demenize gerek yok.

Raven:

— Meltem?

— Daha iyi.

Tam o sırada köşeden Doğan’ın başı göründü.

— Bitti mi?

Meltem ona döndü.

— Dinliyor muydun?

Doğan hızla geri çekildi.

— Hayır!

Raven istemeden güldü.

Meltem de başını iki yana salladı.

Lucas, Bennu’yu mutfakta telefonuyla uğraşırken buldu.

— Ne yapıyorsun?

Bennu ekranı hemen kapattı.

— Hiç.

Lucas kaşını kaldırdı.

— Yalan söyle .

Bennu ona baktı.

— Herkes bugün ezber yapıyor galiba.

Lucas masaya oturdu.

— Göster.

— Hayır.

— Bennu.

Bennu birkaç saniye direndikten sonra telefonu önüne bıraktı.

Ekranda küçük bir nikâh salonunun fotoğrafları vardı.

Lucas sustu.

— Bu ne?

Bennu omuzlarını kaldırdı.

— Bakıyordum sadece.

— Nereye?

— Mardin’de küçük bir yer.

Lucas gözlerini telefondan kaldırdı.

— Neden?

Bennu ona inanamazmış gibi baktı.

— Sabah konuşmadık mı?

— Konuştuk.

— Sen ciddiydin.

Lucas’ın yüzü değişti.

— Ciddiydim.

Bennu da bu kez şaka yapmıyordu.

— Ben de.

Lucas telefonu tekrar eline aldı.

— Tarih mi baktın?

— Belki.

Lucas gülmeye başladı.

— Bennu.

— Ne?

— Sen gerçekten delisin.

— Bunu yeni mi öğrendin?

Lucas elini uzatıp onun elini tuttu.

— Tarihe birlikte bakacağız.

Bennu’nun yüzü yumuşadı.

— Tamam.

— Bir de bunu gidip herkese anlatmayacaksın.

Bennu’nun gözleri parladı.

— Şu an gidip anlatmak istedim.

Lucas’ın yüzü düştü.

— Bennu.

— Şaka yaptım.

İki saniye durdu.

— Şimdilik.

Lucas alnını masaya yasladı.

Ege, Artemis’i arka bahçede buldu.

Artemis telefon ekranına bakıyordu.

Ege yanına geldi.

— yine mi?

Artemis hiçbir şeyi saklamadan telefonu ona uzattı.

Mesaj kısaydı:

Beni görmen gerekiyor.

Ege’nin kaşları çatıldı.

— Gitmeyeceksin.

Artemis:

— Gitmem gerekebilir.

— Neden?

— Benden şüphelenirse daha kötü olur.

Ege birkaç saniye düşündü.

— Tek başına gitmeyeceksin.

Artemis ona baktı.

— Ege—

— Benimle Tartışma.

Artemis’in dudaklarında hafif bir gülümseme oluştu.

— Beni korumaya mı çalışıyorsun?

— Hayır.

— Yalan.

Ege derin bir nefes verdi.

— Evet.

Artemis’in bakışları yumuşadı.

— Bunu senden duymak güzeldi.

— Fazla anlam yükleme.

— Çok geç.

Ege gözlerini devirdi.

Artemis yeniden ciddileşti.

— Evren benden Leyla’yı sorarsa?

— Yanlış bilgi ver.

— Ya anlarsa?

Ege doğrudan gözlerinin içine baktı.

— O zaman benim yanımda kal.

Artemis birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.

Sonunda başını salladı.

— Tamam.

Akşam olduğunda Şehmus ve Fatih herkesi Şahmar Hotel’in üst katındaki küçük salona çağırdı.

Damien kapıdan girdiği anda durdu.

Büyük bir organizasyon yoktu. Birkaç masa, sade çiçekler, içecekler ve küçük bir pasta hazırlanmıştı.

Duvarda ise tek bir yazı vardı:

DAMIEN & LEYLA

Leyla da onun yanında durmuş etrafa bakıyordu.

— Bu ne?

Fatih kollarını iki yana açtı.

— Nişan kutlaması.

Damien yüzünü ona çevirdi.

— Kim istedi?

— Kimse.

Şehmus:

— Biz yaptık.

Fatih gülümseyerek ekledi:

— Rol bile olsa nişan nişandır dedik.

Leyla gözlerini kıstı.

— “Dedik” kim?

Fatih salonu gösterdi.

— Herkes.

Meltem kızının yanına geldi.

— Bir kere de kötü bir şey konuşmadan oturup pasta keselim.

Leyla annesine baktı.

Bu cümleye karşı çıkamadı.

Damien da etrafa göz gezdirdi.

Bennu ile Lucas yan yanaydı. Doğan, Raven’ın yanında duruyor; Meltem de onlara yakın oturuyordu. Ege ile Artemis aynı masanın başındaydı. Kael pencere kenarında içeceğini tutuyordu. Asuman biraz geride, oğlunu izliyordu. Hazer ise bastonuyla salonun diğer ucundaydı.

Damien Leyla’ya döndü.

— Ne diyorsun, nişanlım?

Leyla gözlerini kıstı.

— Bu kelimeyi fazla sevdin.

— Alışıyorum.

Kutlama gerçekten küçük ve sakindi.

