BÖLÜM 16 — KARANLIK AYİN
Mardin’de sabah, eski taş evlerin üzerine ağır ağır yayılıyordu. Geceden kalan serinlik henüz tamamen çekilmemişti. Şahmar ailesine ait evin avlusunda masanın üzeri, birkaç gündür olduğu gibi dosyalar, fotokopiler, not kâğıtları ve açılmış zarflarla doluydu.
Leyla, Erdem’in el yazısıyla tuttuğu notlardan birini önüne çekmişti. Aynı paragrafı birkaç kez okuduğu belliydi. Parmağı bir satırın üzerinde durmuş, gözleri oradan ayrılmıyordu.
Damien karşısında kahvesinden bir yudum aldıktan sonra onu bir süre sessizce izledi.
— O kâğıdı biraz daha dikkatli okursan baban sayfanın arasından çıkıp sana kendisi anlatacak.
Leyla gözlerini kaldırdı.
— Çok komik.
— Güldürmeye çalışmadım.
— Belli oluyor.
Damien fincanını masaya bıraktı.
— Yarım saattir aynı sayfadasın.
Leyla önündeki kâğıdı çevirdi.
— Bir şeyi atlamak istemiyorum. Babam bunları boşuna saklamadı.
— Atlamayacaksın. Ama gözün artık yazıyı görmüyorsa beşinci kez okumak da işe yaramaz.
Leyla ona baktı.
— Şimdi bana dinlenmem gerektiğini söyleyeceksen hiç başlama.
— Söylemeyecektim.
— Güzel.
— Kahvaltı yap diyecektim.
Leyla gözlerini devirdi.
— O da aynı şeyin başka çeşidi.
Damien cevap verecekken avlunun kapısı açıldı. Kael içeri girdi. Elindeki telefon ve yüzündeki ifade, iyi bir şey getirmediğini daha kapıdan belli ediyordu.
Damien hemen doğruldu.
— Ne oldu?
Kael masaya yaklaşarak boş sandalyelerden birini çekti.
— Raven aradı. Sinan bu sabah yeniden ifade verdi.
Leyla’nın dikkati anında Kael’e döndü.
— Babamla ilgili mi?
— Evet.
Leyla elindeki kâğıdı bıraktı.
— Ne söyledi?
Kael birkaç saniye düşündü. Söyleyeceği şeyi dolandırmanın anlamı yoktu.
— Lucien Graves’in adını verdi. Bu sefer kesin ve net olarak.
Leyla’nın yüzündeki ifade dondu.
Damien ise yalnızca Kael’e bakıyordu.
— Ne anlamda verdi?
— Erdem’in öldürüldüğü gece tetiği çeken kişinin Lucien olduğunu söyledi.
Avlunun içindeki hava bir anda değişti.
Leyla bir süre hiç konuşamadı. Bu isme daha önce Erdem’in dosyasında, Victor’un çevresinde ve Sinan’ın parçalı ifadelerinde rastlamıştı. Fakat bir ismin şüpheli olmasıyla, babasının katili olarak açıkça söylenmesi aynı şey değildi.
— Emin mi? diye sordu sonunda.
— Raven da aynı şeyi sormuş. Sinan “Gördüm.” demiş.
Leyla sandalyenin arkasına yaslandı.
— O zaman katili biliyoruz.
Kael kaşlarını hafifçe çattı.
— Neyi kesinleştirdiğimizi sanıyorsun?
— Katili biliyoruz. Lucien öldürdü. Victor yaptırdı. Sinan da babamın yerini verdi.
Damien sakin ama kesin bir sesle araya girdi.
— Zincirin bir kısmını biliyoruz. Tamamını değil.
Leyla ona döndü.
— Daha ne kaldı?
— Emri Victor’un verdiğini kesinleştirmek kaldı.
— Başka kim verecek?
— Leyla, tahminle dosya kapatamayız.
— Ben dosya kapatmıyorum Damien. Babamdan bahsediyorum.
Sesinin sertleştiğini fark etti ama geri çekilmedi.
Damien da ona karşı sesini yükseltmedi.
— Ben de tam olarak bu yüzden kesin konuşmak istiyorum. Birini Victor’a bağlayacaksak elimizde “öyle görünüyor” değil, kanıt olacak.
Kael ikisinin arasına girmeden devam etti:
— Sinan, Victor’un adını da verdi. Ancak emri doğrudan duyduğunu söylemiyor; yalnızca Lucien’in “Ravenscroft işi” dediğini aktarıyor. Bu bağlantı daha önce de gündeme gelmişti ama o zaman kesin değildi.
Leyla birkaç saniye sustu.
— Sinan ne kadarını biliyormuş?
— İşin o tarafı düşündüğümüzden farklı.
Damien’ın bakışları Kael’e döndü.
— Nasıl?
— Sinan, Erdem’in konumunu verdiğini kabul ediyor. Ama Erdem’in öldürüleceğini bilmediğini söylüyor. Onu korkutmak, dosyayı almak ve ne öğrendiğini çözmek için götüreceklerini sanmış.
Leyla acı bir ifadeyle güldü.
— Ne kadar rahatlatıcı.
— Onu aklamıyorum, dedi Kael.
— Ben de zaten aklanmasını istemiyorum. Babamın yerini verdi. Sonucunu bilsin ya da bilmesin, verdi.
Kael başını salladı.
— Raven da aynısını söylemiş.
Damien sandalyesine biraz daha yaslandı.
— Sinan’ı kurban gibi göstermeye çalışıyorlar mı?
— Hayır. Ama başka bir şey ortaya çıkıyor. Victor’un adamları Sinan’ı da kullanmış olabilir. Sinan, o gece emir zincirinin tamamını anlamamış. Sonrasında Lucien’e ulaşmaya çalışınca tehdit edilmiş. Ailesinin fotoğrafları gönderilmiş.
Leyla’nın yüzü bir an değişti.
— Zehra ve Emir.
— Evet.
Kael masadaki dosyanın üzerine telefonunu bıraktı.
— Bu Sinan’ı masum yapmıyor. Fakat cinayetin planlayıcısı olmadığını güçlendiriyor.
Damien kısa bir nefes verdi.
— Yani Victor bir taşla iki kişiyi kullanmış. Erdem’i öldürmüş, Sinan’ı da gerektiğinde suçun üzerine bırakabileceği adam hâline getirmiş.
— Raven’ın düşüncesi de bu.
Avlunun girişinden baston sesi duyuldu.
Hazer Şahmar, konuşmanın yalnızca son kısmını duyarak yavaş adımlarla yanlarına geldi.
Son birkaç gündür evin içinde görünmesine rağmen konuşmaların çoğuna karışmıyordu. O sabah ise hiç duraksamadan masaya yaklaştı.
— Victor’un insanları kullanıp sonra suçu üzerlerine bırakması yeni değil.
Damien başını çevirdi.
— Dede, konuşmanın ne kadarını duydun?
— Lucien’in adını ve Victor’la ilgili söylediklerinizi duyacak kadar.
Hazer boş sandalyeye oturdu.
Leyla ona döndü.
— Lucien’i tanıyor musunuz?
Hazer bir süre Leyla’ya baktı.
— Şahsen değil. Adını biliyorum.
Damien’ın kaşları çatıldı.
— Nereden?
— Senin doğduğun yıllardan çok öncesinden.
Kael de artık dikkat kesilmişti.
Hazer ellerini bastonunun üzerine koydu.
— Lucien Graves, Victor’un yanında sonradan ortaya çıkmış bir adam değil. Graves ailesinin Aureth’e borcu eski.
Leyla kaşlarını çattı.
— Borç derken?
— Aureth’te bazı aileler üye olur. Bazı aileler ise nesiller boyunca bir işleve bağlanır. Korur, taşır, saklar, öldürür... Sonra da bunun adına gelenek derler.
Damien sertçe baktı.
— Bunları daha önce neden anlatmadın?
Hazer onun bakışını karşıladı.
— Çünkü senin bu yapının daha derinine inmeni istemedim.
Damien kısa ve öfkeli bir kahkaha attı.
— Çok işe yaramış.
— Damien.
— Hayır dede. Annemle ilgili yıllarca sustun. Aureth’le ilgili bildiklerini parça parça verdin. Şimdi Erdem’in katilinin ailesini bile tanıdığını söylüyorsun.
Hazer’in yüzü sertleşti.
— Ailesini tanımak başka, adamı tanımak başka.
— Bana kelime oyunu yapma.
Leyla Damien’ın iyice gerildiğini görünce araya girmedi. Bu konuşmanın yapılması gerektiğini biliyordu.
Hazer birkaç saniye torununa baktıktan sonra daha sakin konuştu.
— Asuman’ın yaptığı hatayı senin de yapmanı istemedim.
Damien’ın yüzü bir anda değişti.
— Annemin yaptığı neydi?
Hazer sustu.
— Ne yaptı? diye tekrarladı Damien.
— Gerçeğin peşinde fazla derine indi.
— Sonra öldü.
Hazer’in parmakları bastonunun sapında sıkıldı.
Damien bunu fark etti.
— Ne oldu?
— Hiç.
— Dede, yüzüne bakıyorum. Bu, “hiç” değil.
Hazer cevap vermedi.
Leyla da artık ona bakıyordu.
— Asuman Hanım, benim babamın araştırdığı şeyleri mi araştırıyordu?
Hazer gözlerini Leyla’ya çevirdi.
— Bir kısmını.
— Astér’i?
— Astér’i, eski taşıyıcı aileleri ve On Üçüncü Kapı’ya hangi soyların bağlandığını.
Leyla’nın kaşları çatıldı.
— Benim ailem de mi?
Hazer hemen cevap vermedi.
Damien masaya doğru eğildi.
— Dede.
Hazer sonunda konuştu.
— Yankı soyadıyla değil.
Leyla’nın yüzü gerildi.
— Ne demek bu?
— Annenin ailesinin eski bir kolu başka bir soyadıyla kayıtlara geçmiş.
Leyla birkaç saniye düşündü.
Sonra aklına geldi.
— Şahinler.
Hazer başını kaldırdı.
— Evet.
Leyla şaşkınlıkla ona baktı.
— Annemin ailesinin eski soyadını nereden biliyorsunuz?
— Çünkü o isim Aureth’in eski kayıtlarında var.
Damien da ilk kez bunu duyuyordu.
— Ne olarak?
Hazer başını iki yana salladı.
— Tam metni görmedim. Yıllar önce yalnızca bir listede rastladım. Şahinler adı, Astér’le bağlantılı ailelerin arasında geçiyordu.
Leyla’nın kalbi hızlandı.
— O zaman annemin ailesinin bu işlerle bağlantısı var.
— Büyük ihtimalle sizin bildiğinizden çok daha eski bir bağlantı.
— Annem hiçbir şey bilmiyor.
— Bilmemesi mümkün.
Damien Hazer’in yüzünü izliyordu.
— Tam kayıtları kim gördü?
Hazer bu kez sustu.
Damien’ın sesi sertleşti.
— Kim?
Hazer yavaşça cevap verdi.
— Asuman.
Damien’ın yüzündeki bütün ifade çekildi.
— Annem mi?
— Evet.
— Nerede gördü?
— Aureth’in eski soy arşivinde.
— O kayıt şimdi nerede?
Hazer’in gözleri torununun gözlerine kilitlendi.
— Bir kısmını yanında götürdü.
Damien ayağa kalktı.
— “Yanında götürdü” ne demek?
Hazer’in cevap vermesi birkaç saniye sürdü.
— Ölmeden önce kopyalarını sakladı.
Damien’ın yüzündeki öfke bu kez başka bir şeye dönüştü.
— Nerede?
Hazer başını önüne eğmedi.
— Bilmiyorum.
— Yalan.
— Damien...
— Bana öyle seslenme. Şu an doğruyu söyle.
Kael sessizce oturuyor, Leyla ise Damien’a bakıyordu.
Hazer uzun bir nefes aldı.
— Henüz bilmen gereken her şeyi söylemedim.
Damien’ın dudaklarından neşesiz bir gülüş çıktı.
— Yine gerçeğin yalnızca bir kısmını söylüyorsun.
Telefon sesi konuşmayı böldü.
Damien’ın ekranında Raven’ın adı vardı.
Damien bir an dedesine baktı.
— Bu konuşmayı bitireceğiz.
Çağrıyı açarak avlunun diğer tarafına geçti.
________________________________________
Aynı saatlerde Ankara’da Doğan, odasının penceresinin önündeki koltukta dizlerini kendine çekmiş oturuyordu.
Telefon ekranında Raven’ın birkaç dakika önce gönderdiği mesaj duruyordu.
Raven: Uyanık mısın?
Doğan bilerek biraz bekledikten sonra cevap verdi.
Doğan: Artık uyandım.
Cevap hemen geldi.
Raven: Bana hâlâ kızgın mısın?
Doğan kaşlarını kaldırdı.
Doğan: “Hâlâ” kısmı çok iyimser.
Telefon birkaç saniye sonra çaldı.
Doğan gülümsemesini bastırıp aramayı açtı.
— Efendim?
— Mesajla bu konuşma bitmeyecek.
— Sen konuşmaları yarıda bırakmayı seviyorsun ama.
Raven bir an sustu.
— Dün gece iş çıktı.
— Her gece iş çıkıyor.
— Benim işimde bu normal.
— Ben de buna alışmaya çalışıyorum zaten.
Raven’ın sesi biraz yumuşadı.
— Alışmanı istemiyorum.
Doğan kaşlarını çattı.
— Neye?
— Bana.
Doğan birkaç saniye sustu.
— Bu biraz geç olmadı mı?
Raven cevap vermedi.
— Raven?
— Buradayım.
— Bana uzak durmaya çalışıyorsun, farkındayım.
— Çalışıyorum.
— Neden?
— Doğan, mesele yalnızca tehlike değil.
— Hayatının tehlikeli olduğunu biliyorum. Ailemin sorun çıkarıp çıkarmayacağını henüz bilmiyoruz. Yaş farkını da ikimiz de görüyoruz. Bunların hiçbirini benim yerime karar vermek için kullanma.
Raven istemeden güldü.
— Sonuncuyu bu kadar rahat söylemen gerekmiyordu.
— Neden? Yaşını mı saklıyorsun?
— Hayır.
— O zaman?
Raven birkaç saniye sessiz kaldı.
— Aramızdaki yaş farkı az değil.
Doğan omuzlarını koltuğa yasladı.
— İyi de ben büyüyünce sen küçülmeyeceksin ki.
Raven bu kez gerçekten güldü.
Doğan’ın da yüzü güldü.
— Bak, gülünce daha insana benziyorsun.
— Normalde neye benziyorum?
— Cenaze müdürüne.
— Çok teşekkür ederim.
— Rica ederim.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Raven’ın sesi ciddileşti.
— Ben seni hafife almıyorum Doğan. Yanlış anlama.
— Ama benim yerime karar veriyorsun.
— Kendimi senden uzak tutmaya çalışıyorum.
— Ben de onu söylüyorum zaten. Neden buna tek başına karar veriyorsun?
Raven cevap vermekte zorlandı.
Doğan bunu fark etti.
— Benden hoşlanıyorsun.
Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.
Doğan’ın gülümsemesi büyüdü.
— Hah.
— Ne “hah”ı?
— Cevap vermedin.
— Her sorunun cevabını almak zorunda değilsin.
— Bu cevap sayılır.
Raven derin bir nefes verdi.
— Sen gerçekten yorucusun.
— Ama arıyorsun.
Bu kez Raven cevap veremedi.
Doğan yumuşak bir sesle sordu:
— Benimle konuşmak istemesen aramazdın, değil mi?
Raven’ın cevabı bu kez saklanmadı.
— İstiyorum.
Doğan sustu.
— Fazlasıyla, diye ekledi Raven.
Doğan’ın yüzündeki oyunbaz ifade bir anda kayboldu.
Raven devam etti:
— Sorun da bu zaten.
— Bence sorun değil.
— Senin için olmayabilir.
— Ailem için mi?
— Ailenin dikkatini çekmeye başladığımızı düşünüyorsan, evet, o da bir mesele.
Doğan yatağın kenarındaki açık kapıya baktı.
— Annem son zamanlarda kiminle bu kadar konuştuğumu soruyor.
— Ne dedin?
— Arkadaşım dedim.
Raven biraz sessiz kaldı.
— Ben arkadaşın mıyım?
Doğan’ın dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.
— Sen söyle.
Raven cevap vermedi.
Ama ikisi de artık cevabın “sadece arkadaş” olmadığını biliyordu.
________________________________________
Mardin’de Ege, Artemis’i eski taş yapının arka terasında bulduğunda güneş çoktan yükselmişti.
Artemis telefonuyla uğraşıyordu. Ege’yi görünce ekranı hemen kapattı.
Ege bunu fark etti.
— Benden mi saklıyorsun?
Artemis kaşlarını çattı.
— Ne demek istiyorsun?
— Telefonu.
— Hayır.
— O zaman beni görünce neden kapattın?
Artemis’in yüzü gerildi.
— Her yaptığımı sorgulamak zorunda mısın?
Ege birkaç saniye yüzüne baktı.
— Son günlerde zorunda bırakıyorsun.
Artemis cevap vermedi.
Ege cebinden katlanmış bir kâğıt çıkardı.
— Bunu gördüm.
Artemis’in yüzündeki renk değişti.
Kâğıtta Valerian Vakfı’na ait araç giriş kaydı bulunuyordu.
Artemis hemen ona baktı.
— Bunu nereden buldun?
— Kael’in adamları senin o gece kullandığın aracın güzergâhını çıkarmış.
Artemis’in bakışları sertleşti.
— Beni takip mi ettiniz?
— Ben ettirmedim.
— Ama öğrenince kullanıyorsun.
— Çünkü bana yalan söyledin.
Artemis sustu.
Ege kâğıdı açtı.
— “Ailemin evine ulaştım” dedin. Valerian Konağı’na gitmişsin.
Artemis gözlerini ondan kaçırdı.
Ege’nin sesi bu kez daha soğuktu.
— Evren’a mı gittin?
Artemis hâlâ cevap vermeyince Ege başını salladı.
— Tamam.
— Ege, bekle.
— Ne kadar zamandır onun için çalışıyorsun?
— Sandığın gibi değil.
Ege’nin yüzü gerildi.
— Şu cümleyi kurduğun anda daha kötü oldu.
— Babamın dosyası Evren’da.
Ege’nin öfkesi bir an yavaşladı.
Artemis devam etti:
— Yıllardır babamın ölümünü araştırıyorum. Evren elinde belgeler olduğunu söyledi. Bana parça parça veriyor.
— Karşılığında ne istiyor?
Artemis konuşmadı.
Ege’nin yüzünde cevabı anladığı an görüldü.
— Leyla.
Artemis başını kaldırdı.
— Ege, lütfen dinle.
— Leyla hakkında bilgi istiyor.
— Evet.
Ege birkaç saniye susup ona baktı.
— Bana da onun için yaklaştın.
Artemis’in gözleri doldu.
— Başta.
Bu tek kelime, Ege’nin beklediğinden daha ağır geldi.
— Vay be.
— Sonra öyle olmadı.
— Ama başlangıç öyleydi.
— Evet.
Ege yüzünü başka tarafa çevirdi.
Artemis yaklaşmaya çalıştı.
— Seni kullanmak istemedim.
— Ama kullandın.
— Babam için yaptım.
Ege ona döndü.
— Baban için Leyla’yı tehlikeye atabilecek bir adama bilgi verdin.
Artemis’in sesi yükseldi.
— Leyla’nın zarar görmesini istemedim!
— Evren’in ne yapacağını sen mi kontrol ediyorsun?
Artemis sustu.
Ege’nin sesi yeniden düştü.
— Bunu Leyla’ya anlatacaksın.
Artemis’in gözleri büyüdü.
— Ege...
— Benden duymasın.
— Sen?
— Ben ne?
Artemis birkaç saniye onu izledi.
— Benimle bir daha konuşacak mısın?
Ege’nin yüzünde öfkenin altında kırgınlık vardı.
— Şu an konuşmak istemiyorum.
Artemis başını eğdi.
Ege birkaç adım uzaklaştı.
Artemis arkasından seslendi:
— Sana karşı hissettiklerim bir görev değildi.
Ege durdu.
Ama dönmedi.
— Şu an hangisinin gerçek olduğunu ayıramıyorum, dedi.
Ardından yürüyüp gitti.
Artemis terasta tek başına kaldı.
Birkaç metre ötede, görünmemek için köşede duran Bennu ile Lucas birbirlerine baktı.
Bennu fısıldadı:
— Kavga ettiler.
Lucas’ın yüzü ciddiydi.
— Duydum.
— Ne yapacağız?
Lucas başını iki yana salladı.
— Şimdilik hiçbir şey. Ege bunu bize anlatmak isterse anlatır.
Bennu Artemis’e baktı.
— Ama bu kız birazdan ağlayacak.
— Bennu.
— Tamam. Karışmıyorum.
İki saniye geçti.
— Şimdilik.
Lucas başını gökyüzüne kaldırdı.
— Tabii.
________________________________________
İstanbul’da Valerian Konağı’nın çalışma odasında Evren yalnız değildi.
Cahit Doğan masanın diğer tarafında durmuş, önündeki iki siyah zarfı inceliyordu.
İkisinin de üzerinde Kadim Divan’ın mührü vardı.
Cahit zarflardan birini kaldırdı.
— Bunu doğrudan size göndermişler.
Evren elini uzattı.
— Aç.
Cahit mührü kırıp içindeki tek sayfayı çıkardı.
İlk satırı okuduğunda kaşları çatıldı.
Evren sabırsızlandı.
— Ne yazıyor?
Cahit kâğıdı masanın üzerine bıraktı.
Evren okudu.
İKİNCİ ÇEMBER AÇILDI.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Cahit onu dikkatle izledi.
— Bu sizin emriniz değil.
— Değil.
— Victor’un?
Evren başını kaldırdı.
— Victor’un Kadim Divan adına çember açacak yetkisi yok.
— O zaman kim?
Evren cevap veremeden odadaki büyük ekran kendiliğinden açıldı.
Siyah zemin üzerinde Aureth’in eski mührü belirdi.
Ardından görüntü değişti.
Baş Arkhon Severin Arkhad ekranda duruyordu.
Sağında Yüksek Yargıç Seraphine Vaelor, solunda Mühür Efendisi Odran Caligo vardı.
