İçeriğe geç

Ölümcül Saklambaç

Bölüm 5 · 7 dk okuma

Ölümcül Saklambaç

Bölüm 5

Mahkumlar

Yatakta hızlıca doğruldum. Hızlıca sorularımı Kaya'ya yöneltmeye başladım. "Ebe kim? Şimdi başlayacağını biliyor muydun? Saat kaç?" Kaya ise boş gözlerle bana baktı. "Bırak soruları saklanmamız lazım!" Kolumdan tuttu ve beni arkasından sürüklemeye başladı. Odadan çıktık ve Ceren'in eski odasının ve benim odamın tam ortasında yer alan Tutuklular Çemberi* tablosunun önünde durduk. Bu tabloya daha önce hiç dikkat etmemiştim. Kaya tablonun içine ışınlanmamızı bekliyor herhalde Arsel. "Neyi bekliyoruz?" Kaya sözümün ardından bana ters bir şekilde baktı ve tabloyu kenara doğru çekti. Tünele benzer bir boşluk vardı. Sonu görünmüyordu ve çok karanlıktı. Kaya eliyle bana tüneli gösterdi. "Girsene Arsel." Hala az da olsa uyku mahmuruydum. Dengesiz adımlarla tünelin içine girdim ve peşimden Kaya beni takip etti. Tünele iyice yerleştikten sonra Kaya kenara çektiği tabloyu geri yerine getirmişti.

9 saniye.

"Tünelin ucu nereye çıkıyor?"

"Sabahları hep böyle çok mu soru sorarsın sen?"

"İyi be kapattım ağzımı." Fısıldayarak konuşmuştuk fakat sonda sesim biraz yükselmişti. Bu arada saklanma süresi bitmişti. Bir süre sadece susup bekledim. "Ebe kim?" Soru sormadan duramıyordum. Ebe artık serbest olduğundan daha kısık sesle konuşmuştum. "Söylesem tanıyacaksın sanki Arsel." Sesi sitem ile doluydu. "Ya sen söyle belki tanıyorum." Daha da üstelememe dayanamamış olacak ki cevapladı. "Kuzey ebe." Gerçekten tanımıyordum. Bu kadar haklı olmak zorunda mıydı? Başımı Kaya'nın kolluna yasladım ve uzandım. Kaya sessizce güldü.

"Yastık yorgan da getirelim mi Kraliçe Hazretleri?

"Yatamaz mıyım?" dedim ters bir bakış atarak.

"Tamam be ne huysuz çıktın sende."

Cevap vermedim. Gözlerim yavaştan kapanıyordu fakat duyduğum anons sesi buna engel oldu. "Sevgili oyuncularımız, 2. tur sona ermiştir. Yerlerinizden çıkabilirsiniz." Tur çabuk bitmişti. Verdiğimiz kayıplar artık aynı etkiyi bırakmıyordu. Ben bunları düşünürken Kaya tabloyu tekrar yana çekmişti. İçeriye giren ışık gözlerimi yakmıştı. Kaya tünelden ağır hareketlerle çıktı. Bense onu hemen arkasından takip ettim. Tabloyu geri kapattı.

"Kaya, sen hangi odada kalıyorsun?"

"Neden merak ettin?"

"Ben zor uyanan biriyim, yani alt katlarda olsan ve odama gelsen zaten 2-3 dakika geçer. Benimde uyanmama 2-3 dakika desek oyun başlar zaten."

"Yan odada kalıyorum." Ceren'in odasında mı kalıyordu? Belki de bana yakın olmak için o odaya gelmişti. Paşamız doğru düzgün konuşmadığından cevap alamıyorduk. "Şimdi uyu sen zaten sabah salona çağırırlar." Başımı tamam dercesine salladım. Odama doğru ilerledim. O da kendi odasına girmişti. Yatağa uzandım. Gözlerimi kapattım fakat uyuyamıyordum. İlk kez uyku problemi çekmiyordum fakat bu yarışmada yorgun düşmemem gerekiyordu. Güneş iyice odayı aydınlatmayı başlamıştı. Ben ise hiç uyuyamamıştım. Yataktan kalktım ve makyaj masasının üstündeki notu açtım. Sıkmıştı artık bu gizemli mesajlar olayı. "HERKES SALONA TOPLANSIN." Her cinayetten sonra salona toplanıyorduk. Artık hayatımın bir parçası olan merdivenleri inmeye başladım. Eğer buradan hayatta çıkabilirsek asla 3 veya 2 katlı bir ev alma Arsel. Sonunda en aşağıya indiğimde herkesi salonda toplanmış gördüm. Tabii ki yine bir kişi eksilmiştik. Salona doğru ilerledim. "E bu seferki kurbanımız kim?" E'yi uzatarak söylemiştim. Odadakiler bana ters ters bakmıştı. Tekli koltuğa geçtim ve bacak bacak üstüne atarak oturdum. Hiç kimse konuşmadı.

