Sabah uyandım ve kulaklarımda Abimin "Sofraya elini yüzünü yıkamadan oturursan şeytan ağzına tükürür" diyen sesi gelince kendi kendime gülüp bir yandan kederlendim. Abimle olan anlarımı hatırlayınca ağlamam, çünkü Abim hayatıma o kadar güzel şeyler kattı ki üzülmem imkânsız. Abime öğretmişti bana.
Abim her ne kadar Babama benzese de Annem melek olduktan sonra onun da bazı sözlerini tekrarlar olmuştu.17 yaşında 1.87 boyunda bir adamın böyle cümleleri kurması bir yandan komik olsa da ikiletmeden yapıyordum. Abim öldükten sonra kulağımda sıkça onun sesi yankılanıyordu. Abimin sesini unutmamak için telefonumda bana en son attığı ses kayıtlarının hepsini kaybedip her gün dinliyordum. Bu onu sesini unutmamam sağlıyordu da. Annemin Babamın sesini şu an hatırlamıyorum. Bu da kendime kızmamı sağlıyor. "nasıl oluyor seni doğuran Annenin ve sana bakan Babanın sesini unutursun" diyorum. Abimin sesini unutmamak için bu yüzden bu kadar çabalıyorum. Sesini unutursam tekrar tekrar dinleyeyim de unutmayayım diye.
Abim öldüğünde 19 yaşındaydım şu an ise 20 yaşındayım. 5 şubat 2006 doğumluyum. Abim Şubat'ın 6'sında Annem ve Babamsa 4 Şubat'ta öldüğü için doğum günümü kutlamaktan nefret ediyorum. Abim "Annemiz ve Babamız öldüğü için kutlamak istememeni anlıyorum fakat oldu da Annem ve Babam yaşasaydı sana çok kızar ve doğum gününü kutlamadığı için kendilerini çok suçlarlardı. Hatırlarsan ben sana Annemiz ve babamız gökyüzünde bizi izliyorlar demiştim. Bu yüzden onların kendilerini suçlu hissetmelerini istemiyorsan bu doğum günü kutlanacak" demişti. O günden sonra her doğum günümü her ne kadar istemesem de Abimin zoruyla kutluyoruk.
Anne ve babam öldükten sonra eve kapanmış ve abime sığmıştım. Yemek yemiyor sadece uyuyordum. Annem ve babam ölünce Babam tüm mallarının birazını yetimlere diğer kalanları ise ben ve Abime bırakmıştı. Her ne kadar öldüklerinde zor durumda kalsak da abim o paranın tek bir kuruşuna dahi dokunmamıştı.
Babamın yaptığı mafya işlerini Abim yapmaya başladı. Babam ölmeden önce Abime mafya işlerini öğretmişti. O dönem Annemle Babamın ölümü bizi yıktığı için bir süre sıkıntı çektik. Ama Abim yine de çalışmama izin vermemişti. "Ben yaşadığım sürece Abisinin prensesi olarak kalacaksın ve biliyorsun prensesler çalışmaz değil mi? Bu yüzden sen bunları düşünme ben hallederim prenses" demişti. Abim ve babam hep başka bir erkeğin yalan sevgisine kanmamamı söylemişti.
Sevgiyi Abimden ve Abimin sevgilisi olan Beren abladan görmüştüm. Hayattaki tek şansım Abimdi. Böyle iyi bir abiye sahip olduğum için çok şanslıydım. Duvar gibiydi Abim. Adı gibi Demirdi. Beren abla "Demir'im Ölmez, Demir gibidir sevgilim benim, Demir ölemez" demişti. Öyle haykırıyordu ki inanmak istemiyor gibiydi. Bana " Ne olursa her şeyini bana anlat, kızacağımdan korkma. Bana anlat ki ben yaşadıkça omzunda yük kalmasın" demişti.
