İçeriğe geç

Ölümcül Saklambaç

Bölüm 10 · 5 dk okuma

Ölümcül Saklambaç

Bölüm 10

Kaybedişler ve Ölümler (Yarı Final)

Ağır adımlarla kapı tarafına doğru ilerledim. Kaya'nın ise hemen arkamdaki nefesini hissedebiliyordum. Yer renkli konfetilerle dolmuştu. Kapının sol tarafında pembe, sağ tarafında mavi bir hediye paketi duruyordu. Yine sol tarafımda duran pastaya baktığımda sahte olduğunu anlayabiliyordum. Yanılıyormuşsun Arsel, bu yarışmayı düzenleyenler zeki değil. Onlar psikopat. İki kişi kalmamızı kutlanacak bir şey olarak mı görüyorlardı? Şu saatten sonra ikimizden birinin ölümünü beklememizi mi kutluyorlardı gerçekten? Hemen karşımda duran hediye paketine bir tekme savurdum. "Ne istiyorsunuz bizden!?" dedim sesimi olabildiğince yüksek çıkartarak. Kaya beni sakinleştirmek amacıyla bir elini omzuma koydu. Fakat bu beni sakinleştirmek yerine öfkemi daha da körükledi. Hızlı bir hareketle arkama döndüm. Ellerim Kaya'nın yakasını bulurken bağırışlarıma gözyaşlarım da karışmıştı. "Neden elenip gitmedin ki!? Neden ikimiz kaldık!?" Kaya bağırışlarıma hiçbir tepki vermeden ifadesiz şekilde duruyordu. "Sakinleş biraz Arsel." Artık ayaklarım bedenimi taşıyamadığından yere çöktüm. Derin nefesler alıp vermeye başladım. Sakinleşmeliyim.

Sakinleşmeliyim.

Sakinleşmeliyim.

Herkese karşı öfkeliydim. O gün o kafede gazetesini düşüren adama, beni içeriye alan güvenliğe, kurada ismimi çeken maskeli adama ve burada tanıştığım herkese. Kendimi biraz sürükledim ve koltuğun arkasına yaslandım.

"Ne yapacağız şimdi?" dedim Kaya'ya bakarak.

"Bekleyeceğiz."

"Neyi?"

"Senin de dediğin gibi. İkimizden birisinin ölmesini."

Kim geride kalırsa üzülecekti belki de delirecekti. Hayatı boyunca kendini suçlayacaktı. Artık sadece iki ihtimalimiz vardı. Ya ben ya da o ölecekti. Başından beri istemediğim, fakat her zaman aklımın bir köşesinde bulunan o kötü ihtimal gerçek olacaktı. Kaya da yanıma gelip oturduğunda düşüncelerimden sıyrıldım. Elimle yerdeki konfetilerle oynamaya başladım. "Arsel, hani göle girecektik ya. Neyi bekliyoruz? Gel girelim. Hem biraz kafa dağıtırız." Başımı onu onaylamak için salladım. Artık hasta olmak umurumda değildi. Kaya elimden tuttu ve beni ayağa kaldırdı. Sarsak adımlarla peşinden gidiyordum. İlk önce kapıdan dışarı çıktık. Sonrasında ise evin yan tarafına, gölün bulunduğu yere ilerledik. Gölde çok güzel bir yakamoz oluşmuştu. Kaya elimi bıraktı ve kendini göle bıraktı. Bense ona baktım. "Gelsene Arsel. Ne duruyorsun öyle?" Yanına ilerledim. Belki önceden yapsak keyif alacağım bu aktivite, şu an bana sadece acı çektiriyordu. Ayaklarım gölün serin suyuyla buluştuğunda kısa bir anlık vücudumda bir ürperme hissettim. Devam ettim. Göl iyice derinleşiyordu. Artık bekleyemeyip kendimi soğuk suya tamamen bıraktım ve yüzerek Kaya'nın yanına gittim.

"Çok güzel bir yer değil mi?" Başımı salladım.

"Evet fakat keşke imkanlar daha güzel olsaydı."

"Keşkelere bakarak hayatı yaşayamazsın Arsel."

"Neden bu kadar umutsuz konuşuyorsun Kaya?" Sorum aslında çok saçmaydı. Umutlu olabileceğimiz bir durumda değildik. Kaya bana cevap vermedi. Ben ise göl boyunca toplam iki tur yüzüp gölden çıktım. Gölde durup acı çekmek istemiyordum. Eve tekrar girdiğimde yerler temizlenmiş, hediyeler ve balonlar kaldırılmıştı. Odama girdiğimde dolabımı açtım, rastgele bir tişört ve şort aldım. Kıyafetleri üstüme geçirdikten sonra kendimi yatağa attım. Çok yorucu bir gün olmuştu. Bu günlerin daha iyi günler olduğunu düşünüyordum çünkü eğer ki Kaya'yı kaybedersem ne yapacağımı ben bile kestiremiyordum. Ne kadar uyumak istemesem de uyku beni kollarının arasına aldı.

...

Gözlerimi açtığımda odama giren ışık miktarı çok fazlaydı. Bu uyanır uyanmaz gözlerimi acıtsa da umursamadım. Yataktan kalkıp yatağımı özensizce topladıktan sonra odamdan çıktım. Kaya daha uyanmamış olmalıydı ki salonda değildi. Üst kata çıktım ve lavaboya girdim. Yüzümü sertçe yıkadım. Banyodan çıktığımda gözüm merdivenlerin yanındaki katlanabilir merdiven çekti. Bu türler genelde çatıya çıkmak için kullanılıyordu. Merdiven şu an katlı halde durduğundan merdiveni açmam biraz zor gibiydi. Olduğum yerde zıplayarak merdivene ulaşmayı denedim. 3. denememde bunu başarmıştım. Merdiven aşağıya doğru açılırken geriye çekildim. Tamamen açıldığında ise yukarı tırmandım. İyice gizlenmiş olan kapağı yukarı doğru ittim ve gökyüzünü gördüm. Çatıya çıkan bir yol olduğunu şu ana kadar bilmiyordum. Kendimi yukarı ittiğimde ve tamamen çatıya çıktığımda karşımda birini gördüm. Kaya'yı.