Evren’in yüzü sertleşti.
— Baş Arkhon.
Severin’in sesi sakin fakat tartışmaya kapalıydı.
— Majest Valerian.
— İkinci Çember’i kim açtı?
Seraphine cevap verdi.
— Soru yanlış.
Evren’in kaşları çatıldı.
— Ne demek istiyorsunuz?
— Çemberi kimin açtığı değil, neden şimdi açıldığı önemli.
— Ben izin vermedim.
Odran ilk kez konuştu.
— İzniniz istenmedi.
Evren’in yüzündeki öfke belirginleşti.
— Taşıyıcı benim gözetimimde.
Severin’in bakışları ağırlaştı.
— Taşıyıcı hiçbir Majest’in mülkü değildir.
Cahit sessizce onları izliyordu.
Evren masaya doğru eğildi.
— Leyla ritüel alanında değil.
Seraphine’in cevabı gecikmedi.
— Olması gerekmiyor.
Evren bir an sustu.
Cahit kaşlarını çattı.
— Bu nasıl mümkün?
Odran cevap verdi:
— Astér bir kez uyandıktan sonra taşıyıcı ile mühür arasındaki bağ mekâna bağlı kalmaz.
Evren’in yüzündeki öfkenin yerini ilk kez gerçek bir endişe aldı.
— Ayin ne zaman?
Severin birkaç saniye ona baktı.
— Çoktan başladı.
Ekran karardı.
Cahit ile Evren bir süre konuşmadı.
Sonunda Cahit sordu:
— Damien’ın haberi var mı?
— Hayır.
— Leyla’nın?
— Hayır.
Cahit başını kaldırdı.
— Haber vermeyecek misiniz?
Evren ona döndü.
— Önce bunun arkasında kimin olduğunu öğreneceğim.
— Ya o zamana kadar geç olursa?
Evren cevap vermedi.
Çünkü aynı soruyu kendisi de düşünüyordu.
________________________________________
Avrupa’nın küçük bir kıyı kasabasında, yıllardır başka bir isimle yaşayan kadın telefon ekranındaki tek cümleyi okudu.
İkinci Çember açıldı.
Asuman Şahmar’ın yüzündeki renk çekildi.
Sandalyeden hızla kalkarak odanın diğer tarafındaki eski ahşap dolaba gitti. Alt çekmeceden küçük bir anahtar çıkardı.
Yıllardır açmadığı kilitli bölmeyi açtı.
İçinde siyah kaplı eski bir defter, birkaç fotoğraf ve sararmış belgeler vardı.
Belgelerden birini açtı.
Sayfanın üzerinde eski Aureth yazısıyla iki aile adı bulunuyordu.
ŞAHMAR
Altında ise:
ŞAHİNLER
Asuman’ın parmakları ikinci ismin üzerinde durdu.
— Çok erken...
Eski fotoğraflardan birini çevirdi.
Arka yüzünde Hazer’in yıllar önce yazdığı tarih vardı.
Asuman bir süre fotoğrafa baktıktan sonra telefonunu aldı.
Yıllardır çevirmediği numarayı ezberinden tuşladı.
________________________________________
Mardin’de Hazer’in telefonu çaldı.
Damien, Raven’la görüşmesini yeni bitirmiş, avluya dönüyordu.
Hazer ekrana baktığı anda olduğu yerde kaldı.
Damien bunu fark etti.
— Kim arıyor?
Hazer cevap vermedi.
Telefon çalmaya devam etti.
Damien dedesinin yüzüne baktığında ilk kez gerçek korku gördü.
— Dede?
Hazer telefonu eline aldı.
Ekrandaki yabancı numaraya birkaç saniye baktı.
Sonra aramayı açtı.
— Alo?
Karşı taraftan birkaç saniye ses gelmedi.
Ardından yıllardır duymadığı kadın sesi kulağına ulaştı.
— Baba, beni duyuyor musun?
Hazer’in gözleri kapandı.
Damien birkaç adım ötede durmuş, onun yüzündeki değişimi izliyordu.
Hazer güçlükle nefes aldı.
— Asuman...
Damien’ın yüzü dondu.
Damien birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Hazer’in ağzından çıkan tek kelime, avlunun ortasına bırakılmış bir bomba gibi havada asılı kalmıştı.
— Asuman...
Damien’ın bakışları önce dedesinin yüzünde, sonra elindeki telefonda kaldı.
— Ne dedin sen?
Hazer cevap vermedi.
Telefonun diğer ucundaki kadın sesi yeniden duyuldu.
— Baba, beni duyuyor musun?
Damien’ın yüzündeki bütün renk çekildi.
Hazer gözlerini kapattı.
— Duyuyorum.
Damien bir adım yaklaştı.
— Telefonu bana ver.
Hazer başını kaldırdı.
— Damien...
— Telefonu bana ver dedim.
Leyla ve Kael de avlunun diğer tarafından yaklaşmıştı. Leyla, Damien’ın yüzünü gördüğü anda bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı.
— Damien?
Damien ona bakmadı.
Hazer, telefonu kulağından yavaşça uzaklaştırdı ama Damien’a vermedi.
— Önce beni dinle.
Damien’ın sesi yükseldi.
— Yıllardır annemin öldüğünü biliyorum ben. Şimdi telefonu açıp “Asuman” diyorsun, sonra da beni dinle diyorsun. Telefonu ver!
Hazer’in eli titredi.
Telefondaki ses bu kez daha net geldi.
— Damien...
Damien olduğu yerde dondu.
Çocukluğundan beri kimsenin onunla kuramadığı bir tondu bu. Bir kelimenin içindeki tanıdıklık, insanın bütün mantığını yerinden oynatmaya yetiyordu.
Damien birkaç saniye nefes alamadı.
— Kim bu?
Karşı tarafta sessizlik oldu.
Sonra:
— Benim.
Damien’ın çenesi gerildi.
— “Benim” kim?
Asuman’ın sesi çatladı.
— Annen.
Damien elini Hazer’in telefonuna uzatıp bu kez telefonu aldı.
— Benim annem öldü.
Leyla gözlerini Damien’dan ayıramıyordu.
Telefonun diğer ucunda Asuman’ın nefesi duyuldu.
— Sana öyle söylediler.
Damien’ın yüzü bir anda öfkeyle sertleşti.
— Bana kim söyledi?
Asuman cevap vermedi.
Damien telefonu daha sıkı tuttu.
— Annem öldü. Cenazesi kaldırıldı. Mezarına gittim ben.
Hazer başını önüne eğdi.
Asuman’ın sesi alçaldı.
— Biliyorum.
— Biliyor musun?
Damien acı bir kahkaha attı.
— Biliyorsun yani.
Leyla ona yaklaşmak istedi ama Damien’ın şu an kimsenin dokunmasını istemediğini fark edip durdu.
— Yıllardır neredesin? diye sordu Damien.
— Güvende kalabileceğim yerlerde.
— Güvende mi?
— Damien...
— Bana öyle seslenme!
Avludaki herkes sustu.
Damien’ın sesi ilk kez kontrolünü kaybetmişti.
— Ben seni öldü bildim. Dedem seni öldü bildiğimi biliyordu. Ben çocukluğumdan beri senin mezarınla konuştum. Şimdi çıkıp bana “güvendeydim” deme.
Hazer başını kaldırdı.
— Ben onun yaşadığını her zaman bilmiyordum.
Damien dedesine baktı.
— Sus.
Tek kelimeydi ama Hazer gerçekten sustu.
Asuman:
— Bana kızmakta haklısın, dedi.
Damien’ın gözleri kapandı.
— Bu cümleyi kurma.
— Başka ne söyleyebilirim bilmiyorum.
— Gerçeği.
Asuman birkaç saniye sustu.
— Gerçek şu ki öldüğüm sanılmak zorundaydı.
Damien acı bir ifadeyle güldü.
— Ne kadar rahat.
— Rahat değildi.
— Benim için de değildi.
Asuman’ın sesi titredi.
— Biliyorum.
— Hayır. Bilmiyorsun.
Bu kez Leyla sessizce Damien’ın yanına geldi. Ona dokunmadı. Sadece yanında durdu.
Damien bunu fark etti ama gözlerini telefondan ayırmadı.
— Neden şimdi aradın?
Asuman’ın cevabı gecikmedi.
— İkinci Çember açıldı.
Damien’ın yüzündeki öfkeye başka bir ifade karıştı.
— Ne demek istiyorsun?
Kael de dikkat kesildi.
Hazer bastonunu sıkıca tuttu.
Asuman devam etti:
— Aureth ikinci ayini başlattı.
Damien’ın bakışları Hazer’e kaydı.
— Sen biliyor muydun?
— Hayır.
— Gerçekten mi?
— Gerçekten.
Asuman:
— Hazer bilmiyordu. Ben de birkaç saat önce öğrendim.
Damien kaşlarını çattı.
— Kim başlattı?
— Mesajda anahtarın kim olduğu yazmıyor.
— Kadim Divan mı?
Asuman kısa süre sustu.
— Çember onların mührü olmadan açılamaz. Ama bu, fikrin onlardan çıktığı anlamına gelmez.
Kael araya girdi.
— Victor?
Asuman’ın sesi ilk kez sertleşti.
— Victor böyle bir şeyi tek başına yapamaz. Ama onu tetiklemiş olabilir.
Leyla sonunda konuştu.
— Bu ayinin benimle ilgisi var mı?
Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.
Damien hemen Leyla’ya baktı.
Asuman:
— Sen Leyla olmalısın.
Leyla’nın kaşları çatıldı.
— Beni tanıyor musunuz?
— Seni değil. Soyunu.
Bu cümle, avludaki herkesi susturdu.
Leyla bir adım öne çıktı.
— Şahinler mi?
Asuman’ın nefesi duyuldu.
— Demek Hazer söyledi.
— Bir kısmını.
— O hâlde artık saklamanın anlamı kalmamış.
Damien sertçe konuştu.
— Bundan sonra kimse hiçbir şeyi saklamayacak.
Asuman:
— Haklısın.
Damien’ın bakışları karardı.
— Şu an herkes bana “haklısın” deyip on yıl daha sır saklayacakmış gibi geliyor.
Leyla elini masanın kenarına koydu.
— Asuman Hanım, Şahinler ailesinin Aureth’le bağlantısı ne?
Asuman birkaç saniye sessiz kaldı.
— Taşıyıcı değillerdi.
Leyla’nın yüzü değişti.
— O zaman?
— Gözcüydüler.
Kael kaşlarını çattı.
— Ne gözcüsü?
— Astér taşıyıcısının soyunu saklayan, gerektiğinde yerini değiştiren ailelerden biri.
Hazer başını kaldırdı.
— Bundan emin misin?
— Evet.
— Ben kayıtlarda yalnızca isimlerini gördüm.
— Çünkü tam kayıt bende.
Damien hemen araya girdi.
— Nerede?
— Yanımda.
— O zaman geri gel.
Hazer başını hızla Damien’a çevirdi.
Asuman ise sustu.
Damien devam etti:
— Madem yaşıyorsun, madem bütün bu kayıtlar sende, madem ikinci ayin başladı... geri gel.
— Bu kadar kolay değil.
— Ne kolay değil?
— Geri dönersem beni gören herkes tehlikeye girer.
Damien’ın sesi buz gibi oldu.
— Yıllardır zaten tehlikedeyiz.
Asuman cevap veremedi.
Damien devam etti:
— Ben annemin mezarına giderek büyüdüm. Şimdi bana geri dönemem deme.
Leyla, Damien’ın parmaklarının telefonda titrediğini fark etti.
Asuman’ın sesi çok daha yumuşak çıktı.
— Döneceğim.
Damien’ın gözleri ilk kez değişti.
— Ne demek istiyorsun?
— Ama doğrudan Mardin’e değil. Önce güvenli bir noktaya geçeceğim. Sonra Hazer’le bağlantı kuracağım.
Damien dudaklarını sıktı.
— Benimle kuracaksın.
— Kuracağım.
— Dedemin arkasından iş çevirmeyeceksin. Bana doğrudan ulaşacaksın.
— Tamam.
— Ne zaman?
— En geç iki gün içinde.
Damien kısa bir nefes verdi.
— İki gün.
— Damien...
Damien bu kez sesini yükseltmedi.
— Damien.
Asuman sustu.
— Bana Damien de.
Karşı taraftan çok hafif bir nefes geldi.
— Tamam... Damien.
Bunu yıllardır beklememişti; yine de annesinin ağzından adını duyunca yüzündeki sertlik kırıldı.
Damien çağrıyı kapatmadı.
— Bir şey daha.
— Söyle.
— Bu ayin Leyla’ya ne yapacak?
Asuman’ın cevabı gecikti.
— Eğer ikinci çember gerçekten açıldıysa, bu kez onun orada bulunması gerekmeyebilir.
Leyla’nın eli istemsizce boynundaki Astér’e gitti.
Damien:
— Ne demek bu?
— Taş uyanmışsa bağlantı uzaktan kurulabilir.
Kael hemen sordu:
— Nasıl durdurulur?
— Mesajda anahtarın kim olduğu yazmıyor.
Damien’ın yüzü yeniden sertleşti.
— İki günün yok o zaman.
Asuman:
— Elimden geleni yapacağım.
— Yapma. Bul.
Asuman bu kez itiraz etmedi.
Çağrı sona erdiğinde Damien birkaç saniye telefonu elinde tuttu.
Hazer yavaşça ayağa kalktı.
— Damien...
Damien ona baktı.
— Şu an konuşma.
— Ama—
— Şu an konuşursan ikimiz de daha çok kırılırız.
Hazer sustu.
Leyla Damien’a döndü.
— İyi misin?
Damien ona baktı.
Bir an cevap verecekmiş gibi oldu.
Sonra başını iki yana salladı.
— Hayır.
Leyla elini uzattı.
Bu kez Damien geri çekilmedi.
Parmaklarını Leyla’nın eline geçirdi.
— Ama sonra konuşuruz, dedi. Şu an ayine bakalım.
Kael onu birkaç saniye izledi.
— Raven’ı arıyorum.
Damien başını salladı.
— Ara.
________________________________________
Raven, güvenli evin küçük sorgu odasında Sinan’ın karşısında oturuyordu.
Masada yalnızca bir kayıt cihazı, su şişesi ve birkaç fotoğraf vardı.
Sinan’ın yüzü uykusuzluktan çökmüş görünüyordu.
Raven önündeki fotoğrafı çevirdi.
Lucien Graves.
— Bir kez daha anlat.
Sinan başını kaldırdı.
— Kaç kere anlatacağım?
— Ben yeter diyene kadar.
Sinan derin bir nefes verdi.
Raven fotoğrafı masanın ortasına itti.
— Erdem Yankı’nın öldürüldüğü gece bu adam oradaydı mı?
— Evet.
— Silah kimdeydi?
Sinan bir an sustu.
— Lucien’de.
— Erdem’i kim vurdu?
Sinan gözlerini kapattı.
— Lucien.
Raven’ın yüzünde hiçbir değişiklik olmadı.
— Sen ne yaptın?
Sinan dudaklarını sıktı.
— Konumu verdim.
— Neden?
— Beni sıkıştırmışlardı.
— Kim?
— Victor’un adamları.
— İsim.
Sinan bir süre sustu.
— Marcus Vale bana ulaştı.
Raven’ın kaşları hafifçe çatıldı.
— Marcus sana doğrudan mı ulaştı?
— İlk başta hayır. İki kişi geldi. Sonra Marcus’la görüştüm.
— Ne istedi?
— Erdem’in elindeki dosyayı.
— Öldürülmesini söyledi mi?
Sinan başını iki yana salladı.
— Hayır.
Raven sessizce onu izledi.
— Yalan söyleme.
Sinan öfkeyle başını kaldırdı.
— Yalan söylemiyorum!
— O zaman açık konuş.
Sinan ellerini masanın üzerinde birleştirdi.
— Bana Erdem’in yerini bulmam söylendi. Dosyayı alacaklardı. Onu korkutacaklarını, gerekirse birkaç gün ortadan kaldıracaklarını sandım.
Raven’ın sesi soğuktu.
— İnsan kaçırmayı normal buldun yani.
Sinan başını önüne eğdi.
— Normal bulmadım.
— Ama yaptın.
— Evet.
— Neden?
Sinan bir anda sesini yükseltti.
— Çünkü oğlumun fotoğrafını gönderdiler!
Raven sustu.
Sinan’ın sesi çatladı.
— Emir okuldan çıkarken çekilmiş. Zehra marketteyken çekilmiş. Bana “Bir kişiyi seç.” dediler.
Raven’ın yüzündeki ifade değişmedi ama gözleri sertleşti.
— Kim gönderdi?
— Marcus.
— Victor’un emri miydi?
Sinan başını salladı.
— Bana öyle söyledi.
— “Victor istiyor” mu dedi?
— “Ravenscroft bu dosyayı istiyor,” dedi.
Raven birkaç saniye sustu.
— Cinayet emrini duydun mu?
— Hayır.
— Peki Lucien’i nasıl gördün?
Sinan yutkundu.
— Erdem’in olduğu yere gittim.
Raven kaşlarını çattı.
— Neden?
— Dosyayı teslim edeceklerini sanıyordum. Ben de orada olursam işleri büyütmezler diye düşündüm.
Raven’ın yüzünde kısa bir küçümseme belirdi.
— Gerçekten bu kadar saf mıydın?
Sinan acı bir ifadeyle güldü.
— Hayır. Korkaktım.
Raven cevap vermedi.
Sinan devam etti:
— Erdem arabadan indi. Lucien karşısındaydı. Bir şeyler tartıştılar. Erdem geri dönmeye çalıştı.
Sinan’ın sesi yavaşladı.
— Sonra Lucien silahı çıkardı.
Raven:
— Victor’un adını söyledi mi?
Sinan’ın gözleri masadaki fotoğrafa kaydı.
— “Ravenscroft seni uyarmıştı.” dedi.
Raven ilk kez hafifçe doğruldu.
— Bundan emin misin?
— Kelimesi kelimesine.
— Sonra?
Sinan’ın yüzü gerildi.
— Vurdu.
Raven birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sinan’ın sesi çok daha alçak çıktı.
— Ben orada kaldım.
— Kaçmadın mı?
— Ayaklarım tutmadı.
— Sonra Lucien ne yaptı?
— Bana döndü.
Sinan başını kaldırdı.
— “Artık sen de içindesin,” dedi.
Raven’ın gözleri daraldı.
— Yani seni bilerek tanık bıraktılar.
— Evet.
— Neden?
Sinan acı bir gülümsemeyle başını salladı.
— Çünkü gerektiğinde suçu üzerime atacaklardı.
Raven fotoğraflardan bir diğerini çıkardı.
Victor Ravenscroft.
— Victor’un cinayet emrini verdiğini kanıtlayabilir misin?
Sinan uzun süre fotoğrafa baktı.
— Bir kayıt olabilir.
Raven’ın bakışları anında değişti.
— Nerede?
— Eski telefonumda değil.
— Nerede?
Sinan dudaklarını ıslattı.
— Marcus’la yaptığım görüşmelerin bir kısmını yedeklemiştim.
— Nereye?
— Buluta.
Raven’ın yüzü sertleşti.
— Hesap?
Sinan birkaç saniye tereddüt etti.
— Şifreyi verirsem ailemi koruyacaksınız.
Raven’ın sesi çok netti.
— Ailen zaten koruma altında.
— Yetmez.
— Ne istiyorsun?
Sinan doğrudan gözlerinin içine baktı.
— Onları Mardin’den çıkarın.
Raven birkaç saniye düşündü.
— Bunu ben tek başıma kararlaştıramam.
— O zaman karar verebilen kişiyi ara.
Raven telefonunu eline aldı.
Tam o sırada ekran yandı.
Damien.
Raven çağrıyı açtı.
— Söyle.
Damien’ın sesi alışıldığından daha sertti.
— İkinci ayin başlamış.
Raven’ın bakışları değişti.
— Ne demek istiyorsun?
Sinan başını kaldırdı.
Damien:
— Kadim Divan çemberi açmış. Leyla’nın orada olması gerekmiyormuş.
Raven ayağa kalktı.
— Bunu nereden biliyorsun?
Kısa bir sessizlik oldu.
Damien:
— Annemden.
Raven birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
— Ne dedin?
— Sonra anlatacağım. Asuman yaşıyor.
Raven’ın yüzünde ilk kez gerçek şaşkınlık belirdi.
Sinan ikisini anlamaya çalışıyordu.
Damien devam etti:
— Sinan hâlâ yanında mı?
— Evet.
— Ona sor. İkinci çember hakkında ne biliyor?
Raven telefonu hoparlöre aldı.
— Duydun.
Sinan’ın yüzü bembeyaz olmuştu.
— Hayır.
Raven kaşlarını çattı.
— Ne demek istiyorsun?
— İkinci çember açıldıysa iş değişti.
Damien’ın sesi telefondan geldi.
— Nasıl değişti?
Sinan’ın nefesi hızlandı.
— Birinci ayin taşıyıcıyı tanımak içindi.
Raven:
— İkincisi?
Sinan cevap vermedi.
Raven masaya eğildi.
— Sinan.
Sinan güçlükle konuştu.
— Bağlamak için.
________________________________________
Mardin’de Ege, o gün Artemis’le bir daha konuşmadı.
Artemis birkaç kez yanına yaklaşmaya çalışmış, Ege her seferinde başka tarafa geçmişti.
Bennu bunu öğle yemeğinde iyice fark etti.
Lucas’ın yanına eğildi.
— Bu ikisi kavga etti.
Lucas çatalını tabağına bıraktı.
— Biliyorum.
— Nereden biliyorsun?
— Sabah duydum.
Bennu’nun gözleri büyüdü.
— Sen neden bana söylemedin?
Lucas ona baktı.
— Sen de yanımdaydın.
Bennu birkaç saniye düşündü.
— Doğru.
Lucas gülmemek için dudağını ısırdı.
Bennu masanın diğer ucuna baktı.
Ege telefonuyla ilgileniyor, Artemis ise tabağındaki yemeğe dokunmuyordu.
— Kötü kavga etmişler.
— Evet.
— Ne oldu?
Lucas başını hafifçe iki yana salladı.
— Bu onların meselesi.
Bennu hemen itiraz etti.
— Biz arkadaşlarıyız.
— Arkadaş olmak her kavgaya burnumuzu sokmak demek değil.
