"Öyle bir yer kiralamıyorum. Size yardımcı olamayacağım. Derhal dükkanımı terk etmenizi tavsiye ederim." Diyerek ayaklanan adam, tombul parmağıyla kapıyı işaret etti. Ancak Nova'nın bu tepkiyi beklediği her halinden belliydi. Yerinden kalkmadan genişçe bir kese altını adamın önündeki masaya koydu,
"Peki bu fikrinizi değiştirebilir mi?" Dediğinde, adamın bir an için bile olsa kararsız ifadesini görmek ona istediğini vermişti. Cebinden az önce aldığı kolyeyi çıkardı ve kesenin üstüne koydu,
"Seni zor durumda bırakmak gibi bir niyetim yok. Sadece kendime kalacak bir yer bulmaya çalışıyorum. Gardenya'daki ev fiyatlarını da benden daha iyi biliyor olmalısın." Bu sözlerle, tombul adamın yüzündeki kararsızlık bulutları dağıldı. Yerine parlayan bir çift gözle bakan bir tüccarın ifadesi geldi. Ellerini birbiri üstüne getirip burnu havada bir tavırla,
"Normalde asla böyle işlere girmem. Ama belli ki çok zor durumdasınız. Bu seferlik kabul edeceğim. Yalnız sizi bir konuda uyarayım. Eğer beni tehlikeye atacak herhangi bir durum fark edersem, bakın yaşarsam demiyorum fark edersem diyorum, sizi anında çıkarırım." Dedi. Nova onayladığını göstermek için başını salladı. Sonunda sandalyesine geri oturan adam, masanın altındaki çekmeceden bir kağıt çıkardı. Tüy kalemini hızlı hızlı hareket ettirip bir şeyler yazdı. Ardından kağıdı genç kızın önüne uzatarak,
"Anlaşma bu şekilde. Şuraya imzanızı atın." Dedi. Nova tüy kalemi alıp ince, güzel bir imza karaladı. Her ihtimale karşı kendi imzasını atmamıştı. Oradan cebinde demir, eğri büğrü bir anahtarla ayrıldı.
Yeraltı, her türlü illegal işin döndüğü çok tekinsiz bir yerdi. Genellikle Gardenya'nın soylularına hizmet edenlerin konakladığı bölümlerden, odalardan oluşuyordu. O nedenle de belli başlı kişiler kontrolünde oda kiralanabiliyordu. Ama yeraltında kural olmadığı için Kayzer bile bu prosedürleri göz ardı ediyordu. Nova da bu açıktan faydalanacaktı. Yaptığı şeyi kimsenin öğrenemeyeceği tek yer burasıydı. Odayı kiralayan adamın tarif ettiği yere doğru basık tünellerden ilerledi. Birbirinin aynısı gibi görünen kapıların yanından geçti. Ta ki hedefine ulaşana kadar. İçinden yorgun bir şekilde 'Sonunda...' diye geçirip cebindeki metal anahtarı çıkardı. Pislikten dolayı kararan ahşap kapıya yerleştirip çevirdi. Odaya girdiğinde yoğun bir rutubet kokusu etrafını sardı. Yüzünü buruşturdu ve 'Acilen havalandırma bacasını açmam gerekli.' diye mırıldandı. Elindeki kutuyu bir kenara bıraktı. Odanın sağ üst köşesinden aşağı doğru sarkan geniş boruyu tutup kapağını açtı. Rutubet kokusunun çıkması biraz zaman alacaktı. Tabii tamamen kaybolması gibi bir durum zaten söz konusu değildi. Zamanı az olduğu için hemen işe koyuldu. Getirdiği kutuyu özenle açtı. İçinde pırıl pırıl parlayan aletleri tek tek çıkardı. Çalışma masasının üzerinde küçük parçaları birbiriyle birleştirdiğinde ortaya; kompleks yapıda, pek çok noktadan bağlantılanan grotesk ve asimetrik bir alet çıktı. Nova bu görüntüyü memnun bir ifadeyle süzdü. Ardından hemen malzemelerin bulunduğu cam şişeleri sıra sıra dizdi. Her ihtimale karşın ihtiyacı olursa diye bir iki şişe zehir üretmeyi de ihmal etmedi. Zaten buraya epey sık geleceğini tahmin ediyordu. En azından sarayda düzenlenecek olan ava kadar yeterince hazırlık yapmalıydı. Sonrası içinse daha büyük planları vardı. Bazı zehirlerin yapımı çok uzun sürüyordu. Nadir bulunan bitkilerin çeşitli çözeltilerde bekletilmesi ve doğru zamanda da kullanılması gerekiyordu. Bu hazırlıkları yapmak üzere düzeneğe çeşitli maddeler koyup mavi bir çözelti elde etti. Yuvarlak, cam şişeyi eline aldı. Hazırladığı sıvıyı koydu. Kutudan çıkan malzemeler arasında zarafetiyle göz alan bir bitkiyi eline aldı. Bu nadide bir çiçekti. Oldukça zor yetiştirilmesiyle ünlü, beyazın üstünde sarının dans ettiği kadife gibi dokusuyla insanda sürekli bakma isteği uyandıran tiare çiçeğini, çözeltiye bıraktı. Bu birleşimden enfes bir koku yayıldı. Koklayan kişinin aklını başından alabilecek kadar güzeldi. Nova'nın zehire bağışıklığı olmasa orada mutlu bir hayale dalabilirdi. Ama zaman hızla akıyordu. Fark edilmeden tapınağa geri dönmesi gerekiyordu.
İşini hallettiğinde eşyalarını düzenledi. Pelerini üzerine geçirdi ve hızlıca odadan çıktı. Metal anahtarla kilitlediği kapıyı son bir kez kontrol ederek telaşlı adımlarla oradan ayrıldı.
Dük Valen, San Tuva ile anlaştıkları konu üzerine konuşmak ve birtakım maddeleri değiştirmek için tapınağa gitti. Elindeki belgeleri toparlayıp devasa kapılardan geçeceği sırada gözüne kenarda bekleyen adam ilişti. Yüzündeki ifade sertleşirken yönünü adama çevirdi. Yeterince yaklaştığında hırıltılı bir sesle,
"Burada ne arıyorsun Sör Kanis? Nova nerede?" Dedi. Şövalye, onu görünce hemen duruşunu düzeltti,
"Düşes Valen ibadet etmek için tapınağa geldi. Birlikte giremeyeceğimiz için Ekselanslarını dışarıda bekliyorum." Dediğinde, Altar'ın dudakları birbirine bastırılmaktan incecik olmuştu. O anki sinirle şövalyeye bir şey yapmamak için kendini zor tuttu. Sıktığı dişlerinin arasından,
"Sana ne olursa olsun onun yanından ayrılmayacaksın demedim mi? Derhal onu buluyorsun yoksa olacaklardan ben sorumlu değilim."

