Abim ve Nurten sesimizi duymuş olmalılar ki abim kendisini düzeltti. Nurten öylece bizi izliyor ve titriyordu.
Nurten'in gözleri öyle korkudan titriyordu ki... Anlatılmayacak kadar.
Abim Nurten'in elini sımsıkı tuttu ve ikisi aynı anda elini boğazına koyup, boğazlarını temizlediler.
Temizledikten sonra yanımıza doğru adım atmaya başladılar.
Yanımıza geldiler, tam karşımızdaydılar. Abim ile göz göze geldik. Bana neden buradasınız der gibi bakışlar atıyordu. Ben de gözlerimi abime dikleştirdim, başımı iki yana olumsuz anlamda salladım.
Nurten ilk yere bakıyordu. Daha sonra gözleri ilk benimle sonra arkamdan yanıma geçen Hazar ile buluştu.
Abimin bunu bana, babama ve soyumuza yaptıkları... İnsan ne diyeceğini şaşırıyordu.
Nurten'i bilemem ondan her şeyi beklerim ama abimden beklemezdim.
"Sizin ne işiniz var burada ?" abimin sorusuyla kendimize geldik. "asıl onu size sormalıyız abicim, sizin ne işiniz var burada?" abim derin nefes aldı verirken yavaş yavaş, kesit kesit verdi. "Biz sizin büyüğünüz, istediğimizi yapa-" bu sefer gerçekten dayanamadım ve ben abimin lafını kesip, ben konuştum. "Evet abi, büyük olduğunuzdan dolayı, bizi planlayarak bastınız. O da yetmezmiş gibi sen beni babama söyledin? Imm başka başka..." düşündüm. Derin derin düşündüm. Ama bir sonuca varamadım. "Bak Dilan'ım kara gözlüm, ben senin iyiliğin için yaptım herşeyi." Hazar çok sinirlenmiş olmalı ki çok hızlı nefes veriyordu. Anlaşılan budur ki, bu işin sonu hayra alamet değildi. "Dilan'ın için mi? Ulan aptal herif! Kardeşinin iyiliğini mi yapıyorsun? Hayır. Kötülük mü? Evet. Her şeyi Dilan için yapsaydın daha iyilerini yapardın aptal herif!" dedi Hazar tek nefeste. Abim sinirlendi.
Abim, konaktaki çalışanları getirmiş olmalı ki ağaçların arkasından ağalar ve abiler çıkaverdi. Herkesin elinde silah vardı. O silahların hepsi Hazar'a yükleniyordu.
Nurten ilk hızlı nefes aldı yavaş ve sessiz verdi. Nurten'in korktuğunu görüyordum. Kardeşine bir şey olmasını istemiyordu. Keşke abim de böyle olsaydı.
Nurten nefesini verdikten sonra Hazar'ın kalbine denk gelen uzun bir tüfeğe baktı. Daha sonra çok ağır bir yutkundu.
"Yapma..." dedi Nurten ve eli titriyordu korkudan. "yapma Ertan..." dedi tekrardan nefes aldı ve Hazar'ın sinirle elini yumruk yaptığı eline baktı ve tekrardan konuştu. "Ertan, yapma, yaptırma. İki aşiret düşmanken düşmanlığı tam ilerlemesin... Lütfen." dedi ama abim dinlemiyordu.
Nurten abimin kolunu kendisine çekti ve dürttü abimi. "Ertan kime diyorum" dedi ve abimin gözleri benim gözümden, Nurten'in gözüne kaydı. "Efendim Nurten" dedi abim. Nurten gözünü kırpıştırdı ve tekrardan kulağına fısıldadı bir şeyler. Abimin siniri geçmiş olmalı ki "Silahları geri çekin!" diye bağırarak emretti. Çalışanlar Hazar'a doğrulttukları silahlarını geri çektiler. Nurten derin bir ohh çektiğini duydum. Hazar ise yumruk yaptığı elini düzeltti ve rahat bıraktı.
Abim ve Nurten aynıydı. Hareketleri ve davranışları...
Nurten nasıl kardeşi için her şeyi yapıyorsa abim de benim için değil, Nurten için her şeyi yapıyordu.
