İçeriğe geç

Ölümcül Duygular

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Ölümcül Duygular

Bölüm 3

Cahiller ve Bilgeler, Bölüm 3

Yirmi biri yirmi ikiye dönüştürebilmek için 4 aşamayı da bitirmem gerekiyordu. Ve benim son 2 aşamam kalmıştı. Shin’den sadece bu kadarını öğrenebileceğimi düşündüğüm için 3. kurbana geçtim.

Cara Glory. Ölüm saati akşam on ve bulunma saati de on buçuk. Cara 45 yaşındaydı ve o da Shin gibi doğum gününde öldürülmüştü. Kurbanların ilk ortak noktası buydu. Yapmam gereken şey ise Shin’de uyguladığım mantığı Cara’ya da uygulamaktı. Bu benim için kolay olacaktı.

Cara’nın kafası dolunaya bakıyor, sağ eli kafasının güneyinde ve sol eli de sağ elinin hemen karşısında ters yönde duruyordu. Ayakları ise kafasının tam karşısındaydı.

Kurbanların ikinci ortak noktası da buydu. İkisinin de kusursuz bir artı pozisyonunda konumlanması. Bu durumda Shin’e yaptığımız gibi uzuvları aşamalarla eşleştirmek yeterliydi.

Şimdi bakalım, Cara’nın kafası yaşının, yani 45’in göstergesiydi. Sağ eli de 22.30’da bulunmasını ifade ediyordu. Tam bu sırada tıkandığımı hissettim. Yanlıştı. Bir şeyler yanlış gidiyordu. Sandığım gibi Shin’de bulamadığım aşamaları Cara’da bulamamıştım. Aksine elimdekilerden de olmuştum. Shin’de 3. ve 4. aşamaları ararken Cara’da sadece 2. ve 3. aşamaları bulmuştum. Yeterli değildi, çünkü 3. aşama benim beklediğim gibi adımın anlamını vermemişti. Cara’nın sahip olduğu 45, onun sadece yaşıyla bağlantılıydı. Shin’in sol eli ve Miya Louis, Cara’nın 3. aşaması ile bağlantılı bile değildi.

Yanılmıştım. Çünkü planlanmış bir oyunda hiçbir zaman alelade bir şekilde cevabı bulamazdınız. Kendinizden bir şey eklemeniz gerekirdi. Tam bu anda kendim bir aşamalar bütünü oluşturmalıymışım gibi hissettim. Yeni bir sayı oluşturmalı ve kendi çabamla sıfırı bire dönüştürmeliydim.

–

Yağmur dinmişti. Raporlar ve dosyalar damla izleriyle ıslanmıştı. Rahattım. Çünkü bu davayla özel olarak ilgilenmem gerekmiyordu. Hatta bazılarına kalırsa ilgilenmem bile gerekmiyordu. Küçük bir çocuğun annesi ev işlerini yaparken ona birkaç tabağı yerleştirerek yardımcı olması gibi bir işlevim vardı. Hatta bazen o da yoktu. Aslına bakarsanız vardığım bu kanıları diğerleriyle paylaşmama bile gerek yoktu. Sunmayı ben tercih etmedim değil aslında, bunu yapabilecek cesarete sahip değildim. Hepsi bundan ibaretti sadece.

Eve geldiğim o gece katlanılmaz bir şekilde düşüncelere daldığımı hatırlıyorum. Çünkü görünenin aksine o zamanlar ben hala umutsuz bir vakaydım. Üç beş işaret buldum, belli ipuçlarını yakaladım diye yaşamayı hak eden bir insan olamazdım. Yaşamı ve yaşamın getirilerini kendine göre şekillendirebilen ve bunları olgunca kabul eden birisi olmak bu kadar basitleşemezdi. Kendime bir değer aramak için çıktığım bu yolda bilgeler ve acemiler arasındaki bu farkın keskinliği yadsınamazdı. Bilgeler yaşamayı biliyor ve oyunu kurallarına göre oynuyorlardı. Ama bir cahil için yaşamak bir külfet, oyun kuralları ise bir saçmalıktan ibaretti. Onlar sadece bulundukları durum için bir çıkış kapısı arıyorlar fakat bu çıkış kapılarına sahip olabilmek için yapılması gereken önemli şeyleri göz ardı ediyorlardı. Değerler ve arayışlar denizine yüzmeyi bilmeden atlayan birisinin de kurallara uymayan cahillerden pek bir farkı yoktu.

—

Kızıl Gece Cinayetleri’nin amacını düşündüğümüzde bize verilen ipuçlarıyla sanki bir mesaj iletilmek isteniyormuş gibi bir görünüm vardı.

