İçeriğe geç

Ölü Kuşlar Cehennemi

Bölüm 6 · 8 dk okuma

Ölü Kuşlar Cehennemi

Bölüm 6

Bölüm 4

Bölüm 4:

Ejderhalar ve Muhafızları

"Dikkat et."

Göz ucuyla yanımda yürüyen Kırım'a baktım, uyandığımızda ormanın içerisinde biraz daha ilerlemeye ve insanlara, en azından küçükte olsa bir kasabaya ulaşma umuduyla yola çıkmıştık.

"Daha önce hiç, böyle bir ağaç görmemiştim." Dedi Parla uzanıp ağacın dalından bir meyve kopardı. "Ne kadar garip."

"Yemesine izin verme, ne kadar güzel gibi dursada zehirli bir meyvedir."

Dudaklarımı birbirine bastırıp hızla Parla'ya uzandım, elindeki meyveyi kaptığım gibi yere atarak onu uyardım. "Dikkat et zehirli olabilir."

Gözleri şaşkınlıkla açılan Parla, birden irkilerek titredi. Meyvenin zehirli olabileceği yeni aklına gelmişti anlaşılan. "O kadar güzel görünüyordu ki, zehirli olabileceği aklıma dahi gelmedi." Dedi endişeyle karışık şaşkınlıkla. Ona ufak bir tebessüm ettim, ağacı ve meyveyi şöyle bir gözden geçirdim.

Soluk bir yeşile çalan uzun ince yaprakları, ince dalları ve sanki altınmış gibi parlayan küçük yuvarlak meyvesiyle gerçekten asla zehirliymiş gibi durmuyordu. Canlıları güzelliğiyle avlıyor olmalıydı.

"Dikkat edin, bilmediğimiz bir yerde bilmediğimiz bir ormandayız. Her şeyi yememeliyiz." Dedi Umut, bizden birkaç adım ileride yürüyordu.

Parla onaylayan mırıltılar çıkardı ve Umut'un peşi sıra ilerledi. Onlar uzaklaşırken ben hızlıca ağaçtan üç beş meyve kopardım, aynı hızla belimden düşecekmiş gibi duran, bıçaklarımın asılı durduğu kemerin ceplerinden birine doldurdum. İşime yarayabilirdi değil mi?

"Bak sen, geleceğe yönelik de düşünürmüş." Meyvelere dalmışken Kırım'ın alaycı sesini duymamla irkildim.

"Salak salak konuşma." Dedim fısıltıyla.

"Gölge, hadi!" Parla'nın seslenmesiyle bir rüyadan uyanırcasına yürümeye başladım.

"Kızlara güvenmiyor musun?" Dedi Kırım ben onlara yaklaşmaya başladığım sırada.

Ona cevap vermek mahiyetinde kafamı aşağı yukarı salladım. Ben kimseye güvenmezdim, tabii mecbur kalmadığım sürece, son zamanlarda ise herkese ve her şeye güvenir olmuş çıkmıştım.

"Bak!" Diye şakıdı Umut, aşağıda kalan bir yeri gösteriyordu. Nerede olduğumuza bakmak için etrafımda şöyle bir döndüm, bir tümseğin üzerindeydik, aşağısı ise az çok ağaçlarla kaplı bir düzlüktü. Gösterdiği yere dikkat kesildiğimde yan yana dizilmiş üç ejderha görmem ile buz kesildim. Umut'un yalan söylemediğini biliyordum, ses tonundan o anı yaşarken ki korkusu ve endişesi gayet net bir şekilde anlaşılıyordu ancak böyle karşımda görmek! İnanılmazdı.

"Fazla yaklaşmayın, yakınlarda bir ejderha varsa orada sahibi de vardır."

Ağzımı açıp ona soru sormak, ejderhaların nasıl sahipleri olduğunu, onları eğitmeyi nasıl başardıklarını öğrenmek istedim ancak Parla ve Umut'un yanında bunu yapamazdım, onlara Kırım'dan bahsetmeme konusunda kararlıydım, en azından küçük sırrım ortaya çıkana kadar.

"Ses çıkarmayın!" Diye tısladım ikisine de. "Etrafta birileri olabilir."

İkisi önce birbirlerine ardından da bana bakmaya başlayınca bir açıklama beklediklerini anlamıştım. Ah, şimdi onlara ne diyecektim?