"Ama bakın her geldiğimde kimseden gık çıkmıyor. Sıkılıyorum ben." Aralarından Aras ayağa kalktı.

"Kızım psikopat mısın sen? Kimin öldüğünü öğrenince mutlu falan mı olacaksın?" İstifimi bozmadan cevap verdim.

"Pardon da sana ne mutlu olup olmayacağımdan?" Duraksadım. " Ayrıca insan öldürmek psikopatlık değil mi?" Bu laflarımdan sonra Aras sustu. "Bu arada aranızdan hala bazılarının isimlerini bilmiyorum. Söyler misiniz adlarınızı?" Oturdukları sıraya göre konuşmaya başladılar.

"İdil ben."

"Boran."

"Aras."

"Elif ben."

"Kaan bende."

"Kaya zaten biliyorsun."

"Hay may naym iz Kuzey" Küçük bir kahkaha patlattım. O kadar bozuk bir İngilizce ile söylemişti ki... Bu çocuk aşırı kafaydı. Çok netti. Boş boş düşünürken aklıma bir bilgi geldi. "Aa benim Nevacım yok." Normalde asla böyle dalga geçmezdim fakat onlara karşı kendimi güçlü göstermem gerekiyordu. Aras konuştu.

"Daha dalgaya almaya devam et sen Arsel. Bir sonraki turda sen ölürsen bizde arkandan dalga geçeriz." Aras açıkça bana karşı oynuyordu. Bende ona karşı oynamayı bilirdim.

"Ölmem konusunda bu kadar istekliysen ebe olduğunda hedefin ben olayım Aras."

"Zaten hedefimsin Arsel." Araya Boran girdi.

"Daraldım sizin atışmalarınızdan." İttifak kurmanın işe yaramayacağını anlamıştım artık. Sonuçta ilk kim bulunursa o vuruluyordu. Konuyu değiştirmezsem uzayacağını anladığımdan dolayı lafa atladım.

"Ya şurada güzel yemek yapabilen yok mu? 3 gündür sandviçle doymaya çalışıyorum. Yani bende yemek yapabilirim ama 8 kişiye zor yetişirim." Kuzey öne atıldı. Bu sırada ben de ayağa kalkıp mutfağa yöneldim.

"Ben yardım ederim Aryel." İsmimi karıştırmıştı. Hep bunu yapıyorlardı zaten.

"İsmim Arsel, Aryel değil. Ve yardım edeceksen istersen yerinden kalk da mutfağa gel." Kuzey yerinden kalktı ve hemen mutfağa geldi.

"Ne yemek yapacağız?" Omuz silktim.

"Bilmiyorum, makarna yapayım mı ben? Sen de salata yaparsın."

"Olur," dedi sonunu uzatarak. Mutfaktaki çekmeceleri karıştırırken kulağıma o tanıdık alarm sesi ulaştı. Ardından da çark sesi.

"Bir yemek yiyemedik ya." Bıraksalardı karın doyuracaktık ama o da yoktu bunlarda.

"EBE SEÇİLDİ." Ses yaklaşık 5 saniye boyunca kesildi.

"İDİL ÇİÇEK." Kısa bir süre geçti ve başka bir anons yankılandı.

"ÖLÜMCÜL SAKLAMBAÇ OYUNCULARI, SAKLANMAK İÇİN 5 DAKİKANIZ VARDIR. SÜRENİZ BAŞLADI." İlk kez kızlardan biri ebe olmuştu. Şu an bunu düşünmeyi bırakıp saklanacak yer aramalıydım. İdil mutfakta olduğumuzu biliyordu. Mutfakta saklanırsam hemen bulunulabilirdim. Hemen gözlerim etrafta salon kapısı dışında kapı aradı. Başka kapı olmadığı gibi benimde başka çarem kalmamıştı. Kuzey çoktan mutfaktan çıkmıştı. Ben de salona gittim. Sandığımın aksine salonda kimsecikler görünmüyordu. Bakışlarımı koltuğa çevirdim. Koltuğun oturulan kısmı biraz çökmüş duruyordu. Eğer düşündüğüm gibiyse gerçekten bu yarışmanın yaratıcıları çok zekiydi! Koltuğa yaklaştım ve geniş yastığı kaldırdım. Gerçekten düşündüğüm gibiydi. Yastıkların altındaki kısım bir insanın sığabileceği şekilde oyulmuştu. Zaten boyum kısa olduğundan buraya rahatça sığardım. Hemen 2 yastığı da kaldırdım ve oyuk kısma girdim. Güçlükle yastıkları üstüme kapattım. Zifiri karanlıktı. Sesleri de boğuk duyuyordum.

29 saniye.