Bennu ona baktı.
— Bunu bana mı söylüyorsun?
— Özellikle sana.
Bennu sandalyesine yaslandı.
— Ben sadece yardımcı olacaktım.
Lucas kaşını kaldırdı.
— Nasıl?
— Bilmiyorum. İkisini aynı odaya kilitleriz.
Lucas kahkahayı bastırdı.
— Asla.
— Çok işe yarar.
— Cinayetle sonuçlanır.
— En azından konuşurlar.
Lucas başını iki yana salladı.
Ege masadan kalktı.
— Ben biraz dışarı çıkacağım.
Artemis istemsizce başını kaldırdı.
Ege ona bakmadan yürüdü.
Bennu’nun yüzü düştü.
— Bu uzun sürecek.
Lucas da Artemis’e baktı.
— Muhtemelen.
Artemis birkaç saniye sonra sandalyesinden kalktı.
Bennu onu durdurmadı.
Ama Artemis yanlarından geçerken Bennu seslendi:
— İyi misin?
Artemis durdu.
Bir an “iyiyim” diyecekmiş gibi oldu.
Sonra başını salladı.
— Değilim.
Bennu’nun yüzü yumuşadı.
— Tamam.
Artemis şaşırdı.
— Ne tamam?
— Şu an anlatmak istemiyorsan anlatma. Ama yalnız kalmak istersen de gerçekten yalnız kal. Ege’nin peşinden koşup daha çok sinirlendirme.
Lucas Bennu’ya baktı.
— Sen bunu mu söylüyorsun?
Bennu ona dirseğiyle vurdu.
— Sus.
Artemis’in dudaklarında çok kısa bir gülümseme oluştu.
— Teşekkür ederim.
Bennu başını salladı.
— Birkaç gün sonra hâlâ böyleyseniz karışırım ama.
Artemis’in gülümsemesi silindi.
— Şaşırmadım.
Lucas başını önüne eğdi.
— Ben de.
________________________________________
Ankara’da Doğan mutfakta su içerken telefonu yeniden titreşti.
Raven.
Raven: Akşam konuşabilir miyiz?
Doğan mesajı okuyup istemsizce gülümsedi.
Tam o sırada Meltem içeri girdi.
Doğan telefonu hızla ters çevirdi.
Meltem bunu gördü.
— Kim?
Doğan su bardağını tezgâha bıraktı.
— Arkadaşım.
Meltem kaşlarını kaldırdı.
— Bu son günlerde çok konuştuğun arkadaş mı?
Doğan bir an durdu.
— Belki.
— Kız mı erkek mi?
Doğan dudaklarını birbirine bastırdı.
Meltem’in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
— Tamam. Anladım.
— Anne, lütfen üstüme gelme.
— Tamam; ama hazır olduğunda bana anlatmanı istiyorum.
— Anlatırım. Şimdilik ortada kesin bir şey yok.
— Telefonu ters çevirdiğine göre bayağı bir şey anladım.
Doğan yüzünü buruşturdu.
— Daha ortada bir şey yok.
Meltem bu kez daha dikkatli baktı.
— Kaç yaşında?
Doğan dondu.
— Ne alaka?
Meltem’in kaşı kalktı.
— Demek yaş meselesi var.
— Anne, yeter!
Meltem gülmeye başladı.
— Ben hiçbir şey demedim.
Doğan telefonu alıp mutfaktan çıkmaya yöneldi.
Meltem arkasından seslendi:
— İsmini de öğreneceğim!
Doğan dönmeden cevap verdi:
— Öğrenemezsin!
Telefonu yeniden titreşti.
Raven: Cevap vermedin.
Doğan yürürken yazdı:
Doğan: Annem seni öğrenmek üzere. Tebrikler.
Raven’dan cevap gelmesi biraz sürdü.
Raven: Ben ne yaptım?
Doğan gülerek yazdı:
Doğan: Sakın şimdi suçu bana atmaya çalışma. 😑
Raven:
Raven: Aklımdan bile geçmedi.
Doğan: Güzel. Çünkü bu sefer gerçekten seni engellerdim.
Raven:
Raven: Korktum.
Doğan telefonu göğsüne bastırıp güldü.
İlişkilerinin adı henüz yoktu.
Ama Meltem’in dikkatinden kaçacak kadar da görünmez değildi artık.
________________________________________
İstanbul’da Victor Ravenscroft, yeraltındaki özel toplantı odasında Lucien Graves’in karşısında duruyordu.
Marcus Vale masanın diğer tarafındaydı.
Ortadaki siyah taş masanın üzerinde Aureth’in ikinci çemberine ait eski bir çizim bulunuyordu.
Lucien çizime baktı.
— Başladılar.
Victor sakin bir ifadeyle karşılık verdi.
— Başlamaları gerekiyordu.
Marcus kaşlarını çattı.
— Kadim Divan bunu kendi kararıyla yapmaz.
Victor ona baktı.
— Yapmadı zaten.
Lucien’in gözleri Victor’a döndü.
— Siz mi tetiklediniz?
Victor cevap vermeden masanın üzerindeki küçük metal kutuyu açtı.
İçinden Erdem Yankı’ya ait eski bir belge çıktı.
Marcus belgeyi tanıdı.
— Bunu Erdem’den mi aldınız?
Victor’un dudaklarında hafif bir gülümseme oluştu.
— Lucien aldı.
Lucien’in yüzünde hiçbir pişmanlık yoktu.
Victor belgeyi masaya bıraktı.
— Erdem’in ölümü yalnızca susturmak için değildi. Elindeki bilgi, ikinci çemberi açacak kadar eskiydi.
Marcus belgeyi eline aldı.
— Bu kayıt olmadan Divan harekete geçmezdi.
— Doğru.
Lucien sakin bir sesle konuştu.
— Sinan konuşuyor.
Victor başını kaldırdı.
— Biliyorum.
— Beni verecek.
— Zaten vermesini bekliyordum.
Marcus şaşkınlıkla Victor’a baktı.
— Sinan’ın hayatta kalmasını bilerek mi istediniz?
Victor’un gülümsemesi büyüdü.
— Bazen tanıklar cesetlerden daha faydalıdır.
Lucien’in yüzü sertleşti.
— Beni suç zincirinin sonuna mı koyuyorsunuz?
Victor ona baktı.
— Erdem’i sen öldürdün.
— Sizin emrinizle.
Victor birkaç saniye sustu.
— Bunu kanıtlayabilir misin?
Lucien’in bakışları değişti.
Marcus aralarındaki havayı fark edip gerildi.
Victor sakinliğini bozmadan devam etti:
— İşte bu yüzden insanlar emir alırken dikkatli olmalı.
Lucien’in eli yumruk oldu.
Victor bunu gördü.
— Sinirlenme Lucien. Daha sana ihtiyacım var.
— Ne için?
Victor, ikinci çember çiziminin merkezine parmağını koydu.
— Taşıyıcı bağlandığında üçüncü aşama başlayacak.
Marcus başını kaldırdı.
— On Üçüncü Kapı.
Victor’un bakışları karardı.
— Sonunda.
Ve o anda, ne Damien’ın, ne Leyla’nın, ne Evren’in bildiği gerçek ortaya çıkıyordu:
Erdem Yankı’nın öldürülmesi yalnızca geçmişi kapatmak için yapılmamıştı.
Ölümü, ayini başlatan zincirin ilk halkalarından biriydi.
Raven, Damien’la konuşmayı bitirdikten sonra telefonu masaya bıraktı.
Sinan hâlâ karşısında oturuyordu. Birkaç dakika önce yüzünde gördüğü korku, Victor’un ya da Lucien’in adı geçtiğinde ortaya çıkan korkudan farklıydı. “İkinci Çember” sözünü duyduğu anda adamın omuzları çökmüş, bütün savunması bir anda dağılmıştı.
Raven sandalyesine yeniden oturdu.
— Az önce “bağlamak için” dedin.
Sinan gözlerini masadan kaldırmadı.
— Evet.
— Neyi neye bağlamak için?
Sinan derin bir nefes aldı.
— Taşıyıcıyı Astér’e değil. Astér zaten taşıyıcıya bağlı. İkinci ayin, taşıyıcıyı kapının borcuna bağlar.
Raven’ın kaşları çatıldı.
— Daha açık konuş.
Sinan birkaç saniye düşündü.
— Birinci çemberde kim olduğu doğrulanır. Soy, taş, kan... hepsi birbirini tanır. İkinci çemberde geri dönüş yolu kapanır.
Raven’ın yüzü sertleşti.
— Leyla için mi?
— Leyla için.
— Ölecek mi?
Sinan hemen başını kaldırdı.
— Bilmiyorum.
— “Bilmiyorum” deme.
— Gerçekten bilmiyorum! Ayinin tamamını hiç görmedim.
Raven öne doğru eğildi.
— Ama adını biliyorsun.
— Aureth’in alt katlarında çalışan herkes bazı şeyleri duyar. İkinci Çember’in adı bile yüksek sesle söylenmezdi. Eski üyeler, taşıyıcının ikinci mühürden sonra artık yalnızca kendi hayatını yaşamadığını söylerdi.
— Bu ne demek?
Sinan’ın sesi alçaldı.
— Kapı uyanırsa o da uyanır. Kapı çağırırsa taşıyıcı cevap verir.
Raven birkaç saniye onu izledi.
— Kim başlatabilir?
— Majest değil.
Bu cevap Raven’ın dikkatini çekti.
— Emin misin?
— Evren birinci çember üzerinde etkili olabilir. Taşıyıcıyı izletebilir, ritüel alanına getirebilir, insanlara emir verebilir. Ama ikinci çember eski yetki ister.
— Kadim Divan.
Sinan başını salladı.
— Ya da Divan’ı harekete geçirecek kadar eski bir belge.
Raven’ın gözleri daraldı.
Erdem, Victor ve Lucien arasındaki parçalar ilk kez aynı noktada birleşiyordu.
Raven masadaki Victor fotoğrafını yeniden Sinan’ın önüne itti.
— Erdem’in elindeki dosyanın ikinci çemberle ilgisi var mıydı?
Sinan sustu.
— Sinan.
— Bilmiyorum.
Raven’ın bakışları sertleşti.
Sinan hemen ekledi:
— Ama Marcus o dosyayı almak için normalden fazla korkuyordu. Bunu hatırlıyorum.
— Marcus Vale?
— Evet.
— Ne söyledi?
Sinan gözlerini kapatarak hatırlamaya çalıştı.
— “O adam ne bulduğunu bilmiyor,” dedi. Sonra bir şey daha söyledi.
Raven bekledi.
— “Bunu Divan görürse zincir yeniden başlar.”
Raven’ın yüzü değişti.
— Bundan neden daha önce bahsetmedin?
Sinan acı bir ifadeyle ona baktı.
— Çünkü o gece ne demek istediğini anlamadım.
— Şimdi anlıyor musun?
Sinan başını salladı.
— Evet.
Raven telefonu yeniden eline aldı.
— Önce bulut hesabını açacağız.
Sinan’ın yüzü gerildi.
— Ailem—
— Ailen için gerekli düzenlemeyi yapacağız. Ama o kaydı şimdi istiyorum.
Sinan bir süre Raven’ın yüzünü inceledi.
Sonunda başını eğdi.
— Telefonu ver.
Raven cihazı önüne bıraktı.
Sinan kullanıcı adını yazdı, ardından uzun bir şifre girdi. Bir doğrulama ekranı açıldı.
— Eski numaraya kod gönderecek.
— O hat bizde.
Raven birkaç saniye içinde kodu aldı.
Hesap açıldığında klasörlerin arasında yıllar öncesinden kalmış dosyalar, ses kayıtları ve fotoğraflar vardı.
Sinan ekranda aşağı indi.
Bir klasörde durdu.
M.V.
Raven ona baktı.
— Marcus Vale.
Sinan başını salladı.
Klasörü açtı.
İçinde altı ses kaydı vardı.
En eski tarih, Erdem’in ölümünden yaklaşık iki ay öncesine aitti.
Raven ilkini açtı.
Marcus’un sesi birkaç saniyelik parazit sonrası netleşti.
— Erdem’in hangi belgeleri topladığını öğren. Kime ulaştığını, kimlerle görüştüğünü, özellikle de Valerian ve Şahmar isimleriyle ne kadar ilerlediğini bilmek istiyoruz.
Sinan’ın eski kayıttaki sesi geldi:
— Ben adamın evine girip dosya çalamam.
Marcus soğukça cevap verdi:
— Kimse senden kahramanlık istemiyor. Sadece yerini söyleyeceksin.
Kayıt bitti.
Raven ikinci dosyayı açtı.
Bu kez Marcus daha gergindi.
— Ravenscroft sabrını kaybediyor. Erdem elindeki sayfayı Divan’a ulaştırmadan dosya alınacak.
Raven kaydı durdurdu.
Sinan’ın yüzüne baktı.
— Bu doğrudan Victor’a bağlanıyor.
Sinan sessizce başını salladı.
— Devamı var.
Üçüncü kaydı açtılar.
Marcus’un sesi:
— Yarın akşam Erdem tek başına olacak mı?
Sinan:
— Olabilir ama size yerini vermeden önce ne yapacağınızı bilmek istiyorum.
Marcus kısa bir kahkaha attı.
— Fazla soru sormaya başladın.
— Adam aile dostum.
— O zaman ailesini düşün. Kendi aileni de.
Kayıt bittiğinde Raven birkaç saniye konuşmadı.
Dördüncü dosyaya geçti.
Bu kez kaydın başında uzun bir sessizlik vardı.
Sonra başka bir erkek sesi duyuldu.
Lucien.
— Konumu aldık.
Sinan’ın sesi titriyordu.
— Dosyayı alıp bırakacaksınız, değil mi?
Lucien’in cevabı sakindi.
— Sen üzerine düşeni yaptın. Gerisi seni ilgilendirmez.
Sinan:
— Ben kimsenin ölmesini istemiyorum.
Kısa bir sessizlik.
Lucien’in sesi yeniden geldi:
— O zaman bu konuşmayı hiç yapmamışız gibi davran.
Raven kaydı kapattı.
Sinan başını önüne eğmişti.
— Bu hâlâ beni temizlemiyor.
Raven doğrudan karşılık verdi.
— Hayır. Temizlemiyor.
Sinan gözlerini kaldırdı.
Raven devam etti:
— Ama cinayet zincirini ispatlıyor.
Beşinci kayıt, Erdem’in ölümünden yalnızca saatler öncesine aitti.
Marcus konuşuyordu.
— Ravenscroft’un emri değişmedi. Dosya alınacak. Erdem konuşmayacak.
Raven’ın eli kayıt üzerinde durdu.
Sinan ona baktı.
— İşte bu.
Raven kaydı bir kez daha oynattı.
Ravenscroft’un emri.
Bu kez tahmin yoktu.
Victor’un adı, emrin içinde açıkça geçiyordu.
Raven telefonu alıp Kael’i aradı.
— Kayıtları bulduk.
Kael’in sesi hemen ciddileşti.
— Ne var?
— Victor’u cinayet zincirine doğrudan bağlayan konuşma.
— Kesin mi?
— Marcus Vale’in sesi. “Ravenscroft’un emri değişmedi. Erdem konuşmayacak.” diyor.
Kael birkaç saniye sustu.
— Damien’a haber veriyorum.
Raven, Sinan’a baktı.
— Bir de ikinci çemberle ilgili konuşmamız lazım.
Kael’in sesi değişti.
— Ne öğrendin?
— Erdem’in elindeki dosya Divan’ı harekete geçirmiş olabilir.
— Yani Erdem’in ölümü dosyayı durdurmadı.
Raven’ın bakışları Victor’un fotoğrafına kaydı.
— Tam tersine. Belki de Victor’un istediği şeyi başlattı.
________________________________________
Mardin’de Damien, Kael’in telefonundan gelen kaydı avluda ayakta dinledi.
Leyla birkaç adım karşısında durmuştu.
Marcus’un sesi telefondan duyuldu.
— Ravenscroft’un emri değişmedi. Dosya alınacak. Erdem konuşmayacak.
Kayıt sona erdiğinde kimse hemen konuşmadı.
Leyla’nın yüzünde hiçbir ifade yoktu.
Damien telefonu yavaşça indirdi.
— Leyla...
— Bir daha aç.
Damien kaşlarını çattı.
— Ne demek istiyorsun?
— Bir daha dinlemek istiyorum.
— Emin misin?
Leyla gözlerini ondan ayırmadı.
— Aç.
Damien kaydı yeniden oynattı.
Aynı cümle ikinci kez avlunun içinde yankılandı.
Bu kez Leyla gözlerini kapattı.
Erdem’in ölümünün çevresinde haftalardır dolaşan sis, ilk kez bu kadar açık dağılıyordu.
Victor emri vermiş, Marcus iletmiş, Sinan konumu paylaşmış, Lucien de tetiği çekmişti. Zincirdeki herkesin yeri artık belliydi.
Kayıt bittiğinde Leyla konuştu.
— Victor emri verdi.
Damien başını salladı.
— Evet.
— Marcus iletti.
— Evet.
— Sinan babamın yerini verdi.
— Evet.
Leyla’nın sesi inceldi.
— Lucien de öldürdü.
Damien bu kez cevap vermekte zorlandı.
— Evet.
Leyla birkaç saniye önüne baktı.
Sonra sandalyesini çekip oturdu.
Ağlamadı.
Bu, Damien’ı daha çok endişelendirdi.
Yanına gidip karşısındaki sandalyeye oturdu.
— Bana bak.
Leyla bakmadı.
— Leyla.
— Ne söyleyeceksin?
— Şu an hiçbir şey söylemeyeceğim. Sadece yüzüne bakmak istiyorum.
Leyla yavaşça gözlerini kaldırdı.
— Babamı öldürenleri biliyoruz.
— Biliyoruz.
— Haftalardır bunu istiyordum.
— Biliyorum.
Leyla dudaklarını birbirine bastırdı.
— Neden iyi hissetmiyorum?
Damien’ın yüzü yumuşadı.
— Çünkü katilin adını öğrenmek babanı geri getirmiyor.
Leyla’nın gözleri doldu.
— Öğrendiğim gün rahatlayacağımı sanmışım.
Damien sandalyesini ona biraz daha yaklaştırdı.
— Rahatlamak zorunda değilsin.
Leyla ellerine baktı.
— Sinan’ı hâlâ affetmeyeceğim.
— Kimse senden istemiyor.
— Ailesiyle tehdit edilmiş.
— Evet.
— Ama babamın yerini yine de verdi.
— Evet.
Leyla başını kaldırdı.
— Sen ne düşünüyorsun?
Damien birkaç saniye düşündü.
— Sinan hem kurban hem suçlu olabilir. İkisi aynı anda mümkün.
Leyla sessizce onu dinledi.
— Victor onun korkusunu kullandı. Bu, Sinan’ın yaptığını ortadan kaldırmaz. Ama cinayeti planlayanla korkudan yanlış yapan adamı aynı yere de koymam.
Leyla derin bir nefes aldı.
— Ben şu an koyuyorum.
Damien başını salladı.
— Koyabilirsin.
— Bana kızmıyor musun?
— Neden kızayım?
— Mantıklı davranmıyorum.
Damien’ın dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
— Baban öldürüldü. Şu an senden mahkeme heyeti gibi davranmanı beklemiyorum.
Leyla ilk kez çok hafif gülümsedi.
Tam o sırada Hazer avluya çıktı.
Damien’ın yüzündeki ifade yeniden değişti.
Hazer bunu gördü.
— Hâlâ bana kızgınsın.
— Birkaç saat içinde geçmesini mi bekliyordun?
— Hayır.
Hazer masaya yaklaşmadı.
— Asuman yeniden aradı.
Damien hemen ayağa kalktı.
— Ne dedi?
— Bir dosya gönderdi.
— Bana mı?
— İkimize.
Hazer telefonunu uzattı.
Ekranda şifreli bir belge vardı.
Başlık eski harflerle yazılmıştı:
ASTÉR GÖZCÜ SOYLARI — DÖRDÜNCÜ KAYIT
Damien ekranı Leyla’ya çevirdi.
Listede birkaç aile adı vardı.
Şahmar.
Şahinler.
Valerian.
Blackthorne.
Ve bir isim daha.
Leyla kaşlarını çattı.
— Bu kim?
Hazer de ekrana baktı.
YILDIRIMHÂNE
Damien:
— Daha önce duydun mu?
Hazer başını iki yana salladı.
— Hayır.
Dosyanın altında Asuman’ın kısa notu bulunuyordu:
“Şahinler taşıyıcı değildir. Taşıyıcı soyunu nesiller boyunca gizleyen dört gözcü aileden biridir. Bu ailelerin görevi yalnızca korumak değildi. Gerektiğinde gerçek taşıyıcının kimliğini değiştirmekti.”
Leyla birkaç saniye metne baktı.
— Kimliğini değiştirmek?
Hazer:
— Soy kayıtlarını değiştirmek olabilir.
Damien dosyayı aşağı kaydırdı.
Bir başka satır çıktı.
“Meltem Şahinler kolunun yaşayan devamıdır. Ancak bağ, anne tarafından daha eski bir kadına uzanır.”
Leyla’nın yüzü değişti.
— Annem mi?
Damien hemen ona baktı.
— Meltem’in kendisi taşıyıcı değil.
— Biliyorum ama annemin ailesi bütün bunların içindeymiş.
Hazer ağır bir sesle konuştu.
— Büyük ihtimalle habersiz.
Leyla telefonu aldı.
— Anneme bunu şimdi söylemeyeceğim.
Damien şaşırmadı.
— Neden?
— Doğan yanında. Annem zaten babamın ölümünü taşıyor. Elimizde yarım bilgi varken bir de “ailen gizli tarikatın soy kayıtlarında geçiyor” diyemem.
Hazer başını salladı.
— Doğru.
Damien dedesine baktı.
— Sen de bir şey saklıyorsan şimdi söyle.
Hazer uzun bir nefes verdi.
— Bu dosyada değil.
— Ne demek istiyorsun?
— Asuman’ın neden ortadan kaybolduğuyla ilgili bildiğim bir şey var.
Damien’ın bakışları sertleşti.
Hazer devam edecekken avlunun dışından hızlı ayak sesleri geldi.
Şehmus ile Fatih içeri girdi.
Fatih’in yüzündeki alışılmış rahat ifade yoktu.
— Damien.
Damien bu kez isme takılmadı.
