İçeriğe geç

Ölüm virüsü

Bölüm 38 · 9 dk okuma

Ölüm virüsü

Bölüm 38

~33. Bölüm~

Sevdenin sarıldığım bedeni sarsmayı bıraktığımda kıpırdamıyordu fakat elimi boynuna bastırdığımda nabzı hayla atıyordu. Ölmemişti hayla yaşıyordu. Abimler zamanında gelebilirlerse en azından sevde kurtula bilirdi!

Sevde kollarımın arasında can çekişmesine karşı ateşe yalvarıyordum. Yaptığım şey benlik değildi ama şuanda sevdeye yardım etmeleri için yalvaracak durumdaydım. Sevdenin nabzı hayla atıyordu evet, fakat çok fazla kanaması olduğundan dolayı her an ona herşey olabilirdi. Ateşe kıpkırmızı olan gözlerimi çevirdiğimde koltukta gel keyfim gel dermiş gibi acı çekmemden zevk aldığını belli ederek gülümsüyordu.

"Ateş! Sevdeye yardım et lütfen... " boğuk ve çaresiz çıkan sesime karşılık hiçbirşey yapmadı. Olduğu yerden bir adım bile kıpırdamadan sadece bir cümle kurdu. Sadece bir cümle...

"Bu beni ilgilendirmez, aptal gibi kaçmaya çalışmasaydınız böyle olmazdı. Yaptığınız hataya katlanıcaksınız o zaman"

Bu pisliktende ne beklerdim ki zaten.

Sinirlerim tavan yaparken iğrenç yüzünü paramparça yapmamak için kendimi çok fazla zorluyordum. Eğer aptallık edip sevdeyi bırakıpta ateşe saldırırsam sevdeyi tehlikeye atmış olurdum. Adi herif.

Korumalarda hiçbir şekilde sevdeye yardım etmiyordu. Gözlerinin içine bakarak bi ümit sevdeye yardım eden birisinin olmasını umuyordum ama hayır hiç kimse bizi umursamıyordu. Koskoca evin içindeki bilmem kaç kişinin içinden birisi çıkıpta yarasına bakmıyordu. Lanet olası onca insan içinden sadice bir kişi bile kılını kıpırdatmıyordu! Ölmesi umurlarında değildi. İnsanlık öldü diyen teyzeler haklıymış.

"Sevde uyan... "Demiştim uyanmıyacağını bile bile. En azından hiçte olduğunu sanmadığım şansımı denemiştim ama nafile.

Etrafa bakındığım sırada forkmantoda duran hırkaları görmemle sevdenin kucağımda duran kafasını yavaşça yere bıraktım ve bir koşu asılı duran rastgele bir uzun kollu hırkayı aldım. Sevdenin yanına giderken bir yandan kolunu yırttım ve vurulduğu kısıma gelecek şekilde arkasından dolayarak sıkıca bağladım. Bu en azından daha fazla kan kaybını önlemiş olurdu.

Dizlerimin üzerine oturmuş bir şekilde elini sımsıkı kavramıştım. Ona sarıldığımdan üzerime kan bulaştırmıştım.

Ateşe döndüğüm sırada dışar kapıdan zil sesi duyulmuştu. Ardından birkaç dakika sonra bahçeden ateşin yanına bir koruma gelmişti.

"Efendim aras kargodan bir adam elinde sizin adınıza verilen kargoyu getirmiş. Bizzat sizinle konuşmak istiyormuş, imza alıcakmış"

Ateş tek kaşını kaldırarak şaşkın bir ifadeyle korumaya döndü.

"Ben kargo felan istemedimki bizinkilermi söyledi acaba..."diye mırıldandı.

Ateş kafası karışmış bir şekilde dışarıya yürümeye başladı.

Birdakika ne aras kargomu?

(Yazarın anlatımıyla)

Kapıya geldiği sırada duran ateş elini uzatıp kontrol taramasından sonra yavaşça çelik kapı açılırken konuşan birisinin sesini işitti.

"Kapıyı açsanıza kardeşim kargonuz var diyorum ağaç oldum burada"

Kapı tamamen açıldığında karşısında elinde bir paketle duran birisini gördü. Şapkası yüzünden yüzü görünmüyordu.

"İyide ben sipariş felan vermedim yanlışlık oldu sanırım... "

Konuşurken kutuyu eline tutuşturan adama baktığında tanıdık bir yüz görmüştü. Adam geriye doğru yürürken şapkayı çıkarttığında arasın olduğunu gördüğünde gözü fal taşı gibi açılmıştı. Aras ona kocamam bir sırıtışla bakıyordu.

