Bankanın baskın binasından çıktıktan sonra derin bir nefes aldı. Evden ayrıldığından beri epey vakit geçmişti. 'Muhtemelen Kontes Vega beni cezalandırmak için kapıda bekliyordur.' diye düşünüp sinsi bir ifadeyle gülümsedi. Geleceği bilmek, çevresindeki insanları tanımak ona çok büyük bir avantaj sağlıyordu. Giderken iki sokağın kesiştiği işlek bir köşede, mavi bir dükkan gördü. Sokağı saran çörek kokusu, herkesi mavi dükkana çekiyordu. Nova uyandığından beri hiçbir şey yemediğini hatırlatan mide gurultuları eşliğinde, üstünde yaldızlı harflerle 'Erin'in Çörek Evi' yazan dükkana yollandı. Kapıyı açtığında sıcacık huzurlu bir hava onu karşıladı. Üzerindeki önlükte 'Erin' yazan tombul, pembe yanaklarıyla tavşanı andıran bir kız elindeki fırından yeni çıkan tepsiyi tezgaha bırakıp Nova'ya gülümseyerek,
"Hoşgeldiniz. Dilerseniz pencerenin yanındaki masaya geçebilirsiniz." Dedi. Ardından ekledi,
"Hemen menüyü getiriyorum." Aceleyle tezgahta bir şeyler yapmaya başladı. Nova kendisine söylenen masaya geçti. Caddeyi izleyen pencereden dışarı baktı. Kalabalık, hantal görünüşünün aksine büyük bir hızla ilerliyor, değişiyor, sürekli dükkanlara girip çıkan insanlarla dolup taşıyordu. 'Tam şu an buradan yok olup gitsem, beni hatırlayacak tek bir kişi çıkar mı?" Diye düşünmekten kendini alamadı. Ama kimsenin onu hatırlamayacağını bildiği için bu düşünceyi kafasından uzaklaştırdı. Önceki hayatında birini canı pahasına sevmiş ve sonunda ölmüştü. Peki sonunda ne olmuştu? Acı acı gülümsedi. Yanında cesedini dahi gömecek kimse kalmamıştı. O anda,
"Buyrun." Diyen Erin, onu düşüncelerinden ayırdı. Kızın uzattığı menüyü alıp kısaca inceledi ve sıcak bir bardak kahveyle frambuazlı çörek siparişi verdi. Yavaş yavaş batmaya yüz tutan güneş, ona artık dönmesi gerektiğinin sinyallerini veriyordu. Umursamazca kahvesinden bir yudum aldı. Uzun bir günden sonra gelen huzurlu anın tadını çıkardı. Çöreğini bitirdikten sonra bir paket kurabiye alıp cebinden çıkardığı birkaç altını bıraktı ve oradan ayrıldı. Gideceği için biraz üzüntü hissetse de yapması gereken son bir iş vardı. Emin adımlarla kıvrılarak daralan bir sokağa ilerledi. Saat ilerledikçe karanlıklaşan sokaklarda yürümek ürkünç bir hal alıyordu. Çöl ikliminin getirdiği akşam serinliği Gardenya'ya hakim olmuştu. Yolun sonunda siyah duvarlarıyla dikkat çeken köhne bir malikane görünüyordu. Nova, etrafını kolaçan edip malikanenin duvarına çivilenmiş paslı tabelaya baktı, tabelada 'Cadının Evi' yazısının altında daha küçük olarak 'Fareye dönüşmek istemiyorsanız girmeyin!' yazıyordu. Bu güçsüz tehdidin onca güçlü insanı malikaneden uzak tutması komik bir ironi oluşturuyordu. 'Gardenya'nın insanları, malikaneden daha köhne zihinlere sahip. Büyünün varlığına inanabildiklerine göre.' diye düşünerek gülümsedi. Ama durumdan şikayetçi değildi. Kendini koruması gerektiğinde bu kozu kullanmaktan çekinmeyecekti.
Gıcırdayan merdivenlerden çıkarak giriş kapısına vardı. Grotesk başlıklı tokmağını güçlükle kaldırıp kapıya doğru birkaç kez çarptı. Güm, güm! İçerden farelerin ciyaklayarak kaçışma sesleri duyuldu. Nova kulağını kapıya yaslayıp bekledi. Titrek bir ses,
"Eğer fareye dönüşmek istemiyorsan derhal git buradan." Deyince, Nova hemen karşılık verdi,
"Kera, senin kimseyi fareye dönüştüremeyeceğini biliyorum. Şimdi aç kapıyı." Dediğinde eski dostunun bir an donup kaldığını hayal edebiliyordu. Bu hayatında henüz tanışmamışlardı ve muhtemelen önceki hayatında da Kera'nın ismini bilen tek kişi de oydu. Çünkü Gardenya'da cadılara karşı ciddi bir korku zuhur etmişti. Bunun kaynağı da aslında bitkilerden geliyordu. Bitkilerden karışımlar hazırlanarak çeşitli zehirler elde ediliyordu. Ancak bu bilimle ilgilenen sayılı insan vardı. Bu nedenle de bitkilerden birini öldürebilecek kadar tehlikeli karışımlar elde etmeyi büyü zanneden bir zihniyet oluşmuştu. Cadıların uzmanlaştığı zehir bilimi de genellikle soylular arasında suikast girişimleri için kullanılıyordu ve cadılar halk arasında ölüm meleği olarak da anılıyordu. Bu nedenle en soylu ailelerin tanıdığı en az bir iki cadı oluyordu. Eğer soyluların bilmediği bir cadı ortaya çıkarsa da anında öldürülüyordu çünkü Gardenya'daki bilim, zehirleri iyileştirmeye yetmiyordu. Nova önceki hayatında pek çok zehir üretmişti, hatta satarak belli bir gelir bile elde edebilmişti. Fakat sonradan cadı olduğunun öğrenilmesi onu ölüme götüren ilmek olmuştu. Bu hayatında da zehir satmak zorundaydı. Çünkü başka hiçbir şeyde o kadar iyi değildi. Ama bu sefer daha temkinli olması gerekiyordu. Aynı hataya tekrar düşemezdi. Yeterli birikimi elde ettiğinde Dük Valen'den kurtulup birinci sınırda küçük bir ev alarak buradaki soyluların hayatından çıkıp gitmek istiyordu sadece. Üstelik Birinci Sınır, Gardenya'nın aksine çok geniş topraklara yayılıyordu. Bir kez çıktı mı, onu Kayzerin bulması bile epey zor olurdu. Nova düşüncelere dalmışken kapının hafifçe aralanmasıyla kendine geldi. Kapının arasından, zayıflıktan çökmüş bir yüze gömülü iri gözlerin kendisine baktığını gördü. Elinden geldiğince onu korkutmamaya çalışarak gülümsedi ve tokalaşmak için elini aralıktan uzattı. Onun yaklaşmasıyla zayıf, uzun saçlı kadın korkuyla karanlık koridora doğru sıçradı.
