İçeriğe geç

Ölüm Çiçeği

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Ölüm Çiçeği

Bölüm 3

Bulanık Rüya

Duyduğum sesler peşimi bırakmıyordu. Hayatımın neredeyse her anına konuk oluyorlardı. Kurtulmak için denemediğim yol kalmadı. Zihnimde bu altı cümle tekrarlanıp duruyordu.

" Kontrol sende."

" Sen kendini ne sanıyorsun? Burada kararları ben veririm."

" Tebrikler, nefretimi kazandın."

"Ona dokunma!"

"Seni seviyorum."

Ve o tiz çığlık.

Biraz rahatlamak için dışarı çıktım. Buna çok ihtiyacım vardı. Yürüdüm, gidebildiğim yere kadar yürüdüm. Yine beni durduran şey bir kuyruktu. Kedi yine kuyruğunu botlarıma doladı, bir süre bekledikten sonra antikacının önünde durdu. Küçük siyah kedinin sanki bana antikacıya girmemi işaret ediyormuş gibi bir hali vardı. Kediyi kırmamalıyım o zaman.

O kutuyu almaya karar verdim. Ani bir karardı ama sonuçları ne olursa olsun katlanmaya hazırım. Kapıyı açtım ve içeriye göz gezdirdim. Gelmeyeli bir haftaya yakın bir süre olmuştu. Kutu hala oradaydı. Satılmadığı için rahatlamıştım.

- Yine gelmişsin.

Arkamı döndüm. Kadın gülümseyerek bana bakıyordu. Ben de gülümsedim.

- Şu satılık mı acaba?

İşaret parmağım kutuyu gösteriyordu. Kadın kutuya baktı. Hiçbir şey söylemeden raftaki kutuyu indirdi ve önüme koydu. Üstünde biraz toz birikmişti. Tozu sildi.

- Genellikle insanların dikkatini çeken bir kutu değil. Sadece süs olarak kullanıyordum. Ama sen almaya istekliysen alabilirsin.

Cebimden parayı çıkarmaya yelteniyordum ki eliyle beni durdurdu ve kutuyu elime uzattı.

- Hediyem olsun.

Kadına teşekkür ettim ve dükkandan çıktım.

Evime doğru yol alıyordum. Sesler bir süreliğine kesilmişti. Sonunda huzura kavuşmuştum. Şuanlık bu karardan pişman olmamıştım.

* * *

Eve vardığımda direkt odama geçtim. Evim, apartmanın en üst katında yer alıyor. Annem ölmeden önce burayı bana bırakmıştı.

Odamın duvarlarının dörtte üçü camdı - en üst katta olduğum için bu güzel bir şey- ve perdeleri genelde çekmezdim. Duvara dayalı iki kişilik bir yatağım, yatağın yanında komodin, yatağın sağında çalışma masası ve kitaplığım vardı. Yatağın solunda ise iki tane koltuk ve bir sehpa vardı.

Kutuyu alıp çalışma masamın üzerine koydum. Sandalyeme oturdum. Kutuyu inceledim.

Nasıl hiç kimsenin dikkatini çekmemişti bu? Çok garip.

Kutu önceden de söylediğim gibi yeşil, mavi, beyaz ve kırmızı taşlarla süslenmişti. Her köşede bir rengin taşı vardı ve ortada da büyük mavi bir taş vardı. Dört küçük ayağı vardı. Kenarlarında yazılar yazıyordu ama dili anlaşılır gibi değildi. Hatta bir dil olup olmadığından emin değilim. Dur bir dakika. Bu kutunun anahtar deliği mi var?! Anahtarı nereden bulacağım ben? Şuan dünyanın herhangi bir yerinde olabilir. En azından para vermedim yoksa kazıklanmış olacaktım.

* * *

Nerede olduğumu tahmin edebiliyordum. Sonsuzluktaydım. Uçsuz bucaksız karanlık etrafımı sarmıştı. Yürüyordum ama hedefim yoktu. Yürüyordum ama varabileceğim bir yer yoktu. Yürüyordum ama hareket etmiyordum.

Duyduğum hışırtıyla arka tarafa döndüm. Bir çift siyah kanat...

Sonsuzluk birden yeryüzünün şekline bürünmeye başladı. Ama burada bir canlı bile yoktu. Sadece gökyüzü ve yeryüzü vardı. Yaşam yoktu.

Kanatlar gökyüzünde özgürce süzülürken yer sallanmaya başladı. Hemen dibimde bir fidan bitti. Fidan hızlı bir şekilde büyüdü ve kanatlara yöneldi. Kanatlar hızlı uçuyordu ama büyüyen fidanın hızına yetişemezdi. Fidan kanatları kavradığı gibi yere vurdu. Tekrar havaya kaldırdı ve tekrar vurdu. Tekrar havaya kaldırdı ve tekrar vurdu. Aynı şeyi defalarca yaptı. Kanatları her yere vuruşunda yeryüzü sallanıyordu. En sonunda kanatlar buna dayanamadı ve kendini bıraktı. Kanatlar yere çakıldı. Ve o tiz çığlık duyuldu.

* * *

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.