Sonunda yola koyulmaya hazırdılar, Pol endişesini atlatabilmiş değildi. Birilerinin onları yakalamalarından çok korkuyordu ama yanında dostu vardı. Jeffrey çok zeki bir adamdı, onunla yola çıkmak güven veriyordu. Onun sayesinde bu zamana kadar yaptıkları hiçbir soygunda yakalanmamışlardı. Her şeyi önceden planlar ve sonrasında uygulamaya koyardı, eğer bir plandan emin değilse ek olarak bir şeyler daha düşünürdü. Pol yanında gelen adamın ne kadar zeki olduğunu düşünürken duyduğu ses ile irkildi. "Tüm yükü bana bırakmayı mı düşünüyorsun? Hadi Pol aptalca düşünmeyi bırakta eşyalarını taşı." Pol aceleyle bütün eşyalarını evin kapısının önünden aldı ve atlarının üzerine bağladı. Pol eşyalarını bağlarken Jeffrey bir köşede sigarasını yaktı ve paketine baktı. İki dal sigarası kalmıştı, yol boyunca içecek kadar yoktu. "Paketinde kaç dal var lan?" diye bağırdı. Pol hafifçe gülümsedi ve cebinden çıkardığı paketi Jeffrey'e doğru fırlattı. Pol'ün cebinde birkaç sigara paketi daha olduğunu görünce Jeffrey hafifçe gülümsedi.
Kare bir örtüyü üçgen yaptılar ve yüzlerine bağladılar. Bu tanınmamak için yaptıkları bir numaraydı ama herhangi birisi dikkatli bir şekilde bakarsa anlayabilirdi. Yola koyulduklarında yaşadıkları endişe bambaşkaydı. Hava kararana kadar hiç konuşmadan ilerlediler. Ufukta dolunay görünürken onlar bir meyhanenin önündelerdi. Jeffrey meyhanenin kapısını tekmeleyerek açtı, bir anda bütün gözler ona çevrildi. İri yarı adamlarla çakılı olan bu meyhanede ikisini de harcayabilirlerdi, en azından dışarıdan öyle görünüyordu. Jeffrey burnunu kaşıdı ve içkilerin olduğu bara doğru yürüdü. Saçı kel, çok kilolu, kolları tamamen ejderha dövmesi ile kaplı adamın tam karşısına oturdu.
Eliyle istediği içkiyi işaret etti. "Bir bardağı kaç akçe?" diye sordu. Pol'de bir adamla sohbete dalmıştı, nereye gideceklerini falan anlatıyordu ama adam hiç tekin değildi. Adam elini hafifçe cebine götürdü ve bıçağını çıkardı. Pol'ü boğazından kavradı ve kendine çekti. Bıçağını boğazına hafifçe değdirdi, "Nasıl ama? Soğuk mu? Adın Pol'dü değil mi?" Jeffrey oturduğu yerden hemen kalktı, arka cebinden silahlarını çıkardı. Oturağın üzerine çıktı ve Pol'ün boğazına bıçak dayayan adamın bacaklarına sıktı. Pol'de bu hamlesi üzerine yere yıkılan adamın bıçağını eline aldı. Koşarak Jeffey'in arkasında ki adamın anlına doğru bıçağını fırlattı. El çabukluğuyla tezgahda ki akçeleri cebine attı. Jeffrey'de sandalyeden atladı ve "Hareket edene sıkarım, buradan kimse sağ çıkamaz." dedi. Silahını adamların üzerinden asla çekmedi ve yine kapıyı tekmeleyerek Pol ile birlikte çıktılar. Dışarıya çıktıklarında Pol'ün atının ayağına sıkmışlardı, zavallı hayvan acıdan yerinde duramıyordu. Pol duraksadı ve gözünden damlayan yaşa engel olamadı. "Hadi Pol geliyorlar, gitmemiz gerekiyor. Söz veriyorum bir gün buraya dönüp onu sağ şekilde alacağız." Pol yerden hafifçe kalktı ve yüzünde ki örtüyü çıkardı. atının ayağına bağladı. "Onu burada bırakamam Jeffrey..." Jeffrey'de göz yaşlarına hakim olamadı. Adeta dostuyla gurur duymuştu. Pol ve Jeffrey atlarının üzerine atlayıp oradan uzaklaştılar.
Güneşin ışıkları yüzlerine vurduğunda onlar çimlerin üzerine uzanmış bir şekilde yatıyorlardı. Dün gece yorucu geçmişti, gece boyunca Pol'ün atının ayağıyla ilgilenmişlerdi. Jeffrey hafifçe doğruldu ve mermisinin olup olmadığını kontrol etti. Çok az kalmıştı, bir olaya daha karışmamaları gerekiyordu. Krallığa sağ bir şekilde varabilmeleri için mermilerinin hiç azalmamış olması gerekirdi. Neyse ki sağ bir şekilde oradan çıkabilmişlerdi, canlarından daha önemli hiçbir şey olamazdı. Pol'ü dürttü ve dostunun yüzüne baktı. Yüzü hâlâ ıslaktı ve kötü rüyalar ona eşlik etmiş gibi duruyordu. Pol gözlerini açtı ve ona dikkatlice bakan Jeffrey'i gördü. "Ulan ne bakıyorsun öyle, korkuttun." kahkahasını tutamadı. Gülerken bir yandan da eliyle yanaklarında ki ıslaklığı siliyordu. Jeffrey'de onun kahkahasına eşlik etti sonrasında çimlere doğru kendini attı. "Biraz daha dinlenenelim ve mermilerimizi yenileyelim. Bunlar bize yetersiz gelebilir." Pol kafasını salladı ve tekrar yattı, her şey daha iyi olacaktı.
- Bafra Krallığı -
Krallıkta her şey iyi gidiyordu, yarışmak için gelen binlerce adamı ağırlıyorlardı. Myra şatonun balkonundan krallığa gelen herkesi görebiliyordu, şu ana kadar hiç kimse dikkatini çekmemişti. Kimsenin bu yarışı kazanamayacağını düşünüyordu ve bu yarışın sonunda kim kazanırsa kazansın ona gerçek sevgiyi veremeyeceğinden emindi. Zavallı kadın sevginin para ile satın alınamayacağını biliyordu, sadece kendini kandırıyordu.
— SON —