Abim ise başını iki yana salladı ve 'tık, tık, tık,' gibi sesler söyledi. Abim hıncını almamış olmalı ki bu sefer ceketinin içinden silahını çıkarttı ve Hazar'ın kalbine denk getirdi. "Ne oldu Hazar ağa? 10 yıl önce yapamadığın daha doğrusu beni öldürmek isteyip de öldüremediğin için ben seni şuracıkta öldüreceğim." Abim ne diyordu böyle? "Ne!" diye bağırdığını duydum Nurten'in. Abimin ciddi olmadığını biliyorum.
"Ne dediğinin farkına var Ertan ağa!"
"Hayırdır? Farkına varmazsam ne olur söylesene? He söylesene Hazar! Korktun mu yoksa? Bacımı öptüğün yetmedi başka hangi şerefsizlik yapacaksın! Söyle de bilelim. İşimizi erkene alırız."
Abim öyle bir siniri vardı ki... Sinir mi öfke mi bilemedim.
"Yeter" dedim Nurten haklı olduğumu düşündü ve destek verdi. "yeter artık yeter!" dedim. "Kavga dan bıktım, düşmanlıktan bıktım her şey den bıktım! Artık sevdiğime kavuşmak istiyorum. Abi, sen de artık anlayış göster." dedim.
"Kızım haklıdır Ertan ağa."
Babamın ansızın gelişi bu ortamı daha da gerdi. "Baba" dedi abim. "baba ya, baba. Ulan şerefsiz! Ben seni namuslu birisi sandım sen ne çıktın böyle he?" sustu ve biraz soluklandı. Tekrardan konuşmaya başladı. "Hadi Dilan'ı geçtim. Tek öpültüler. Ama sen ne yaptın oğlum?" abim kızardı. "seviyorum baba" dedi abim. "sevmek bu değil oğlum" dedi babam. Nurten resmen ortalığı karıştırmış daha sonra kendisini kenardan çeken yılana benziyordu. "nedir peki baba? senin gibi Sayme annemi... Öz annemi kaçırıp, istememesine rağmen üç çocuk yapmak mı baba sevmek. Sevmek bu değilse ne!" abime bu konuda hak veriyorum.
"oğlum yeter sus!" diye bağırdı babam. "neden sussun haklı." dedi Hazar. Hazar sussa, şaşardım. "Asıl sen sus Hazar!" diye bağırdı babam tekrardan. "ned-" Hazar konuşacakken birisi onun lafını kesti. "Hayırdır neden sussun benim oğlum? Bunca yıl sustu. Her şeyi içine attı. Şimdi tekrardan mı sussun? Sen söyle Resul ağa!" bu Veysel amcaydı. Hazar'ın babası. "Senin kızına sormalı Veysel ağa! Neden kaçtı?" diye sordu babam. Nurten ne alakaydı ki?
"Kızımı piyan olarak kullanamazsın Resul. Her şeyi öğrenmişsin karakterliği öğrenmemişsin." bu sefer Veysel amca fazla aştı haddini. "hop orada dur Veysel ağam!" babam yerine abim konuştu bu sefer. "Ertan, bilmediğiniz konular var sus." dedi Veysel amca ve gözleri bana kaydı. "Dilan" dedi sert bir şekilde beni işaretleyerek. "e-efendim Veysel amca" dedim. Ne diyecekti ki? "sen babanın ne yaptığını biliyor musun? Gerçi bilmezsin ki. Bilsen o evi anında terk ederdin." dedi gözleri ile bana bakarken.
Veysel amca öyle uzundu ki çenem ağrıdı ona bakarken.
"Veysel sus artık sus!" dedi babam.
Neler oluyordu?
"Kızından mı korkuyorsun koskocaman Kozan aşiretinin ağası?" dedi Veysel amca, küçümseyici bakışlar atarken.
"asla" babam gözlerini benim gözümden aldı yere baktı.
"Ee o zaman neden söylemedin kızını bir erkek uğruna sattığını?"
Ne
Babam ,
benim öz babam beni,
sattı mı?
Nurten, ben, abim ve Hazar dördümüz bşr ağızdan "Ne" dedik ben tekrardan "Ne!" diye bağırdım.
"Baba... Sen beni... iğrenç." dedim ağlarken. Veysel amca ağladığımı görünce keyifli bir gülüş saçtı yüzüne. "Kızım..." dedi "bana lütfen k-kızı-m d-de-m-e." kekeleyerek konuştum.
Babam bu iğrençliği nasıl yapardı ki?
Herkesi terk ettim, yere düşen çantamı elime aldım ve direkt arabama koştum ağlayarak. "Dilan, dur!" Hazar'ın sesiydi. Ama durmayacaktım.
Kolumdan tuttu. "dur dedim sana kızım!
"Hazar bırak beni, lütfen. Eve gitmek istiyorum." dedim ağlarken.
"Hayır bırakmayacağım seni. Gerekirse ben de geleceğim seninle." dedi ağlayan gözlerime bakarken.
Daha fazla dayanamadı ve ellerindeki parmaklarıyla akan göz yaşlarımı teker teker, yavaş yavaş sildi.
'Hazar, lütfen." dedim ama o kararında netti. Daha fazla dayanamadım. Arabaya bindim ve "bin arabaya." dedim. Bindi.
Hazar benim ağlamamı sevmiyordu.
"Yeter ağlama, yoksa şuracıkta ben de ağlayacağım. Sonra desinler ki Hazar ağa ağladı.
Güldüm.
Benim gülmemi görünce o da hep gülüyor.
"Hazar o evde kalmak istemiyorum." dedim boğazımı temizledikten sonra.
"Dilan diyorum ki. Mustafa ve sevgilisi Rüya" lafını tamamlamama izin vermedim. "Nereden tanıyorsun onları?" diye sordum. "Ah Dilan, güzelim hani Mustafa, sen ve ben aynı alandan mezunuz ya aynı liseden mezunuz ya hani... Rüya ile de tanıştım. Samimi bir kız." başımı güzel dercesine salladım. "Heh işte diyorum ki. Sen, ben Mustafa ve Rüya. Bir tatile gidelim hem kafan dağılmış olur. Rüya'nın babasının bir mekanı varmış ahşaptan evler falan varmış kiralarız orda ya dördümüz ya da... ya da ikimiz tek evde kalırız. Hangisinde rahat istersen." dedi. Aslında güzel bir fikirdi ama bir yandan istemiyordum. "Ne dersin?" diye sordu bana. "Düşünmem lazım." dedim. "Güzel o zaman bana akşama eve gidince iyice düşündükten sonra bana haber veriyorsun ona göre planlayacağız. Grupta açarım hem. İstersen." dedi. Beni anlayan tek kişiydi o. Onu kaybetmek istemiyordum.
İnsanlar, canımız dediğimiz kişiler canımızı asıl yakan kişilerdir. Bunu bugün tekrardan babam öz ve öz babam sayesinde öğrendim. Bunun için de teşekkür ederim babacığım. Bana tekrardan kimseye güvenilmemesini öğrettiğin için.
Hazar yok üstünde inmek istedi, daha doğrusu işi çıktı ben de eve gittim. evdeyim. Odamdayım. Ama kullanıldım.
Kendimi bir malzeme gibi hissediyordum.
Mustafa'nın aramasıyla irkildim. "Dilan naber" sesi enerjiliydi. enerjisi hiç solmasın, benim soldu, onların solmasın. "iyiyim Mustafa sen" dedim. "Ben de iyiyim. Ben kapatıyorum birazdan Rüya seni arayacak." Allah Allah.
Suratıma telefonu kapattı.
Yabancı numara arıyordu 054X XXX XXXX acaba bu Rüya mıydı?
Açtım.
"Alo, ben Rüya sen Dilan'sın değil mi?" çok tatlı sesi vardı. "Evet ben Dilan'ım."
"Memnun oldum Dilancığım." ilk sessiz oldu ve Mustafa'nın ona bir şeyler dediğini duydum ama ne dediğini anlamadım. "Bende Rüya." dedi ve hızla nefes verdi. "bende Memnun oldum, Rüya." dedim ve hafifçe güldüm. "Dilan sen Yozgatlar'ı biliyor musun?" İki tane yer vardı acaba nereyi diyordu? "2. alanı olandan bahsediyorum." diye ekledi. "evet biliyorum. Hatta yaz kış fark etmezsizin hep kar yağıyor. Orayı diyorsun degil mi?" diye sordum. 1. Alanı Adana'nın dışında kalıyordu. 2. Alanı ise şehir dışındaydı. "Evet tamda orası bizim. İki yer de bizim aslında ama neyse. Hadi hazırlan gidiyoruz." dedi bana. Nereye gidecektik ki? Acaba Hazar'ın dediği yer miydi? "nereye?" diye sordum. Rüya, sesini kapattı. Geri açtı ve konuşmaya başladı. "e şey bu gece oraya gidelim mi? Yani oraya gidelim. Ben yer ayarladım bile. Lütfen gel, benim için, Mustafa için ve Hazar için. Lütfen gel." Rüya konuşunca kendimi güvende hissediyordum. Belki de yakında öyle olmayacaktı kim bilir?
"geliyorum."
"Herkese inat ve her şeye inat geliyorum."
"İşte benim kızım be!" dedi Mustafa. Rüya kıskanmış olmalı ki "Mustafa" dedi dişlerinin arasından. "Tamam sustum sevgilim" Ne ara sevgili olmuşlardı?
"Neyse, Dilan, Hazar dedi ki 'Dilan'ı ben alacağım, o hazırlansın.' dedi." O zaman güzel giyinmeliydim. "Tamam Rüya. Ben hazırlanıyorum. Hazar geldiğinde yanınıza geliriz zaten." Rüya ve Mustafa'nın gülme sesleri geliyordu. ne yaşıyorlardı?
"Tamam görüşürüz" dedi gülerken ve suratıma kapattı telefonu.
Ahşap evlere giden zar zor evine dönüyordu. En son 9 yaşında gitmiştim. O zaman Hazar daha kardeşim gibiydi.
Zaman su misali akıp gidiyor, geriye sadece anılar kalıyor.
Bavulumu hazırladım.
Koskocaman bavulum bitti ve ben de bittim.
Hazar arıyordu.
Açtım.
"Güzelim" dedi güzel bir ses tonu ile.
"Efendim?" dedim düz bir ses ile.
"Hazır mısın?" diye sordu merak edercesine.
"Hiç olmadığım kadar Hazar." dedim.
"Kapıdayım haberin olsun. Seni bekliyorum. İçeriye gireyim mi?" Hazar'a gir dersem hemen girecekti.
"Hayır tabii ki de girme. Ben damdan atlayacağım. Elimde valizim var. Arka dama gel." her zaman ki gibi damdan atlayacaktım.
Artık vazgeçilmezim olmuştu.
"Dikkatli ol."
"tamam, olurum. " dedim.
Dama çıktım hemen yan tarafımdaydı. Hazar aşağıda, beni bekliyordu ve tam damın altındaydı.
"Dilan bavulunu bana at" dedi kısık bir ses ile.
"Ne acıması kızım, bu güne kadar herşey oldu hiç bir şey canımı yakmadı bu mu yakacak?"
dedi. Tekrardan edebiyat yapıyordu.
"tamam atıyorum iyi tut, ses çıkmasın." dedim kısık bir ses ile.
"tamam, 3 dediğimde at."
"tamam" dedim.
"1" saymaya başladı.
Panik yaptım ve hemen attım. Tam yüzüne geldi ve yere düştü, yere düşmesi ile bavul onun yüzüne düştü. "ah, kızım naptın."
"ö-özür dilerim Hazar, hemen atlıyorum." özürümü kabul etmemiş gibi duruyordu.
Eli ile beni durdurdu.
"dur Dilan" dedi.
Neden durmamı istiyordu ki?
"neden durayım?" dedim, o acı ile inlenirken.
"kızım canın yanacak bir dur. Arabamda merdiven vardı getireyim de onu destek al." dedi, beni düşünüyordu ve beni düşünmesi ona kat ve kat daha fazla aşık olmama neden oluyordu.
"tamam" dedim. O ise gitti ağaçların arkasına park ettiği arabasına ve uzun merdiveni çıkardı. Yanıma doğru yaklaştı. Yanıma ulaştı. Merdiveni açtı ve "hadi" dedi.
Kendimi bir daha bu eve gelmeyecekmiş gibi hissediyordum.
Bu yüzden evime doyasıyla baktım ve merdiven ile dikkatli bir şekilde aşağıya indim.
Aşağıya iner inmez Hazar'ın boynuna sarıldım, kokladım onu. Vanilya kokuyordu. "Telefonunu aldın mı?" diye sordu bana. "Evet aldım, şarzımı da aldım kulaklığımı da." dedim ve güldüm. Ben gülerken yanağımda gamze çıkıyordu ve Hazar o gamzemi çok seviyordu. Ben güldükçe o gamze genişliyor ve Hazar öpüyordu. Bu hep böyle gidiyordu ve Hazar beni tekrar, uzun yıllar sonra, damın aşağısında, gamzeme buse kondurdu.
O beni öptüğünde hafif titredim. Bu sefer kelebekler daha da çoğaldı ve bu aşırı derecede özel bir hisdi.
"Hadi arabaya bin" dedi ve benim kolumu tutarak arabaya sürükledi.
Bindim,
Daha doğrusu bindik..
"Nereye gideceğiz şimdi?" diye sordum.
"Mısto ve Rüya'nın yanına." başımı tamam dercesine salladım.
"E onlar nerd-" lafımı kesti.
"E amma naz yaptın be kızım. Bir dur ve seni nereye götürdüğüme şahit ol."
"E amma naz yapmışmışım oğlum nereye gideceğimizi demessen nereye götürdüğüne nasıl şahit olayım"
"susar mısın güzelim artık he?"
"hayır"
Şarkı açtı.
Şarkıyı kapattım.
"Neden dinlemiyorsun beni? Neden merak ettiğim soruyu cevaplamıyorsun?"
Duygu sömürtüsü yaptım.
"Dilan regl dönemin de misin güzelim?"
"Ne alaka Hazar? Her kızan kız, regl mi oluyor."
"Bugün fazla kızgınsında ondan güzelim."
"Hayır değilim."
"Tamam"
"Nereye gidiyoruz."
"yine mi?"
"evet yine"
"tamam, sakinim. Sahile gidiyoruz."
"hangisine" dedim büyük bir heyecan ile.
"sürpriz."
"ama..."
"Aması maması yok"
"iyi, tamam." dedim yüzümü yumultarak.
Böylece çok atıştık..
Araba sahile yaklaştı.
Mustafa oradaydı.
Peki ya Rüya neredeydi?
"Aha geldiler! Rüya gel güzelim geldiler!" diye bağırıyordu Mustafa, Rüya'ya.
Arabadan indik. El ele tutuşup, Mustafa'ya doğru yürümeye başladık.
Mustafa ve Rüya sımsıkı birbirlerinin ellerini tutuyorlardı.
Çok yakışıyorlardı. Mustafa bu sefer gözümde girdi. "Ooo benim çifte kumrularım gelmiş hoşgeldiniz efenim. Bu tarafa oturun. Ben ve Rüya ise buraya oturacağız." Gösterdiği yer karşılıklı masa olan küçük yerdi. Sahil kenarında, balıkçıydı. "Hoşgeldin Dilan iyi ki geldin. Beni kırmadığın için minnettarım sana." dedi elimi sıkı sıkı tuttu ve ovdu. Tek güldüm ona o da bana güldü "dilan sen... Kilo mu aldın?" diye sordu Mustafa ciddiyetim bozuldu. "Ne"
"şaka ya"
"Tamam Mısto." dedim.
Güldü,
Güldük.
"Dilan bu arada balık seviyorsun değil mi?" diye sordu Rüya bana. Tam cevabımı verecekken Hazar araya girdi. "Tabi ki evet, o bir balık burcu Mart ayının on ikisinde doğdu." dedi ve bana bakıp sırıttı. Ben de ona güldüm.
"yiyorum güzelim" dedim Rüya'ya. Rüya güldü bana. Ben de ona. Çok samimi bir kız.
"Sımsıcak yemekleriniz geldi efenim" dedi garson. "hoşgelmişler" dedi Mustafa gülmeden edemedim. "Ya sevgilim..." dedi Rüya. Mustafa ise Rüya konuşurken onun ağzına akan yağı sağ parmağı ile sildi.
İlişkileri çok güzeldi. Hep güzel olsunlar.
Hazar "Dilan benim acil lavabıya gitmem lazım." dedi Hazar ve lavaboya gitti.
"Dilan bir şey diyeceğim." dedi Mustafa.
"Efendim?" dedim. Rüya bizi iki avucu yüzündeyken izliyordu.
"Siz neden Berivan'larla düşman oldunuz? Dost gibiydiniz oğlum. En son evleniyordunuz. Nurten olayı falan oldu ne oldu Nurten'e?" Mustafa ve Nurten lise çağındayken birbirleri ile hoşlanıyorlardı. Çocukluk aşkı işte. İlk Mustafa'ya güldüm hafiften daha sonra konuşmaya başladım. "İnan bana çok uzun konu daha sonra anlatırım." dedim. "Nurten kim Mustafa? Hani aşiretin olaylarını falan biliyorum da Nurten kim?" Mustafa ne yapacağını daha doğrusu ne diyeceğini bilmediği için araya girmem gerektiğini söylercesine kaç göz yaptı. "E şey" dedim "ney" dedi Rüya. "Nurten... Abimin sevgilisi" Mustafa şok oldu anlık ve "ne" dedi. Ekleme yaptı. "ne nasıl sevgilisi ne ara... Ne ara sevgili oldular Dilan. Ne ara dost oldu bu iki aşiret Dilan. Hadi seni anladım da abin ve Nurten ne alaka?" diye sordu. Rüya'yı şuan çok iyi anlıyordum. "Seni ne ilgilendiriyor Nurten? Sonuçta siz akraba veya aile değilsiniz Mustafa." dedi Rüya işi kısaya geçirmek adına "sonra anlatırım" dedim. "neden şimdi anlatamıyorsun Dilan?" bu kız kıskanç mıydı? Yoksa beni sinirlendirmek için mi yapıyor bütün her şeyi? "Çünkü çok uzun bir konu." dedim. "anladım" dedi, şükür bir şeyi anladı. "güzel." dedim.
"Eee mısır yiyelim mi?" diye sordu Mustafa. Konuyu dağıtmak için yaptığını biliyordum.
"Hazar'ı bekleyelim." dememle Hazar geldi. "Ne yapacağız ki Dilan'ım." huzur bulduğum noktam geldi.
"Mısır yiyeceğiz hepimiz." dedim. Rüya bana tiksinir gibi bakıyordu. "ben yemeyeceğim." dedi Rüya. Sebebi neydi? Nefreti mi? Neyden nefret ediyordu ki? "sebep ne sevgilim" Rüya'nın gözlerinin kararmaya başladığını gördüm. "mide-", "Rüya!" diye bağırdım. Çünkü kız bayıldı. "Tamam, sıkıntı yok. 5 dakikalığına ayılır." dedi Mustafa neyden bahsediyordu? "Ne, nasıl yani? İşinizi erkene mi aldınız Mısto?" dedi Hazar. Hazar'a katılıyordum. Tedirgin gözlerle Rüya'ya bakarken bir yandan da Hazar'a katıldığımı gösteriyordum. "Evet aldık Hazar. Dene bence."
"Mustafa" dedim kızgın bir ses ile. "tamam sustum. Bana su verin Rüya'nın yüzüne serpiştireceğim." dedi. Elimde olan bardakta, Mustafa'ya yeteceğini düşündüğüm kadar su vardı elimde. "al" dedim uzattım bardağı. "bu ne lan?" dedi şaşırmış gözlerle. "ne oldu?" diye sordum. "Rüya'ya bu su yetmez ve verdiğin su aşırı derecede az." dedi. Kızgın bakışları attım. "istersen sürahiyi vereyim?" diye sordum. "olur" dedi.
Bu çocuk iyi değildi.
"ah" acıyla inliyordu Rüya.
"bence fazla burada kalmayalım. Çünkü her an her şey olabilir. Bu yüzden şimdi o ahşap evlere gidelim." dedi Hazar. "başım.." Rüya bastırarak konuştu acısıyla inlerken.
"Tamam gidelim." dedi Mustafa aceleyken.
Koşturarak gitti arabasını almaya Mustafa. Arabasını çalıştırdı ve hızla yanımıza geldi. "deniz mi çarptı acaba." dedim kendi kendime Rüya'nın saçını okşarken. "Bil-miyor-rum." dedi zar zor Rüya. Mustafa arabadan indi ve sandalyede oturan sevgilisini kucağına aldı yatay bir şekilde ve bir hızla. Kucağına alır almaz bizi çağırdı. "Dilan koş arka koltuğu aç, Hazar sende ön koltuğa geç koşun." dedi ve Rüya'nın ağırlığı , ona ağırlık yaptığını düşündüm çünkü yerinde durmakta çok zorluk çekiyordu.
Arka koltuğun anahtarını bana verdi ve arka koltuğu açtım.
Ben yerimi aldım. Mustafa Rüya'nın başını dizime koydu. Başını kendime iyice çektim ve saçını okşadım iyice. "geçecek sen iyileşeceksin." Başını hayır dercesine hep sallıyordu. "başını sallama miden bulanır." ve durdu başı. "bugün 2 oldu bu." dedi Mustafa.
"doktora gittiniz mi?" diye sordum.
"hayır"
"neden?"
"çünkü... bilmiyorum çünküsü yok."
"tamam." bu işin için de bir şey vardı ama ne?
Dağlık alandan geçtik, virajlı yollardan geçtik ve tünellerden geçtik. Çok hızlı sürüyordu bir saatte orda olduk. Normal de üç saat olması gerekiyordu.
Ve geldik,
Karşımızda
masmavi renkte
Kendinizi huzurda bulacağınız
Ahşap ve
Bir o kadar güzel
Evler vardı.
O karın kokusu....
O havanın kokusu....
Ve en önemlisi.
O huzurun kokusu...
Burasıydı.
Hazar'ın kalbiydi.
Ama bu geldiğimiz yer apayrı güzeldi.
Uzun aradan sonra huzuru
bulmak ve koklamak çok
daha da çok huzur veriyordu.
H "veee tatatatam. Geldik." eşsiz manzarası vardı. "çok güzel.." dedim Hazar ise "senin gibi mi?" dedi. Utanmama neden oluyordu. "Hazar.." utandım.
"bence bugün uyuyalım. Yarına işlerimizi yapalım." dedi Mustafa ben ve Hazar da katıldık. "bence de" dedi Hazar ve bana güldü. Bende ona alttan alttan sırıtış attım.
"evimiz burası gelin benimle." dedi ve onu takip ettik. "2+1 iki katlı odalarımız üst katta mutfak alt katta salonla bir. American mutfağı. Lavabo üç tane. İki yukarı , bir aşağıda. Odalarda birer lavabo var. Bence iyi." diye anlattı Rüya. Rüya ne ara iyi oldu ki?
Evin içine girdik.
Harikaydı.
"uykum var" dedi Rüya ve odalarımız için üst kata geçtik. Odamız büsbüyüktü. Hazar ile odamıza geçtik. Hazar ve ben tektim odada. "Hazar aynı yerde yani aynı yatakta mı yatacağız ?" diye sordum utanarak. "evet" dediğinde üstü çıplak oldu ve yatağın içindeki yorgana yığıldı. Hazar'ı böyle ilk görüşümdü. Yakışıklılığı gözümü kamaştırıyordu. "hadi gel koynuma, herkesi geçtik, herkesi ardımıza bıraktık onlara bakmadan buralara kadar geldik. Sence daha özelleri, iyileri hak etmiyor muyuz güzelim? He?" dedi benim içim titriyordu o direkt söylüyordu.
"Sence bu gece bizim gecemiz olmasın mı?"
Olsun be Hazar'ım artık her şey için hazırdım.
"olsun... Olsun sevgilim seninle her şeye varım ben..." dedim.
Ve,
Ve Hazar'ın açık olan koynuna girdim. Yorganı başımıza kadar çektim.
Ve artık o gece bizim gecemiz oldu.
İyi ki sen sevgilim.
💜
Selam ölümsüzlerimm nasılsınızz??
Bu bölüm benim için en heyecan, en duygusal ve en özel bölümü oldu. Nedeni ise instagram dan attığım story yüzünden.
İlk bölüm nasıldı?
Buraya bu bölüm için görüşlerinizi yazınız.
Buraya ise bu bölüm hakkında sorularınızı.
Yeni kapağımızı gördünüz mü? Ben gördüm ağağağ çünkü ben yaptım. Sizde görün.
Bu tek burada kalsın, diğerleri instagram'da. Takibe alabilirsiniz. @kelebegimsi1yazar
Yeni bölümde görüşmek dileği ile... Sağlıkla kalın.🖤