Demir gibi Abimi yıkmışlardı, ama size de yemin olsun eğer Abim öldürülmüşse öldüren kişiyi de ben yıkayacağım. Abimi öldürebilecek kişilerin başında Kanar VEFA, Abimin baş düşmanı. Abim mafya işleriyle uğraşıyordu ve gizliden gizliye uyuşturucu satış ve alışını durduruyorum. O adam da aynı şeyi yapıyormuş fakat asıl sıkıntı Abimin Annem ve Babamın öldürüldüğünü ayrıca öldüren kişinin Kanar Vefa olduğunu düşünmesi. Sanırım abimin anlattığı kadarıyla Kanar Vefa ve Babası Somer Vefa beraber öldürmüşler ailemi. Bana bunu söyledikten bir süre sonra "Annem ve Babamın intikamını aldım kardeşim" demişti. Ben her ne kadar Annemin ve Babamın kaza yaptıklarını düşünsem de bu konu hakkında konuşmamıştım bile. Abimi öldüren kişinin o olduğuna eminim diyebiliriz.
Bunun nedeni yaptığım araştırmalar sonucunda Kanar ve Babasının o gün teyzemin mezarlığının yakınlarında Ailemin öldürüldüğü gün yani 4 şubat günü görülmüş olması. Kaldırılmış olan bir magazin gazetesinde üzerlerindeki kanla çekilmişlerdi. Gazetenin yukarısında ise büyük başlıkla " KANAR VEFA VE SOMER VEFANIN BU HALLERİ GÖRENLERİ DEHŞETE UĞRATTI! " yazılmıştı. Gazete çıktıktan tam 5 dk sonra tekrar kaldırılması kuşkumu körükledi. Ayrıca eğer Abim, Babam ve Annemin öldürüldüğüne ve öldüren kişinin Kanar Vefa olduğuna eminse buda Abimin öldürülmesine bu adamın olduğunu kesinleştirirdi öyle değil mi? Yani anlayacağınız eminim.
Bundan birkaç gün önce Kanar'ın evindeki güvenlik kameralarının sistemini çözmüş ve evin heryerinde olan o kameralardan neler olduğunu izlemiştim. Şu ana kadar beni ilgilendiren birşey olmamıştı fakat tek bilgim gece saat 12.30'da değişim saatleri olması. Yani şöyle saat 12.30'da korumaların tümü yaklaşık 2 dakikalığına gidiyordu. Biz yinede saat 12 de orda olacağız. Ben, birkaç güvendiğim korumam ve Kartal.
Kartal Abimin yakın arkadaşıydı fakat abim öldükten sonra o da tıpkı Abim gibi yanımda kaldı. Kartal'ın Annesi onu 6 yaşında sokağa bırakmıştı. "Birgün almaya geleceğim" demiş ama şuan 25 yaşında olsa da hâlâ Annesinin geleceğine inanıyor. Abimle 10 yaşında tanışmışlar, fakat 14 yaşına gelince çalışıp evimizden gitmişti. Annem onu oğlu gibi gördüğü için bayağı ağlamıştı. Meğersem Babasını bulmuş. Anne ve Babası ayrılmışlar ve Annesi ona bakmayı reddetmiş. Babası bunu öğrenince onu aramış ve bulmuş. Benim Annem ve Babamın öldüğü o ilk gün yurt dışından gelememiş fakat hemen sonraki gün gelmişti. Defalarca bizden özür dilemişti. Her ne kadar özür dilenecek birşey olmadığını söylesekte yinede hep özür diledi. Annem ve Babam melek olduktan sonra geri yurt dışına gitmedi. Abim ölmeden önce ona "Eğer ölsem kardeşime gözün gibi bak olur mu? Kendi kardeşinden ayırma" demiş sanırım. Kartal bunu bana söylediğinde öldürüldüğünden bir kez daha şüpheleniyorum. Çünkü demekki öleceğini biliyormuş.