Bağdaş kurarak oturmuştu. Saçları yine dağınık. Bana değil tam karşıya,ormanlık alana, bakıyordu. Yanına ilerledim.

"Ne oldu?" sorum onun bana bakmasını sağladı.

"Hiçbir şey."

"Hadi söyle."

"Bir şey yok dedim ya Arsel, yoksa yoktur." Ters cevabı beni bozguna uğratmıştı. Böyle davranmasına alışık değildim. "Anladım,"dedim ve onun hemen yanına oturdum. Sanırım saatlerce hiçbir şey konuşmadan durduk. Sanırım dememin nedeni artık zaman algımı yitiyor oluşumdu. Saatleri bilmiyordum. Başımı Kaya'nın omzuna yasladım. "Keşke hiç birbirimizi kaybetmese-" diyordum fakat cümlem yarıda kesildi. Bir alarm sesiyle. "Hayır,hayır,hayır." kelimeleri çıktı ağzımdan. Artık sadece ikimizin adının yazdığı çarkın sesi duyuldu.

"EBE SEÇİLDİ."

"KAYA YILDIRIM."

"ÖLÜMCÜL SAKLAMBAÇ OYUNCULARI, SAKLANMAK İÇİN 5 DAKİKANIZ VARDIR. SÜRENİZ BAŞLADI."

Gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Kaya kolumu kavradı. "Sakın bir yere gitme, saklanma." Beni öldürecek miydi? Ölmek istemezdim ama onun da ölmesini istemezdim. Kaya merdivene doğru yöneldi ve aşağıya indi. Ne kadar saçma bir fikir de olsa onun dediğini yaptım. Çatıda oturmaya devam ettim. Hiçbir yere gitmedim. Ağladım, çok ağladım. 5 dakika dolmuş olmalıydı ki adım sesleri duyuyordum. Merdivenin açılma sesini duydum, hemen ardından Kaya'yı gördüm. Elinde bir silahla. Gözlerimden yaşlar akmaya devam ederken ayağa kalktım. Kaya tam karşımdaydı.

"Vuracak mısın beni, katil misin sen!?" Kaya tam gözlerimin içine baktı.

"Öyle mi düşünüyorsun benim hakkımda?"

"Vurmayacak mısın? Vur işte!" Gözlerim yavaşca dolarken gördüklerim bulanıklaşıyordu. Kaya silahı bana doğrulttu ve tek bir şey söyledi. "Bazı sonlar sahtedir." Bir patlama sesi duydum. Gözlerimi kapattım. Hiç acı çekmiyordum. Ölmüş müydüm ki? Ellerimle bedenimi yokladım. Hissediyordum. Gözlerimi ağır hareketlerle araladım. Karşımda kimse yoktu.

"K-Kaya?" diye bağırdım. Ürkekçe adımlarımı ilerlettim. Az önce Kaya'nın durduğu yerdeydim. Tekrar seslendim. "Kaya?" bir cevap gelmedi. Gözlerimi aşağıya kaydırdım. Tam evin kapısının olduğu yere. Onu gördüm. Yatıyordu. Öylece yatıyordu. Bir şeycikler olmamış gibi. Haykırdım. "Kaya! Ölemezsin, olmaz! Kaya uyansana!" Olduğum yere çöktüm. O an aklımda Kaya'nın cümleleri canlandı.

"İlk gördüğüm kişiyi vurmak zorundaydım. Yoksa silah kendi elimde patlayacaktı." Bu cümleyi Ceren öldüğünde söylemişti. Ben onu suçlarken, o benim için kendini feda etmişti. Gözlerimden akan yaşlar durmaksızın devam ediyordu.

Kaya'yı ben öldürmüştüm.

Kaya'yı ben öldürmüştüm

Kaya'yı ben öldürmüştüm.

Benim yüzümden ölmüştü. Her şeyin nedeni bendim. Ben ne yapmıştım? O ölürken ben onu suçlamıştım. Ona katil demiştim, oysa katil bendim. Ben olduğum yere çökmüşken birileri beni kolumdan tutup kaldırdı. Kim olduğuna bakmadım. Gözüm hala Kaya'daydı. "Ölümcül Saklambaç'ın şampiyonu, Arsel Karun!" Beni kaldıran kişi konuşunca onun kim olduğunu anladım. Rai'ydi. "Arselciğim, çok değerli hatıralarının olduğu bu ev ve 50 milyon TL ödülündür," dedi ve ekledi. "Ayrıca Kaya'nın mezarı da burada olucak. Gölün hemen yanında. Onu da ziyarete gelirsin artık." Ani bir hareketle arkamı döndüm ve Rai'ye sert bir tokat attım. Şoka uğramış olacaktı ki beni tutan eli gevşedi. Bende bunu fırsata çevirerek elinden kurtuldum ve hızlıca merdiveni inmeye başladım. Peşimden geliyordu fakat bende çok hızlıydım. Alt kata indiğimde Rai'nin bağırdığını duydum. "Görmesine izin vermeyin!" Son duyduğum bu oldu. Boynuma batırılan iğne hemen etkisini göstermişti. Gözlerim kaydı ve kendimi yerde buldum.

Bölüm sonu

2 yorum