— Ne oldu?
Şehmus doğrudan konuştu.
— Eski taş ocağının altındaki geçit açılmış.
Hazer bir anda doğruldu.
— Kim açtı?
— Bilmiyoruz.
Fatih nefes nefese ekledi:
— Ama gece üç ayrı araç girmiş. Plakalar kapalı. Bizden değiller.
Damien’ın yüzü sertleşti.
— Nereden biliyorsunuz?
Şehmus cebinden telefonunu çıkarıp bir fotoğraf açtı.
Gece çekilmiş bulanık görüntüde siyah giysili birkaç kişi, taş ocağının girişinde bir şey taşıyordu.
Ortada yuvarlak, koyu renkli büyük bir levha vardı.
Hazer fotoğrafı gördüğü anda yüzü değişti.
— Bu...
Leyla ona baktı.
— Ne demek istiyorsunuz?
Hazer telefonu eline aldı.
— İkinci çember taşı.
Damien ayağa kalktı.
— Ayin Mardin’de mi yapılıyor?
Hazer başını yavaşça kaldırdı.
— En azından bir parçası burada.
Şehmus ekledi:
— Bir şey daha var.
— Söyle.
— Girişte eski Şahmar mührü kullanılmış.
Damien’ın yüzü karardı.
— Bizim aile mührümüz mü?
— Evet.
Fatih:
— Biri içeriden geçiş sağlamış.
Hazer’in yüzündeki ifade değişti.
Damien bunu gördü.
— Dede?
Hazer cevap vermedi.
— Kim kullanabilir o mührü?
Hazer’in sesi çok yavaş çıktı.
— Ben.
Damien bekledi.
— Asuman.
Bir anlık sessizlik.
— Bir de annenin ölümünden önce mühür taşıma yetkisi verdiği kişi.
Damien’ın kaşları çatıldı.
— Kim?
Hazer gözlerini kapattı.
— Narin.
________________________________________
Aynı dakikalarda Mardin’in eski mahallelerinden birinde Narin Yılmaz, pencerenin önünde durmuş dışarıyı izliyordu.
Bennu’nun kendisine bıraktığı telefon masanın üzerinde titreşti.
Narin dönmedi.
İkinci kez titreşti.
Ekranda Hazer’in adı görünüyordu.
Narin telefonu eline aldı fakat açmadı.
Çünkü elinde tuttuğu başka bir şey vardı.
Eski, siyah bir mühür.
Kapının arkasından bir ses geldi.
— Arıyorlar mı?
Narin yavaşça döndü.
Karşısındaki adamın yüzü karanlıkta kalıyordu.
— Evet.
— Açma.
Narin’in bakışları sertleşti.
— Bana emir verme.
Adam bir adım ışığa çıktı.
Yüzü hâlâ tam seçilmiyordu ama sağ elinde Aureth’in eski işareti vardı.
— İkinci çember açıldı, Narin.
— Biliyorum.
— O zaman ne yapman gerektiğini de biliyorsun.
Narin mührü avucunda sıktı.
— Bu kez Asuman’ın yaptığı hatayı yapmayacağım.
Adamın sesi soğudu.
— Asuman hata yapmadı.
Narin’in gözleri daraldı.
— Sen onun adını ağzına alma.
Adam hafifçe gülümsedi.
— Yıllar geçse de hiç değişmemişsin.
Narin bir anda dondu.
O sesi tanımıştı.
— Soren...
Adam yüzünü tamamen ışığa çevirdi.
Soren Vale hayattaydı.
Ve yıllardır aradıkları Aynadaki Adam’a giden yol, Narin’in evine kadar gelmişti.
________________________________________
Ankara’da Meltem, salonda eski bir kutuyu karıştırıyordu.
Doğan kapının yanında durup onu izledi.
— Anne, ne arıyorsun?
Meltem cevap vermeden birkaç eski fotoğrafı çıkardı.
— Anneannemin evinden gelen bir kutu vardı. Sen küçükken kaldırmıştım.
Doğan yanına oturdu.
— Neden şimdi aklına geldi?
Meltem fotoğrafları tek tek çevirdi.
— Sabah Leyla’yla konuşurken eski soyadımızdan bahsetti.
Doğan kaşlarını çattı.
— Şahinler mi?
Meltem başını salladı.
— Ben o ismi çocukken çok duyardım. Ama ailede kimse neden değiştiğini anlatmazdı.
Kutunun dibinden sararmış bir zarf çıktı.
Üzerinde Meltem’in anneannesinin el yazısı vardı.
“Meltem’e. Vakti gelirse.”
Doğan şaşırdı.
— Sana mı yazılmış?
Meltem zarfı eline aldı.
— Sanırım.
— Açsana.
Meltem birkaç saniye tereddüt etti.
Sonra zarfı açtı.
İçinden tek bir fotoğraf ve küçük bir kâğıt çıktı.
Fotoğrafta dört kadın yan yana duruyordu.
Meltem kadınlardan birini hemen tanıdı.
— Bu benim anneannem.
Doğan fotoğrafa yaklaştı.
— Diğerleri kim?
Meltem kâğıdı açtı.
İlk satırı okuduğunda yüzü değişti.
Doğan annesine baktı.
— Ne yazıyor?
Meltem cevap vermedi.
— Anne?
Meltem kâğıdı ona göstermeden yüksek sesle okudu:
— “Şahinler adı kaybolursa görev bitmiş sayılmayacak. Astér yeniden uyanırsa kız çocuklarından biri gerçeği bilmek zorunda.”
Doğan’ın yüzündeki ifade ciddileşti.
Meltem devam edemedi.
Çünkü kâğıdın en altında tek bir isim vardı.
Asuman Şahmar.
Meltem elindeki kâğıda baktı.
— Ben bu kadının adını nereden biliyorum?
Doğan’ın telefonu tam o sırada çaldı.
Raven.
Doğan ekrana baktı, sonra annesine.
Bu kez açmadı.
Çünkü ilk defa kendi ailesinin, Leyla’nın peşindeki karanlığın düşündüklerinden çok daha içinde olduğunu anlamaya başlamıştı.
________________________________________
Valerian Konağı’nın altında, yıllardır kullanılmayan taş salonun kapıları açıldı.
Evren içeri girdiğinde Baş Arkhon Severin Arkhad çoktan oradaydı.
Seraphine ve Odran, çemberin iki yanında duruyordu.
Cahit birkaç adım geriden Evren’i takip etti.
Salonun ortasında on iki siyah sütun vardı.
Her sütunun önünde yüzü kapalı bir kişi durmuştu.
On İki Işık Bekçisi.
Evren salonu gördüğünde yüzü sertleşti.
— Bunun için beni çağırdınız.
Severin:
— Tanıklık edeceksin.
— Kimin emriyle açıldı?
Seraphine gözlerini ona çevirdi.
— Hâlâ aynı soruya takılıyorsun.
— Çünkü Majest benim.
Odran sakin bir ifadeyle konuştu.
— Majest olmak, Aureth’in sahibi olmak değildir.
Evren’in gözleri çemberin merkezine kaydı.
Siyah taş platformun üzerinde Astér’e benzeyen ikinci bir taş vardı.
Ama eksikti.
Ortasında boşluk bulunuyordu.
Evren:
— Asıl taş Leyla’da.
Severin başını salladı.
— Biliyoruz.
— O hâlde ritüel başlamaz.
Severin cevap vermedi.
Bir görevli salonun diğer tarafından yaklaştı.
Elinde küçük bir metal kutu vardı.
Kutuyu açtı.
İçinden kan lekeli eski bir kâğıt çıkarıldı.
Evren kâğıdı tanıdı.
— Erdem Yankı’nın belgesi.
Cahit’in yüzü değişti.
Severin:
— Erdem, farkında olmadan kayıp kaydı yeniden Divan’ın önüne getirdi.
Evren’in gözleri daraldı.
— Victor bunu bilerek yaptı.
Salonun diğer ucundan bir ses geldi.
— Elbette.
Evren hızla döndü.
Victor Ravenscroft gölgelerin arasından çıktı.
Yanında Marcus Vale vardı.
Evren’in yüzü öfkeyle sertleşti.
— Senin burada ne işin var?
Victor sakince yaklaştı.
— Aynı senin gibi, Majest.
— Tanıklık ediyorum.
Evren bir adım ona doğru ilerledi.
— Erdem’i öldürttün.
Victor’un gülümsemesi kaybolmadı.
— Sonunda öğrendiniz.
Cahit anında Evren’in yanına geçti.
Severin sertçe konuştu:
— Burası hesaplaşma yeri değil.
Evren gözlerini Victor’dan ayırmadı.
— Bunun hesabını vereceksin.
Victor başını hafifçe yana eğdi.
— Belki.
Sonra çemberin merkezine baktı.
— Ama önce şu kapının gerçekten ne sakladığını görelim.
Severin elini kaldırdı.
Salondaki on iki bekçi aynı anda başlarını eğdi.
Sütunların üzerindeki işaretler birer birer yanmaya başladı.
İlk üç sütun peş peşe yandı.
Evren’in yüzü değişti.
— Durun.
Dördüncü sütun yandı.
Cahit ona döndü.
— Majest?
Beşinci ve altıncı sütun da yandı.
Evren yüksek sesle konuştu.
— Ayini durdurun!
Kimse onu dinlemedi.
Yedinci, sekizinci ve dokuzuncu sütun peş peşe yandı.
Victor’un yüzünde neredeyse çocukça bir merak vardı.
Ardından onuncu ve on birinci sütun yandı.
Son sütun yanmadan önce bütün salon karanlığa gömüldü.
Bir saniye sonra On İkinci Işık Bekçisi elini sütuna koydu.
Son mühür de yandı.
Aynı anda Mardin’de Leyla’nın boynundaki Astér alev gibi ısındı.
Leyla acıyla nefesini çekti.
— Damien...
Damien dönmeye fırsat bulamadan Leyla dizlerinin üzerine düştü.
— Leyla!
Astér’in içinden yeşile çalan koyu bir ışık yükseldi.
Damien hızla yanına çöktü.
— Bana bak. Leyla, bana bak!
Leyla iki eliyle boynundaki taşı tutuyordu.
— Yanıyor...
Kael içeri koştu.
Hazer ayağa kalktı.
Fatih ve Şehmus ne olduğunu anlamadan kapıda kaldılar.
Damien kolyeyi çıkarmaya çalıştı.
Hazer bağırdı:
— Dokunma!
— Yanıyor!
— Çıkarırsan ne olacağını bilmiyoruz!
Leyla acıyla Damien’ın kolunu tuttu.
— Damien...
Damien yüzünü ona yaklaştırdı.
— Buradayım.
Taşın ışığı bir anda bütün avluya yayıldı.
Aynı anda Aureth salonundaki siyah platformun ortasındaki boşluk ışıkla doldu.
Seraphine nefesini tuttu.
Odran ilk kez bir adım geri çekildi.
Severin’in yüzü bile değişmişti.
Platformun üzerinde harfler belirmeye başladı.
Önce tek bir soyadı.
ŞAHİNLER
Ardından:
YANKI
Evren gözlerini kıstı.
Victor gülümsedi.
Fakat yazı devam etti.
Üçüncü bir isim ortaya çıktı.
Kimsenin beklemediği bir isim.
Severin’in yüzündeki bütün sakinlik kayboldu.
— Bu mümkün değil.
Victor başını kaldırdı.
— Ne demek istiyorsun?
Taşın üzerinde üçüncü soy açıkça parlıyordu:
ŞAHMAR
Evren bir anda Damien’ı düşündü.
Cahit’in gözleri büyüdü.
Severin çok yavaş konuştu:
— Taşıyıcı tek değil.
Ve Mardin’de, Leyla’nın yanında diz çökmüş Damien’ın sağ avucunda ilk kez aynı sembol belirdi.
Damien’ın sağ avucunda beliren işaret, birkaç saniye içinde koyulaştı.
Önce ince bir çizgi gibi ortaya çıkmıştı. Ardından çizgiler birbirine bağlanmış, Astér’in üzerindeki sembole benzeyen fakat onunla tamamen aynı olmayan bir şekle dönüşmüştü.
Damien eline baktı.
— Bu da ne?
Leyla hâlâ yerdeydi. Boynundaki taşın sıcaklığı yavaş yavaş azalıyor, nefesi düzene girmeye çalışıyordu.
Kael, Damien’ın yanına çömeldi.
— Elini göster.
— Görüyorsun zaten.
— Yaklaştır.
Damien elini çevirdi.
Kael’in yüzü ciddileşti.
— Bu Aureth mührü değil.
Hazer birkaç adım ötede taş kesilmişti.
Damien hemen ona baktı.
— Sen biliyorsun.
Hazer cevap vermedi.
— Dede.
— Şimdi değil.
Damien bir anda ayağa kalktı.
— Hayır. Bundan sonra “şimdi değil” diye bir şey yok.
Leyla onun kolunu tuttu.
— Damien.
Damien hemen aşağı baktı.
— İyi misin?
— Daha iyiyim.
— Başın dönüyor mu?
— Biraz.
Damien tekrar yanına çöktü.
Leyla onun sağ elini tuttuğunda sembolün üzerinden hafif bir sıcaklık geçtiğini hissetti.
— Bu işaret... benim kolyedekiyle aynı değil.
Hazer sonunda konuştu.
— Aynı olmaması gerekiyor.
Damien başını kaldırdı.
— Neden?
Hazer yavaşça yaklaştı.
— Çünkü Leyla taşıyıcıysa sen taşıyıcı değilsin.
Damien sertçe:
— Az önce salonun bir yerinde benim soyadım çıktıysa pek iç açıcı bir açıklama olmadı.
— Şahmar adı başka bir görev için kayıtlı olabilir.
Leyla kaşlarını çattı.
— Ne görevi?
Hazer cevap vermeden önce Kael’in telefonu çaldı.
Ekranda Raven’ın adı vardı.
Kael açtı.
— Söyle.
Raven’ın sesi normalden daha sertti.
— Leyla iyi mi?
Kael, Leyla’ya baktı.
— Şimdilik evet.
— Damien?
Kael bir an durdu.
— Onun da elinde bir işaret çıktı.
Karşı tarafta birkaç saniyelik sessizlik oldu.
— Ne işareti?
Damien telefonu Kael’in elinden aldı.
— Bana sorman daha kolay.
Raven:
— Fotoğrafını gönder.
— Önce sen bana Aureth salonunda ne olduğunu söyle.
— Ben salonda değilim.
— Evren?
— Ona ulaşamıyorum.
Damien’ın çenesi gerildi.
Raven devam etti:
— Sinan bir şey hatırladı. İkinci çemberde bazen taşıyıcının yanında bir “eşlikçi soy” işaretlenirmiş.
Leyla ile Damien aynı anda birbirlerine baktılar.
Damien:
— Eşlikçi soy ne demek?
— Sinan tam bilmiyor.
— Harika.
— Damien, dalga geçmenin zamanı değil.
— Ben de zaten çok eğleniyorum Raven.
Raven kısa bir nefes verdi.
— Sinan’ın duyduğu ifade şu: “Taşıyıcı kapıyı açar, gölge yükü taşır.”
Hazer’in yüzü bir anda değişti.
Leyla bunu fark etti.
— Gölge yükü.
Damien dedesine döndü.
— Tanıdın.
Hazer başını kapıya çevirdi.
— Eski bir ifade.
— Ne demek?
— Bilmiyorum.
Damien öfkeyle güldü.
— Senin son üç gündür bildiğin her şeyin cevabı “bilmiyorum” ya da “sonra anlatacağım.”
Hazer bu kez sertleşti.
— Çünkü yanlış bir kelime seni öldürebilir!
Avluda sessizlik oldu.
Damien da sustu.
Hazer ilk kez sesini bu kadar yükseltmişti.
— Sen anlamıyorsun, diye devam etti Hazer. Aureth’in eski yapısı sizin bugün gördüğünüz konseylere benzemez. Her soyadının karşısında bir görev vardı. Taşıyıcı, gözcü, mühürcü, borçlu, bekçi... Bazı görevlerin adı bile kayıtlardan silindi.
Leyla:
— Şahmar hangisiydi?
Hazer ona baktı.
— İşte onu Asuman bulmuştu.
Damien’ın yüzü tekrar sertleşti.
— Annemi ara.
— Şu an hareket hâlinde olabilir.
— Umurumda değil. Ara.
Hazer telefonunu çıkardı.
________________________________________
Aureth’in taş salonunda ise Damien’ın avucunda beliren işaretin aynısı, siyah platformun kenarında yanıyordu.
Evren gözlerini platformdan ayıramadı.
ŞAHİNLER.
YANKI.
ŞAHMAR.
Üç soyadı bir üçgen gibi birbirine bağlanmıştı.
Victor, ilk şaşkınlığını atlattıktan sonra yavaşça gülümsedi.
— İlginç.
Evren ona döndü.
— Sen bunu biliyor muydun?
— Hayır.
— Yalan söylüyorsun.
Victor başını hafifçe yana eğdi.
— Bilseydim bu kadar keyif alır mıydım?
Cahit sinirle:
— Burada insanların hayatı değişiyor, siz hâlâ oyun izliyorsunuz.
Victor’un gözleri Cahit’e kaydı.
— Sen her zaman fazla duygusaldın.
— Siz de fazla rahatsınız.
Baş Arkhon Severin Arkhad elini kaldırdı.
— Yeter.
Salon sustu.
Severin platforma yaklaştı. Seraphine Vaelor da yanına geldi.
Seraphine birkaç saniye işareti inceledi.
— Eski metinleri getirin.
Odran Caligo hemen arkasındaki görevlilerden birine işaret etti.
Birkaç dakika sonra büyük, metal kapaklı bir kitap getirildi.
Evren kaşlarını çattı.
— Bu kayıt arşivde değildi.
Severin:
— Çünkü Majest arşivinin parçası değil.
Evren’in yüzü gerildi.
— Benden saklanan başka kaç arşiv var?
Seraphine gözlerini kitaptan kaldırmadan cevap verdi:
— Bilmeniz gereken kadar.
Evren alayla güldü.
— Aureth’in Majest’ine bunu söylüyorsunuz.
Odran soğukça:
— Majest, kurumun yüzüdür. Hafızası değil.
Victor, dudaklarının kenarındaki hafif gülümsemeyle Evren’e baktı.
Evren ona ters ters baktı.
— Gülersen yüzündeki ifadeyi kalıcı değiştiririm.
Victor:
— İşte tanıdığım Evren.
Severin kitabın sayfalarını çevirdi.
Bir noktada durdu.
Yüzü sertleşti.
Seraphine hemen yanına yaklaştı.
— Ne var?
Severin satırı parmağıyla takip etti.
— Burada.
Odran da eğildi.
Evren sabrını kaybetti.
— Okuyacak mısınız, yoksa hepimiz sizin yüzünüzü mü seyredeceğiz?
Severin başını kaldırdı.
— Şahmar soyu taşıyıcı değildir.
Evren:
— Onu anladık.
— Şahmar, “Karşı Ağırlık” olarak kayıtlı.
Cahit kaşlarını çattı.
— Ne demek?
Severin kitabı kapatmadı.
— Astér taşıyıcısı ikinci çemberde bağlandığında kapının yükünün tamamı tek bedene binmesin diye, başka bir soy onunla eşleştirilir.
Evren’in yüzü değişti.
— Damien.
Seraphine başını salladı.
— Büyük ihtimalle.
Victor’un bakışları parladı.
— Demek Leyla kapıyı açarken Şahmar onu hayatta tutacak.
Odran sertçe:
— Bu kadar basit değil.
— Ne kadar karmaşık olursa o kadar güzel.
Evren bir anda Victor’a doğru yürüdü.
— Senin için eğlence olabilir. Benim için değil.
Victor geri çekilmedi.
— Leyla senin neyin oluyor da bu kadar kişisel aldın?
Evren’in yüzü buz gibi oldu.
— Benim olmaması, senin kullanabileceğin anlamına gelmez.
Cahit ikisinin arasına girmeden ama hazır bekleyerek durdu.
Severin:
— Kesin.
Evren başını ona çevirdi.
Severin devam etti:
— İkinci çember tamamlanırsa taşıyıcı ile karşı ağırlık birbirine bağlanır.
Cahit:
— Ne kadar süreyle?
Seraphine:
— Kapı borcu kapanana kadar.
Evren’in yüzündeki ifade ağırlaştı.
— Yani ömür boyu.
Kimse cevap vermedi.
Bu sessizlik cevap sayılıyordu.
Victor platforma baktı.
— Daha da ilginç.
Evren:
— Ayini durdurun.
Severin:
— Artık durduramayız.
— Başlattınız. Durdurursunuz.
Odran:
— Astér ikinci çembere cevap verdi. Bundan sonrası yalnızca ritüel değil, bağın kendisi.
Evren yumruğunu masaya vurdu.
— O hâlde bağı kesin.
Seraphine ilk kez ona sertçe baktı.
— Kesilirse taşıyıcılardan biri ölebilir.
Evren sustu.
Victor’un gülümsemesi de ilk kez kayboldu.
— Biri mi?
Severin:
— Ya da ikisi de.
________________________________________
Ankara’da Meltem, anneannesinden kalan mektubu bir kez daha okuyordu.
Doğan karşı koltukta oturmuştu. Raven’ın araması hâlâ telefon ekranında cevapsız görünüyordu fakat Doğan ilk kez bunu umursamıyordu.
— Anne, “kız çocuklarından biri gerçeği bilmek zorunda” ne demek?
Meltem mektuptan gözlerini kaldırdı.
— Bilmiyorum.
— Ama anneannen sana yazmış.
— Ben bu zarfı bugün ilk kez açıyorum.
Doğan fotoğrafı eline aldı.
— Şu diğer kadınları tanıyor musun?
Meltem fotoğrafa yaklaştı.
— Hayır.
Dört kadın yan yana duruyordu.
Biri Meltem’in anneannesiydi.
Diğer üçünün yüzlerini bilmiyordu.
Doğan fotoğrafı çevirip arkasına baktı.
— Burada isim var.
Meltem hemen fotoğrafı aldı.
Soluk mürekkeple dört isim yazılmıştı.
Nevra Şahinler.
Narin Yılmaz.
Asuman Şahmar.
Ve son isim:
Lale Valerian.
Meltem’in yüzü değişti.
— Valerian?
Doğan:
— Evren’la aynı aile mi?
