İçeriğe geç

ÖLÜM PUSULASI

Bölüm 8 · 14 dk okuma

ÖLÜM PUSULASI

Bölüm 8

8.Bölüm

Herkese tekrardan selamm

Son bölümü hala benim yazdığımı ikna olmaya çalışıyordum. Dehşet bir şey yaşadık. Ama size bunların fragman olduğunu söylesem kızmazsınız değil mi? Neyse bölümün sonunda yorumunuzu ve puanınızı eklemeyi unutmayın.

İyi okumalarrr

8. Bölüm

Kim elindeki silahla karşısındaki sizi vurabilirdi ki? Ben vurmuştum. Dora, ağlayan minicik Duru'sunu vurmuştu. Ama yaşıyordu. Çünkü Duru ölmeden Dora ölemezdi, Dora ölmeden de Duru ölemezdi. Kişiliklerim beni terk edemezdi.

Kapının yanındaki duvara yaslanarak oturdum. Katilim, sırasıyla kavgalı olduğum kişileri öldürüyordu. Belki ben ölmeden önce alamadığım intikamları alacaktı, kısacası öldüreceğini bile bile ferahlatsın diye içirdiği soğuk suydu bu yaptıkları. Kana kana içirdiği ve ferahlık veren o keskin acıydı. Yada beni öldürme potansiyeli olan kişileri öldürerek bu keyifli kendine saklamak istiyordu. Ah, ne güzel hobi.

İçeri hışımla giren Çağlar ve Asil'i görünce gözlerimdeki kurumuş ıslaklık tekrar canlandı. Özellikle Asil'i görünce boğazımdan kaçan hıçkırığa engel olamadım. Asil, Letta'nın ismini bağırarak Letta'yı kontrol ederken ben ve Çağlar birbirimize bakıyorduk. Endişe dolu bakışları dudağımdan akan kana baktı. Bir de yerdeki Letta'nın kanlarına. Bana acıyarak baktığında konuşabilmiştim. "Ben katilim. Ben, öldürmediğim kişilerin ruhsal katiliyim. " Ellerini göz hizamda kaldırdım. "Bak, ellerimde Letta'nın kanı var. Bak, yedek silahımla öldürülmüş Letta'nın kanı var. " Dedim ve tekrar hıçkırıklara boğulduğumda Asil'in sinirli yüzünü gördüm. Bu siniri bana mıydı bilmiyorum ama sinirliydi işte.

Kafamı kaldırıp suçluluk bakışlarımı Asil'e yönlendirirken Asil oturduğum yerde smokininin izin verdiği şekilde dizlerinin üstüne çöktü. Cebinden çıkardığı mendil ile yüzümü silmeye başladığında sahiplenici duygusu buram buram vücudumda yayılıyordu. Yüzümü silmesi bittiğinde eski yaşların yerini yeni yaşlar bulunca bu sefer onları baş parmakşarıyla sildi. Yüzüm ellerinin arasındayken sakince gözlerimin içine bakarak konuştu. "Duru Dora, burda ne oldu? "

"Ben, Letta'yı göremeyince tuvalete gitmek istedim. Geldiğimde çeşmenin altında silah, bıçağa saplanmış katilimden mektup ve -" Dudaklarım titredi. "Bıçaklanmış, bıçaklanmakla kalmamış kurşunlanan Letta'yı buldum. Belki yaşar ümidiyle nabzına baktım. " Kafamı iki yana salladım. "Atmıyordu, Asil. Katilim, bana olan kinimi görmüş olmalı. Bana düşman olan herkesin eceli olacak, Asil. " Aklıma gelenlerle ayağı kalktım. "Benden uzak durun. Eğer bir gün kavga edersek sizinde diğerleri gibi ecelininiz olsun istemiyorum. " Dedim ve Çağlar'ın yaslandığı kapıdan çıkmak için hamle yaptım. Çağlar, omzumdan tuttuğu gibi yerimde kitledi ve gözyaşlarımı tekrar saldım. Çağlar, kaçmamam için beni göğsünde sabitlerken Asil ile bir şeyler konuşuyolardı. Çağlar, benim ağzıma tuttuğu bez ile gözlerim kaydı ve sanırım bayıldım.

