Dave sabah uyandığında başı hâlâ biraz ağrıyordu. Dün yaşananları düşünmek bile istemiyordu. Tren. Solucanlar. Kapı kontrolü. İnsan yılanı. Bunların hiçbirini mantıklı bir şekilde açıklayamıyordu.
Kafeteryaya girdiğinde içerisi normalden sessizdi. Kimse dün hakkında konuşmuyordu. Sanki topluca unutmaya karar vermişlerdi. Dave bir bardak su aldı ve pencerenin yanındaki masaya oturdu.
Birkaç dakika sonra koridorun diğer tarafından yükselen sesler dikkatini çekti. Mavi ve Gri. Yine. Son günlerde neredeyse her gün tartışıyorlardı. Dave ayağa kalkıp seslerin geldiği yöne yürüdü.
Koridorun sonunda ikisini gördü. Mavi elindeki tarayıcıyı tutuyordu. Gri ise duvara yaslanmıştı.
"Beni yine mi takip ediyorsun?"
"Seni takip etmiyorum."
"Yalan."
"Bu gemide üç kişi öldü."
"Farkındayım."
"Bir şeyler araştırıyorum."
Gri gözlerini devirdi.
"Ve araştırmaların nedense sürekli bana çıkıyor."
Mavi cevap vermedi. Bu da aslında cevap sayılırdı.
Gri duvardan ayrıldı.
"Ne istiyorsun?"
"Gerçeği."
"Harika."
Gri alaycı bir şekilde alkış yaptı.
"Ben de büyük bir komployu ortaya çıkarmak istiyorum."
Mavi'nin sesi sertleşti.
"Şaka yapmıyorum."
"Ben de."
İkisi birkaç saniye boyunca birbirine baktı. Koridordaki hava ağırlaşmıştı. Dave uzaktan izliyordu. Bu artık normal bir tartışma gibi görünmüyordu.
Mavi birkaç adım öne çıktı.
"Cook öldüğünde neredeydin?"
Gri kaşlarını çattı.
"Yine mi bu?"
"Cevap ver."
"Havalandırmalardaydım."
"Kim gördü?"
"Kimse."
"Harika."
Gri sinirlenmeye başladı.
"Çünkü işim bu."
"Ya da bahanen bu."
Koridor sessizleşti. Dave'in bile içi gerildi.
Bu kez Gri de bir adım öne çıktı.
"Ne demek istiyorsun?"
Mavi geri çekilmedi.
"Ne dediğimi gayet iyi biliyorsun."
Gri yumruklarını sıktı.
"Doktor olman sana insanları suçlama hakkı vermiyor."
"Kimseyi suçlamıyorum."
"Öyle mi?"
Gri güldü. Ama bu mutlu bir gülüş değildi.
"O zaman neden sürekli peşimdesin?"
Mavi birkaç saniye sustu.
"Çünkü sana güvenmiyorum."
Koridor tamamen sessizleşti. Bu söz ilk kez açık açık söylenmişti. Dave uzaktan nefesini tuttu.
Gri'nin yüzündeki ifade değişti.
"Ben de sana güvenmiyorum."
Sonra dönüp yürümeye başladı.
"Kaçamazsın."
Gri durdu.
"Takip etmeye devam edersen bir gün gerçekten pişman olacaksın."
Ve yürüyüp gitti. Mavi olduğu yerde kaldı. Dave birkaç saniye boyunca ikisine baktı. Sonra içinden kötü bir his geçti. Bu tartışma henüz bitmemişti.
Gri ile Mavi'nin tartışmasını gördükten sonra Dave kafeteryaya geri döndü. Ortam yine sessizdi. Herkes kendi işiyle uğraşıyordu. Ancak odanın diğer tarafında Beyaz'ın gözü sürekli Mor'a kayıyordu. Mor bir masada oturmuş notlarına bakıyordu.
Beyaz birkaç saniye boyunca onu izledi. Sonra cesaretini topladı ve yanına oturdu.
"Beyaz."
"Merhaba."
"Ne istiyorsun?"
"Hiç."
Mor tekrar notlarına döndü.
"Ne yapıyorsun?"
"Çalışıyorum."
"Anladım."
Sessizlik oldu.
"Çalışmak güzel mi?"
Mor gözlerini kapattı.
"Beyaz."
"Efendim?"
"Lütfen."
Beyaz sustu. Sonra tekrar konuştu.
"Sence uzayda-"
"Hayır."
"Ben daha soruyu bitirmedim."
"Biliyorum."
Mor notlarını topladı ve ayağa kalktı. Beyaz da hemen ayağa kalktı.
"Nereye gidiyorsun?"
"Başka bir yere."
"Ben de gelebilir miyim?"
"Hayır."
Mor yürümeye başladı. Beyaz peşinden gitti.
"Beni takip etmeyi bırak."
"Takip etmiyorum."
"Bunu tam olarak yapıyorsun."
