Nova dikkatli bir şekilde kapıyı itip,
"Korkma, sana asla zarar vermem. Çünkü bende senin gibi bir cadıyım. Lütfen ne söyleyeceğimi bir dinle." Deyince, zayıf kadın korkusu geçmese de ona içerdeki bir odaya girmesi için işaret etti. Aralarındaki mesafeyi koruyarak kendisi de Nova'yı takip etti. Kaplaması yırtıklarla kaplı, yer yer süngeri dışarı fırlamış kadife koltuklardan birine oturan Nova,
"İsmini bildiğim için benden bu kadar korkma. Çünkü bende sana ismimi söyleyeceğim ve eşit durumda olacağız." Dediğinde, Kera başını sallamakla yetindi.
"Benim adım Nova. Buraya bazı malzemeler almak için geldim. Bıçaklar, makaslar, bitki ezme kapsülü gibi zehir yapımında kullanılan temel aletleri almam gerekiyor. Bunları benim için temin etmeni istiyorum. Önümüzdeki hafta ev hapsinde olacağım için gelmem mümkün olmayabilir ama sonrasında ilk bulduğum fırsatta geleceğim. Aletlerin ödemesini şimdi yapacağım için endişelenmeni gerektirecek bir durum da oluşmayacaktır." Diyen Nova, cebindeki keseyi çıkardı. İçinde yalnızca iki ya da üç altın kalana kadar önündeki masada süs olarak duran tabağa boşalttı. Kalan altınlardan bir tanesini cebine atıp diğerlerini de uzatarak,
"Ayrıca şu an elindeki her çeşit zehirden küçük bir miktar hazırlamanı istiyorum. Eminim elinde bölmeli kutu bulunduruyorsundur. Ona tüm karışımları ayrı yerleştirip bana vermeni istiyorum." Deyince, Kera kararsızca baktı. Ama altınlara olan ilgisi onu isteneni yapmaya zorladı. Nova'nın uzattığını alıp başka bir odaya gitti. Çok geçmeden elinde ahşap bir kutuyla döndü ve Nova'ya uzattı. Nova kutuyu aldıktan sonra içine bakmak için kapağını kaldırdı. On beş çeşit zehir, öldürücülüklerine göre baştan sona düzenli bir şekilde yerleştirilmişti. Memnun bir ifadeyle kalkıp kapıya doğru yürüdü. Çıkmadan önce son kez Kera'ya baktı ve el sallayıp kapıyı ardından kapattı.
İşi bittiğinde hava tamamen kararmıştı. 'Çok geç kaldım.' diye düşünerek koşar adım deve arabası bulmak üzere yollandı. Sonunda bir tane bulup aceleyle bindi.
Kaleye varınca cebindeki son altını çıkarıp arabacıya verdi. Eteğini toplayarak indi. Kale sakin görünüyordu. Pek umutlu olmasa da kimsenin onun yokluğunu fark etmemiş olmasını diledi. Gündüz çıktığı kapıya vardığında nöbetçi şövalyelerin yerinde yeller esiyordu. 'Sonunda şans biraz olsun yüzüme güldü.' diye düşünürken hızlı adımlarla mutfak girişine doğru yürüdü. Ta ki sakin ama ürkütücü bir ses onu alıkoyana kadar,
"Düşes Nova Valen." Nova olduğu yerde donakaldı. Ses arkasından geliyordu ama Nova dönmek istemiyordu. Fakat kaçamayacağını da biliyordu. 'Zaten bugün cezalandırılacağımı biliyordum.' diye düşünerek sıkkın bir ifadeyle döndü. Karşısında beyaza çalan sarı saçlarıyla gecenin karanlığına meydan okuyan genç adamı gördü. Keskin yüz hatları ifadesizlik maskesi ardına saklanmaya çalışan bir öfkeye ev sahipliği ediyordu,
"Neredeydin?"
"Ailenin onuruna zarar verecek hiçbir yere gitmedim, Ekselansları Dük Valen."
"Üç yıldır bizimle yaşıyorsun. Sabrımın ne kadar az olduğunu öğrenmiş olmalısın."
"Sizi varlığımla rahatsız etmeyeceğim bir yerdeydim Ekselansları. Daha fazla açıklama yapmak zorunda olduğumu da düşünmüyorum." Diyen Nova oradan bir an önce uzaklaşma isteğiyle tam arkasını dönmüştü ki güçlü bir el bileğini kavrayınca tekrar durmak zorunda kaldı, 'Lanet olsun... Daha ne kadar beni umursuyormuş rolü yapacaksın?' diye düşünse de dillendirmedi.
"Seni sabrımı zorlamaman konusunda uyardım." Diyen Dük tuttuğu cılız kolu sıkmaya başladı.
"Ah!" Nova'nın ağzından istemsizce bir inilti çıktı. Sabah Ari'yi tehdit etmek için kestiği bileği tekrar kanamaya başlamıştı. Altar Valen bir an için şaşkınlıkla parmaklarının arasından sızan kana baktı.