"Buyrun kargonuz bizzat bizden özel olarak ölmeniz için seçilmiş şirin bir hediye. Güle güle kullanın gerçi çokta güleceğinizi sanmam, neyse ölümlü günler dileriz! "

Elindeki kutu bantlanmadığı için içini kolaylıkla açtığında bombayla göz göze gelmişti. Ateş donuk bir ifadeyle bir kutuya birde arasa bakakalmıştı.

Kutudan gelen ses kapağının açılmasının etkisiyle hızlandığında bombayı aktif hale geldiğini anlamıştı, "Ananı sikim! " diyerek aniden elindeki kutuyu yandaki duvara doğru fırlatıp eğilmesi bir olmuştu.

(İklimin anlatımıyla)

Aniden bir gürültü kopmuştu. Bu kesinlikle bir bomba patlama sesiydi. Silah sesleri peş peşe gelirken bahçede büyük bir çatışma çıktığını anlamıştım. Ateş bir küfür savurarak kaşları çatılmış bir şekilde içeriye dalmasını zar zor algılıyordum. Başım çok fena dönmeye başlamıştı. Ardındanda yukarıdaki herkes aşşağıya panikle inmişlerdi.

"Neler oluyor? " dedi melisa şaşkınlıkla sevdeye sarıldığım bedenine bakarak.

Arkasından gelen 5 erkek ve 4 kız da aynı şekilde bize bakıyorlardı. İçlerinden masum ve yabancı görünümlü kızın gözünü kapatan, sevgilisi olarak tahmin ettiğim kişi kaşlarını hafif çatarak konuşmuştu.

"Sen bakma jessica sonra yarım saat mızmızlanıyorsun aman diyim! "

Jessica ellerini gözünü kapatan ele inatla koydu, "Ama ne varki? " dedi ince sesiyle.

"Zombi var bakmak istermisin? " dediğinde jessica hemen elini çekerek dudağını büzdü.

"O zaman bakmıyayım" dediğinde inanılmaz bir şekilde kıkırdıyorlardı. Ateş boğazını temizleyerek onlara bir bakış attığında susmuşlardı.

Ateş yanıma doğru geldiğinde "Kalk! " diye sinirle kükreyerek kollarımdan çekiştiren ateşe karşı kendimde direcenek güç bulamıyordum. Hem fiziksel yaralanmıştım hemde ruhsal olarak yaralanmıştım. Bir kez de değildi. Bugün içinde birçok kez yaralanmıştım. Bu zombi salgını başladığından beri sürekli yaralanıyordum. Benim yaralarımı hep abim sarmıştı. Onun yokluğuna özlem duyuyordum. Ama biliyordum, abimi tanıyorsam beni almaya geleceklerdi, ne pahasına olursa olsun.

Ateşten herşeyi beklerdim ama beni doğum günümde kaçırıp bana sürekli sevinçten havaya uçmamı sağlamıştı, inanılmaz! Mesela bana vurmuştu ve ağzımı kanatmıştı, annem ve babamın katilinin onun ailesi olduğu yetmezmiş gibi birde abime ve kuzeye karşı beni kullanmıştı. Ama kesinlikle sevinçten beni ağlatan hediyesi sevdeyi gözlerimin önünde vurdurmasıydı! Sevinçten ağlıyordum şaka gibiydi değilmi? Ne kadar güzel hediyelerdi değilmi? Hayatımdaki en ama en güzel hediyelerdi! Bu yüzden bu hediyeleri hiç unutmayacaktım.

Bir gün geldiğinde bende ona hediyesini verecektim. Hediyesi erken yada geç olsada ona öyle bir süpriz yapacaktım ki inanamıyacaktı!

Evet evet, ben %100 kafayı yedim. Ama söylediklerimle hediyenin bir alakası yoktu...

Bir sürü kişi kaybetmiştik ve içlerinde en sevdiğim insanda vardı. Bıçak kalbime saplanıyor ve çıkarılıp tekrar tekrar saplanıyordu. Bir gün içerisinde her şey değişmişti.

Ben her zaman kimseye üzüldüğümü belli etmiyecek kadar güçlüydüm, fakat üzülmeyecek kadar değil.

Çatışmanın ordan, "İKLİM! "Diye bir bağırış duyuldu.

Bu sesi nerde olsam tanırdım. Evet, bu kuzeyin sesiydi. Sesindeki siniri çok iyi algılamıştım. Yüzünü en azından bir kere görmek istiyordum.

Ateş beni ayağa kaldırdığı sırada yürümeye başladı. Kolum dayanılmaz bir şekilde acıyordu ve üstüne ateşin beni çekiştirmesi iyice canımı yakıyordu.