— Büyük ihtimalle.
Doğan yerinden kalkıp annesinin yanına oturdu.
— Anne, senin anneannen Narin’le ve Asuman’la tanışıyormuş.
Meltem başını iki yana salladı.
— Bu tarih...
Fotoğrafın arkasındaki yılı okudu.
— Ben daha çocuktum.
Doğan:
— Leyla’ya haber verelim.
Meltem hemen başını kaldırdı.
— Bekle.
— Neden?
— Çünkü elimizde sadece eski bir fotoğraf var.
— Ama Asuman ismi tesadüf değil.
— Değil.
Meltem fotoğrafı yeniden çevirdi.
Mektubun altında küçük, neredeyse görünmez bir not fark etti.
“Dördüncü kadın ihaneti seçerse çember yeniden açılır.”
Meltem’in eli durdu.
Doğan:
— Ne oldu?
Meltem kâğıdı ona gösterdi.
Doğan satırı okuyunca kaşlarını çattı.
— Dördüncü kadın kim?
Meltem fotoğrafa baktı.
Dört kadın vardı.
Ama hangisinden söz edildiği belli değildi.
Tam o sırada Doğan’ın telefonu tekrar çaldı.
Raven.
Meltem ekrana baktı.
Bu kez ismi gördü.
— Raven?
Doğan’ın eli havada kaldı.
Meltem kaşlarını kaldırdı.
— Raven dediğimiz... şu Leyla’nın çevresindeki Raven mı?
Doğan telefonu hızla aldı.
— Anne, şimdi sırası değil.
Meltem’in gözleri açıldı.
— Doğan.
— Sonra anlatırım.
— Kaç yaşında bu adam?
Doğan yüzünü buruşturdu.
— Yine mi yaş?
— “Yine” mi?
Doğan yanlış kelimeyi kullandığını fark etti.
Meltem kollarını göğsünde birleştirdi.
— Demek bunu siz de konuştunuz.
— Anne, yeter!
Telefon çalmayı kesti.
Bir saniye sonra mesaj geldi.
Raven: İyi misin? Üçüncü kez arıyorum.
Meltem telefonu görmüştü.
Doğan ekrana baktı.
Meltem’in yüzündeki şaka kayboldu.
— Aç.
— Ne demek istiyorsun?
— Merak etmiş seni. Aç.
Doğan birkaç saniye annesine baktıktan sonra aramayı geri çevirdi.
Raven hemen açtı.
— Doğan?
— Buradayım.
— Neden açmadın? Bir şey olduğunu düşündüm.
Doğan annesine baktı.
Meltem sessizce onu izliyordu.
— Annemle bir şey bulduk.
Raven’ın sesi anında değişti.
— Ne buldunuz?
Meltem elini uzattı.
— Ver telefonu.
Doğan’ın gözleri büyüdü.
— Anne, lütfen.
— Ver.
Doğan istemeden telefonu annesine uzattı.
Meltem kulağına götürdü.
— Raven Bey?
Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.
— Meltem Hanım.
Doğan yüzünü ellerinin arasına aldı.
Meltem göz ucuyla kızına bakıp ciddi kalmaya çalıştı.
— Sizinle başka bir konuyu daha sonra konuşacağız.
Raven bir saniye sessiz kaldı.
— Anladım.
Doğan sessizce:
— Öldüm ben.
Meltem devam etti:
— Ama şu an önemli olan başka. Eski bir aile fotoğrafı bulduk. Fotoğrafta Narin Yılmaz ve Asuman Şahmar var.
Raven’ın sesi keskinleşti.
— Emin misiniz?
— İsimleri arkasında yazıyor.
— Fotoğrafını bana gönderin.
— Gönderirim.
Meltem bir an durdu.
— Bir isim daha var.
— Kim?
— Lale Valerian.
Raven sessiz kaldı.
Meltem:
— Tanıyor musunuz?
— Hayır.
— O zaman araştırın.
— Hemen.
Meltem telefonu kapatmadan önce:
— Bir de...
Doğan başını kaldırdı.
— Anne yapma.
Raven:
— Buyurun?
Meltem’in dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
— Kızımla ne kadar zamandır konuşuyorsunuz?
Doğan ayağa kalktı.
— ANNE!
Raven ilk kez hazırlıksız yakalandı.
— Meltem Hanım, ben...
Meltem gülmeye başladı.
— Tamam, şu an cevap vermeyin. Zaten sesinizden anladım.
Doğan telefonu annesinden çekip aldı.
— Sonra konuşuruz!
Aramayı kapattı.
— Anne, yeter!
Meltem hâlâ gülüyordu.
— Ne demek istiyorsun?
— Adamı sorguya çektin!
— Bir soru sordum.
— Bir soru mu?
Meltem kızına baktı.
— Sen bana anlatmayacaktın.
Doğan yanaklarının ısındığını hissederek tekrar koltuğa oturdu.
— Daha ortada bir şey yok.
Meltem fotoğrafı eline aldı.
— Bence var.
________________________________________
Raven telefon kapandıktan sonra birkaç saniye ekrana baktı.
Sinan karşısından onu izliyordu.
— Hayırdır?
Raven başını kaldırdı.
— Seni ilgilendirmez.
Sinan, uzun zamandır ilk kez hafifçe gülümsedi.
— Suratın değişti.
Raven sertçe baktı.
— Sinan.
— Tamam.
Raven’ın telefonu yeniden titreşti.
Meltem fotoğrafı göndermişti.
Raven görüntüyü açtı.
Dört kadın.
Nevra Şahinler.
Narin Yılmaz.
Asuman Şahmar.
Lale Valerian.
Raven görüntüyü büyüttü.
Narin’in yüzü gençti ama tanınabiliyordu.
Asuman’ı eski dosyalardan biliyordu.
Lale Valerian ise tamamen yabancıydı.
Raven Kael’i aradı.
— Yeni bir isim çıktı.
— Söyle.
— Lale Valerian.
Kael sustu.
— Evren’in ailesinden mi?
— Bilmiyorum. Araştır.
— Nereden çıktı?
— Meltem’in aile arşivinden. Fotoğrafta Asuman ve Narin’le birlikte.
Kael:
— Tarih?
Raven fotoğrafın arkasını kontrol etti.
— Yirmi sekiz yıl önce.
Kael:
— Bu durumda Evren’in annesi olamaz mı?
— Tahmin etme. Kayıttan bul.
— Tamam.
Raven telefonu kapattıktan sonra Sinan’a döndü.
— Lale Valerian adını duydun mu?
Sinan’ın yüzü anında değişti.
Raven bunu yakaladı.
— Demek duydun.
Sinan sessiz kaldı.
— Kim?
Sinan dudaklarını ıslattı.
— Eski Aureth kayıtlarında geçen bir kadın.
— Ne olarak?
— On İkinci Bekçi’nin elçisi olarak.
Raven’ın yüzü sertleşti.
— Öldü mü?
Sinan yavaşça başını iki yana salladı.
— Öldüğü söylendi.
Raven sandalyesine yaslandı.
— Bu hikâyede öldüğü söylenen kim varsa yaşıyor sanırım.
Sinan gözlerini masaya indirdi.
— Lale diğerlerinden farklıydı.
— Nasıl?
— Aynadaki Adam’ın ilk bağlantısı olduğu söylenirdi.
Raven’ın bakışları keskinleşti.
Soren Vale, Lale Valerian, Narin, Asuman, Şahinler soyu ve İkinci Çember arasında bağımsız sandıkları yollar aynı noktada birleşmeye başlamıştı.
________________________________________
Narin, Soren Vale’in karşısında hâlâ ayakta duruyordu.
Telefonu masanın üzerinde yeniden titreşti.
Bu kez Bennu arıyordu.
Narin ekrana baktı.
Soren:
— Açmayacak mısın?
— Sana ne?
— Torunun meraklanır.
Narin sertçe ona döndü.
— Bennu’yu ağzına alma.
Soren ellerini hafifçe kaldırdı.
— Tehdit etmiyorum.
— Senin konuşman yetiyor.
Soren’in yüzünde yorgun bir ifade vardı.
— Narin, buraya kavga etmeye gelmedim.
— Yıllardır kayıpsın. Asuman öldü diye biliyoruz. Adrian öldü. Levent öldü. Erdem öldürüldü. Şimdi ikinci çember açıldığı gün kapımda beliriyorsun. Bana tesadüf deme.
Soren’in yüzü ciddileşti.
— Asuman ölmedi.
Narin birkaç saniye kımıldamadı.
— Ne demek istiyorsun?
— Yaşıyor.
Narin’in gözleri doldu ama sesi sert kaldı.
— Nerede?
— Bilmiyorum.
— Yalan.
— Bu kez değil.
Narin bir adım yaklaştı.
— Sen onun nereye gittiğini biliyordun.
— Başta.
— Sonra?
Soren’in yüzü karardı.
— Sonra ben de hedef oldum.
Narin acı bir kahkaha attı.
— Zavallı Soren.
— Beni affetmeni istemiyorum.
— İyi. Çünkü etmeyeceğim.
Soren masanın üzerindeki siyah mühre baktı.
— Onu sen kullanmadın, değil mi?
Narin de mühre baktı.
— Hayır.
— Emin misin?
Narin öfkeyle:
— Yaşlandım diye aklımı mı kaybettim sanıyorsun?
— O mühür dün gece taş ocağındaki geçidi açtı.
Narin’in yüzü değişti.
— Nasıl?
— Kopyalanmış.
Narin mührü eline aldı.
— Bu benden hiç ayrılmadı.
Soren:
— O hâlde yıllar önce kopyalandı.
Narin bir anda Asuman’ı düşündü.
— Kim kopyalayabilir?
Soren cevap vermedi.
— Soren.
— Lale.
Narin’in eli durdu.
— O isim bir daha karşıma çıkmasın diyordum.
— Çıktı.
Narin gözlerini kapattı.
— Yaşıyor mu?
Soren’in cevabı çok yavaş geldi.
— Bilmiyorum.
Narin alayla güldü.
— Senin ağzından çıkabilecek en tehlikeli cümle bu.
Soren ona baktı.
— Eğer Lale yaşıyorsa ikinci çemberin açılması tesadüf değil.
— Ne istiyor?
— Yıllar önce istediği şeyi.
— On Üçüncü Kapı’yı.
Soren başını salladı.
Narin’in telefonu tekrar çaldı.
Bu kez Hazer.
Narin birkaç saniye Soren’e baktı.
Sonra aramayı açtı.
— Hazer.
Hazer’in sesi sertti.
— Mührün sende mi?
— Evet.
— Emin misin?
Narin sinirlendi.
— Herkes bugün bana bunu mu soracak?
— Taş ocağı senin mührünün kopyasıyla açılmış.
Narin sustu.
Hazer:
— Narin?
— Ben açmadım.
— O zaman kim?
Narin gözlerini Soren’den ayırmadan cevap verdi:
— Sanırım geçmişten biri geri döndü.
________________________________________
Mardin’de Bennu, Narin’e ulaşamayınca telefonu masaya bıraktı.
Lucas karşısında oturuyordu.
— Açmadı mı?
— Hayır.
— Belki uyuyordur.
Bennu ona baktı.
— Anneannem gündüz vakti telefonun sesini duymayacak kadar uyumaz.
Lucas yüzündeki endişeyi fark etti.
— İstersen gideriz.
— Damien’lara haber vermeden mi?
— Haber veririz.
Bennu birkaç saniye düşündü.
Tam o sırada Ege içeri girdi.
Artemis onun arkasından gelmiyordu.
Bennu, Ege’nin yüzüne bakınca bir şey söylemekten vazgeçti.
Lucas:
— Nereye gittin?
— Yürüdüm.
— Artemis?
Ege sandalyesini çekti.
— Bilmiyorum.
Bennu dayanamadı.
— Bu kadar mı?
Ege ona baktı.
— Ne kadar?
— Hiçbir şey sormayacağım demiştim.
Lucas hemen:
— Bennu.
— Sormuyorum zaten.
Ege kaşını kaldırdı.
— Şu an ne yapıyorsun?
— Durum tespiti.
Ege kısa bir nefes verdi.
— Kavga ettik.
Bennu’nun yüzü yumuşadı.
— Büyük mü?
— Evet.
— Ayrıldınız mı?
Ege ona baktı.
— Biz sevgili değildik ki.
Bennu ağzını açtı.
Sonra Lucas’ın bakışını görünce kapattı.
— Tamam.
Ege alayla:
— Bu kadar mı?
— Karışmamaya çalışıyorum.
Lucas başını salladı.
— İlerleme var.
Bennu ona ters ters baktı.
Ege ilk kez çok hafif gülümsedi.
Bennu bunu görünce rahatladı.
— Bak, güldü.
— Bennu.
— Tamam. Sustum.
Ege kaşını kaldırdı.
— “Sustum” demen gerekmiyor muydu?
Bennu birkaç saniye ona baktı.
Lucas kahkahayı bastı.
— Şimdi kendini yakaladın.
Bennu:
— İkiniz de çok komiksiniz.
Kapı açıldı.
Artemis içeri girdi.
Ege’nin gülümsemesi anında kayboldu.
Artemis bunu gördü.
Masada kısa, rahatsız bir sessizlik oluştu.
Bennu ile Lucas birbirlerine baktılar.
Lucas hemen başka bir konu açtı.
— Narin’e ulaşamıyoruz.
Artemis’in dikkati değişti.
— Ne zamandır?
— Birkaç aramadır.
Ege, bütün kırgınlığına rağmen başını kaldırdı.
— Evine gidelim.
Artemis ona baktı.
Ege gözlerini kaçırdı.
— Narin’in meselesi başka.
Artemis başını salladı.
— Tamam.
Bennu ikisine bakıp bir şey söylemedi.
Ama ilk kez aralarındaki kırgınlığın yalnızca onları değil, grubun tamamını etkilemeye başladığını açıkça gördü.
________________________________________
Aureth salonunda ritüelin ışıkları sönmeye başlamıştı.
Ancak siyah platformun üzerinde üç soyadı hâlâ görünüyordu.
Evren, Severin’in karşısında durdu.
— Karşı Ağırlık bağını kim tetikledi?
Severin kitabın eski sayfasını inceliyordu.
— Kayıt eksik.
— Her şeyiniz eksik zaten.
Seraphine Evren’e baktı.
— Sabırsızlığınız cevapları hızlandırmaz.
Evren sertçe güldü.
— Sizin yüzyıllık cümleleriniz de kimseyi kurtarmıyor.
Victor salonun kenarında sessizdi.
Evren bunu fark etti.
— Sen neden sustun?
Victor başını kaldırdı.
— Düşünüyorum.
— Bu beni korkutmalı mı?
— Genelde korkutuyor.
Cahit araya girdi.
— Victor’un adamları Erdem’in belgesini buraya nasıl ulaştırdı?
Severin’in bakışları Victor’a çevrildi.
Victor’un yüzündeki gülümseme kayboldu.
— Ben ulaştırmadım.
Evren:
— Erdem’i öldürttün. Belgeyi aldın. Sonra Divan’ın önüne düştü. Çok güzel tesadüf.
Victor, Marcus’a baktı.
Marcus’un yüzü bir an gerildi.
Victor bunu fark etti.
— Marcus.
Marcus:
— Efendim?
— Belgeyi kim teslim etti?
Marcus sessiz kaldı.
Lucien salonda değildi.
Evren yavaşça gülümsedi.
— İşler karıştı sanırım Victor.
Victor’un sesi sertleşti.
— Marcus.
Marcus başını önüne eğdi.
— Belgeyi ben teslim etmedim.
— Kim etti?
Marcus birkaç saniye sustu.
— Lucien.
Victor’un yüzü dondu.
Evren’in gülümsemesi büyüdü.
— Ne kadar güzel.
Victor:
— Lucien bunu benim emrim olmadan yapmaz.
Marcus:
— Yaptı.
Severin ilk kez dikkatle dinliyordu.
Cahit:
— Neden?
Marcus yutkundu.
— Bilmiyorum.
Evren alayla:
— Bu akşam herkesin en sevdiği cevap.
Victor Marcus’a yaklaştı.
— Lucien nerede?
Marcus telefonu çıkardı.
Ekrana baktı.
— Ulaşılamıyor.
Victor’un yüzünde öfke belirdi.
Tam o anda salonun büyük kapılarından biri açıldı.
Siyah kıyafetli bir görevli içeri girdi ve Severin’e küçük bir zarf uzattı.
Severin zarfı açtı.
İçinden tek bir kart çıktı.
Kartın üzerinde eski Aureth işaretiyle bir cümle yazıyordu:
KARŞI AĞIRLIK UYANDI. DÖRDÜNCÜ SOY DÖNÜYOR.
Severin’in yüzü değişti.
Seraphine:
— Dördüncü soy?
Evren:
— Ne dördüncü soyu?
Severin cevap vermedi.
Victor kartı görmek için bir adım attı.
Odran önüne geçti.
— Yerinizde kalın.
Evren sabrını kaybetti.
— Severin!
Baş Arkhon yavaşça gözlerini kaldırdı.
— Üç soyun açığa çıkması tesadüf değildi.
— Dördüncü kim?
Severin, onlarca yıldır ağzına alınmadığını bildiği bir soyadını söyledi:
— Valerian.
Evren’in yüzü dondu.
Victor bile sustu.
Cahit bir an Evren’e baktı.
Severin devam etti:
— Ama senin kolun değil.
Evren’in kaşları çatıldı.
— Ne demek bu?
Severin’in bakışları masanın üzerindeki eski kayda kaydı.
— Aureth kayıtlarına göre Valerian ailesinin yıllar önce silinmiş bir kadın kolu var.
Evren’in aklına tek bir isim geldi.
Henüz kimsenin ona söylemediği isim.
Ama aşağıdaki eski aile kayıtlarında çocukluğunda bir kez görmüştü.
Severin konuştu:
— Lale Valerian.
Ve aynı anda, Mardin’de Narin’in evinin kapısı dışarıdan üç kez çalındı.
Narin ile Soren birbirlerine baktılar.
Narin kapıya yöneldi.
Soren:
— Açma.
Narin durdu.
Kapının diğer tarafından yaşlı bir kadın sesi duyuldu.
— Narin.
Narin’in yüzündeki bütün renk çekildi.
Soren olduğu yerde dondu.
Ses yeniden geldi.
— Yirmi sekiz yıl oldu. Hâlâ beni kapıda mı bekleteceksin?
Narin’in dudakları aralandı.
— Lale...
Narin birkaç saniye kapının önünde kıpırdamadan durdu.
Soren de arkasında sessizdi.
Kapının diğer tarafından yeniden aynı kadın sesi geldi.
— Narin.
Narin’in eli kapının koluna gitti ama çevirmedi.
— Gerçekten sen misin?
Dışarıdaki kadın kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi:
— Kapıyı açarsan görürsün.
Soren bir adım yaklaştı.
— Açma.
Narin başını ona çevirdi.
— Sen de yıllarca öldü sanıldın. Şimdi bana kapıyı açma mı diyorsun?
— Çünkü Lale’nin neden burada olduğunu bilmiyoruz.
Kapının ardından bu kez hafif bir gülüş duyuldu.
— Soren hâlâ aynı. Herkesten şüpheleniyor ama en büyük ihaneti hep kendisi yapıyor.
Soren’in yüzü sertleşti.
Narin artık beklemedi.
Kapıyı açtı.
Karşısında altmışlarının sonlarında görünen, dimdik duran, griye dönmüş saçlarını ensesinde toplamış bir kadın vardı. Üzerinde koyu renk uzun bir pardösü, elinde siyah deri bir çanta bulunuyordu.
Yaşı ilerlemiş olsa da yüzündeki sertlik değişmemişti.
Narin’in dudakları titredi.
— Lale.
Lale Valerian’ın bakışları önce Narin’e, sonra içerideki Soren’e kaydı.
— İkinizi aynı evde görmek için yirmi sekiz yıl beklemem gerekeceğini düşünmezdim.
Narin geri çekildi.
— İçeri gir.
Soren hemen karşı çıktı.
— Narin.
Narin sertçe döndü.
— Sus.
Lale içeri girdi.
Kapı kapandığında üçü birkaç saniye birbirlerini izledi.
Geçmiş, o küçük odanın içine sığmayacak kadar büyüktü.
Narin ilk konuşan oldu.
— Yaşıyorsun.
Lale çantasını masanın üzerine bıraktı.
— Sen de.
— Ben öldüğümü söylemedim.
Lale’nin gözleri Soren’e kaydı.
— Bazıları söyledi.
Soren kollarını göğsünde birleştirdi.
— Buraya neden geldin?
Lale onun sorusunu cevapsız bıraktı.
Narin masanın üzerindeki siyah mührü gösterdi.
— Taş ocağını sen mi açtın?
Lale’nin yüzündeki ifade değişmedi.
— Evet.
Narin’in gözleri büyüdü.
— Benim mührümün kopyasıyla.
— Mühür senin değildi.
— Yıllardır bende.
— Taşıman, sana ait olduğu anlamına gelmez.
Narin sinirlendi.
— Hâlâ aynı kibir.
Lale sakin bir sesle:
— Hâlâ aynı öfke.
Soren araya girdi.
— İkinci çemberi sen mi başlattın?
Lale bu kez ona baktı.
— Ben tek başıma başlatamam.
— Ama tetikledin.
— Evet.
Narin ona doğru bir adım attı.
— Neden?
Lale’nin bakışları ağırlaştı.
— Çünkü zaman doldu.
— Kimin zamanı?
— Hepimizin.
Narin acı bir kahkaha attı.
— Yirmi sekiz yıl kaybolup geldin ve yine bilmece konuşuyorsun.
Lale masanın üzerindeki fotoğrafa baktı.
Gençliklerinde çekilen fotoğraf.
Nevra Şahinler.
Narin Yılmaz.
Asuman Şahmar.
Lale Valerian.
Lale parmaklarını fotoğrafın kenarına götürdü.
— Nevra öldü.
Narin’in yüzü değişti.
— Yıllar önce.
— Asuman yaşıyor.
Narin bir an sustu.
— Biliyorum artık.
Lale’nin bakışları Soren’e kaydı.
— Demek söyledin.
— Ben söylemedim.
— O hâlde Hazer.
Narin kaşlarını çattı.
— Asuman’la bağlantın hâlâ var mı?
Lale cevap vermedi.
Bu sessizlik Narin’in dikkatinden kaçmadı.
— Var.
Lale sonunda:
— Dolaylı.
— Ne demek dolaylı?
— Onu yıllardır izlemiyorum. Ama hayatta kalmasını sağlamak için bazı kanalları açık tuttum.
Soren’in yüzü sertleşti.
— Asuman’ı sen mi sakladın?
Lale başını ona çevirdi.
— Senin yüzünden saklanmak zorunda kaldı.
Soren’in çenesi gerildi.
— Bunu bana yıkma.
Lale ilk kez sesini yükseltti.
— Adrian’ın kayıtlarını kim taşıdı? Asuman’ın yerini kim yanlış ellere açtı? Narin’in mührünü kim koruyamadı?
Soren cevap vermedi.
Narin ikisine baktı.
— Yeter.
Lale sessizleşti.
Narin doğrudan konuya döndü.
— İkinci çemberi neden açtın?
Lale’nin yüzündeki bütün kişisel ifade kayboldu.
— Çünkü Victor, Erdem’in bulduğu kaydı Divan’ın önüne taşıdı.
Soren:
— Victor bunu neden istesin?
— Çünkü On Üçüncü Kapı’yı açabileceğini düşünüyor.
Narin:
— Düşünüyor mu?
Lale’nin dudaklarında küçücük, tatsız bir gülümseme oluştu.
— Hayır. Buna inanıyor.
— Sen neye inanıyorsun?
Lale masanın üzerine eğildi.
— Kapının açılmaması gerektiğine.
Soren’in kaşları çatıldı.
— O zaman ikinci çemberi neden tetikledin?
Lale gözlerini ona dikti.
— Çünkü çember açılmadan bağın gerçek tarafları görünmeyecekti.
Narin bir anda anladı.
— Damien.
Lale başını salladı.
— Şahmar soyunun Karşı Ağırlık olduğu kayıt altındaydı ama kimin üzerinde uyanacağı bilinmiyordu.
— Ve bunu görmek için Leyla’yı riske attın.
Lale’nin yüzü sertleşti.
— Leyla zaten riskteydi. Victor’un elinde Erdem’in belgesi varken çember er ya da geç açılacaktı. Ben yalnızca zamanı kontrol etmeye çalıştım.
Soren alayla güldü.
— “Kontrol.”
Lale ona baktı.
— Senin hayatında hiç beceremediğin şey.
Narin elini kaldırdı.
— Kesin.
Odaya sessizlik çöktü.
Narin devam etti:
— Şimdi ne olacak?
Lale’nin cevabı kısa oldu.
— Üçüncü aşamayı durdurmamız gerekiyor.
— Nasıl?
— Önce taşıyıcı ile Karşı Ağırlık arasındaki bağın tam olarak nasıl kurulduğunu görmemiz lazım.
Soren:
— Damien ve Leyla.
— Evet.
Narin derin bir nefes aldı.
— Hazer bunu öğrenince delirecek.
Lale ilk kez hafifçe gülümsedi.
— Hazer zaten hep biraz deliydi.
Narin istemeden güldü.
Sonra yüzü yeniden ciddileşti.
— Asuman dönüyor.
Lale’nin bakışları değişti.
— Ne zaman?
— Çok yakında.
Lale çantasını yeniden eline aldı.
— O zaman hepimiz için çok az zaman kaldı.
________________________________________
Aynı saatlerde Şahmar evinde Damien avlunun kenarında tek başına duruyordu.
Sağ avucundaki işaret tamamen kaybolmamıştı.
Koyu çizgiler derisinin altında sönük biçimde duruyordu.
Leyla birkaç adım öteden onu izledi.
Yaklaşırken bu kez konuşmadan yanına geldi.
Damien elini saklamadı.
Leyla avucuna baktı.
— Acıyor mu?
— Hayır.
— Yalan.
Damien başını çevirdi.
— Nereden anladın?
— Elini sürekli sıkıyorsun.
Damien parmaklarını açtı.
— Çok değil.
Leyla duvara yaslandı.
— Benim yüzümden oldu.
Damien hemen ona döndü.
— Hayır.
— Ben taşıyıcıyım. Senin elinde işaret çıktı.
— Bunun senin suçunla ne ilgisi var?
— Ben olmasam—
Damien sözünü kesti.
— O cümleyi kurma.
Leyla kaşlarını çattı.
— Ne demek istiyorsun?
— “Ben olmasam bunlar olmazdı.” deme.
— Ama—
— Sen doğmadan önce başlamış bir şeyin suçunu kendine yükleyemezsin.
Leyla birkaç saniye sustu.
Damien devam etti:
— Benim ailem bu işin içindeymiş. Senin ailen de. Victor, Evren, Divan, eski soylar... Bunu sen seçmedin.
Leyla başını önüne eğdi.
— Peki sen?
— Ne ben?
— Bağlanırsak?
Damien’ın yüzündeki ifade değişti.
Leyla doğrudan gözlerine baktı.
— Raven’ın dediğini duydum. Karşı Ağırlık. Kapı borcu. İkinci çember.
Damien birkaç saniye sustu.
— Henüz ne anlama geldiğini bilmiyoruz.
— Diyelim ki gerçekten bizi birbirimize bağladı.
Damien’ın dudaklarının kenarı kıpırdadı.
— Bundan korkuyor musun?
Leyla cevap vermedi.
Damien onu dikkatle izledi.
— Leyla?
— Bağın kendisinden değil.
— Neden?
Leyla kısa bir nefes aldı.
— Bizi seçme hakkımız olmadan birbirimize bağlamalarından.
Damien’ın yüzündeki ifade yumuşadı.
— O konuda aynı fikirdeyiz.
— Çünkü ben... ne hissediyorsam kendim hissetmek istiyorum. Bir ayin söyledi diye değil.
Damien birkaç saniye yüzüne baktı.
— Benim sana karşı hissettiğim hiçbir şeyi Aureth başlatmadı.
Leyla’nın gözleri ona döndü.
Damien devam etti:
— İsterse yüz tane çember açsınlar. O kısmı kendilerine yazamazlar.
Leyla’nın dudaklarında çok küçük bir gülümseme oluştu.
— Bazen doğru şeyler söylüyorsun.
— Bazen mi?
— Şımarma.
Damien da gülümsedi.
Ama tam o sırada Kael kapıdan seslendi.
— İkiniz de içeri gelin.
Damien başını çevirdi.
— Ne oldu?
Kael’in yüzü ciddi görünüyordu.
— Raven yeni kayıtları gönderdi. Victor’un emri artık kesin.
Leyla’nın yüzündeki gülümseme anında kayboldu.
________________________________________
Salonun ortasındaki ekranda Sinan’ın bulut hesabından çıkarılan kayıtlar sıralanmıştı.
Kael bilgisayarı masaya koydu.
Hazer de içeri gelmişti.
Fatih ve Şehmus kapıya yakın yerde duruyordu.
Leyla, Damien’ın yanında oturdu.
Kael ilk kaydı açtı.
Marcus Vale’in sesi odada duyuldu:
— Ravenscroft’un emri değişmedi. Dosya alınacak. Erdem konuşmayacak.
Leyla gözlerini ekrandan ayırmadı.
İkinci kayıt açıldı.
Lucien:
— Konumu aldık.
Sinan:
— Dosyayı alıp bırakacaksınız, değil mi?
Lucien:
— Sen üzerine düşeni yaptın. Gerisi seni ilgilendirmez.
Kael kaydı kapattı.
— Savcılığa da aynı dosyalar gidiyor.
Leyla başını kaldırdı.
— Lucien nerede?
Kael kısa süre sustu.
— Şu an kayıp.
Damien:
— Victor?
— Victor hâlâ İstanbul’da görünüyor. Ama Lucien’in telefonu birkaç saat önce tamamen kapandı.
Hazer:
— Kaçıyor.
Kael:
— Ya da biri onu saklıyor.
Damien:
— Victor neden kendi adamını saklasın? Artık emir zinciri ortaya çıktı.
Kael başını salladı.
— Sorun şu. Victor da Lucien’e ulaşamıyor olabilir.
Leyla kaşlarını çattı.
— Nasıl yani?
Kael ekranı değiştirdi.
— Aureth içindeki bir kaynaktan gelen bilgiye göre Victor, Marcus’a Lucien’i bulması için adam göndermiş.
Damien’ın bakışları sertleşti.
— Lucien Victor’dan koptu.
Hazer yavaşça:
— Ya da başından beri sadece Victor’a çalışmıyordu.
Oda sessizleşti.
Şehmus:
— Başka kime çalışacak?
Hazer cevap vermedi.
Fatih:
— Şu tarikatın içinde bir insanın bir kişiye çalıştığı yok mu zaten?
Kael ona baktı.
— Şu ana kadar pek rastlamadık.
Fatih iç çekti.
— Vallahi bizim mahallede bunun adı dümdüz hainlik.
Damien istemeden kısa bir gülümseme gösterdi.
Sonra ciddileşti.
— Lucien’in Divan’a Erdem’in belgesini ulaştırdığı söyleniyor.
Kael başını salladı.
— Evet.
Leyla şaşkınlıkla:
— Babamı öldüren adam, babamın belgesini neden Divan’a götürsün?
Hazer:
— Belki de Erdem’i öldürmek Victor içindi. Belgeyi ulaştırmak başka biri için.
Damien dedesine baktı.
— Lale mi?
Hazer bir an durdu.
— Bilmiyorum.
Kael:
— Lale Valerian ismi de Raven’ın eline geçti.
Leyla başını kaldırdı.
— Nereden?
— Annenin aile arşivinden.
Leyla anında ayağa kalktı.
— Annem mi?
Damien da ona baktı.
Kael açıklamaya devam etti:
— Meltem Hanım ve Doğan eski bir fotoğraf bulmuş. Nevra Şahinler, Narin, Asuman ve Lale Valerian aynı karede.
Leyla’nın yüzü değişti.
— Annem bunu biliyor muymuş?
— Hayır. Fotoğrafı bugün bulmuş.
Hazer çok sessiz bir sesle:
— Dört kadın.
Damien:
— Ne demek istiyorsun?
Hazer gözlerini uzak bir noktaya dikti.
— Asuman yıllar önce “Dördümüzden biri kapıyı yeniden uyandıracak.” demişti.
Leyla:
— Kim?
— Söylemedi.
Fatih dayanamayıp:
— Herkes neden o zaman her şeyi yarım konuşmuş ya?
Şehmus ona baktı.
— Şimdi sırası mı?
— Abi aylardır “bir sır var ama sonra” dinliyoruz.
Damien Fatih’e baktı.
— İlk kez sana hak veriyorum.
Hazer ters ters torununa baktı.
Damien omuz silkti.
— Doğru söylüyor.
________________________________________
Ankara’da Meltem, fotoğrafı Leyla’ya göndermeden önce tekrar eline aldı.
Doğan yanına oturmuştu.
— Abla arayacak mı?
— Kael haber vermiş.
— Annem, bir şey soracağım.
Meltem ona baktı.
— Sor.
Doğan fotoğraftaki Lale’yi gösterdi.
— Bu kadın Valerian ailesindense Evren’in neyi oluyor?
— Bilmiyorum.
— Kardeşi, halası, teyzesi?
— Yaşına bakılırsa Evren’la yakın kuşak olabilir.
Doğan telefonunu eline aldı.
— Raven’a sorayım.
Meltem göz ucuyla ona baktı.
— Tabii. Artık aile araştırmalarını da Raven Bey’le yapıyoruz.
Doğan yüzünü buruşturdu.
— Anne, lütfen.
— Ne demek istiyorsun?
— Başlama.
Meltem gülümseyerek fotoğrafı masaya bıraktı.
— Ben başlamıyorum kızım. Sen bayağı ilerlemişsin zaten.
Doğan’ın yanakları kızardı.
— Bir şey yok dedim.
— Az önce telefonda adamın annesiyle konuşur gibi konuştum.
— Sen yaptın onu!
— O da kaçmadı.
Doğan sustu.
Meltem kızının yüzündeki ifadeyi görünce şakayı bıraktı.
— Hoşlanıyor musun?
Doğan birkaç saniye cevap vermedi.
— Sanırım.
— “Sanırım” mı?
— Anne, daha yeni.
Meltem başını salladı.
— Tamam.
Doğan şaşırdı.
— Bu kadar mı?
— Ne yapmamı bekliyordun?
— Bilmiyorum. “Olmaz, yaş farkı var” falan.
Meltem hafifçe kaşlarını kaldırdı.
— Yaş farkı var.
Doğan’ın yüzü düştü.
Meltem hemen devam etti:
— Ama sen çocuk değilsin. Önce adamı tanımam lazım.
Doğan’ın yüzü yeniden değişti.
— Ciddi misin?
— Evet. Ama şu an gidip düğün tarihi de almıyorum.
Doğan güldü.
— Anne ya.
Meltem de gülümsedi.
Tam o sırada telefon çaldı.
Leyla.
Meltem hemen açtı.
— Kızım.
Leyla’nın sesi telaşlıydı.
— Anne, fotoğrafı gördüm.
— Ben de sana anlatacaktım.
— Anneannen Nevra Şahinler miydi?
— Evet.
— Asuman’ı tanıdığını biliyor muydun?
— Hayır.
Leyla bir an sustu.
— Asuman yaşıyor.
Meltem ayağa kalktı.
— Ne demek istiyorsun?
Doğan da annesine baktı.
— Yaşıyor, anne. Damien bugün onunla konuştu.
Meltem’in yüzünde şaşkınlık oluştu.
— Damien’ın annesi?
— Evet.
Meltem bir süre konuşamadı.
— Peki... bu fotoğraf?
— Büyük ihtimalle her şey düşündüğümüzden daha eski.
Meltem kâğıdı eline aldı.
— Mektupta bir şey daha yazıyor.
— Ne demek istiyorsun?
Meltem aşağıdaki satırı okudu.
— “Dördüncü kadın ihaneti seçerse çember yeniden açılır.”
Telefonun diğer ucunda Leyla sustu.
— Dördüncü kadın kim?
— Bilmiyorum.
— Fotoğrafta soldan sağa sıra nasıl?
Meltem fotoğrafa baktı.
— Nevra, Narin, Asuman, Lale.
Leyla’nın sesi alçaldı.
— O zaman “dördüncü kadın” Lale olabilir.
Doğan da bunu duydu.
Meltem:
— Kesin değil.
— Ama ihtimal.
— Evet.
Leyla:
— Anne, o kutuda başka ne varsa hiçbir şeyi atma. Hepsinin fotoğrafını çek.
— Tamam.
Meltem’in sesi yumuşadı.
— Sen iyi misin?
Leyla birkaç saniye sustu.
— Pek değil.
— Damien?
— O da değil.
Meltem kızının sesindeki ağırlığı fark etti.
— Yan yana mısınız?
Leyla başını sallasa da annesi göremiyordu.
— Evet.
— O zaman birbirinizi yalnız bırakmayın.
Doğan annesine bakıp hafifçe gülümsedi.
Meltem bunu fark edip kaşını kaldırdı.
Doğan dudaklarıyla sessizce:
— Bir şey demedim.
________________________________________
Mardin’de Artemis odasında tek başına oturuyordu.
Telefon ekranında Evren’in son mesajı duruyordu.
İkinci çember açıldı. Ege’nin Leyla’dan ne öğrendiğini bildir.
Artemis mesajı defalarca okumuştu.
Cevap vermemişti.
Kapı çalındı.
— Kim?
— Bennu.
Artemis gözlerini kapattı.
— Gel.
Bennu içeri girdi.
Elinde iki kahve vardı.
Birini Artemis’e uzattı.
— Zehir yok.
Artemis istemeden gülümsedi.
— Teşekkür ederim.
Bennu yatağın ucuna oturdu.
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Artemis:
— Ege gönderdi mi seni?
— Hayır.
— Lucas?
— Hayır.
— O zaman neden geldin?
Bennu omuz silkti.
— Ağlayacak gibi duruyordun.
Artemis kahvesine baktı.
— Ağlamadım.
— Tebrikler.
Artemis ona baktı.
Bennu devam etti:
— Ne olduğunu sormayacağım.
— Ama merak ediyorsun.
— Çok.
Artemis istemeden güldü.
Bennu:
— Ama Ege anlatmadan onun tarafından bir şey öğrenmek istemiyorum. Senden de hazır değilsen dinlemem.
Artemis’in yüzü yumuşadı.
— Bana neden iyi davranıyorsun?
Bennu kaşını kaldırdı.
— Çünkü Lucas’ı elimden almaya gelmediğini söyledin.
Artemis şaşırıp güldü.
— Ciddiyim.
Bennu da güldü.
— Ben de.
Sonra biraz daha ciddi konuştu:
— Ege kolay güvenen biri değil. Bir kere kırıldıysa toparlaması zaman alır.
Artemis’in gözleri doldu.
— Haklı.
— Ne yaptığını bilmiyorum. Ama eğer gerçekten hatalıysan “ama ben şöyle hissettim” diye kendini savunmak yerine önce özür dile.
Artemis sessiz kaldı.
— Özür diledim.
— Dinlemedi mi?
— Şu an dinlemek istemiyor.
Bennu başını salladı.
— O zaman bırak biraz sinirlensin.
Artemis acı bir gülümsemeyle:
— Sen ilişkiler konusunda ne zamandan beri bu kadar mantıklısın?
Bennu birkaç saniye düşündü.
— Lucas’tan beri sanırım.
İkisi de hafifçe güldü.
Kapının dışında ayak sesi duyuldu.
Ege koridordan geçiyordu.
Artemis istemsizce kapıya baktı.
Bennu bunu gördü ama yorum yapmadı.
Bu kez gerçekten karışmadı.
Henüz.
________________________________________
Ege bahçeye çıktığında Lucas onu orada yakaladı.
— Bir şey içmek ister misin?
— Hayır.
Lucas yanına geldi.
— Konuşmak ister misin?
Ege ona baktı.
— Bennu seni mi gönderdi?
— Hayır.
— O zaman neden herkes bugün psikolog oldu?
Lucas gülümsedi.
— Çünkü suratın kötü.
Ege başını duvara yasladı.
— Bana yalan söyledi.
Lucas bunu zaten biliyordu.
— Evet.
— Evren için Leyla’ya yaklaşmış.
Lucas sustu.
Ege devam etti:
— Bana da.
— Başta.
Ege başını çevirdi.
— Bunu nereden biliyorsun?
— Konuşmanızın bir kısmını duydum.
Ege sinirlendi.
— Harika.
— Dinlemeye çalışmıyordum.
— Fark etmez.
Lucas kısa süre sessiz kaldı.
— Kızgın olman normal.
— Bunu duymak için seni çağırmadım.
— Sen beni çağırmadın zaten.
Ege istemeden gülümsedi.
Lucas bunu görünce devam etti:
— Ama bir şeyi ayır.
— Neyi?
— Sana görev için yaklaşmış olmasıyla, sonradan sana gerçekten bağlanmış olması aynı şey olmayabilir.
Ege’nin yüzü tekrar kapandı.
— Ben şu an hangisinin hangisi olduğunu bilmiyorum.
— O da muhtemelen bilmiyordur.
— Çok yardımcı oldun.
— Rica ederim.
Ege gözlerini devirdi.
Lucas omzuna hafifçe vurdu.
— Hemen barış demiyorum. Sadece kapıyı tamamen kapatma.
Ege uzaklara baktı.
— Bilmiyorum.
— Zaten bugün herkesin cevabı bu.
Ege başını ona çevirdi.
— Bunu kimden kaptın?
— Damien’dan.
— Kötü seçim.
— Katılıyorum.
________________________________________
Aureth salonunda Lale Valerian’ın adı hâlâ havada ağır bir soru gibi duruyordu.
Evren, Severin’e bakıyordu.
— Lale benim ailemin nesi?
Severin eski kaydı yeniden açtı.
— Valerian soyunun Adrian’dan önce ayrılmış kadın kolu.
Evren kaşlarını çattı.
— Bana neden hiç anlatılmadı?
Seraphine:
— Çünkü o kol kayıtlardan silindi.
— Neden?
Odran cevap verdi:
— İhanet.
Victor’un ilgisi arttı.
— Ne yaptı?
Severin kitabın satırlarını takip etti.
— Yirmi sekiz yıl önce On İkinci Bekçi’nin elçiliğini bırakıp taşıyıcı soylarını gizlemeye yardım etti.
Evren’in yüzü değişti.
— Aureth’e karşı mı çalıştı?
— Bir dönem evet.
Cahit:
— Sonra?
Severin kitabı kapattı.
— Sonrası kayıp.
Victor hafifçe gülümsedi.
— Ne kadar tanıdık.
Evren ona baktı.
— Senin için değil.
Victor:
— Her kayıp kayıt benim için ilginçtir.
Tam o sırada Marcus’un telefonu titredi.
Marcus ekrana baktı.
Yüzü değişti.
Victor bunu fark etti.
— Ne oldu?
Marcus tereddüt etti.
— Lucien’den mesaj.
Victor’un bakışları sertleşti.
— Oku.
Marcus ekrana baktı.
— “Erdem’in borcu ödendi. Şimdi sıra kapının borcunda.”
Evren:
— Konum?
Marcus başını salladı.
— Yok.
Victor’un yüzünde ilk kez belirgin bir öfke oluştu.
— Ara.
Marcus aradı.
Telefon kapalıydı.
Cahit:
— Lucien artık sizin için çalışmıyor gibi görünüyor.
Victor ona ters baktı.
Evren ise sakinleşmişti.
Bu onu daha tehlikeli gösteriyordu.
— Lucien kime çalışıyor?
Severin cevap vermedi.
Ama Odran’ın bakışlarında kısa bir değişiklik oldu.
Evren bunu yakaladı.
— Sen biliyorsun.
Odran başını kaldırdı.
— Bildiğimi söylemedim.
— Yüzün söyledi.
Victor:
— Bu gece herkes birbirinin yüzünü okumaya başladı.
Evren Odran’a doğru yürüdü.
— Lucien kim için çalışıyor?
Odran birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra:
— Lucien Graves’in ailesi Victor’a bağlı olabilir.
Victor’un yüzü sertleşti.
Odran devam etti:
— Ama Graves soyunun eski yemini Valerian’a değil, On İkinci Bekçi’ye verilmişti.
Salon sessizleşti.
Cahit:
— Yani?
Severin ağır bir sesle tamamladı:
— Eğer eski yemin yeniden aktifleştiyse Lucien bir kişiye değil, On İkinci Bekçi’nin hattına hizmet ediyor.