Her neyse planımı size anlatayım. Korumaların değişim saatlerinde hemen içeri gireceğiz. Yanımdaki birkaç korunmadan 2 tanesi evin dışarısında olacak haber vermek için. Diğer korumalarda bizimle olacak ve Kanar'ı bulup bayıltacağız olurda bayıltamazsak silahla onu kaçıracağız. Olurda bir aksilik çıkarsa korumaların tümü en iyi şekilde dövüş dersi görmüş kişilerden olduğu için ve ayrıca bende 13 yaşımdan beri Abimden dövüş dersleri alıyordum. Kendimi koruyacak kadar hatta çok daha fazlasını yapabilecek kadar biliyordum. Yani bazı korumalarımdan daha iyi şekilde dövüştüğümde vardı. Aksilik çıkarsa dövüşeceğiz ama ne olursa olsun o adamı diri yada yaralı farketmez getireceğim. Teninin her bir yanını yakacağıma yemin ederim. Her neyse.
Uyanınca Elimi yüzümü yıkadım ve Kartal Abiyi çağırmaya odasına yöneldim. Abim öldükten sonra onun yanında kalmamı istemişti. Ben de evde tek kalmak istemediğim için onun evinde kalmaya başladım. Odasına gelince kapıyı 3 kere tıkladığımda ses gelmeyince bağırdım:
+"Günaydın Kartal Abi, Uyandın mı?" dedim aşırı enerjik bir sesle.
-"Vira sabahın köründe neyin enerjisi bu" dedi isyanlar. Yürüme sesi geldikten biraz sonra ise kapı açıldı. Gözlerinin altı uykusuzluktan şiş ve mor olduğunu görünce sırıttım.
+" Ben her sabah böyleyim de senin bu halin ne gözlerin o kadar siyah ki dün dövülmüşsün gibi duruyor ve oldukça çirkin duruyorsun." Kaşlarını çattı ve sert bir sesle:
-"Abine saygılı ol yoksa akşam o çok sevdiğin tatlıyı yapmam ve bir daha hiç yemek hazırlamam hep kendin yapmak zorunda kalırsın."
Sarışın ve 1.82 boyunu yetmezmiş gibi bir de hamarat biri olduğu için her istediğim tatlıyı ve yemeği yaptırabiliyorum. Ağzıma görünmez bir fermuar çekmiş gibi yaptım.
-" Böyle adam ol velet" dedi ve kahkaha attı. Dilimi çıkarıp salına salına önünden yürüdüm. Ben oturma odasında ki koltukta uzanıp televizyonda Netflix açıp en sevdiğim filmimin devamını izlemeye başladım. Kartal abim ise mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. Yaklaşık 20 dakika sonra beni Sofraya çağırdı. Masaya oturdum ve çatalla tam domatese uzanıyordum ki Kartal abim konuşmaya başladı.
-"Vira, bak ben bugüne kadar seni hep kendimden bildim. Seni seviyorum, Abinde seni çok seviyordu. Biliyorsun abin bana: Vira yı kardeşinden bil ölürsem onu koru demişti. Seni ikna etmeye çalıştım. Bu işlere karışma boyundan büyük işler dedim ama sen yinede karıştın, dinlemedin beni. Bak haklısın birşey de diyemiyorum Abin öldürülmüş diyorsun ben olsam bende yaparım. Madem yapacaksın ve madem bu işe gireceksin dediklerimde yapmak zorundasın"
+"Buyur abi dinliyorum" dedim ellerimi masanın üzerinde birleştirerek.
-"Olurda ölüme yaklaştığımızı hissedersem, İşler yolunda gitmezse Türkiye'den gideceksin. Gitmene yardımcı oluca, asla geri gelmeyeceksin."
+" Ama abi olma-"
-" Aması falan yok, eğer yapmazsan, bu iş başlamadan biter. Seni asla bu düşmanlığa bile isteye atmam. Ailene borcum var seni korumam gerekiyor anlıyor musun? "
+" Senin hiç kimseye bir borcun yok ayrıca sen nereye ben oraya bu işe beraber başladık beraber bitireceğiz git demek yok."
-" Seni korumayı onlara borçluyum. Sadece söz ver bir sıkıntı çıkarsa gideceksin. "
+" Olmaz seni kaybedebilirim, bunu göze alamam"
-"Eğer kabul etmezsen bu iş başlamadan biter."