"Hızlı olun buraya gelmeden arkadan gitmemiz lazım, alın şunuda"dedi beni salonun sonundaki korumalara doğru götürürken.

Ağzımdan güçsüzce "Sevde... " diye bir mırıltı çıkmıştı. Onu arkadan zar zor korumalar götürüyorken melisa bana gülerek baktı.

"Siz ön tarafta bekleyin" dedi diğerlerine doğru. Kafa sallayarak yürümeye başladılar.

Salondan çıkmak için koridora doğru yönelmiştikki biz daha koltuğun kenarından bir adım attığımızda yanımızda sevdeyi tutan korumalardan birisinin tam kafasının ortasından kurşun geçmesiyle ateş bir küfür savurdu. Kurşunlar cam kırılma sesleri eşliğinde salonun sağındaki pencereden gelmişti. Anında koltuğun arkasına doğru çekti ve diğerleride yanımızdaki yerini aldılar. Kalan korumalarda vurulmamak için panikle eşyaların arkasına doğru giderken bir yandanda ateş edilen yöne doğru sıkıyorlardı.

Sevdenin etrafındaki bütün korumaları etkisiz hale getirmişlerdi. Sevdeyse bir koruma sonradan vurulduğundan kafası yere yakın olduğu için çokta sert bir şekilde düşmemişti. Özellikle sevdenin olduğu yere sıkmıyorlardı. Ateş ise hayla öldüğünü düşünüyor olmalıydıki hayla kafasına sıkmamıştı. Kahrolası herif acı çektirmeyi seviyordu.

"Bunlar burayı nasıl buldular! " diye söylendi. O anda en içtenlik gülümsememle baktım ateşe.

"Demekki bizi iyi bir yere saklayamamışsınız... " dediğimde sinirle bana döndü. Bizim aradığımızı anlamış olması umrumda bile değildi. Onun öfke patlaması yaşayan yüzüne koskoca bir sırıtışla ve yorgunluktan kısılmış gözlerimle bakıyordum.

"Sevde, iklim! " diye bağırdı abim.

"Abi-" diye bağırdığım sırada ağzımı eliyle kapatan ateş bana dehşet saçan gözlerini kilitledi.

Dişlerinin arasından, "Bunların cezasını birazdan çok fena çekiceksin o yüzden kes sesini... " dediğinde boş bir yüz ifadesi vardı yüzümde. Neden bu dediğine tepki veremiyordum? Bu söylediği içimde gram kadar korku uyandırmamıştı. Bu garipti, böyle bir şeye normalde azda olsa korkardım. Eskiden kuzeyin eğitimine giderken bile endişelenen ben şimdi birazdan resmen manyak bir adam tarafından dayak yiyeceğimi su içmenin normalliği kadar tepki vererek öğreniyordum. Ne kadarda harika tepkilerim vardıda benim haberim yoktu ya?

Olduğun yerden hafif kafami kaldırarak kuzeylerin olduğu tarafa baktım.

Silah seslerinin arasından, "Bırak onları" diye bizim duyabileceğimiz bir tonda konuştu. Tekrar sıkmak için duvarın arkasından abimle aynanda çıktığında ateşe öyle bir öfkeyle sıkıyorduki daha önce kuzeyi hiç bu kadar nefret ve sinirli görmediğime yemin edebilirdim. Adeta gözlerinden alev çıkıyordu. Dağılmış saçları ve göz altlarındaki mor halkalar günlerdir doğru düzgün uyumadığının göstergesiydi. Kolunda sinirinden dolayı belirginleşen damarları silahı çok sıkı kavramıştı ve beni almadan asla gitmeyecek gibi bir hali vardı. Bunları sadice 3 saniyelik görüşümle tespit etmiş olmama ben bile hayret ediyordum.

Ve abime gelirsek, beni fark edinceye kadar donuk ve sinirli olan yüz ifadesinden ben bile korkmuştum. Endişe doluydu gözleri. Benide kaybetmekten ölesiye korkuyordu. Hayatta kalan en önemli 2 kişiyi daha kaybetmekten korkuyordu.

Her ne kadarda abimlerle konuşamasamda onların sesini duymak ve birkaç saniyeliğine görmek bana azda olsa iyi gelmişti.

"Ne yapıcağız? Korumaların sayısı çok azaldı daha fazla dayanamayız" dedi jessicanın sevgilisi. Bunların adlanı neydi ya?hiçbirininkini hatırlayamıyordum.

"Bir planım var" dedi ateş ona gelen kurşunlardan sonra karşılık olarak koltuğun üzerinden sıkarken.