Evren’in aklına aynı anda iki isim geldi.
Soren Vale.
Lale Valerian.
Victor:
— On İkinci Bekçi kim?
Severin gözlerini ona çevirdi.
— İşte asıl sorun da bu.
Çünkü yüzyıllardır On İki Işık Bekçisi’nin kimlikleri saklıydı.
Ama içlerinden biri, yıllar önce görevinden ayrılmış görünüyordu.
Ve belki de hiç ayrılmamıştı.
________________________________________
Narin’in evinde Lale çantasından küçük bir dosya çıkardı.
Soren dosyaya baktı.
— Bu ne?
Lale masaya bıraktı.
— Üçüncü aşamanın kayıtları.
Narin’in yüzü sertleşti.
— Bunu nereden aldın?
— Aynı yerden ikinci çemberi tetikleyecek kaydı aldığım yerden.
— Divan arşivinden mi?
Lale başını salladı.
— Daha eski.
Soren dosyayı açmak istedi.
Lale elini üzerine koydu.
— Henüz değil.
Soren alayla güldü.
— Sen de mi bilgiyi parça parça vereceksin?
Lale ona baktı.
— Ne demek istiyorsun?
— Şu “henüz değil” tavrından söz ediyorum.
Narin istemeden güldü.
— Bu konuda ona katılıyorum.
Lale gözlerini devirdi.
Tam o sırada kapının önünde araç sesi duyuldu.
Narin pencereye baktı.
— Kim geldi?
Soren perdeyi hafifçe araladı.
Bennu, Lucas, Ege ve Artemis araçtan iniyordu.
Narin’in gözleri büyüdü.
— Çocuklar.
Lale çantasını hemen kapattı.
Soren:
— Beni görmemeleri gerekiyor.
Narin ona döndü.
— Artık herkesin birbirinden saklanma işi bitsin.
— Narin—
— Hayır. Yeter.
Kapı çaldı.
Bennu’nun sesi geldi:
— Anneanne!
Narin gözlerini Lale’ye çevirdi.
— Hazır mısın?
Lale’nin yüzünde yıllardır taşımadığı bir ifade belirdi.
Endişe.
— Hayır.
Narin kapıya yöneldi.
— Hazır olmayı beklersek hiçbir yere varamayız.
Kapıyı açtı.
Bennu içeri girdiği anda anneannesine sarıldı.
— Neden telefonunu açmıyorsun?
— Misafirim vardı.
Lucas, Ege ve Artemis de içeri girdi.
Ege’nin gözü hemen Soren’e takıldı.
— Siz...
Soren sessiz kaldı.
Artemis’in yüzü bembeyaz oldu.
— Soren Vale.
Herkes ona döndü.
Artemis birkaç adım ilerledi.
— Sen yaşıyorsun.
Soren’in yüzü değişti.
— Artemis.
Ege kaşlarını çattı.
— Birbirinizi tanıyor musunuz?
Artemis’in gözleri Soren’den ayrılmadı.
— Bu adam babamın ölümünden üç gün önce onunla görüştü.
Bennu’nun yüzü ciddileşti.
Lucas Artemis’in yanına geçti.
— Emin misin?
— Fotoğrafını gördüm.
Artemis’in sesi titredi.
— Evren bana gösterdi.
Ege’nin yüzü yeniden sertleşti.
Artemis onun bakışını fark etti ama açıklama yapmadı.
Soren:
— Levent’i ben öldürmedim.
Artemis acıyla güldü.
— Daha sormadım bile.
Soren sustu.
Ege ilk kez Artemis’e baktı.
Aralarındaki kırgınlığa rağmen onun gözlerindeki acıyı gördü.
Ama yine de yanına gitmedi.
Lale masanın diğer tarafından hepsini izliyordu.
Bennu sonunda onu fark etti.
— Siz kimsiniz?
Narin derin bir nefes aldı.
— Lale Valerian.
Ege’nin yüzü değişti.
Artemis de ona döndü.
Lucas:
— Valerian mı?
Lale sakin bir ifadeyle başını salladı.
— Evet.
Bennu birkaç saniye etrafına baktı.
— Harika. Bir saat içinde hem ölü sandığımız adamı hem gizli Valerian’ı bulduk. Damien’a bunu nasıl anlatacağız?
Lale cevap verdi:
— Anlatmayacaksınız.
Bennu kaşlarını kaldırdı.
— Efendim?
Lale çantasını eline aldı.
— Çünkü biz ona gidiyoruz.
Narin:
— Biz?
Lale ona baktı.
— Hepimiz.
Artemis:
— Nereye?
Lale’nin cevabı gecikmedi.
— Şahmar evine.
Soren’in yüzü sertleşti.
— Bu iyi fikir değil.
Lale ona döndü.
— Zaten iyi fikirlerin bizi getirdiği yer ortada.
Bennu, Lucas’a doğru eğildi.
— Ben bu kadını sevdim.
Lucas:
— Beş dakika oldu.
— Yeterli.
Ege istemeden kısa bir gülümseme gösterdi.
Artemis bunu fark etti.
Bakışları bir an buluştu.
Ege hemen gözlerini kaçırdı.
Henüz barışmamışlardı.
Ama ilk defa öfkenin altından başka bir şey yeniden görünmeye başlamıştı.
Lale kapıya yöneldi.
— Çabuk olun. Asuman gelmeden önce Damien’ın bilmesi gereken şeyler var.
Bennu bir anda durdu.
— Bir dakika.
Lale başını çevirdi.
— Ne demek istiyorsun?
Bennu’nun gözleri büyüdü.
— Asuman gerçekten geliyor mu?
Lale’nin cevabı çok sakindi.
— Evet.
Ve o anda hiçbiri bilmiyordu ama Asuman Şahmar’ı taşıyan araç çoktan Mardin sınırına girmişti.
Şahmar evinin önündeki demir kapı açıldığında avludaki herkes aynı anda başını çevirdi.
Damien, Kael’le birlikte masanın üzerindeki belgeleri inceliyordu. Leyla hemen yanındaydı. Hazer ise birkaç dakika önce aldığı telefonun ardından neredeyse hiç konuşmamıştı.
İlk araçtan Bennu indi.
Ardından Lucas, Ege ve Artemis.
Damien onları görünce kaşlarını çattı.
— Nereye gittiniz? Ne oldu?
Bennu kapıyı kapatırken cevap verdi:
— Bunu anlatmak için yaklaşık üç saat lazım.
— Bennu.
— Ciddiyim.
Lucas diğer taraftan inerken başını salladı.
— Bu kez gerçekten uzun bir hikâye.
Damien’ın bakışları Ege’ye kaydı. Ege’nin yüzü ciddi, Artemis’in ise gözleri kızarmıştı. İkisinin arasında alışılmış o çekişmeli yakınlık yoktu.
Leyla da bunu fark etti.
Ama soru sormadı.
İkinci aracın kapısı açıldı.
Önce Narin indi.
Hazer bir anda doğruldu.
— Narin?
Arkasından Soren Vale göründüğünde Damien’ın yüzündeki şaşkınlık yerini sertliğe bıraktı.
Kael refleksle ayağa kalktı.
— Soren Vale.
Soren ellerini açıkta tuttu.
— Silahım yok.
Damien ona doğru yürüdü.
— Buraya gelmek için yanlış günü seçtin.
— İnan bana, benim seçimim değildi.
Artemis birkaç adım geride durmuş, Soren’i gözünden ayırmıyordu.
Damien bunu fark etti.
— Ne oldu?
Artemis cevap vermeden önce Lale Valerian araçtan indi.
Avludaki hava bir anda yeniden değişti.
Hazer’in yüzü dondu.
— Lale.
Lale birkaç saniye ona baktı.
— Hazer.
Damien ikisinin arasında göz gezdirdi.
— Bir dakika. Siz birbirinizi tanıyorsunuz.
Hazer, Lale’den gözünü ayırmadı.
— Tanıyorduk.
Lale düzeltme ihtiyacı duymadı.
Bennu, Lucas’a fısıldadı:
— Ben demiştim. Bu evde kim kimi tanıyor belli değil.
Lucas da aynı sesle cevap verdi:
— Bir süre hiçbir şeye şaşırmamaya karar verdim.
Tam o anda üçüncü bir aracın sesi duyuldu.
Hazer’in yüzündeki bütün sertlik kayboldu.
Damien dönmedi.
Sanki dönerse gördüğü şey gerçek olacakmış gibi birkaç saniye yerinde kaldı.
Leyla onu izliyordu.
Araç avlunun önünde durdu.
Şoför kapıyı açtı.
Önce bir kadın ayağı göründü.
Sonra uzun, koyu renk bir palto.
Asuman Şahmar araçtan indi.
Damien’ın nefesi kesildi.
Fotoğraflardan, eski görüntülerden ve hafızasının parçalarından tanıdığı yüz yılların izini taşıyordu. Saçlarının arasına beyazlar karışmıştı. Yüzünde eskiden olmayan çizgiler vardı.
Ama oydu.
Damien hiçbir şey söylemedi.
Asuman da susuyordu. Aralarındaki birkaç metrelik mesafe, yılların açtığı uçurum kadar derindi.
Hazer başını önüne eğdi.
Narin’in gözleri doldu.
Lale ise hiç konuşmadan onları izledi.
Asuman ilk adımı attı.
— Damien.
Damien’ın çenesi sıkıldı.
— Telefonda daha kolaydı.
Asuman durdu.
Bu cümlede öfke vardı ama altında ne yapacağını bilemeyen bir çocuğun kırgınlığı da saklıydı.
— Biliyorum.
Damien gözlerini kapatıp kısa bir nefes verdi.
— Şu “biliyorum” kelimesini bugün çok duydum.
Asuman’ın yüzü düştü.
— Ne söylemem gerektiğini bilmiyorum.
— Mesela “özür dilerim” diye başlayabilirsin.
Asuman’ın gözleri doldu.
— Özür dilerim.
Damien birkaç saniye yüzüne baktı.
Sonra başını iki yana salladı.
— Yetmiyor.
— Yetmeyeceğini biliyorum.
— Annem öldü diye mezara gittim ben.
Asuman’ın dudakları titredi.
— Biliyorum.
Damien öfkeyle:
— Yine söyledin.
Asuman gözlerini kapattı.
— Haklısın.
— Onu da söyleme.
Leyla, Damien’a doğru bir adım attı ama bu kez de ona dokunmadı.
Damien bunu kendisi yapmak zorundaydı.
Asuman yavaşça yaklaştı.
— Sana sarılmama izin verir misin?
Damien’ın yüzü bir anda değişti.
Birkaç saniye cevap veremedi.
Asuman bekledi.
Sonunda Damien çok hafif başını salladı.
Asuman ona sarıldığı anda Damien’ın kolları ilk başta yanında kaldı.
Bütün bedeni kasılmış hâlde bir süre kıpırdamadı; sonra yıllardır içinde tuttuğu direnç kırıldı.
Kollarını annesinin etrafına sardı.
Gözlerini kapattı.
Asuman yüzünü oğlunun omzuna gömdü.
— Özür dilerim, diye fısıldadı. Gerçekten özür dilerim.
Damien’ın sesi boğuk çıktı.
— Bunun hesabını sonra soracağım.
Asuman ağlarken hafifçe güldü.
— Sor.
Damien geri çekildi.
— Hepsini.
— Hepsini anlatacağım.
Hazer birkaç adım ötede onları izliyordu.
Damien bir anda ona döndü.
— Sen de kaçma.
Hazer başını salladı.
— Kaçmayacağım.
Asuman’ın bakışları Leyla’ya geçti.
Leyla ayakta sessizce duruyordu.
Asuman ona yaklaştı.
— Leyla.
— Asuman Hanım.
— Bana öyle demek zorunda değilsin.
Leyla, Damien’a kısa bir bakış attı.
— Şimdilik öyle diyeyim.
Asuman’ın dudaklarında hüzünlü bir gülümseme oluştu.
— Haklısın.
Sonra gözleri Leyla’nın boynundaki Astér’e kaydı.
Gülümsemesi kayboldu.
— Taş aktif.
Damien hemen konuştu.
— İkinci çember açıldı.
Asuman:
— Biliyorum.
Damien ona baktı.
Asuman bu kez kendi söylediğinin farkına varıp sustu.
Bennu istemeden burnundan güldü.
Damien başını çevirdi.
— Bennu.
— Vallahi bir şey demedim.
Lucas yüzünü başka tarafa çevirdi.
Kısa bir gülüş, avludaki ağırlığı yalnızca birkaç saniyeliğine kırdı.
Sonra Asuman Damien’ın sağ elini gördü.
Yüzü yeniden değişti.
— Elini göster.
Damien avucunu açtı.
Asuman işarete baktığı anda nefesini tuttu.
Lale de yaklaşmıştı.
— Karşı Ağırlık uyandı, dedi.
Damien ona döndü.
— Hepiniz aynı şeyi söylüyorsunuz ama kimse bunun ne anlama geldiğini açıkça anlatmıyor.
Asuman, Lale’ye baktı.
— Ona sen mi söyleyeceksin, ben mi?
Lale sakin bir ifadeyle:
— Bunu ondan duyması daha doğru.
Damien sertçe:
— Kimin anlatacağı önemli değil; ne olduğunu bilmem gerekiyor.
Asuman masaya doğru geçti.
— O zaman oturalım. Çünkü bundan sonrası sadece Leyla’yla ilgili değil.
________________________________________
Birkaç dakika sonra Şahmar evinin büyük salonunda neredeyse herkes vardı.
Leyla ve Damien yan yana.
Asuman, Hazer, Narin ve Lale aynı masanın çevresinde.
Kael, Lucas, Bennu, Ege ve Artemis biraz geride.
Soren ise kapıya yakın bir yerde durmuştu.
Artemis’in gözleri hâlâ onun üzerindeydi.
Asuman çantasından kalın, siyah kaplı bir dosya çıkardı.
Masaya bıraktı.
— Bunlar benim Aureth’ten çıkardığım eski kayıtların bir kısmı.
Damien:
— Bir kısmı mı?
— Tamamını almak mümkün değildi.
— Ne kadarını aldın?
— Taşıyıcı soylar, gözcü aileler ve On Üçüncü Kapı’ya ait kan sözleşmelerini.
Leyla:
— Şahinler de burada mı?
Asuman dosyayı açtı.
— Evet.
Bir sayfayı çıkardı.
— Şahinler taşıyıcı değildi. Sizin aile kolunuz, gerçek taşıyıcıların izini kaybettirmekle görevli dört aileden biriydi.
Leyla:
— Annemin anneannesi Nevra Şahinler.
Narin başını salladı.
— Nevra bizimle çalışıyordu.
Bennu bir anda anneannesine döndü.
— “Bizimle” derken?
Narin kısa bir an torununa baktı.
— Asuman, Nevra, Lale ve ben yıllar önce aynı şeyi yapmaya çalışıyorduk.
Lucas:
— Aureth’i durdurmak mı?
Lale cevap verdi.
— İçindeki eski ritüel hattını durdurmak.
Kael kaşlarını çattı.
— Farkı ne?
Lale:
— Aureth bir örgüt. Ritüel hattı ondan daha eski.
Asuman devam etti:
— Majest değişir. Divan üyeleri değişir. Aileler güç kazanır, kaybeder. Ama On Üçüncü Kapı’ya ait düzen hepsinden önce vardı.
Damien:
— Yani Evren bile bunun sahibi değil.
— Hiç olmadı.
Hazer ağır bir sesle ekledi:
— Sadece sahibi olduğunu düşündü.
Leyla dosyadaki işaretlere baktı.
— Peki Damien neden Karşı Ağırlık?
Asuman bir sayfayı çevirdi.
— Şahmar soyunun eski görevi buydu.
Damien:
— Bunu sen de yeni mi öğrendin?
— Hayır.
Damien’ın yüzü sertleşti.
Asuman hemen devam etti:
— Ama kimin üzerinde uyanacağını bilmiyordum.
— Benim üzerimde olabileceğini biliyordun.
— İhtimal olduğunu biliyordum.
Damien kısa bir kahkaha attı.
— Harika.
Leyla:
— Ne yapıyor bu Karşı Ağırlık?
Asuman’ın yüzü ciddileşti.
— Astér taşıyıcısı kapıyla bağlandığında ortaya çıkan enerjinin tamamını tek beden taşıyamaz. Karşı Ağırlık, bunun bir kısmını üstlenir.
Bennu kaşlarını çattı.
— Yani Leyla’nın başına bir şey gelirse Damien da mı etkileniyor?
Asuman:
— Bağ tamamlandıysa evet.
Lucas:
— Tersi de?
Asuman birkaç saniye sustu.
— Evet.
Leyla Damien’a baktı.
Damien’ın yüzünde tek bir soru vardı.
— Bunu nasıl kesiyoruz?
Lale cevap verdi:
— Bağ tamamlanmadan kesilebilir.
Kael:
— Tamamlandı mı?
Asuman, Damien’ın avucundaki işarete baktı.
— Henüz değil.
Damien hemen doğruldu.
— O zaman keselim.
Lale:
— Üçüncü aşama başlamadan.
Asuman ona baktı.
— Üçüncü aşamanın kaydı sende mi?
Lale çantasındaki dosyayı masaya çıkardı.
— Evet.
Asuman’ın yüzü sertleşti.
— Onu nereden aldın?
— Bunun hesabını sonra veririz.
Damien, Lale’ye baktı.
— Hayır. Bugün herkes her şeyi sonra anlatıyor. Burada anlat.
Lale kısa bir nefes verdi.
— On İkinci Bekçi hattından.
Soren’in yüzü değişti.
Kael bunu fark etti.
— Sen hâlâ o hatta mısın?
Lale:
— Hayır.
Soren alayla:
— Bu doğru değil.
Lale ona döndü.
— Sen sus.
Artemis bir anda ayağa kalktı.
— Hayır. O susmayacak.
Herkes ona döndü.
Artemis, Soren’e baktı.
— Babamın ölümünden üç gün önce onunla görüştün.
Soren cevap vermedi.
— Neden?
— Levent bana ulaştı.
— Ne için?
— Soy tabletini bulmuştu.
Artemis’in yüzü gerildi.
— Sonra öldü.
— Ben öldürmedim.
— Kimin öldürdüğünü biliyor musun?
Soren birkaç saniye sustu.
Ege, bütün kırgınlığına rağmen Artemis’in yanında durmasa da bakışlarını ondan ayırmıyordu.
Soren sonunda:
— Aracının fren sistemi sabote edildi.
Artemis’in sesi titredi.
— Onu biliyorum.
— Sabotaj emrini kimin verdiğini o zaman bilmiyordum.
— Şimdi biliyor musun?
Soren başını kaldırdı.
— Victor’un ağı.
Artemis’in yüzü dondu.
— Victor?
— Levent, Victor’un yıllardır aradığı soy tabletinin bir parçasına ulaştı. Victor onun Divan’a gitmesinden korktu.
Ege bir anda Soren’e döndü.
— Erdem gibi.
Soren başını salladı.
— Evet.
Artemis’in gözleri doldu.
— Babamı da Victor mu öldürttü?
Soren cevap verirken gözlerini kaçırmadı.
— Büyük ihtimalle.
Artemis acıyla güldü.
— “Büyük ihtimalle.”
— Elimde kesin kayıt yok.
— Hepinizin hayatında kesin kayıt yok zaten.
Sesi yükseldi.
— Babam öldü, Erdem öldü, herkes birilerinin emriyle birilerini öldürüyor ve siz bana hâlâ “büyük ihtimalle” diyorsunuz!
Ege refleksle bir adım ona yaklaştı.
Sonra durdu.
Artemis bunu gördü.
Soren:
— Lucien’in o dönemde de Victor için çalıştığına dair kayıt var.
Artemis’in başı hızla kalktı.
— Lucien.
Soren:
— Levent’in kazasından önce Mardin’e gelmişti.
Bu kez Ege aradaki mesafeyi unuttu.
Artemis’in yanına geçti.
— Otur.
Artemis ona baktı.
— İyiyim.
Ege kaşlarını çattı.
— Değilsin.
Artemis birkaç saniye onun yüzüne baktı.
Kırgınlık hâlâ oradaydı.
Ama Ege sandalyesini çekti.
Artemis sessizce oturdu.
Bennu, Lucas’a göz ucuyla baktı.
Lucas ona sessizce başını iki yana salladı.
Bennu bu kez gerçekten sustu.
________________________________________
Kael’in telefonu çaldı.
Raven.
Kael hoparlörü açtı.
— Buradayız.
Raven’ın sesi geldi.
— Meltem Hanımın gönderdiği fotoğrafı araştırdık. Lale Valerian’ın kimliği doğrulandı.
Lale kaşını kaldırdı.
— Ne kadar naziksiniz.
Raven bir an sustu.
— Lale de orada mı?
Damien:
— Sadece Lale değil. Burada bugün mezarlık boşaldı gibi.
Bennu ağzını kapatarak güldü.
Raven:
— Asuman da mı?
Damien’ın sesi bir anda değişti.
— Evet.
Kısa sessizlik.
Raven:
— Sonra konuşuruz.
Damien:
— Aynen.
Raven devam etti:
— Sinan’ın kayıtları savcılığa gitti. Victor–Marcus–Lucien zinciri resmî dosyada artık kurulabilir.
Leyla başını kaldırdı.
Raven doğrudan ona seslendi:
— Leyla, duyuyor musun?
— Duyuyorum.
— Sinan, savcılığa da aynı ifadeyi verdi. Erdem’in konumunu verdiğini kabul etti. Lucien’in vurduğunu gördüğünü söyledi. Marcus’un Victor adına hareket ettiğine ilişkin kayıtlar da teslim edildi.
Leyla gözlerini kapattı.
— Tamam.
Raven’ın sesi yumuşadı.
— Tamam değil. Ama artık babanın dosyası karanlıkta değil.
Leyla kısa bir nefes aldı.
— Teşekkür ederim.
— Bana değil. Bunu sonuna kadar götüreceğiz.
Damien:
— Lucien?
— Kayıp.
Lale hemen konuştu.
— Lucien’in kayıp olması kötü.
Raven:
— Neden?
Lale:
— Çünkü Victor’dan koptuysa eski yemin hattı aktive olmuş olabilir.
Kael:
— On İkinci Bekçi.
— Evet.