"Hımm, dur bir düşüneyim." Diye mırıldandığında adeta dehşete düşmüş gibi ona döndüm. Bu manyak şey benim düşüncelerimi mi okuyordu? Başından beri bunu yapıyor muydu?

"Yani, bazen."

Öfkeden küplere binerken onu boğmamak için kendimi zor tutuyordum. Tanrım, birde pişkin pişkin cevap veriyordu!

"Gölge, neye bakıyorsun?" Diyen Umut'un garipseyen sesini duyunca kendimi toparladım. Şimdi birde bunu açıklayacaktım.

"Bir ses duymuştum meğer sadece bir tavşanmış." Dedim, işaret parmağımın ucuyla hemen karşımızda çalının yanında duran tavşanı işaret ettim.

Umut anladım manasında kafasını salladı ve tekrardan ejderhaları izlemeye koyuldu, bu sayede az önceki soru da unutulmuş oldu. Dikkatimi ejderhalara vererek uzun uzun onları inceledim; iki ayaklarını yere üzerinde dururlarken kanatlarını ileri doğru uzatmış ön ayaklarıymış gibi destek alıyorlardı. Fazla garipti. Bu ejderhalar, bu olaylar! Aklım almıyordu, bana üç gün evvel bir ormanda uyanıp ejderhaları izleyeceğimi söyleselerdi deli olduklarını söyler yüzlerine gülerdim, oysa şimdi! İnanamıyordum.

"Baksanıza!" Diyerek bu sefer heyecanla atılan Parla idi. Kolumdan çekip beni hızla arkasına gizlendiğimiz çalının yanına daha çok çekti, ejderhaları ve yanlarında dikilen üç kişiyi işaret etti. "Bunlar ejderhalara bu kadar yakın durabildiklerine göre, ejderhalar zararsız canlılar mı?

Umut'ta iyice yaklaşmış şaşkın gözlerle onları izliyordu. Buradan tam kestiremiyordum, ne yaptıklarını görmek epey zordu tek görebildiğin orada öylece dikilen üç siluetti. "Ne yapıyorlar?" Diye mırıldandım.

"Emin değilim, ama sanki bir şey arıyor gibiler." Diyerek biraz daha ileri doğru süründü. "Bir tanesi yere eğilmiş baksanıza."

"Ejderhaların böyle olduğunu hiç düşünmemiştim." Dedi Umut sesinden hayal kırıklığı akıyordu.

"Nasıl yani?" Diyerek ona döndüm. "Nasıl hayal ediyordun ki?"

Karşımda gördüğüm ejderhalardan biri, tamamen hayallerimdeki gibiydi. Hatta, Lider'in odasında bulduğum parşömenin üzerindeki çizimle tamamen aynıydı. Garip, bir çizim gerçeğiyle ancak bu kadar uyabilir. O çekmecede daha bir sürü kağıt vardı lakin ben o oda da fazla zaman geçirmek istemediğim ve yakalanmaktan deli gibi de korktuğum için çok kalamamıştım, elime ilk geçeni almış ve çıkmıştım. Nihai amacım evin haritasını bulmak olsada bula bula bir ejderha çiziminden başka bir şey bulamamıştım.

"Daha vahşi ve büyük." Dedi Umut. "Yani en azından Game Of Thrones'daki gibiler ise belki büyük ejderhalar da vardır, Dragon gibi mesela."

Ona dönüp göz ucuyla şöyle bir baktıktan sonra tekrar o üç kişiye döndüm. "Geym of... ne?" Diye sordu Parla.

"Of tabii, siz bilmiyorsunuz." Diyen Umut elini alnına vurdu ses çıkarmayacak şekilde. "Bir dizi, aslında kitaptan uyarlama ama,"

O sözünü tamamlayamadan Parla bu defa da; "Dizi ne?" Diye mırıldandı.

Umut konuştukça aramızdaki kültür farkını anlıyordum. Umut'un dediği hiçbir şeyi ben de bilmiyordum...

"Benim dünyamda insanlar farklı karakterlere bürünür ve gerekli ekipmanları kullanarak bir oyun sergilerler, bu oyunu da kaydederler." Dedi, konuşurken fazlaca duraksıyor bizim anlayacağımızı umduğu kelimeleri özenle seçiyordu.

"Ah, anladım! Tiyatro gibi."

"Bir nevi gölge oyunu yani." Diye mırıldandım ben de.

"Evet ama daha çok tiyatro gibi."

Parla ile onu kafamızı sallayarak onayladık. Kafamı yine karşıya çevirdiğimde artık orada olmadıklarını fark ettim, ejderhalar duruyordu, ancak o üç kişi artık orada değildi.

"Neredeler?" Dedim sessizce.

"Dikkat et." Kırım'ın sesi kafamın içinde yankılanırken gözlerim her tarafı taradı. Parla ve Umut'ta gergince etraflarına bakıyor, yerlerinde çok hareket etmemeye çalışarak etrafı gözlüyorlardı.

Arkamızdan adım sesleri gelmeye başladığında olduğum yerde buz kestim, ne ayağa kalktım ne de ağzımı açıp kaçmamız gerektiğiniz söyleyebildim, sanki hareket etmeyince beni görmeyeceklerdi.

Umut omzunun üzerinden arkaya baktı, bir anda kolumdan tutulup çekilmemle sendeledim. Gözlerim kocaman açılırken, kolumu tutanın kim olduğuna bakmak için sağıma dönmüştüm ki, aynı kişi tarafından çekilmeye devam ettim.

"Gölge, bacaklarını çalıştırma zamanı sence de gelmedi mi?"

Kim olduğuna bakmama artık gerek yoktu, Kırım olduğunu anlamıştım. Gözlerim iki yanımda koşan kızlara değdi, canları pahasına koşuyorlardı. Omzumun üzerinden arkama döndüğümde, peşimizdekileri gayet net bir şekilde görebilmiştim, ikisi erkek, biri kadındı üzerinlerdiki zırhlarda kraliyet arması olduğunu tahmin ettiğim armalar vardı. Armaya dikkat kesildiğimde ejderha kafasına benzer bir şeklin işlendiğini gördüm. Durduk yere başımıza bela almıştık.

"Onlar..." dedim nefes nefese. "Onlar kraliyet muhafızları mı?" Soruyu yönelttiğim kişi Kırım'dı lakin Umut'ta cevapladı.

"Sanırım."

"Batı Krallığı'nın muhafızları."

Endişelenmeli miydim bilmiyordum, şu an tek düşündüğüm kaçmaktı, hem de sonsuza kadar.

"Ne taraftan gideceğiz?" Diye haykırdı Parla. Bir yandan uzun kabarık eteklerini tutmaya çalışıyor öteki yandan sarı saçlarının gözünün önüne gelmesini engellemeye çalışıyordu. Saçlarımı ördüğüm için şanslıydım. Aslında epey uzunlardı. Saçlarımı örmeyi, onları uzatmayı, onlara bakmayı severdim.

"Sola dönün." Kırım kafamın içinde adeta bir deprem oluşturan sesiyle gürledi. "Çabuk!"

"Sola! Sola döneceğiz." Dedim nefes nefese. Koşmak alışık olduğum bir şeydi ancak genelde çatılarda veyahut düz yolda koşardım, ormanda çalacak pek bir şey olmazdı; şimdiyse çalıların, dikenlerin arasında bu engebeli yolda koşmak bana zor geliyordu. Keşke Lider'i dinleseydim diyorum bazen, onunla yaptığımız eğitimler esnasında her sabah ormanda koşmak da vardı lakin ben ona her sabah koşuyorum deyip asla koşmamış, ormana gidip bir köşede pineklemiştim.

Yol ayrımından sola dönmüştük. Bu yol az öncekine göre çok daha iyiydi, yolda yine çalı çırpı vardı ancak en azından daha az engebeliydi.

Omzumun üzerinden arkama dönüp kısa bir an baktım, epey gerimizde kalmışlardı neredeyse gözükmüyorlardı bile. Ne ara arayı bu kadar açmıştık?

"Parla, fazla uzaklaşma!" Diye seslendi Umut. Hemen yanımda koşan ama giderek yoldan çıkıp dağ yoluna doğru ilerleyen Parla'ya.

"Elbise yüzünden düzgün koşamıyorum ki! Giydiğime giyeceğime pişman etti ama ben demiştim Sera'ya, sarı yaldızlı olanı giyeyim diye!"

Arkama bir göz atıp hızla Parla'nın yanına gittim, elimi elbisesinin süslü, kabarık katında gezdirdim ve tutup çektim. Kabarık kısım elbiseden ayrılırken, