İçeriğe geç

Ölüm Çiçeği

Bölüm 4 · 2 dk okuma

Ölüm Çiçeği

Bölüm 4

Anahtar

Kan ter içinde uyandığımda güneş daha yeni doğuyordu. Kolum, üstümdeki örtünün dışında olduğu için buz kesilmişti. Odanın içi normalde olması gerektiğinden daha soğuktu. Etrafıma bakınırken açık pencereyi fark ettim. Kapattığımı hatırlamıyordum, kapattığımdan emindim.

Yatağımdan hızla kalktım ve pencereye doğru ilerledim. İncelemeye başladım. Kuvvet uygulanmış gibi değildi. Zorla girilmemişti. Herhangi bir çizik de yoktu. Pencerenin her tarafına baktım ve tek bir şey buldum. Siyah bir kuş tüyü.

Pencereyi kapattım ve tuhaf olan herhangi bir şey var mı diye etrafı kolaçan ettim. Gözüm, komodinin çekmecesinde takıldı. Açıktı. Yaklaştım ve içine baktım.

Hadi lan oradan. İçinde bir anahtar vardı. Hemen elime aldım. İncelemeye başladım. Anahtarda kutunun aksine sadece mavi taşlar vardı. Soğuktu. Dünden konulduğu çok belliydi. Anahtarın şeklini, kutudaki delikle kıyaslandım.

Anahtar o kutuya aitti.

* * *

Bir gün geçti. Koca 24 saat. Evi her köşesine kadar aradım. Hiç kimse yoktu. Tüy dışında herhangi bir iz de yoktu. Anahtarı deliğe sokmamıştım. Neler olacağını bilmiyordum ve tam anlamıyla hazırlıksızdım. Deli cesaretim ne zaman gelirse o bu işi halleder.

Bulduğum tüyü araştırmıştım. Bir karga veya kuzgun tüyü olduğundan emindim. Kuzgunlar parlak şeyleri sever. Dişilerini etkilemek için bu anahtarı almış olabilir. Ama buraya getirmesi? Planlanmış olduğu çok belliydi. Bu işin sonunda delirmezsem mükkemmel olur.

Yağmur yağmayan nadir günlerden biriydi. Dışarı çıkmaya karar verdim. En azından dışarıda paranormal olaylar olmuyordu.

Hızlı yürüyordum. İnsanlar her zamanki gibi yüzümdeki yaralara bakıyorlardı. Yüzlerinde merak vardı, ne olmuştu bu kıza? Hayallerini çaldılar. Kız intikam için bekliyordu. İçindeki ateşi közlemişlerdi. Hiç olmadığı kadar büyümüştü o ateş. Şimdi ise ona doğru çıplak ayakla yürüyorlardı. Sonu ise belliydi, yanacaklardı.

Kendimi kaybetmiş sadece yürüyordum. Botlarımın yere vurduğunda oluşan ses kulaklarıma doluyordu. Önüme düşen şeyle irkildim. Aniden gelmesinden korkmamıştım çünkü süzülmüştü. Korktuğum şey onun ne olmasıydı. Siyah bir tüy.

Gözlerimi havaya diktim. Tanrım.

Bir karga sürüsü toplanmış, daire şeklinde bekliyorlardı. Hepsinin odak noktası bendim. Bunu doğrulamak için hareket etmiştim. Hareket ettikçe onlar da benimle geliyordu.

Ne yapacağımı bilmiyordum. O yüzden eve doğru koşmaya başladım. Soğuk hava ciğerimi yakıp geçiyordu. Acıyordu. Ama umurumda değildi.

Apartmanın önüne gelince kapıya bildiğin omuz atarak girdim. Asansöre doğru ilerledim. Zaten bu katta olduğu için şanslıydım. Tuşlara ardı ardına basmıştım aslında vurmuş da olabilirim. Korkmuyor değildim ama neden korktuğumu da bilmiyordum. Kargalardan korkmuyordum tabi ki. Olacak olan şeylerden korkuyordum.

Ben resmen kriz geçirirken asansörde rahatlamama hiç mi hiç yardımı olmayan hareketli bir müzik çalıyordu. İyi yönünden düşünmeye çalışıyordum. Belki Pamuk Prenses olmuşumdur? Ama bu mümkün değildi çünkü ben bir kraliçeydim.

Sonunda kendi katıma gelmiştim. Kapı açıldığı anda daireme doğru yürümeye başladım.

Elim titriyordu. Anahtarı cebimden çıkardım. Deliğe sokmaya çalışıyordum ama yapamıyordum. Anahtar bir süre sonra deliğe oturdu ve çevirdim.

Evime girdiğimde kapıyı ardımdan kilitledim. Sırtımı kapıya yasladım. Rahat bir nefes verdim. Kurtulmuştum, bir süreliğine.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.