Raven:
— Soren da aynı şeyi söylüyor mu?
Soren kapının yanından cevap verdi.
— Söylüyorum.
Raven’ın sesi sertleşti.
— Seninle de ayrıca konuşacağız.
Soren hafifçe:
— Önce buradakilere anlatacaklarımı bitireyim.
Damien:
— Şu an birbirinizi tehdit etmeyi bırakalım.
Fatih, Şehmus’a eğildi.
— Damien’ın ortamı sakinleştireceği gün de varmış.
Şehmus dirseğiyle ona vurdu.
Damien duydu.
— Fatih.
— Sustuk abi.
Damien kaşını kaldırdı.
Fatih hemen düzeltti:
— Sustum abi.
________________________________________
Ankara’da Meltem ile Doğan da görüntülü aramaya bağlandı.
Ekranda Leyla göründüğünde Meltem’in yüzü yumuşadı.
— Kızım.
— Anne, lütfen.
— İyi misin?
Leyla bir saniye düşündü.
— Şu an bilmiyorum.
Meltem başını salladı.
— Tamam. Bilmemen de cevap.
Damien, Leyla’nın yanında ekrana girdi.
Meltem onu görünce:
— Sen nasılsın?
Damien cevap vermekte zorlandı.
— Annem yaşıyormuş.
Meltem’in yüzü değişti.
— Şu an yanında mı?
Asuman ekrana doğru yaklaştı.
Meltem birkaç saniye ona baktı.
Sonra elindeki eski fotoğrafı kameraya tuttu.
Asuman’ın yüzündeki ifade değişti.
— Nevra.
Meltem:
— Anneannem.
Asuman başını salladı.
— İyi bir kadındı.
Meltem’in gözleri doldu.
— Onu tanıyordunuz.
— Evet.
— Benden neden hiçbir zaman bahsetmedi?
Asuman yavaşça:
— Seni korumak için.
Meltem acı bir gülümsemeyle başını salladı.
— Bu ailede herkes birbirini korumak için hiçbir şey anlatmamış.
Damien:
— Hoş geldiniz.
Meltem bir an ona baktı.
Sonra istemeden güldü.
— Sanırım sizde de aynıymış.
Asuman’ın dudaklarının kenarı kıvrıldı.
Doğan ekrana yaklaştı.
— Ben bir şey soracağım. Bu fotoğraftaki “dördüncü kadın ihaneti seçerse” cümlesi Lale için mi?
Lale de kameranın görebileceği yere geldi.
Doğan onu görünce sustu.
Lale:
— Muhtemelen benim için.
Meltem:
— İhanet neydi?
Lale bir sandalye çekti.
— Aureth beni hain olarak kaydetti çünkü On İkinci Bekçi’nin elçisiyken taşıyıcı ailelerin izlerini sildim.
Doğan:
— Yani kötü anlamda ihanet değil.
Lale:
— Kime sorduğuna bağlı.
Damien:
— İkinci çemberi de sen tetikledin.
Meltem’in yüzü değişti.
— Ne yaptınız?
Lale:
— Leyla’yı öldürmek için değil.
Meltem’in sesi sertleşti.
— Kızımın boynundaki taş bugün onu yere düşürdü. Bana niyetinizi anlatmayın. Ne yaptığınızı anlatın.
Salonda kısa bir sessizlik oluştu.
Damien, Leyla’ya baktı.
— Annen senden daha korkutucu.
Leyla hafifçe:
— Babam da söylerdi.
Bir an ikisinin de yüzü değişti.
Meltem bunu fark etti ama konuşmayı sürdürdü.
— Bu bağı nasıl durduracaksınız?
Asuman:
— Üçüncü aşama başlamadan mühür kırılmalı.
Meltem:
— Ne zaman başlayacak?
Lale cevap veremedi.
Aynı anda salondaki bütün telefonlar titredi.
Bir.
İki.
Üç.
Kael telefonunu çıkardı.
Damien da.
Asuman’ın yüzü bembeyaz oldu.
Ekranlarda aynı sembol vardı.
Aureth’in siyah mührü.
Altında tek cümle:
ÜÇÜNCÜ ÇEMBER İÇİN TANIKLAR ÇAĞRILDI.
Lale ayağa kalktı.
— Hayır.
Damien:
— Ne demek istiyorsun?
Asuman’ın sesi alçaldı.
— Üçüncü aşamaya bu kadar çabuk geçmemeleri gerekiyordu.
Hazer:
— Ne kadar vaktimiz var?
Lale telefon ekranına baktı.
— Ayin tanıkları çağrıldıysa...
Tam o anda ikinci mesaj geldi.
GECE YARISI.
Kael saate baktı.
— Dört saat.
________________________________________
Valerian Konağı’nın altındaki salonda Evren, aynı mesajı okuyordu.
Cahit yanında duruyordu.
Victor birkaç metre ötede Marcus’la konuşuyordu.
Severin, Seraphine ve Odran platformun önündeydi.
Evren mesajı masaya bıraktı.
— Üçüncü çembere geçmeyeceğiz.
Severin:
— Çağrı yapıldı.
— Kimin tarafından?
Severin cevap vermedi.
Evren yüksek sesle:
— Kimin tarafından?
Odran:
— On İkinci Bekçi hattından.
Victor’un yüzü değişti.
— Lucien.
Seraphine:
— Lucien yalnızca el olabilir.
Evren:
— O zaman baş kim?
Severin platformdaki işaretlere baktı.
— Henüz bilmiyoruz.
Victor alayla:
— Aureth’in Baş Arkhon’u “bilmiyorum” diyor. Tarihî gün.
Severin bakışlarını ona çevirdi.
— Siz de adamınızı kontrol edemiyorsunuz Ravenscroft.
Victor’un yüzündeki alay kayboldu.
Cahit:
— Üçüncü çember ne yapacak?
Seraphine birkaç saniye sustu.
Evren onun yüzüne baktı.
— Söyle.
Seraphine:
— Taşıyıcı ile Karşı Ağırlık bağını mühürleyecek.
Evren:
— Sonra?
— Kapının ilk fiziksel kilidi açılacak.
Victor’un gözleri parladı.
— Sonunda.
Evren ona döndü.
— Senin yüzünden iki insanın hayatı birbirine bağlanıyor.
Victor:
— Onların hayatı zaten birbirine bağlanmış gibi görünüyor.
Evren bir anda üzerine yürüdü.
— Bir daha o ikisini ağzına alırken dikkatli ol.
Victor kaşını kaldırdı.
— Damien’ı mı koruyorsun şimdi?
Evren’in yüzü sertti.
— Seni öldürmemek için sebep arıyorum.
Cahit araya girdi.
— Yeter.
Victor gülümseyerek geri çekildi.
Ama aynı anda Marcus’un telefonu çaldı.
Ekrana baktı.
— Lucien.
Victor telefonu elinden aldı.
Çağrıyı açtı.
— Neredesin?
Lucien’in sesi boğuk geldi.
— Olmam gereken yerde.
Victor:
— Erdem’in belgesini Divan’a sen verdin.
— Evet.
— Benim emrim olmadan.
— Evet.
Victor’un yüzü gerildi.
— Kimin için çalışıyorsun?
Lucien birkaç saniye sustu.
Sonra:
— Graves ailesi hiçbir zaman Ravenscroft’a ait değildi.
Victor’un bakışları karardı.
— Seni ben yükselttim.
— Siz kullandınız.
— Sana emir verdim.
— Bazılarını yerine getirdim.
Victor:
— Erdem’i öldürmeni ben söyledim.
Lucien’in cevabı çok sakindi.
— Evet.
Salon sessizleşti.
Evren, Cahit ve Divan üyeleri konuşmayı duyuyordu.
Victor’un yüzü değişti.
Kendi ağzıyla verdiği emri doğrulatmıştı.
Lucien devam etti:
— Ama belgeyi size bırakmak benim görevim değildi.
Victor:
— Kimin göreviydi?
Lucien’in sesi alçaldı.
— On İkinci Bekçi’nin.
Çağrı kapandı.
Victor birkaç saniye telefonu elinde tuttu.
Evren’in dudaklarında acımasız bir gülümseme oluştu.
— Tebrik ederim. Adamın seni canlı yayında sattı.
Victor ona dönüp tek kelime etmedi.
Çünkü ilk kez o da oyunun merkezinde olmadığını anlamıştı.
________________________________________
Şahmar evinde hazırlık başladı.
Kael, Raven’la sürekli bağlantıdaydı.
Şehmus ve Fatih taş ocağına giden yolları kontrol ediyordu.
Hazer, eski geçit planlarını açmıştı.
Asuman ile Lale üçüncü çember kayıtlarını yan yana getiriyordu.
Narin eski mührünü masaya bırakmıştı.
Soren, On İkinci Bekçi hattına ait kodları çözüyordu.
Bennu ile Lucas ilk kez şaka yapmadan çantaları hazırlıyordu.
Ege ise bahçede tek başına duruyordu.
Artemis yanına geldi.
Ege onu fark etti ama gitmedi.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Artemis sonunda:
— Şimdi konuşmanın kötü zamanı olduğunu biliyorum.
Ege uzaklara baktı.
— Evet.
— Ama gece ne olacağını bilmiyoruz.
Ege ona döndü.
Artemis’in yüzünde korku vardı.
— Senden özür dilediğim için beni hemen affetmeni istemiyorum.
Ege sustu.
— Hatta affetme, dedi Artemis. Kız. Konuşma. Ne istiyorsan yap. Ama sana karşı hissettiklerimin Evren’in görevi olmadığını bil.
Ege’nin yüzü değişmedi.
Artemis devam etti:
— Sana yaklaşmamı o istedi.
Ege bakışlarını ona çevirdi.
Artemis’in sesi titredi.
— Ama sana âşık olmamı istemedi.
Ege bir an tamamen sessiz kaldı.
Artemis gözlerini kaçırdı.
— Bunu şimdi söylemem de belki bencilce. Ama olur da gece...
— Devamını söyleme.
Artemis ona baktı.
Ege derin bir nefes aldı.
— “Olur da gece bir şey olursa” diye konuşma. Hiç sevmiyorum.
Artemis’in gözleri doldu.
— Tamam.
Ege birkaç saniye onu izledi.
Sonra çok yavaş konuştu.
— Sana hâlâ kızgınım.
— Biliyorum.
— Güvenmiyorum.
Artemis başını salladı.
— Haklısın.
— Ama...
Artemis bekledi.
Ege gözlerini kaçırdı.
— Sana bir şey olmasını da istemiyorum.
Artemis’in dudaklarında kırık bir gülümseme oluştu.
— Bu şimdilik yeter.
Ege cevap vermedi.
Ama Artemis uzaklaşmak için döndüğünde bileğinden tuttu.
Artemis şaşkınlıkla ona baktı.
Ege hemen elini bıraktı.
— Yanımızdan ayrılma.
Artemis başını salladı.
— Ayrılmam.
Barışmamışlardı.
Ama kapı artık tamamen kapalı değildi.
________________________________________
Doğan ise Ankara’da Raven’la görüntülü konuşuyordu.
Raven hazırlanırken telefonu masaya yaslamıştı.
Doğan:
— Sen de gidiyorsun.
— Evet.
— Mardin’e mi?
— Önce Sinan’ı güvenli yere devredeceğim. Sonra.
— Tehlikeli mi?
Raven kısa süre sustu.
Doğan yüzünü buruşturdu.
— Bu sessizlik “evet” demek.
— Biraz.
— Yalan.
Raven hafifçe gülümsedi.
— Fazla.
Doğan’ın yüzü düştü.
— Gitme diyemem.
— Diyebilirsin.
— Dinlemeyeceksin.
— Doğru.
— O zaman neden diyeyim?
Raven ceketini giyerken ona baktı.
— Döndüğümde annenle konuşmam gerekecek sanırım.
Doğan’ın gözleri büyüdü.
— Ne konuşacaksın?
Raven ilk kez açıkça gülümsedi.
— Bilmiyorum. Telefonda sorgulandım. Bir savunma hazırlamam gerekiyor.
Doğan kahkaha attı.
— Annem seni korkuttu mu?
— Biraz.
— Yalan.
— Fazla.
Doğan gülerken sonra birden ciddileşti.
— Raven.
— Efendim?
— Dön.
Raven’ın yüzündeki ifade yumuşadı.
— Döneceğim.
— Söz mü?
Raven birkaç saniye ona baktı.
— Söz.
Doğan telefon kapandıktan sonra uzun süre ekrana baktı.
Meltem kapının eşiğinde durmuş kızını izliyordu.
Doğan onu fark etti.
— Ne var?
Meltem gülümsedi.
— Hiç.
— Anne, lütfen.
— Bu sefer gerçekten hiçbir şey.
Doğan gözlerini devirdi.
Ama gülüyordu.
________________________________________
Saat gece yarısına on dakika kala Şahmar evindeki bütün ışıklar bir anlığına söndü.
Damien başını kaldırdı.
— Kael?
— Bizden değil.
Astér, Leyla’nın boynunda yeniden ısındı.
Leyla eliyle taşı tuttu.
— Başlıyor.
Damien hemen yanına geldi.
Sağ avucundaki işaret de aynı anda yandı.
Asuman:
— Birbirinizden uzaklaşmayın.
Damien ona baktı.
— Zaten planım yoktu.
Lale dosyanın sayfalarını hızla çevirdi.
— Mühürleme başladığında ikinizde de aynı işaret tam hâlini alacak.
Leyla:
— Sonra?
Lale cevap vermedi.
Damien:
— Lale.
— Sonra kapının ilk kilidi açılır.
Hazer:
— Nasıl durduracağız?
Asuman masadaki siyah mühre baktı.
— Dört gözcü hattından üçünün karşı mührü gerekiyor.
Narin:
— Bende bir tane var.
Asuman çantasından kendi mührünü çıkardı.
— Bende de.
Herkes Lale’ye baktı.
Lale cebinden üçüncü mührü çıkardı.
— Bende.
Damien:
— O zaman ne bekliyoruz?
Lale’nin yüzü sertleşti.
— Dördüncüyü.
Leyla:
— Nevra öldü.
Meltem’in sesi hoparlörden geldi.
— Ama onun mührü bende olabilir.
Herkes telefona döndü.
Meltem evdeki eski kutunun içinden metal bir parça çıkarmıştı.
Kameraya tuttu.
Asuman’ın yüzü değişti.
— Evet.
Narin:
— Nevra’nın mührü.
Meltem:
— Bununla ne yapacağım?
Asuman:
— Leyla’nın yanında olman gerekmiyor. Mühür soy üzerinden çalışıyor.
Damien:
— Nasıl?
Lale:
— Aynı anda dördü de açılacak.
Meltem elindeki mühre baktı.
— Tamam.
Doğan annesinin yanına geldi.
— Ben de buradayım.
Leyla ekranda onları gördüğünde gözleri doldu.
— Anne, bir dakika.
Meltem:
— Sonra ağlarız. Şimdi ne yapacağımı söyleyin.
Lale ilk kez ona saygıyla baktı.
— Nevra’nın torunu olduğun belli.
Meltem:
— Onu tanımıyorum ama teşekkür ederim.
Saat gece yarısını gösterdi.
Astér bir anda ışık saçtı.
Damien’ın elindeki işaret tamamlandı.
Aureth’in yeraltı salonunda siyah platform çatladı.
Evren bir adım geri çekildi.
Victor’un yüzündeki bütün merak kayboldu.
Severin bağırdı:
— Mühürleme başladı!
On İki Işık Bekçisi aynı anda ellerini sütunlara koydu.
Mardin’de Asuman, Narin ve Lale mühürlerini masaya bastı.
Ankara’da Meltem de aynı anda metal parçayı avucunda tuttu.
Lale yüksek sesle:
— Şimdi!
Dört mühür aynı anda ısındı.
Leyla acıyla başını geriye attı.
Damien onu tuttu.
— Bana bak!
— Yanıyor!
— Leyla, bana bak.
Leyla gözlerini onun gözlerine çevirdi.
Damien iki eliyle yüzünü tuttu.
— Buradayım.
Aureth salonundaki platformun üzerinde isimler yeniden yandı.
YANKI.
ŞAHİNLER.
ŞAHMAR.
Sonra dördüncü isim belirdi.
VALERIAN.
Evren’in yüzü değişti.
Severin:
— Karşı mühür!
Dört soyun etrafında beyaz bir çizgi oluştu.
Victor:
— Ne yapıyorlar?
Odran ilk kez telaşlandı.
— Ayini kırıyorlar.
Victor öne çıktı.
— Durdurun!
Evren kolundan tuttu.
— Bir adım daha atarsan burada bitersin.
Victor onu

itti.
Cahit hemen araya girdi.
Salon karışırken platformun merkezinde siyah bir çatlak açıldı.
Bu bir kapı değil, kapının taşa düşmüş izi gibiydi.
Derinden gelen bir ses bütün salonu titretti.
Leyla aynı sesi Mardin’de duydu.
Başını kaldırdı.
— Damien...
— Duydum.
Duvarlar hafifçe titredi.
Asuman’ın yüzü bembeyaz oldu.
— Bu olmamalıydı.
Lale:
— Karşı mühür işe yaramadı mı?
— Yaradı.
— O zaman bu ne?
Asuman Astér’e baktı.
— Kapı zaten uyanmış.
Herkes sustu.
Leyla’nın kolyesindeki taşın içinden ince bir çatlak geçti.
Damien’ın avucundaki sembol aynı anda ikiye ayrıldı.
Sonra ikisinin işareti tamamen söndü.
Leyla bir anda Damien’ın kollarına yığıldı.
— Leyla!
Damien onu tuttu.
— Leyla, gözünü aç.
Leyla birkaç saniye sonra nefes aldı.
— Buradayım.
Damien gözlerini kapatıp alnını onun alnına yasladı.
— Bir daha böyle yapma.
Leyla güçsüzce güldü.
— Ben mi yaptım?
— Kime kızacağımı bilmiyorum.
— Bana kızma bari.
Damien istemeden güldü.
— Tamam.
Asuman onların yanında çömeldi.
Leyla’nın nabzını kontrol etti.
— Bağ kesildi.
Damien hemen eline baktı.
İşaret yoktu.
— Emin misin?
Asuman başını salladı.
— İkinci çember bağı tamamlayamadı.
Hazer derin bir nefes verdi.
Narin gözlerini kapattı.
Meltem telefondan:
— Bitti mi?
Lale cevap verecekken evin bütün camları aynı anda titredi.
Soren başını kaldırdı.
— Hayır.
Aureth salonunda platformun üzerindeki çatlak büyüdü.
Severin geri çekildi.
Seraphine:
— Bu üçüncü çember değil.
Odran’ın yüzü ilk kez korkuyla değişti.
— Kapı kendi kendine cevap veriyor.
Victor büyülenmiş gibi baktı.
Evren:
— Herkes geri çekilsin!
Çatlağın içinden karanlık değil, soluk yeşil bir ışık yükseldi.
Ve taş platformun üzerinde daha önce hiç görünmeyen bir cümle belirdi.
Severin bunu okuduğunda sesi çıkmadı.
Victor yaklaştı.
— Ne yazıyor?
Severin yavaşça başını kaldırdı.
Aynı cümle, Leyla’nın Astér taşının yüzeyinde de ince harflerle belirmişti.
Damien okudu.
Leyla da.
ON ÜÇÜNCÜ KAPI TAŞIYICIYI BEKLEMİYOR.
Altında ikinci satır oluştu.
TAŞIYICI KAPIYI BEKLİYOR.
Leyla’nın yüzü dondu.
Asuman fısıldadı:
— Hayır...
Damien ona döndü.
— Ne demek istiyorsun?
Asuman Astér’den gözünü ayırmadı.
— Bunca zamandır metni yanlış yorumlamışız.
Lale’nin yüzü de değişti.
Hazer:
— Neyi?
Asuman güçlükle konuştu.
— Leyla kapıyı açacak kişi değil.
Salondaki herkes sustu.
Leyla:
— O zaman neyim?
Asuman gözlerini ona çevirdi.
— Kapının açılmasını engellemek için doğmuş kişisin.
Aynı anda Aureth salonunda Victor’un yüzündeki gülümseme tamamen silindi.
Severin de aynı eski kaydı okuyordu.
Evren:
— Ne yazıyor?
Severin başını kaldırdı.
— Astér taşıyıcısı kapının anahtarı değil.
Victor:
— Saçmalık.
Seraphine kayda baktı.
— Başından beri yanlış çevrilmiş.
Evren:
— O zaman anahtar kim?
Odran kitabın altında gizlenmiş satırı açtı.
Yüzyıllardır okunmayan isim, ilk kez ortaya çıktı.
Severin’in yüzü bembeyaz oldu.
Ve aynı anda Mardin’de Soren’in telefonu çaldı.
Ekranda tek bir mesaj vardı:
Anahtar uyandı.
Gönderen:
LUCIEN GRAVES.
Soren başını kaldırdı.
— Lucien anahtarı bulmuş.
Damien bir adım ona doğru attı.
— Kim?
Soren’in yüzündeki ifade karardı.
— Mesajda anahtarın kim olduğu yazmıyor.
Telefon yeniden titreşti.
İkinci mesaj geldi.
Bu kez yalnızca bir fotoğraf vardı.
Soren görüntüyü açtı.
Fotoğrafta eski bir taş odanın ortasında duran genç bir adam görünüyordu.
Eli zincirliydi.
Boynunda ise Astér’e benzeyen fakat kırmızı taşlı başka bir kolye vardı.
Altında tek bir isim yazıyordu:
DOĞAN YANKI.
Leyla’nın yüzündeki bütün renk çekildi.
— Hayır...
Damien hızla telefona baktı.
— Bu Doğan değil.
Soren görüntüyü büyüttü.
Alt satırı fark etti.
Yazı eskiydi.
Fotoğraf da eskiydi. İsim yeniden okununca herkes sustu.
DOĞAN ŞAHİNLER — 1998
Leyla nefesini tuttu.
Meltem’in telefondaki sesi duyuldu:
— Ne dediniz?
Soren ağır ağır başını kaldırdı.
— Ailenizde daha önce Doğan isminde biri var mıydı?
Meltem cevap veremedi.
Çünkü anneannesinden kalan kutunun en altında, yıllardır hiç açılmamış ikinci bir zarf vardı.
Ve üzerinde aynı isim yazıyordu:
DOĞAN ŞAHİNLER.
