İçeriğe geç

Ölümün İntiharım

Bölüm 7 · 13 dk okuma

Ölümün İntiharım

Bölüm 7

7.Bölüm:"ÖFKE"

( 2016...)

Meriç bu aralar nedense çok agresif birisine dönüştü. Sürekli sinirli her şeye karşı bana bile...

Neden diye soracak olursanız eğer okulda beni seven bir çocuk var sürekli peşimde sevgilim var diyorum ama çocuk beni tınlamıyor bile Meriç'te bu çocuğun benim peşimde olduğunu duymuş nereden duyduysa o yüzden bir kaç gündür çok öfkeli bana sürekli "o çocuğun bulunduğu ortamlarda bulunmayacaksın, o çocukla konuşmayacaksın!" deyip duruyor. Ama ne yapabilirim. Okulda sürekli buluyor beni ben de çok sıkıldım bu durumdan takıntılı gibi ya

Evden çıktım. Acele ile bir otobüse binip okulun önünde indim. İndiğim sırada karşıdan bana doğru gelen o çocuğu gördüm. İsmi Kerim bu arada sırıta sırıta yanıma geldi.

"Günaydın!" Dedi bana pişkin pişkin, öfkeli bir sesle

"Günaydın" dedim.

"Beraber yürüyelim mi okula nasıl olsa aynı yere gidiyoruz?" Dediği sırada arkadan tanıdık bir ses

"Senin o bacaklarını kırıp eline veriyim de bak bakalım o zamanda yürüyebilecek misin?" Öfkeli bir ses tonuyla bu.. bu Meriç'ti arkamıza döndük o sırada Kerim Meriç'e öfkeli bir bakış attı ve devam etti.

"Sen de kimsin be?"

"Ben o yanında durduğun kızın sevgilisiyim şimdi benden dayak yemek istemiyorsan uza!"

"Yok ya gel de dövsene kolaysa" birbirlerinin üzerine yürüyorlardı. O sırada Meriç yumruk yaptığı elini Kerimin kafasına geçirdi ve Kerim yere düştü. Orada kavga ederlerken tüm okul başımıza toplandı bir anda müdür falan geldi

"Ne oluyor burada evladım ayrılsanıza!!"

Birbirlerine yumruk atarlarken ben ise onları ayırmaya çalışıyordum.

"Meriç Allah aşkına yapma ne olursun bak müdür polisleri arayacak ne olur dur?"

"Ne o aşığını mı koruyorsun Ekin hanım."

Beynimden vurulmuşa dönmüştüm resmen, Meriç'in bana böyle davranmasına alışık değildim.

"Neler söylüyorsun sen Meriç ne aşığı?"

"Bu piç seni sevmiyor mu ne aşığı olacak Ekin sinir etme beni hemen gidiyoruz buradan" kolumdan tuttuğu gibi götürdü beni Kerim ise ağzı burnu dağılmış bir şekilde Meriçe arkamızdan küfürler savuruyor bir yandan da dağılan yüzünün kanlarını temizlemeye çalışıyordu.

"Ya Meriç nereye götürüyorsun beni bırak kolumu canımı yakıyorsun."

Kolumu öyle sıkı tutmuştu ki kolum morarmış olabilirdi o an ve çok acıyordu. Sevdiğim adam bir anda öfke makinasına dönüşmüştü. Gözlerinden sanki alevler çıkıyor gibiydi.

"Canını yakıyorum öylemi? Ya Ekin bu piç senin etrafında olmayacak dedikçe tutmuşsun birde beraber okula yürüyorsunuz ya"

Bir sokak arasındaydık ve yolun ortasında durmuş kavga ediyorduk.

"Ben onunla okula falan yürümüyordum..!"

"Ya öylemi ne yapıyordunuz peki Ekin hanım?"

"Meriç farkındaysan aynı okulda okuyoruz onunla böyle karşılaşmamız gayet doğal ne bu kıskançlık anlamıyorum?"

"Tamam Ekin sen git onunla aynı okulda okumaya devam et tamam mı? Ben gidiyorum.!"

Arkasını döndü ve gitti. Resmen oracıkta kalakaldım ya ne bu kıskançlık bu öfke, sinir artık onu tanıyamıyorum bu halleri hareketleri beni korkutuyor eski Meriç gitmiş yerine bambaşka biri gelmiş gibi.

Sıkıntılı bir nefes verdim. Sonra okula döndüm ilk derse geç kalmıştım ama sorun değil çünkü daha büyük bir sorunum vardı of Meriç of neden şimdi boşu boşuna bir kıskançlık yüzünden aramızı bozdun ki

O gün okul da kerim beni rahatsız edemedi sadece uzaktan bana sinirli sinirli baktı o kadar çokta umrum da değil zaten onun yüzünden Meriç ile kavgalı olmamızdı asıl umrum da olan şu an nerede ve ne yapıyordur acaba... bu arada bende eve geldim bilgisayarımın başına geçtim. Her akşam buradan görüntülü konuşurduk o arardı genellikle ama bu akşam aramadı. Mesajlarıma cevap vermedi. Aradım açmadı. İyice merak etmiştim onun bir arkadaşı vardı. Adı Kenan ona mesaj attım. Ama o da cevap vermedi. Cevap vermediğine göre şu an yan yana olabilirler genelde Meriç ortadan kaybolunca ondan alırdım haberlerini ve bazen yan yana olduklarında bana cevap vermez çünkü Meriç cevap verdirmez nerede olduğunu söylemesin bana diye

Gecenin geç saatleri olmuştu. Elimde telefonum yatağımın bir köşesine oturmuş ondan bir arama, mesaj bir şey bekliyordum. Saate baktım saat 03.16 idi. Ondan ne bir mesaj, ne de bir arama yoktu. Can sıkıntısı ile yatağıma uzanıp tekrar mesaj yazmaya başladım.

"Meriç neredesin? Ne olur bana cevap ver öldüm burada meraktan."

"Meriç....."

"Meriç...."

"Bari ara konuşalım bak basit bir kıskançlık yüzünden birbirimizi üzmeyelim."

Mesajlarımı art arda sıralanmış bir şekilde gönderip telefonumu yastığımın yanına koydum. Telefonumu izliyordum. Ellerimi yüzümün altında birleştirerek.

Bir kaç dakika içim geçmiş ki telefonun bildirim sesine sıçradım yerimden mesaj Meriç'in arkadaşı Kenan'dandı.

"Yenge bu yine içti kusura bakma sana da cevap veremedim malûm cevap verdirtmedi sende biliyorsun ben şimdi bunu evine götürüyorum. Sen merak etme diye attım bu mesajı."

"Bu arada senin mesajlarının hepsini okudu Meriç sana kızgın değil sadece kafası dolu bu aralar galiba babasını çok özlüyor o yüzden önüne gelene kırıcı yaklaşıyor bu yüzden sana bu kadar kırıcı olmuş."

En azından nerede ve ne durumda olduğunu öğrenmiştim. Ama şunu da öğrendim. İçmeye başlamış o sigara bile içmezken hayat onu bu hale getirmiş işte babasının ölümünü hâlâ atlatamamıştı. Ve arada onu hatırlayıp böyle öfkeli olabiliyordu. Bugün benim yanımda da kerimi görünce tabi öfkesi dahada arttı. Neyse artık uyuyabilirim. Yarın erkenden arayacağım onu yoksa içim rahat etmez.

Bazen ne yapacağınızı bilmediğiniz zamanlar olur işte tam o zamanlardayım elimde öfkesini kontrol edemeyen bir adam var ve bir yanında yarası, babası onun kanayan yarası olmuştu. Her geçen gün kanayan, içinde halledemeyen, halledemedikçe deliren ve en sonunda bugün de olduğu gibi kendini içkiye vermişti işte korktum onun bu halini duyunca ama elimden bir şey gelmezdi o an simdi sadece yarını bekleyecek ve onunla sakince konuşacaktım.

İçimdeki bu sıkıntıyla uyandım. Telefonuma baktım hala mesaj yoktu. Kalkıp formalarımı giyindim. Kahvaltı pek edesim yoktu ama annem zar zor bir şeyler tıkıştırdı. Mecbur bir kaç bir şey atıştırıp çıktım evden

Otobüs durağına yürüdüğüm sırada telefonum çaldı. Arayan Meriç'ti "nihayet" deyip derin bir nefes aldım. Telefonu açıp kulağıma koydum.

"Özür dilerim!" Telefonu acar açmaz iki kelime benden özür diliyordu Meriç.

"Özür dilemene gerek yok Meriç kalbimi çok kırdın ne olursa olsun öfkene yenik düşmemeliydin!"

"Biliyorum haklısın Ekin ama ne yapabilirdim. O an seni o piçle görünce kan beynime sıçradı resmen elimden gelse onu orada öldürürdüm."

"Bak yine aynı şeyi yapıyorsun Meriç yapma! Öfkene yenilme senide beni de üzme..! Dün gece içmişsin"

"Sen bunu nereden biliyorsun?"

"Ne önemi var?"

"Tabi ya Kenan söyledi demi ona da o kadar dedim Ekin'in haberi olmasın diye"

"Tabi ki de söyleyecekti! Neden içtin sen hayatında sigara bile içmemiş birisin neden içki içtin Meriç"

"Özür dilerim beni affet ne olur bak iyi değilim bu aralar anlıyor musun? Eskiden olsa morelim bozuk olduğu zamanlarda babam destek olurdu bana o yanımda olurdu."

Sesinden şu an ağladığını söyleyebilirim size o böyle bahsedince içim acımıştı.

"Neredesin sen şimdi?"

"Evdeyim.!"

"Tamam geliyorum!"

"Ekin yapma okulundan geri kalma benim için"

"Hayır efendim geleceğim ve bunu düzelteceğiz birlikte eskiden olduğu gibi" telefonumu kapatıp çantama attım. Hemen Meriç'in evine geldim. Kapıyı çaldım. Kapıyı açtı. Ve direk boynuma sarıldı sanki günlerdir bana ihtiyacı varmış gibi bende ona sarıldım ve kulağına fısıldadım.

"Her şey geçecek merak etme sevgilim ben yanındayım."

Beraber el ele tutuşup salona geçtik. Meriç'in gözleri ağlamaktan kızaran gözler gibiydi. Sanırım ağlamıştı. Saçları dağınık öylece sersefil bir halde Kanepeye oturdu televizyona bakıyordu. Ben de yanına oturdum. Kollarımla sardım onu iyileştirmek ister gibi. O da bana sarıldı.

Bir kaç dakika, belki de yarım saat falan oturduk. Televizyonda bir film açıktı onu izledik tabi film mi izledik yoksa kafamızın içinde dönüp dolaşan o seslerle mi uğraştık kim bilir.

"Meriç çok kötü görünüyorsun hasta olacaksın diye korkuyorum. " elimi alnına koydum. Ateşi var mı yok mu diye bakmak için... yanıyordu resmen ateşi vardı bir an tedirgin oldum ama ne yapacağımı biliyordum.

"Meriç ateşin var senin gel şöyle uzan biraz bende sana çorba yapıyım tamam mı?"

Hiç ses çıkarmadan aynen dediklerimi yaptı. Kanepeye uzandı. Bende içeriye gidip güzel bir çorba hazırlayıp geri döndüm.

"Meriç gel sevgilim şöyle doğrul da çorbanı içireyim eğer geçmezse doktora gideriz." Benim desteğimle yavaşça doğruldu. Ellerimle çorba içirmiştim ona o gün. Çorbadan bir kaşık içirdim. Gözlerime baktı bir an ve bana

"Seni o kadar çok seviyorum ki lütfen seni kırdım dün özür dilerim affet beni... sen ise benim kötü olduğumu duyup okulunu bırakıp benim yanıma geldin. Teşekkür ederim sevgilim."

"Ben de seni seviyorum... ama bunları konuşmayalım şimdi olur mu çorbanı bitirdiğine göre simdi biraz uyu ben son kez bir ateşini ölçüyüm ona göre bakarız sonrasına bu arada ateş ölçer nerede?"

"Ateş ölçer mi? Termometre hayatım o termometre" bu halde bile bana gülecek bir şey bulduğuna göre iyileşmişti çoktan

"Hadi hadi bana gülüp durmada termometrenin yerini söyle" üzerine basa basa söylemiştim gıcıklık olsun diye

"Bak önündeki çekmecede"

"Hah tamam buldum hadi bakayım ateşini ölçelim"

"37° tamam o zaman ne yapalım..? Buldum!! Sirke var mı evde?"

"Varda sevgilim ne alaka şimdi"

"Bekle ve gör şimdi ateşini düşüreceğim."

Annemin biz hep ateşlendiğimiz de bize sirkeli su yapıp alanımıza koyardı ve hemen ateşimiz düşerdi. Meriç'e de aynını yapacaktım.

Mutfakta sirkeli su yapıp Meriç'in yanına geldim.

"Ya sevgilim bu kokar şimdi." Yüzünü buruşturup bakıyordu.

"Ama bu sirke ateşini düşürecek ateşin düşsün iyileş banyonu yaparsın zaten"

Sirkeli suya küçük bir bezi batırıp alnına koydum. Her kuruduğun da tekrar ettim. Ve bittiğinde biraz uyudu. O gün uyanana kadar başında bekledim. Biraz evini gezdim. Kütüphanesinden kitap alıp okudum. Çok güzel bir evi vardı. Tam zevkine göre dizayn etmişti evi. Meriç'in başucundaki sandalyeye oturdum. Orada uyuyakalmışım. Yaklaşık 2 saat sonra uyandığımda Meriç hâlâ uyuyordu. Sonra bir ara kıpırdandı o uyanmadan termometre ile ateşini ölçtüm. Ve nihayet ateşi düşmüştü. Tekrar sandalyeme oturdum. Ve onu izledim uyurken. O kadar güzel, huzurlu uyuyordu ki anlatamam size sanki dün bütün bu siniri, öfkeyi Meriç çıkarmamış gibi...

Bir ara gözlerini araladı. Ve bana baktı. Bende ona bakarken gülümsedim.

"Ateşin düştü!" Dedim.

"Senin sayende... sen olmasan ne yapardım ben canımın içi." Yattığı yerden kalktı. Ve tam karşıma oturdu dizlerimiz birbirine değerken. Ellerimi tuttu. Avuç içlerinden öptü koklayarak.

"İyi ki varsın sevgilim. Seni çok seviyorum "

"Ben de seni çok seviyorum."

"Onun kolları benim evimdi."

Bazen öfkemize yenik düşsek bile günün sonunda hep beraber oluruz. Ne olmuş olursa olsun ne yaşanmışsa yaşansın birbirimizi kırsak ta, küssek de yinede birbirimizden vazgeçmiyoruz.

Meriç'in ateşi sonunda düştü. Çok korkmuştum bir an bir şey olursa diye ama neyse ki bir şey olmadı. Yanında oturuyordum Meriç ise uyuyordu. Hastalıktan halsiz düşmüştü. Dün gece geç saatte yattığı için ve abuk sabuk yerlerde içki içtiği için hasta olmuş aslında şeytan diyor bırak git ne yaparsa yapsın ama ben şeytana uyar mıyım onu seviyorum bir kere ne yapmış olursa olsun hem o öylesine yapmadı ki sadece beni çok seviyor ve kıskanıyor her şeyden bu yüzden yanımda kerimi görünce delirdi tabi

Oturduğum sandalyeden kalkıp yanına kıvrıldım. Bende yanında uyuyakalmışım

Bir kaç saat sonra uyandığımda Meriç yanımda yoktu. Üzerimi örtmüş ve kalkmış olmalıydı. Uyku sersemliğine yattığım yerden doğruldum. İçeriden tıkırtı geliyordu. Sanırım Meriç mutfakta bir şeyler yapıyordu. Tam kalkacağım sırada salona yanıma geldi.

"Uyandın mı küçük prenses." Gülümseyerek bakıyordu bana ve o sırada da yemek masasını hazırlıyordu. Galiba yemek yapmıştı.

"Uyandım... sen iyi misin hemen ayaklanmasaydın keşke."

"Doktorum öyle güzel baktı ki bana hemencecik iyileştim bende şimdi doktoruma yemek yapıyorum." Gülümsedi. Elindeki tabakları masaya bırakıp yanıma geldi. Yanağıma bir öpücük kondurup tekrar mutfağa gitti.

Bende yerimden kalktım banyoya gidip elimi yüzümü yıkayıp ona yardım etmek için mutfağa gittim.

"Yardım edeyim mi sana?"