-

Gözlerimi yavaş yavaş açtığımda gözlerimin sızısıyla uyandım. Çağlar ile arabadaydık ve camdan dışarıdan bakınca bizim sitede olduğumuz gözüküyordu.

Eve geldiğimiz de ondan destek alarak odama geldik çünkü psikolojim gibi bedenimde darmadumandı.

Pijamalarımla banyoya girdim ve soğuk bir duşa girdim. Kan bedenimden temizlenirken garip hissediyordum.

Ölüm herkesin kaderiydi ama öldürmek değildi.

Duş atan çıktığımda ve temiz kıyafetler giyip banyodan çıktığımda Çağlar odada beni bekliyordu. Yatağa yattım ve sızlayan gözlerimi sıktım. "Asil iyi mi?

" İyi diyelim iyi olsun. "

"İyi değil yani. "

"Sorgulama Duru."

" Her şey benim yüzümden oldu. Bu işi size söylemeseydim benim canım dışında kimseye bir şey olmayacaktı. "

"Uyu Duru. "

Sessizlik.

"Ben katil miyim? " Dedim ve yattığım yerde doğruldum. Ellerini göz hizama getirdim. Elimde akan bir kan vardı ve... Kan damlıyordu.

Keskin bir çığlık attım. Çağlar elini dudaklarıma bastırınca göz yaşlarım dudakalarıma değil ellerine akıyordu. Konuşmama izin vermesede konuşuyordum. "Bak elimde kan var. Elimde kan var. Ben katilim. Katil. Hani şu canlar alan ama canı daha çok yanandan. " Dedim ve gözyaşlarımı daha çok aktı. Çağlar, sen katilsin değilsin de demiyordu. Beni sadece susturarak geçirebileceğini düşünüyordu.

Elimle ağzımdaki elini kaldırdım. Kolumu oynattığımda acımıştı.Sanırım tuvalete gittiğimde kendimi vurmuştum yada katil oradaydı ve haber vermek için beni vurmuştu. Nasıl olduysa da ruhum duymamıştı.

Uzun kollu pijamamı sıyırdım. Çağlar elindeki dikiş setiyle yaramı dikerken ağlamamıştım. Yaralarım beni hissizleştiriyordu. Yaralarım, bana bağışıkşık sağlıyordu. Yaralarım kabuklaşmazdı, ben yaralarımla büründüm.

Dikiş işi bitince yatağa uzandım ve gözlerimi kapattım. Letta'nın çığlıkları kulağımdan çıkması için tek çözüm buydu. Çığlıklarını hiç duymadığım halde tanıdık bir melodiyi. Her gece rüyalarıma ev sahipliği yapan bir acıydı önen çığlıkları.

-

Gözlerimi açtığımda büyük bir sızıyla karşılaştım.

Yataktan çıktım ve tuvalette elim yüzümü yıkadım. Odaya geldim ve pijamalarımı çıkardım. Altıma siyah eşofmanımı ve siyah sweatimi giydim. Kendi silahlarımın olduğu korsemi taktım. Kaderimi korse gibi çıkarıp giyemezdim.

Saçlarımı aşağıdan at kuyruğu yaptım. Gözlerimdeki kızarıklık belli olmasın diye hafif bir makyaj yaptım. Yandan asmalı bir çanta taktım. Burada korseme sığmayan silahlarımı ve bayıltıcı maddelerimi, atak ilaçlarımı diğer ihtiyaçlarımı koydum. Mercan Bostan'la görüşümde gül yerine eter götürüyordum.

Kapıdan çıktım ve babamın şoförlerinden birine bindim. Adresi vermemle yola çıkmamız bir olmuştu. Ankara'nın bize uzak kalan bir yerindeydi adres, o yüzden uzun sürecekti.

Kimse oraya gittiğimi bilmediği için yokluğum anlaşılmadan dönmeliydim o yüzden telefonumu uçak moduna aldım. Kafamı koltuğa yasladım ve camı izlemeye başladım. Kahvaltı yapmadan direkt çıktığım için babamdan laf yiyecektim ama olsun.

Yaralarımdaki dikişleri patlatmaya gidiyordum.

Araba durduğunda adrese gelmiştim. Şoföre gitmesini söyleyerek arabadan indim. Ev küçük müstakil anladığım kadarıyla tek katlıydı. Ağır adımlarla açık olan kapıdan içeri girdim ve kendimi evin holünde buldum. Etrafta halılar hariç bir şey yoktu. Sessizlik devam ederken arada kendi nefes sesimi duyuyordum. Sertçe yutkundum ve gitmek için kapıya adım attığımda arkamdan gelen adım sesleri ile yüzümü yapmacık bir tebessüm ettim ve arkama döndüm. Ruhumun katili karşımdaydı. Annem karşımdaydı. Mercan Bostan, karşımdaydı.

Siyah saçları omzunun üstündeydi ve yamuk kesilmişti. Yeşil gözleri kıpkırmızıydı. Yeşilleri yerine kırmızılıkları daha göze çarpıyordu. Boyu benden kısaydı. Yüzünde çiziksiz yer yoktu.

Kadın beni görünce hıçkırdı ve kollarını bana sardı. Onu engellemedim ama sarılmadım. Gözlerim, ruhumun katilini gördükçe doluyordu ama hayatımın katiline bile ağlamazken bir numaralı katilime ağlayamazdım.

Sarılmadığımı gören Mercan Bostan, ağlamaklı gözlerini bana sundu ve ayrıldı. "Duru, kız kardeşimin yadigari. " Dedi ve dediklerini fark edince elini ağzına siper etti.

"Kardeşinin yadigarı mı? "

"Evet, Duru. Bunu senden yıllarca sakladığım için özür dilerim. Hayatını bir yalanın üstünde yaşadığın için çok üzgünüm. Sen, sen - " Gözünden bir damla yaş düştü. "Bora ile evliyken psikolojik sorunlarım vardı. Psikoloğum yürüyüş yapmamı istemişti. Bir gün ormanda yürürken bir ağaca kız kardeşimin toslamış olan arabasını gördüm. " Elini yanağıma yasladı. "Uzun bir süre biz kardeşimle incir çekirdeğini doldurmayan bir sebepten küstük. Kardeşimin plakasını tanıyınca direkt arabanın içine baktım. " Gözümden akan yaşlar hızlandı. "İçinde ismiyle süslenmiş bir şekilde yeşil gözleriyle bana bakıyordun, yiğenim. Sen bana kardeşimin emanetiydin. Çok araştırdım, yiğenim. Annemi çok arafım. DNA yaptırdım. Sonuçlar beklediğim gibiydi. Sen Feyra Bostan'ın rahmine düşmüş babası belirsiz olan dünyadan koparıcısıydın. " Elini çekecekken yanağıma daha çok bastırdım ve ağlamaya başladım. Ben Duru Dora Duygun'dum ve sadece Letta'nın değil, beni istemeyen annemin katiliydim. Saf ve küçük olabilirdim ama ellerim kanla doğmuştum.

"Sana tutunacak bir dal arafım, yiğenim. Babanı, abin, ablan, kardeşim, ikizin var mı diye çok aradık biz Bora'yla. Ama bulamadık. Bora, seni kendi kızı gibi sahiplenmişti. Bizde geçmişini sildirerek herşeyini bizim üzerimize aldık. " Bana tutunacak bir dal aramıştı ama bana tutunacak bir yalan miras bırakmıştı.

"Hiç mi bir büyüğüm yok, teyze? ''

" Aradım, yiğenim. Bulamadım. Sana öz bir abi bulamadım. "Dediğinde daha çok ağladım. Omuzlarıma bir yük daha gelmişti. Benim yaralarım anlatılamazdı. Hala nasıl ayaktaydım anlamıyordum. Her tarafımdan bıçaklanmış gibi hissediyordum. Ama hala güneşe kafa tutan gibi. Kanım, bana bir hayr vermezken bağış yapmak isteyen biri gibiydim. Dora, yaralanmıştı ve onu saracak bir Duru'su yoktu.

Yavaş yavaş dizlerimin üstüne çöktüm. Ne kadar ağlamak istemesemde gözlerim içimdeki acıyı göz pınarlarımdan akıtarak gidermeye çalışıyordu.

Mercan Bostan yanıma çöktü ve bana bakarak naif elleriyle yüzümü sildi. "Teyze, ben gerçekten kimsesiz miyim? " Cevap vermesine izin vermedim. "İlkokulda bana edilen küfürlerin tam karşılığı mıyım ben, teyze? " "Bana yapılan her şeyi hak ediyor muyum? " Dudaklarımı kanayacak şekilde sıkmaya devam ettim. "Dünyaya annemi öldürerek geldiğim için mi peşimde beni öldürmek isteyen bir katil var, hayatımın katili teyzem? " Dediğimde ayağı kalktı. Bana acımasız bakışlarıyla bakarken mutfağa gitti. Elinde garip bir sıvıyla geldiğinde "Belki hayatının katilinin hayatı bu kadardır, yiğenim. İntikamın katilinin kendi elleriyle alındı, yiğenim. " Dedi ve göz yaşlarıyla gülümsedi. Elindeki sıvıyı kafasına dikti. Ne yaptığını izlerken tam yanıma yığıldı. O kan kusarken ben sadece izliyordum. Titreyen ellerim kaldırıp intikamını almak için uğraşmıyordu.

Kendisinin ölmesini istiyordum, ben öldürmek istemiyordum. Kendini kimsesiz olarak ilan etmek istemiyordum.

Kan kusması bitti ve gözlerini kapattığımda titreyen ellerimle elimi şahdamarına bastırdım. Yaşamasını istemek benim elimde değildi.

Şahdamarında belirsiz haraketler düzensiz attığına belirtildi. Ölmemişti.

-

Saatlerdir hastanedeydim ve bacaklarıma sarılmış bir şekilde ameliyat haneye bakıyordum. O bayıldıktan sonra direkt ambulans çağırmıştım. Küçükte olsa yaşam umudu bulunmuştu ama fazla ümitlenmemem gerekiyordu. Telefonum bu sürede çalmadığı bir an yoktu. Yokluğum anlaşılmış olsa gerek beni tanıyan herkes beni arıyordu.

Telefonumu cebinden çıkardım ve aramalarıma baktım. Başta Çağlar ararken aramalarını kesmiş ve bu işi Asil'e devretmiştir. Asıl yaşımdan bile fazla araken Şelale bir kez olsun aramamıştı. Onu dün Çağatayla dans ederken görmüştüm ve gerisi yoktu.

Bora Duygun'u beni hiç aramamasına rağmen aradım ve telefonumu kulağıma götürdüm. Açılmayan telefon ile bir hata yaparak Şelale'yi aradım. Açılan telefon ile neşeli ses somurtmama neden olmuştu.

"Alo, Duru. N'aber? "

"İyiyim. Sen nasılsın? Evde sıkıldım. Ne yapıyorsun diye aramak istedim." Ne de güzel yalan söylüyorsun Duru Dora.

"İyiyim, bende. Dün cildim stresten çok kasıldı. Rahatlatmak için bakıma gelmiştim. "

"İyi, bende yatıyorum işte. Çağatayla nasıl geçti? "

"Aslında rol yaptığını bilmesem ve yaşıtım olsa aşık olurdum. Harika tatlı ve centilmen bir erkek. Bana o kadar iyi davrandı ki... " Derin bir iç çektiğinde aşık olduğunu anladım.

"Evet ve katil potansiyelli. Sinir küpü, tipsiz, yaralarla vuran, işkolik. " Kıkırdadı.

"O tipsiz değil, Duru. Babasına çektiği için birbirinizin zıttısınız. Hem biliyor musun? Bana ordayken beni çok hoş bulduğunu ve benle randevuya çıkmak istedini söyledi. "

"Bana ona evet dediğini söyleme. "

"Düşünürüm, dedim. "

"Hayır, de! "

"Abime soracağım. "

"Sahi, abin nasıl? "

"İyi gibi. Sabah stres topuydu. Evde değil ama Asıl ile apar-topar evden çıktılar. " Beni aradıklarını bir bilse.

"Neden çıktılar? "

"Biri kayıpmış herhalde. Ama Asil'i görmeliydin. Kıpkırmızı olmuştu gözleri hüzünden. Evde kıyamet koptu. Abim bile öne sakinleştiricem diye sakinliği burasına geldi. Od da delirdi. " Ah, Asil...

"Şelale, benim kapatmam gerekiyor. Görüşürüz, öptüm. " Onun cevabını beklemeden aramayı kapattım. Asil, kaybolduğumu anlayınca deliye dönmesi normal değildi. Onu daha iki gündür tanıyordum ve tam olarak ona güvendiğim söylenmezken o benim için gemileri yakmıştı.

Telefondan hayatımın başka bir hatasını yaparak Asil'i aradım ve telefonumu kulağıma götürdüm. Telefonu açmakla kükreme sesi ile telefonu kulağımdan biraz öteye tuttum ve gözlerimi kapattım. Kükreme sesleri bitince tekrar kulağıma tıttum.

"Merhaba"

"Duru Dora, sen nerdesin? Ne haltlar yiyoruz burda? Ben sana demedim mi bir yere gideceksen yanında bizden biri olacak diye? Babanın şoförüyle Ankara'nın diğer ucuna gitmek ne demek? Benim sinirimden korkuyorsan Çağlar'a neden demiyorsun? Hadi onu geçtim Şelale ne güne duruyor? " Dediğinde sakinliğimi korudum.

"Asil bugün Mercan Bostan beni yanına çağırdı. Sabah kafam allak bullaktı o yüzden kimseye bir şey demeden yanına gittim. Zaten sizin haberiniz olmadan geri gelecektim. Sonra Mercan Bostan bana ne dedi biliyor musun, Asil? " Dudaklarım titredi. "Benim annem onun kardeşiymiş, Asil. Annem Feyra Bostan'mış. Beni bir arabada terk etmiş, Asil. Babam bile belli değilmiş, Asil. Annem ben doğunca kayıplara karışmış, Asil. Mercan Bostan bana kızım derdi hep. Yiğenim dedi bana, Asil. Annem sandığın kişi teyzen çıkması nasıl bir yara? Hani bebekler günahsız derler ya, ben o kısma girmiyorum. Anneler çocuklarıyle beraber büyürmüşler, ben annemle öldüm, Asil. Rahmindeki lanetli bebeğim ben Asil. " dediğimde gözümden saatler sonra yaş aktı. "Mercan Bostan'a hayatımın katili dedim ve kendi imtikamımı o aldı. " Idırdığım dudağımdan küçük bir kan tadı aldım. "İntihar etti, Asil. Yaşama ihtimali yokmuş. Hastanede yaşarsa intikam almak için ameliyat kapısında bekliyorum. Belki intikam soğuk yenen bir yemek değildir. Sıcağı sıcağına alırım. " dedim ve güldüm. Açıkça Mercan Bostan'ı öldüreceğimi söylemiştim.

Asil'in eski halinden eser yoktu. Endişeli bir şekilde konuştu. "Duru Dora, sakın olduğun yerden ayrılma. Garip garip konuşma. Bulunduğun hastaneyi bana at geliyorum. Tamam mı? " Görmeyeceğini bilsemde gözlerimi devirdim. "Asil, biz tanışalı daha 2 gün olmadı ama sen beni sanki yıllarfır tanışıyotmuşuz ve birbirimize vefa borçlu gibi davranıyorsun. Ben Şelale ile yıllardır sınof arkadaşı olmama rağmen yeni tanıştık. Neden böyle davranıyorsun? Hadi diyelim benden hoşlandın, ama senin daha düne kadar sevgilin vardı. Aşkla bakıyorfun ona. Az edeli ol oğlum. " Keyifle güldüğünde kaşlarımı çattım. "Duru Dora, geçmişini hatırlıylr musun? " Cevap vermeme izin vermedi. "Bilmiyorsun. Geçmişini çok kurcalama ama dön bir arkana bak. Belki ordayımdır."

Boş boş konuşma, Asil.

"Geçmişimin hangi cehennemindesindesin, Asil? Ki tekrar hayatıma gir ve -" Devamını o getirdi. "Hayatımı mahvet falan. Olmak zorunda ydım ve oldum, Duru. Ben olmasaydım belki daha zor olacaktı. " Kızmaya başlamıştım. "Ne zor olacaktı, Asil? Ben hayatıma hiç bir şey bilmeden geçirebilirdim. "

"Geçiremezsin, Durı Dora. Şuan tam karşındayım. Kafanı yana çevir. " Dediğinde değini yaptım ve dağışmış haliyle onu gördüm. Ayağı kalktım. Tam karşısında durdum. Bana baktığında gözünde kızarıklığa baktım. Aynısı ağlamaktan bende de vardı.

Kollarını iki yana açtı. "Sarılmak ister misin? " Dedi titreyen sesiyle. Benim de sarılmaya ihtiyacım vardı ama onun daha çok ihtiyacı olduğunu anlayınca kollarımı beline doladım. O da kollarını beni saklamak ister gibi vücudumu sarınca direncini kaybettim ve hıçkırmaya başladım. Burnumu sert göğsüne silerken homurdanmasını duydum. Kafamı kaldırrım, çenemi göğsüne bastırdım. Hafif çatık kaşlarını görünce bende kaşlarımı çattım. Birbirimize çatık çatık bakımca sessizliği o bozdu. "Kızım, hadi ağlıyorsun anladık da. En sevdiğim tişörtüne yeşil sümüklerini silmek ne demek? " Dediğinde çok utanmaıltım. Burnumu silmek derken sümüklerini silmek anlamımd ayapmamaıştım. Çantamdan ıslak mendil çıkardım ve homurdanarak üstünde ki sümüklerimi sildim. Dram havasını bozmuştu, pislik.

Çağlar'ı görünce içimde bir kırgınlık hissetmiştim. Dün ona az çektirmemiştim. Az da çekmemiştir.

Bana rahatlayarak baktığında bana kızmayacağını anladım. Gözümden düşen damla ile içimden gelen dürtü ile ona da sarıldım. Ne de olsa Asil sümüklerimi sildim diye kızmıltı. Çağlar beklenmedik sarılmada afallamamış aksine o bana daha sıkı sarılmıştı.

"Neredeydin be Duru? Ödüm yüreğim patladı katil seni buldu diye. " Burnunu saçlarıma gömünce güvenebileceğim sayılı kişilerden biri olduğunu anladım.

Ayrıldığımızda doktor bize doğru geliyordu. Gözlüklü doktorlardan kötü haber bekliyordum. Ne de olsa az insan çok huzur.

Doktor Asil ve Çağlar ile tokalaştı. İkisinin boyu yüzünden aralarında kalmıştım. Boyum uzun olmasına rağmen onlardan çok kısaydım.

Doktor derin bir iç çekti. "Mercan Bostan, zehirlenmiş. Hasta yakının anlattığı kadarıyla içtiği belirsiz sıvı ile kan kusmaya başlamış. Bunu kendi isteğiyle yapmış ve intihar etmiş. Buraya geldiğinde küçük te olsa bir nabız bulduk. Ama Mercan Bostan'ı hayata geri döndüremedik. Başınız sağ olsun. " Dediğinde derin bir sessizlik oldu. Üçüde bana baktığında ne var dercesine kaşlarımı kaldırdım. "Hastanın durumu öğrendiğimize göre ben bir aşağı kantine ineyim mi? " Dediğimde doktor gitmişti. Çağlar kafasını kaldırdı. Asil "Bende tuvalete gideyim. " Dedi ve beraber aşağı indik. En alt katta o tuvaletin olduğu koridora giderken ben hastanenin bahçesine çıktım. Hava almak istiyordum ama onlara bunu söylediğimde izin vermeyecekleri için bir kaç dakika bile olsa kaçak davranacaktım. Hastanenin bahçesinde ki banka oturdum ve gözlerime hafif sızı veren rüzgara gülümsedim.

Dinlenirken birden bahçeye siyah bir araba girdi. Arabaya pek benzemiyordu. Daha çok doblo gibiydi. Otogara girmek yerine bahçeye girince bir tık tırstım. Araba filmlerdeki kaçırılma arablarına benziyordu.

Araba tam önümde durunca kaşalrımı çattım. İçinden smokin ki adamların gözlerinin hedefi ben olunca gözlerimi kocaman açtım ve korsemdeki silahı sıkı sıkıya tuttum. Adamlar yavaş yavaş bana gelince sarışın olanı tam önümde durdu. "Zorluk çıkarma Duru Dora." Dediğinde diğer elinle çakıyı tuttum ve sişahı sweatimin içine gizledim. Bende hareket olmadığını gören adamlar göz kapayıp açana kadar kollarımdan tutmuştu. Elimden geldiğimde elimi konseyi attım. Hayır, korsem adamların elindeydi.