Beynimdeki ahlak, etik ve doğru davranışlar olarak adlandırılan ilkelerin temeli tam bu sıralarda atılmış oldu. Sırf bir mesaj uğruna birkaç yaşamın hayatına son verme eyleminin etik dışılığı beynime işlemişti. Bu benim gibi bir insan için bile korkunç bir şeydi. Benim bu ve bunun gibi şeyleri düşünüyor olmam bile hayatın getirileri sayesindeydi. Şu anda hayatta olmayan, yaşamayan insanların ölümlerini anlamlandırmaya çalışmak yaşayan birisinin yapmaması gereken bir şeydi. Bunun üzerine kafa yorma hakkını ancak öldüğünüzde kazanabilirdiniz.

Daha önceden bir cinayete bile ev sahipliği yapabilecek kadar korkunç bir kalbim olduğunu bildiğimi söylemiştim. Kocaman bir yalandı. Yalan söylemiştim, çünkü gerçekten birini bile öldürebilecek iradeye sahip olursam belki de bir daha sarsılamayan; yaşamayı hak eden birisi olacağımı sanmıştım. Bu hayatımda düştüğüm en büyük yanılgılardan birisiydi. Çünkü o zamanlar hayatın ifade ettiği şeylerden bihaberdim. Düşündüklerimin aksine böyle bir zihniyete sahip olduğumda yaşam anlam falan kazanmayacaktı.Hatta tüm anlamını yitirecekti. Hayatta olmanın sana verdiği olanakları sayesinde bir hayat almak, artık yaşamanı anlamsızlaştırırdı. Bu çok mantıksızdı.

–

Shin’den ve Cara’dan edindiğim bilgiler parça parça bir şey ifade etmeyince artık büyük resme bakmak lazımdı. Zaman kaybetmek istemiyordum, çünkü günler geçtikçe yaşamaya layık birisi olmadığım gün yüzüne çıkıyormuş gibi hissediyordum. Bana veya bize bazı mesajlar verilmek için 4 kişinin canı alınmıştı. Mesajın ne olduğunu bile bulamıyorsam daha fazla zaman harcamak anlamsızdı. Ölmeliydim.

2. Kurban, Luka Nagai. 15 yaşında. Akşam on birde öldürülmüş ve on bir buçukta bulunmuş. Diğer kurbanlar gibi doğum tarihinde öldürülmüş ve yerde uzuvlarıyla kusursuz bir artı oluşturulmuştu.

Luka’dan da açabileceğimiz sadece 2 kilit vardı. 15’i ve 30’u açmıştık. Tam bu sırada hiç şaşırmadığım bir şey fark ettim. Luka’da da yine 45’i ve 60’ı, yani 3. ve 4. aşamayı arıyorduk.

Ve son kurbana, kronolojik sıraya göre de ilk kurbana geldik.

1.Kurban, Yuki Smith. Gece on ikide öldürülmüş ve on bire çeyrek kala bulunmuş. Yine doğum tarihinde öldürülmüş ve uzuvlarıyla artı işareti oluşturulmuştu. Şimdi ben Yuki’den de 2 aşama alacak ve kendi aşamalar bütünümü oluşturacaktım. Öyle hayal ediyordum.

Tahmin ettiğim gibi Yuki’nin de 2. ve 4. aşaması eksikti. Tıpkı Cara’da olduğu gibi. Artık şimdi Shin ile Luka’nın ve Cara ile Yuki’nin arasında bir bağlantının olması kaçınılmazdı.

Sorun ise bu bağlantıyı nasıl kuracağımızdı.

Büronun kullandığı yöntemlerle kurulacak bir bağlantı olmadığına emindim. Çünkü bu zamana kadar katıldığım tüm toplantılarda davayla ve kendimle ilgili ilginç komplo teorilerine maruz kalmıştım. Hatta polisiye roman konusunda aşırıya kaçmış bir görevlinin benim bir dış güçler ajanı olduğum ve önce büroyu, sonra ise tüm ülkeyi krize sokacağım konusunda bir teori bile dinlemiştim. Neyse ki çok geçmeden işi bıraktı.

Büronun yaptığı tek şey somut arayışlardı. Ölüm tarihleri, parmak izleri, kurban en son nerelerde görüldü gibi tipik soruşturma klasikleri. Ama hepimiz biliyoruz ki Kızıl Gece Cinayetlerinde böyle şeyler anlam ifade etmez. En azından benim gibi baştan savma bir müfettiş bile bunu anlayabilmiş, bir çözüm yolu bulmaya çalışmıştı.

Benim gibileri aşağılayarak kendilerini üstlere çıkaranlar, nihayetinde bir seri cinayet vakasında bile ufacık ipuçları edinememişlerdi. Bu tüm sorumluluk bendeymiş gibi hissettiriyordu.

Yanılıyordum. Çünkü böyle düşündükten birkaç gün sonra büronun bana yaptığı şeyi benim de büroya yaptığımı fark etmemiştim. Böyle şeyler yapılarak yaşam hak edilmezdi. Yaşam hakkını elde edebilmek için önce iyi birisi olman gerekiyordu, değil mi?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.