"Hayır hayır sen lütfen masaya git ve otur her şeyi hallettim zaten bir şey kalmadı."

"Peki madem ben geçiyorum içeri"

"Geliyorum hemen" içeri geçip sandalyeye oturdum. Meriç'te geldi tam karşıma oturdu.

"Ekin her şey için teşekkür ederim ve tekrar tekrar özür dilerim sana kötü davrandım."

"Bu konuyu kapattık Meriç özür dilemene gerek yok lütfen yemeğimizi yiyelim olur mu sonrada ben gideyim annemler beni okulda biliyor."

"Tamam tamam yiyelim ben bırakırım seni."

"Tamam"

Nedense sessizdik masada hiçbir şey konuşmadık öylece oturduk yemeğimizi yedik sonra beni eve bıraktı. Neden böyle olmuştuk? sanki aramızda bir soğukluk vardı. Nedenini bilmediğim bir soğukluk ama inşallah geçer diye ümit ederken bilgisayarımdan bir bildirim geldiğini fark edip hemen bilgisayarın başına geçtim. Her akşam olduğu gibi bu aksam da Meriç ile görüntülü konuşacaktık. Bir kaç saat görüntülü konuştuktan sonra kapattık.

Evet sıra geldi günlük yazmaya aslında bakarsanız Meriç'le tanıştığımızdan beri her akşam yazıyorum. Onunla ilgili ne varsa her şeyi yazdım. Birlikte geçirdiğimiz bütün güzel anları onun bana yaptığı romantik anları... her şeyi buraya yazmıştım o da günlük yazıyor mudur acaba? Belkide yazıyordur da bana çaktırmıyordur çünkü ben ona bir günlük yazdığımı söylemedim. Söyler miyim bilmiyorum.

Günlüğümü yazdıktan sonra kapatıp çekmeceye koydum. Sonra yatağıma geçtim. Telefonuma bakıp uyuyacağım derken bir mesaj geldi mesaj Kübra'dan bu saatte ne oldu acaba mesaj yerine girdim.

"Ekin... nasılsın hiç görüşemiyoruz çok özledim seni yarın bize gelir misin?"

Kübra ile de uzun zamandır konuşmuyoruz okula da gelmiyordu bir kaç haftadır çünkü hastanede babaannesine bakıyor ondan başka kimsesi olmadığı için o bakmakla yükümlü nasıl özledim anlatamam çocukluk arkadaşım o benim yarın onu görmeye gideceğim.

"Bende çok özledim yarın geleceğim ama hastanede misiniz?"

"Hayır eve çıktık artık doktor taburcu etti bugün babaannemi"

"Çok geçmiş olsun yarın gelirim o halde görüşürüz"

Telefonumu kapatıp komodinin üzerine bıraktım. Yarın Kübrayı görmeye gideceğim o kadar sabırsızlandım ki anlatamam hemen uyumalıyım.

Kübra benim görüp görebileceğim en iyi dost onunla o kadar güzel şeyler yaptık ki küçükken hep oyunlar oynar birbirimize şakalar yapar eğlenirdik ondan başka doğru düzgün arkadaşım olmadı hiç o kadar özlemişim ki onu yarın gidip görmeliyim.

Bugün okullar tatil o yüzden biraz uyuyup geç kalktım. Kübra ile bir saat sonra buluşacaktım. Kalktığımda nedense başım çok ağrıyordu. Geç kalktığım için olmalı. Telefonumun çaldığını duyar duymaz yataktan kalkıp telefonu açtım arayan Meriç'ti.

"Günaydın aşkım.!"

"Günaydın..."

"Neler yapıyorsun bakalım?"

"Şimdi kalktım üzerimi giyinip Kübra ile buluşmaya gideceğim."

"Aa bayağıdır da buluşmadık falan diyordun o kız mı?"

"Evet hayatım o kız. Dün gece bana mesaj attı babaannesini taburcu etmişler hastaneden bizim eve gelir misin seni çok özledim falan dedi ee bende özledim dedim ki bugün bir onu görmeye gidiyim hemde geçmiş olsuna gidiyim dedim."

"İyi yapmışsın sevgilim o halde ben seni fazla tutmayayım sen buluş arkadaşınla."