Çığlık attığımda sağ kolumu tutan adam eliyle ağzımı kapattı. Elini kanayacak şekilde ısırdım ve ağzımı tutmayı bıraktı. Ayakkabılarımı yere bastırdım ama adamların gücü benim iki katımdı. Kendimi biraz onların gerisinde tuttum ve sol kolunu tutan adamın bacak arasına el verdikçe tekme ayittım. Adam yere yığılırken şimşek hızında biri kolumu tuttu.

Arabaya atarcasına koyduklarında pes etmemiştim. Karşı koltuğa baktığımda bana sırıtan Asil'i görmeyi beklemiyordum. Kaşlarımı sertçe çattım. İşaret parmağımı kaldırdım. "Sen... Sen benim katilimsin! " Bağırarak söylediklerimi kafasını gülerek iki yanına sallayarak cevap verdi. "Katilin ben değilim, Duru Dora. Belki kalbinde hiç bir şeyinin ama yakında bu dediklerinden utanacaksın. " Dediğinde bende bardağın son damlası olmuştu. "Sana güvenmiştim. Sana sarılmıştım. Sen ne yaptın!? Beni zorla hapsediyorsun!" Dediğimde dudakları iki kıvrıldı. "Telefonun bende. Şelale'yi bu arabaya çağır yada Mercan Bostan'a veda et. " Dedi ve sinsi sesiyle.

Beni bu şekilde yola getiremezsin, manyak.

"Mercan Bostan öldü. "Dedim elimi yumruk yaparak. " Doktora rüşvet vermek kolay iş. "

Kadından ne kadar nefret etsemde yaşasın bu hayatı.

Elinden telefonumu aldım ve Şelale'yi aradım. "Şelale atacağım konumdaki arabaya gel. " Dedim ve bir şey söylemesini beklemeden kapattım.

Asıl kazanmış bakışlarıyla keyif çatarken yüzüne uzun süre kızarıklığı geçmeyecek tokat attım. O tokata aldırmadan kahkahalarla gülmeye başladığında gülmekten söyleyeceği şeyi unuttu. "Ah Duru Dora. Ağlamayı güçsüzlük bilip hıçkırıklara boğulan, Duru Dora. Dora'sını saracak Duru'su olmayan, Duru Dora. Geçmişini bilmeden böyle konuşan, Duru Dora. İlerde utanacak, Duru Dora. " Beni cıkladı. Van abakışları alaycıdı ama ben onun salaklığına aldanma dan kaçma yolu arıyordum.

Kapıdan duyduğum sesler ile kafamı çevirdim. Girdiğim sarı saçlar ile gözlerimi açtım. "Şelale! " Şelale tam yanıma oturdu. Ağzı bantlanmış, elleri halat ile bağlanmıştı. "Asıl şoföre " İlerleyin, istikamet acı evi. " Dediğinde ellerime halat bağlanmıştı. "Şelele'yi neden aldınız? Onun ne suçu günahı var? Beni alın ama onu bırakın" Dediğinde Asil pisliği keyifle güldü. "Bunları Acı Evinde de söylemeni istiyorum, 3D." dedi ağzıma dokunan kumaş paröası ile gözlerim kapandı.

Duyduğum tek söz "Silahların bile yokken bana nasıl baş kaldıracaksın, Duru Dora? "

Ben belki silahlar ile yaşıyordum ama tek siren eğim silah değildi. Ben bu hayata acı çekmek için doğmuştum ama acımı zevke dönüştürebilirdim. Hayat, benim için cehennemin kapısıydı. Ne yapsam yapayım o cehennem kapısımdan girecektim. O sınavdan geçecektim. Belki ağlayacaktım, belki ayakta duramayacaktım. Belki ellerim silah tutmaktan nasırlaşacaktı. Belkide çakı tutmaktan ellerim çiziklerle dolu olacaktı. Ama bu sınavdan başarıyla geçecektim. Sonu mutlak son olan ölüm olsa bile.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

9. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

2 yorum