İçeriğe geç

Ölü Ruhun İntikamı

Bölüm 5 · 2 dk okuma

Ölü Ruhun İntikamı

Bölüm 5

Bölüm 5: Kapalı Kafes ve Alevlerin Dansı

Julian ve grubu, Mark’ın kapatıldığı odadan gelen kemik kırılma seslerini dehşetle dinlerken, malikanenin havalandırma sisteminden tuhaf bir koku yayılmaya başladı. Bu ne mezar toprağıydı ne de eski çiçekler... Bu, keskin bir yanık kokusuydu. Aniden, mutfak kısmından devasa bir patlama sesi yükseldi. Mutfaktaki gaz boruları, hiçbir müdahale olmaksızın kendi kendine bükülmüş ve sızıntı ateşle buluşmuştu. Alevler, sanki canlı birer yılan gibi koridorları sarmaya, paha biçilemez tabloları ve ipek perdeleri yalamaya başladı. "Güvenlik sistemini aç! Yangın söndürücüleri çalıştır!" diye bağırdı Julian, sesi korkudan çatallanarak. Liam panikle duvardaki ana panele koştu ama ekranda gördüğü şey onu dondurdu. Güvenlik sistemi kendi kendine **"Tecrit Modu"**na (Lockdown) geçmişti. Malikanenin tüm pencerelerine devasa çelik plakalar indi; dış kapının üzerine üç kat sürgü çekildi. Evin akıllı sistemi, yangını söndürmek yerine evi dev bir fırına dönüştürmüştü. "Telefonlar çekmiyor! İnternet gitti!" diye çığlık attı Clara. Telefonunun ekranında sadece dönen bir kum saati ve altında kan donduran o yazı vardı: "Zamanınız doldu." Yangın söndürme fıskiyelerinden su yerine, geniz yakan koyu bir duman sızıyordu. Karbondioksit miktarının artmasıyla birlikte salonun içindeki hava ağırlaştı. Julian, ciğerlerinin yandığını hissetti. Görüş alanı daralıyor, arkadaşlarının siluetleri dumanın içinde kayboluyordu. Önce Clara dizlerinin üzerine çöktü, ardından Liam ve diğerleri... En son Julian, yanan evin zeminine devrildi. Bayılmadan hemen önce gördüğü son şey; alevlerin arasından kendisine doğru yürüyen, beyaz elbisesi kurum içinde kalmış kız kardeşi ve onun arkasında dimdik duran annesinin silüetiydi. Alevler her yeri sarmıştı ama onları yakmıyordu; sadece dış dünya ile bağlarını koparıp onları kendi zihinlerindeki cehenneme hapsetmişti. ... Julian tekrar gözlerini açtığında, ciğerlerindeki o dumanın yakıcı tadı hâlâ oradaydı ama dünya artık tanıdığı o lüks malikane değildi. Evin dış kabuğu sarsılmaz bir kale gibi ayaktaydı ama içerisi tamamen yanmış, is kokusuyla mühürlenmişti. Duvarlar simsiyah isle kaplanmış, paha biçilemez her şey kömür karasına dönüşmüştü. Tuhaf olan ise evin içinin hâlâ sağlam ama ruhu çekilmiş bir ceset gibi kapkara durmasıydı. Tepede, tek bir floresan lamba cızırtıyla yanıp sönüyor, o hastalıklı ışığıyla salonun ortasındaki devasa, abanoz bir yemek masasını aydınlatıyordu. Julian, Liam ve diğer üç suç ortağı... Hepsi bu masanın etrafında, sandalyelere paslı ve ağır zincirlerle bağlanmıştı. Zincirler o kadar sıkıydı ki, her nefes alışlarında metal halkalar etlerine gömülüyordu. Karşıdaki duvarda asılı duran dev televizyon ekranı, tüm o cehennemi yangına rağmen pürüzsüzce parlıyordu. Ekran karıncalandı ve o lanetli geceye ait görüntüler sessizce dönmeye başladı. Masanın üzerinde, her birinin önünde gümüş servis kapaklarıyla örtülü tabaklar duruyordu. Julian’ın önündeki kapak büyük bir gürültüyle kendiliğinden açıldı. Tabağın içinde yemek yerine; Lily’nin o gece parçalanan beyaz elbisesinden bir parça, üzerinde kurumuş kan izleri olan bir tutam saç ve paslı bir makas duruyordu. "O gece sustunuz," diye fısıldadı annesinin sesi, tam Julian’ın kulağının dibinde. "Şimdi bu sessizliğin bedelini ödeyeceksiniz." Gruptaki en korkak olan Mark’ın sandalyesi boştu; onun yerine masanın ortasındaki sürahiden su yerine zift karası bir mürekkep taşmaya başladı. Mürekkep masanın üzerinden akarak Julian’ın ellerine doğru süzülürken, tepedeki floresan lamba şiddetle sarsıldı. Kaçacak yer, söylenecek yalan kalmamıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.