"Tamam canım görüşürüz"

"Görüşürüz öptüm"

Telefonu kapattım. Sonra üzerimi değiştirdim. Aşağıya indim. Annemle babam salonda oturmuşlar film izliyorlardı. Yanlarına girdim ve konuşmaya başladım.

"Annecim babacım ben Kübra ile buluşmaya gidiyorum haberiniz olsun."

"Tamam kızım babaannesine selam söyle dun taburcu olmuş diye duyduk yarın da ben bir gidiyim de geçmiş olsuna kadın gelmediler demesin sonra"

"Tamam annecim görüşmek üzere."

"Görüşürüz kızım." İkisi birden bunu dedikten sonra ayakkabılarımı giyip çıktım. Dolmuşa binip Kübralara gittim. Onlara yakın bir yerde indiğimde yolumun üzerinde bir market gördüm. "Acaba hasta ziyaretine giderken ne alınır?" diye düşünürken markete girdim. Ne alsam ne alsam diye düşünüyordum. Sonra gözüme kuru pasta ve meyve suyu ilişti bence bunlar uygun olur diye alıp kasada ödememi yaptıktan sonra marketten çıktım. Kübraların evi müstakil bir evdi. Evlerinin önüne geldim. Birazcık heyecan yapmıştım. Bayağıdır görmemiştim. Kapının ziline bastım. Ve beklemeye başladım. Kapıyı babaannesi açtı. Kapıyı açabildiğine göre iyileşmiş olmalıydı.

"Merhaba efendim. Ben Kübra'nın arkadaşı Ekin bu arda çok geçmiş olsun."

"Sağ ol evladım. Hatırladım seni Kübra çok bahsederdi senden dur çağırayım onu."

Babaannesi çok tatlı seker birisiydi. İçeriden Kübra'ya seslendi. Benim geldiğimi duyunca hemen koştu geldi kapıya.

"Ekin..!" Diye bağırdı beni görür görmez heyecanla boynuma atladı hemen bir anda dengemi kaybedip elimdeki paketlerle beraber yerde buldum kendimi bana öyle sıkı sarılmıştı ki neredeyse kemiklerimin kırılacağını hissettim.

"Yaa! Nasıl özledim seni bilemezsin Ekin ya hoş geldin." Derken beraber yerden kalkmaya çalışıyor bir yandan da halimize gülüyorduk. Elimden poşetleri aldı. Sonra kolumdan tuttu heyecanla beni odasına götürdü.

"Tekrar hoş geldin canım arkadaşım. Nasıl özledim bilemezsin ya."

"Ben de ya bende çok özledim."

"Eee neler yaptın bakalım anlat çabuk enişte falan yaptın mı bana ha!"

Heyecanlı heyecanlı bana sorular sorarken çok eğleniyordu. Onu bu kadar mutlu görünce onun mutluluğu ile mutlu oluyordum. Arkadaştan öte sanki kardeş gibiydik birbirimizden hiçbir şey saklamaz her şeyimizi anlatırdık.

"Meriç vardı ya biz onunla sevgili olduk..!"

"Oha kızım sen ciddi olamazsın şu an ayy inanmıyorum ya eee anlat hemen nasıl oldu."

Ben tabi başladım anlatmaya nasıl oldu neler oldu şu ana kadar her şeyi anlattım o da bana anlattı derken derken akşam etmişiz yine ee tabi benimde gitme vaktim geldi haliyle.

"Artık ben kalkayım canım kardeşim."

"Offf! Yaa gidiyorsun demek bak yine gel olur mu?"

"Tamam tamam gelirim ama bu kez sende gel tamam mı?"

"Tamam gelirim. Ayy dur bakıyım sana bir sarılayım."

Sarılıp öpüştükten sonra babaannesinin elinden öpüp sağlıklar dileyip gittim."

Çok güzel vakit geçirmiştik beraber keşke

biraz daha vaktim olsaydı ama ne yazık ki evden beklerler nasıl olsa daha çok buluşuruz çünkü artık babaannesi de iyileştiğine göre okula da gelebilirdi. Babaannesi klasik yaşlı hastalıklarıyla uğraşıyordu o yüzden hastanede kalması gerekti bir kaç hafta.

Bölüm sonu

1 yorum