"Tesadüf."
"On iki dakikadır mı?"
"Çok büyük tesadüf."
Mor iç çekti. Sonunda geminin gözlem bölümüne ulaştılar. Burada büyük pencerelerden yıldızlar görünüyordu.
Mor pencerenin önünde durdu. Beyaz da yanında durdu. Bir süre boyunca ikisi de konuşmadı.
"Neden sürekli peşimdesin?"
Beyaz cevap vermedi.
"Neden?"
Bu kez Beyaz gözlerini kaçırdı.
"Çünkü..."
Mor bekledi.
"Çünkü senden hoşlanıyorum."
Mor donup kaldı.
"Yani... şey..."
"Evet."
"Senin yanında olmayı seviyorum."
Mor hiçbir şey söylemedi.
"Sen konuşunca dinliyorum."
Mor hâlâ sessizdi.
"Sen gülünce mutlu oluyorum."
Beyaz gözlerini yere indirdi.
"Ve galiba sana âşığım."
Gözlem odası sessizleşti. Sadece geminin uzak motor sesleri duyuluyordu.
Mor pencereye döndü. Yıldızlara baktı.
"Bilmiyorum."
Beyaz'ın omuzları düştü.
"Anlıyorum."
"Hayır."
"Dediğim şey o değil."
Beyaz tekrar başını kaldırdı.
"Düşünmem lazım."
Bu cevap Beyaz'ın beklediğinden daha iyiydi. Tam bir red değildi. Ama tam bir kabul de değildi.
"Düşüneceğim."
Ve Mor gözlem odasından çıktı. Beyaz olduğu yerde kaldı. Yüzünde aptalca bir gülümseme vardı. Çünkü ilk kez umutlu hissediyordu.
Geminin başka bir bölümünde ise işler çok farklı gidiyordu. Muz Rengi koridorda yürüyordu. Aslında yürümekten çok dolaşıyordu. Aklında bir sürü şey vardı. Sonunda uzakta Siyah'ı gördü.
"Ya Siyah."
"Ne?"
"Hiç iyi hissetmiyorum."
"Tamam."
"Yani kendimi kırkayak gibi görüyorum."
Siyah gözlerini kapattı.
"Ne?"
"Bu kötü enerji."
"Hayır değil."
"Öyle."
"Hayır."
"Yani onların o şeyi var ya."
"Ne şeyi?"
"İşte şey."
"Şey ne?"
"Şey."
Siyah derin bir nefes aldı.
"Bu da insanın enerjisi gibi."
"Siyah?"
Cevap gelmedi.
"Siyah?"
Hâlâ cevap yoktu.
"Partnerrr! Orada mısın?"
Siyah bir anda doğruldu.
"BİRİNCİSİ! ENERJİ HİÇBİR ŞEY KANITLAMAZ!"
Muz Rengi irkildi.
"İKİNCİSİ! SEN BİR BÖCEK BİLİMCİ DEĞİLSİN!"
Muz Rengi biraz daha küçüldü.
"VE ÜÇÜNCÜSÜ! BEN SENİN PARTNERİN DE DEĞİLİM!"
Sessizlik oluştu.
"Be-benim de şey... benim tam zıt tarafta işim var."
"Bakmayın bana."
Koridordaki herkes zaten bakıyordu.
"BAKMAYIN BANA!"
Sonra ağlayarak uzaklaştı.
Birkaç dakika sonra geri döndü. Bu kez ağlamıyordu. Bu kez öfkeliydi.
"Ne yapıyorsun Siyah?!"
"Ne?"
"BU GEZİ BOYUNCA BANA KÖTÜ DAVRANDIN!"
"Bu bir gezi değil. İş."
"FARK ETMEZ!"
Koridorda yankılandı.
"Ben sana ne yaptım?!"
"Hiçbir şey."
"O ZAMAN NEDEN SÜREKLİ BANA BAĞIRIYORSUN?!"
Muz Rengi'nin sesi titriyordu.
"Ben sadece arkadaşın olmaya çalışıyordum."
Siyah sessiz kaldı.
"Eskiden benimle konuşurdun."
Sessizlik.
"Şakalaşırdın."
Sessizlik.
"Şimdi sanki beni tanımıyormuşsun gibi davranıyorsun."
Siyah gözlerini kaçırdı.
"Abartıyorsun."
Bu cevap Muz Rengi'ni daha da kırdı.
"Hayır, abartmıyorum!"
Gözlerinden yaşlar yeniden akmaya başladı.
"Ben arkadaş olduğumuzu sanıyordum."
Koridor sessizleşti.
"Belki sadece ben öyle sanıyormuşum."
Ve arkasını dönüp yürümeye başladı. Siyah onu durdurmadı. Ama ilk kez yüzündeki ifade değişmişti. Sanki söylediklerini düşünüyordu. Ve bu, Muz Rengi'nin beklediğinden çok daha fazla etki bırakmıştı.