Zaman aşırı hızlı geçmişti. Bu saklanma yerini bulmasam ne yapardım bilmiyordum. Acaba Kaya nereye saklanmıştı? Oyukta kalan kısımda elimi gezdirdim. Bir şeye elim çarptı. Elimi üzerinde gezdirdim. Kumaştan yapılmıştı. Daha fazla inceleyemezdim çünkü her hareket ettiğimde koltuğun yastıkları da hareket ediyor olmalıydı. Boğuk da olsa duyduğum adım sesleri derin bir nefes almama sebep oldu. Yakınlarımdaydı. Sherlock gelse seni bulamaz Arsel. Adım sesleri gittikçe uzaklaşırken rahatlamıştım. Acaba ebe seçilenler nerede bekliyordu veya silahı kimden alıyordu? Düşünecek konu da bulmuştum. Belki de bizi buraya getiren kişilerden alıyorlardı. Bekleme konusunda ise bahçe güzel bir seçenekti. Ama bahçe camlardan içeriyi görme bakımından tehlikeli olabilirdi. Oyunun yapımcılarını tanısam kesinlikle bir sürü soru sorardım. Hoparlörden yine ses yükseldi.

"Sevgili oyuncularımız, 3. tur sona ermiştir. Yerlerinizden çıkabilirsiniz." Ceren'in ölümünde silah sesini çok yüksek bir şekilde duymuştum. Ya o an Ceren'in yakınında olduğumdan öyle duymuştum sesi ya da artık susturucu kullanıyorlardı. Tam çıkmak için hareketlendiğimde yastık üstüme doğru çöktü. Gerçekten biri koltuğa mı oturmuştu? Ellerimle yastığı ittirmeye çalıştım fakat başarısız oldum.

"Lan tövbe bismillah ne oluyor koltuğa?" Konuşan ses çokta yabancı değildi. Avazım çıktığı kadar bağırdım.

"Kuzey şu an tam olarak üstüme oturuyorsun kalk be!" Kuzey duyduğu sesle sıçramış olacak ki yastık kendi haline geldi. Yastığı ittiğimde sonunda çıkabilmiştim. Kuzey ise şaşkınlıkla beni izliyordu.

"Sen oraya nasıl girdin?"

"Baya baya girdim." Salona Kaya da geldi. Gözleri beni bulduğunda gergin olan yüzü rahatladı. Yanıma yaklaştı.

"Hani beraber saklanacaktık Arsel? Korkuttun beni."

"Zaten zar zor saklanma yeri buldum. Sen nerede saklandın?" Kaya gözleriyle arkası dönük olan Kuzey'i gösterdi. Saklandığı yeri ifşa etmek istemiyordu. O cevaplamadığı için ben tekrardan lafa atladım.

"Ben koltuğun altına saklandım." Kaya bunu duyduğunda gözleri şaşkınlıkla açıldı fakat hemen ifadesini toparladı.

"Bu boyunla zaten normal oraya sığman." Boyuma takmıştı!

"Sen de taktın herhalde benim boyuma."

"Yani aramızdaki boy farkına bakarsak takmam gayet normal." Hala dalga geçiyordu! Kaya'ya arkamı döndüm ve koltuğun yastığını düzelterek koltuğa oturdum. Bu sırada herkes salona toplanıyordu. İdil üzerine kan sıçramış beyaz tişörtüyle içeriye girdiğinde yüzü bir hayli asıktı. Herkes içeriye geldiğinde her zamanki gibi bir kişi eksilmiştik. İsimleri hatırlayabileceğim kadarıyla saymaya başladım.

"Kaya burada, ben buradayım, İdil burada, Boran burada, Kuzey burada, Aras burada ve Elif burada." Bir süre duraksayıp düşündüm. "Bu sefer sanırım Kaan gitmiş." İdil başını salladı. "Oyunların hangi aralıklarda yapıldığı hakkında düşüncesi olan var mı?" Kimseden ses çıkmamıştı. "Bence bizi hazırlıksız anımızda yakalamak istiyorlar. Yoksa neden günde 2 oyun olsun?"

"İlk kez sana hak veriyorum Arsel," dedi Aras. Aras'ın sözü biter bitmez bir gürültü kopmuştu. Tavan aşağıya doğru çökerken evdeki her şey üstümüze doğru devriliyordu. Yere hızlıca eğildim fakat başıma düşen avize bilincimi kaybetmeme neden oldu.

*Tutuklular Çemberi Hollandalı ressam Vincent van Gogh tarafından, 1890 yılında tuval üzerine yağlı boya ile çizilen tablo. 80 x 64 cm ebadındaki tablo Moskova'daki Puşkin Müzesi'nde sergilenmektedir. Tablo, Fransız ressam Gustave Doré'nin bir gravüründen esinle çizilmiştir.

Okuduğunuz için teşekkürler!

Bölüm sonu

1 yorum