+"Tamam ama şans varsa sen de geleceksin. İşim burada biterse sen de geleceksin. Sende söz ver melek olmayacaksın. Seni de kaybetmeyeceğim tamam mı?. " Son iki cümleyi söylerken boğazımda ağır bir yumru oluştu. Yumruyu geri itmeye çalışsam da beceremedim. Gözümden akan o bir damla yaş her şeyi belli etmişti oysaki.
Kartal masada ellerini uzatarak birleştirdiğim ellerimden tuttu ve" Söz veriyorum Vira'm. Seni bırakmayacağım. " dedi.
Kahvaltı yaptıktan sonra Kartal abim dışarı çıktı. Ben ise bulaşıkları yıkayıp makineye attıktan sonra üzerimi giyip alışverişe çıktım. Öyle ki evde yiyecek hiçbir şey yoktu.
Üzerime lacivert geniş kot pantolon, bordo bluz ve siyah kalın bir deri ceket giydim. Mevsim kışın tam ortası olduğu için genellikle kalın şeyler tercih ediyordum. Altına ise siyah topuklu bir bot giyerek saçlarımı açtım. Bordo beremide kafama takıp beremle takım olan bordo atkıyı boynuma doladım. Son olarak birkaç takı takıp aynadan kendime baktım. Kahvenin en koyu tonu olan hatta bence siyah olan saçlarım güzel görünse de Kıvırcık saçlı olmam bunu gerçekten batırıyordu. Küçüklüğümden beri kıvırcık saçlarım zorbalandığı için çok küçük yaştan beri saçlarım düzleştiriyordum. Çok nadiren saçımı kıvırcık haliyle bıraksam da hemen ertesi gün ya da hemen o günün akşamı saçımı tekrar düzleştiriyorum. Öyle inatçı saçlarım vardı ki günde 3 defa düzleştirsem de tekrar tekrar dalgalı hale geliyordu. Küçük fakat az olsa da kemerli burnum, dolgun ama çatlak dudaklarım, açık kahverengi gözlerim hafif yeşile kaçsa da kahverengi diyebiliriz. Ve şu anlattıklarımı 1.58 boyunda olan bir kızda düşünün. Gerçekten o kadar minyon duruyordum ki anlatamam.
Aynaya baktıkça çirkinleşmiş hissedip direkt evden çıktım. Vestiyerden motorun anahtarını alıp yola çıktım. Sanki akşam kimseyi öldürmeyecek gibi tüm kırmızı ışıklardan durup tüm yayalara yol veriyordum. Yine bir kırmızı ışıkta durduğumda kulağımda Hepsinin Yalan şarkısı çalıyordu. Kasıktan dolayı zaten kimse beni tanımayacağı için gerçek anlamda bağırarak şarkıya eşlik ettim. Arkamdaki siyah Mercedes'ten bir erkek sesi duydum.
-"Delirmiş olmalı efendim" Arkamdaki arabaya öyle sert bir bakış atmıştım ki içeridekinin ürkmesini görmüştüm. Yeşil ışık yanınca gazlayıp açık arayla Mercedes'i geçtim. Yaklaşık 5 dakika sonra markete varmıştım.
Marketten alacaklarımı alıp kasaya parayı ödedim ve dışarıda Kartal'ı aradım. Ben tıpkı bir salak olduğum için motorla gelmiş ve poşetleri düşünmemiştim. Allah'tan Kartal yakınlardaymış ki buraya geldiğini söyleyebilmiştim. Yaklaşık 10 dakika sonra Kartal'ın arabasının aynısını gördüm. Oraya doğru zıplaya hoplaya giderken gördüğüm kişiyle ayaklarım yere çakıldı.
Kanar VEFA tam karşımdaydı.
Onu ilk gördüğüm tarihi herkes kenara köşeye biryere yazsın.
28 Ocak, yine bir kış günü. Hem lanetler yağdıracağım ve beddua edeceğim hemde iyiki diyeceğim o gündeyiz. Günlerden 28 Ocak ve belki bir tek benim gördüğüm ama ömrüme unutmayacağım o kartanesinin yerle birleşmesini izledim. Bu belki bir son belkide bir başlangıç olacaktı.