Uzun zamandır ilk kez herkesin yüzündeki gerginlik biraz olsun dağılmıştı.

Doğan bir şey anlatırken Raven’ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluşuyor, Meltem uzaktan onları izliyor ama bu kez müdahale etmiyordu.

Bennu ile Lucas aynı tabaktan pasta yerken bir yandan nikâh meselesini tartışıyordu.

— Kırk kişi çok, dedi Lucas.

Bennu kaşlarını kaldırdı.

— Kırk kişi değil.

— Senin tek arkadaş grubun on kişi.

— Abartma.

— Sen abartıyorsun.

Ege ile Artemis ise uzun zaman sonra ilk kez aynı köşede kavga etmeden konuşabiliyordu.

Kael, Fatih’in bitmek bilmeyen hikâyesine yakalanmıştı.

— Sonra adam dedi ki—

Kael sabrını kaybederek:

— Bu hikâye ne zaman bitecek?

Fatih:

— Daha başındayım.

Kael gözlerini kapattı.

Şehmus kahkahayı bastı.

Damien bütün bunları biraz uzaktan izliyordu.

Leyla yanına geldi.

— Ne düşünüyorsun?

— Sessizliği özledim.

Leyla gülümsedi.

— Yalan.

Damien ona döndü.

— Sen de başladı he..

— Hoşuna gitti.

Damien salona bir kez daha baktı.

— Belki.

Tam o sırada Fatih yüksek sesle bağırdı:

— Nişanlılar ortaya!

Leyla’nın yüzü düştü.

— Hayır.

Damien gülmeye başladı.

— Gülme.

— Elimde değil.

İkisi küçük pastanın önüne geçti.

Üzerinde yalnızca iki isim yazıyordu:

Damien & Leyla

Meltem telefonuyla fotoğraf çekmeye uğraşıyordu.

Doğan:

— Anne, flaşı kapat.

— Nereden kapanıyor?

Raven telefonu elinden aldı.

— Ben hallederim.

Meltem:

— Teşekkür ederim.

Doğan Raven’a bakıp gülümsedi.

Leyla bıçağı eline aldı.

— Herkes hazırsa keselim.

Fatih yine seslendi.

— Bir dakika!

Damien başını kaldırdı.

— Şimdi ne var?

Fatih sırıtıyordu.

— Öpücük.

Leyla’nın başı hızla döndü.

— Ne?

Salon kahkahaya boğuldu.

Bennu hemen ellerini kaldırdı.

— Ben söylemedim!

Lucas:

— İlk kez.

Leyla Fatih’e baktı.

— Pasta yiyeceksen sus.

Şehmus kardeşini kolundan çekti.

— Yeter oğlum.

Damien ise hiçbir şey söylemeden Leyla’ya bakıyordu.

Leyla bunu fark etti.

— Sen de bir şey söyleme.

— Ben hiçbir şey söylemedim.

— Yüzün söylüyor.

Damien’ın dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi.

Sonra bir adım yaklaştı.

Leyla’nın gülümsemesi kayboldu.

— Damien.

Damien yalnızca onun duyacağı kadar sessiz konuştu.

— Victor’un kulağı her yerde olabilir.

Leyla gözlerini kıstı.

— Bunu bahane olarak kullanıyorsun.

— Belki.

Leyla cevap vermeye hazırlanırken Damien elini beline koydu.

Salonun sesi birkaç saniyeliğine uzaklaşmış gibi geldi.

Damien önce gözlerinin içine baktı.

Leyla geri çekilmedi.

Sonra eğilip onu öptü.

Leyla ilk anda bunun gerçekten kısa süreceğini düşündü.

Ama Damien hemen geri çekilmedi.

Leyla’nın eli istemsizce onun ceketinin yakasına gitti.

Salondan sesler yükseldi.

Bennu alkışladı.

Doğan ağzını eliyle kapattı.

Meltem şaşkınlıkla:

— Aa...

Raven başını başka tarafa çevirmişti ama gülüyordu.

Ege:

— Bu rol mü şimdi?

Lucas:

— Bence değil.

Artemis de gülüyordu.

Asuman ise yalnızca oğluna bakıyordu. Yüzünde hem şaşkın hem sıcak bir ifade vardı.

Damien sonunda geri çekildiğinde Leyla birkaç saniye ona baktı.

— Bu kadarına gerek yoktu.

Damien’ın sesi alçaktı.

— İnandırıcı olmak zorundayız.

Leyla kaşını kaldırdı.

— Tabi canım yalancı.

Damien gülümsedi.

— Kanıtla.

Leyla’nın yüzü kızardı.

— Şımarma.

Damien’ın eli hâlâ belindeydi.

Leyla da ceketinin yakasını bırakmamıştı.

Fatih arkadan bağırdı.

— Bir daha!

Leyla anında döndü.

— SEN SUS SANA ARTIK!

Salon yeniden kahkahaya boğuldu.

O gece, uzun zamandır ilk kez, birkaç saatliğine de olsa hiçbiri Victor’u, Aureth’i ya da On Üçüncü Kapı’yı düşünmedi.

Ama sabah olduğunda hepsini bekleyen ilk mesele belliydi:

Hazer Şahmar’ın sakladığı gerçekler artık ertelenemezdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.