Ardından tekrar eğildi ve konuşmaya başladı. "Ön tarafa gitme planı iptal, geriye b planı kalıyor. Arkada ki garajda park edilmiş korumaların arabalarını kullanacağız"

Kafasını salladı. "Korumalar ard arda sıkarak oyalarken mecburen saklanmak zorunda kalacaklar ve o an şu koridordan sıyrılacağız tamam?" diye kuzeylerin duyamıyacağı bir şekilde fısıldadı.

"Kıza nolucak peki? "

"Onu bırakıcaz ölmüştür muhtamelen, kurşundan ölmese şimdiye kadar kan kaybından ölmüştür kurtulması imkansiz.

Dikkatlerinin dağılmasını fırsat bilerek son defa kalan gücümle ayağa kalkmaya çalışıyordum. Ellerimi güç almak için sertçe yere bastırdım ve bedenimi doğrulmaya zorladım. Kurşun sok omzuma geldiği için o kolumdan fazla destek alamıyordum. Bir ayağımı kalkmaya hazırlamışken kafama baskı yapan silahla durdum. Aha şimdi kalk kalkabiliyorsan!

"Hadi ama iklim kaçamayacağını biliyorsun, aptalsın. Durduk yere beni sinirlendirip daha fazla ceza alıyorsun. Çabalarının hiçbir faydası yok. " diyerek lafı yüzüme tokat gibi çarpmıştı.

"Sağol ya ben bilmiyordum... "Demiştim göz devirerek.

"Ateş hadi"dedi hayla ismini bile bilmediğim çocuk. Sohbetimizi bölmesi benim işime gelmişti.

Hazırda işaret vermeyi bekleyen kişiye doğru baktığında ateş, diğer eliyle kolumdan kavrayıp bana kafasıyla hafiften gitmem için işaret verdi. Kafama silah doğrulttuğundan maalesef onun dediğini yapmaktan başka bir seçeneğim kalmıyordu.

Ateşin, "Hazırız" demesiyle diğer adam korumalara eliyle işaret verdi. Adamlar peş peşe sıkarken hep bir doğrulduk ve arka koridora koşmaya başladık. Ateşin hızına yetişemediğim için onu fazlasıyla yavaşlatıyordum.

Ateş umursamadan beni koridorun sonundan bahçeye doğru çıkan kapıya sürüklüyordu. Beni o kadar hızlı çekmiştiki sendeleyip dizlerimin üstüne düşmüştüm. Beni asılarak kaldırdığında tekrardan sinirle yürüdü. One beni bırakmasını neden söylemediğimi açıklayayım. Benim dememle kesin olarak bir şey değişmiyecekti, ateşin beni bırakmıyacağını adım gibi biliyordum. Ki bu zaten yüz ifadesindende anlaşılır bir durumdu. Üstüne üstlük artık gözlerimi açık bile tutamıyordum. Fazla kan kaybetmiştim sanırım. Şuanki halime ben bile acıyordum.

Adım atmaya bile zar zor yeten gücüm yüzünden yapabileceğim hiçbirşey yoktu. Üstelik kafamdaki silahını hayla çekmemişti.

"Hızlı yürü! "Diye sinirle kolumu sıktı. Yüzüm acıyla buruştu ve alışkanlık olarak ağzımdan güçsüz bir çığlık çıktı.

Kalan son gücümle yürümeye çalışıyordum fakat ateşin beni çekiştirmesi yüzünden dengemi kaybediyordum. Sonunda tam bahçeye çıktığımızda yan tarafımız garajdı. Ben ateşi yavaşlattığım için geride kalmıştık ve diğerleri yani ateşin takımı çoktan garaja varmışlardı.

Ateş zafer kazanmanın gülüşüyle beni arabaya doğru götürüyorken hayatım boyunca hiç bu kadar çaresiz kaldığımı hatırlamıyordum.

Arabaya içimdeki sızlayan kalbimle binmiştim. Araba çalıştığında abimin ve kuzeyin beni kurtaramamış olmasının verdiği hasar bambaşkaydı. Ve ayrıca hayır, olanlardan dolayı onları suçlamıyordum suçlamıyacaktımda. Onların elinden birşey gelmezdi. Ben zaten yaralıydım ve bitkin haldeydim, sevdede aynı durumdaydı. Onu geçtim hem kafama tutulan silah vardı. Hiçbir savunacak aletim yoktu ve gücüm tamamıyla tükenmişti. Gözlerim zaten kapandı kapanacaktı ve yaram çok fena acıyordu. Beni ve sevdeyi böyle bir riske atamazlardı.

Ama en azından sevdenin kurtulmuş olmasını umdum...

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

39. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

4 yorum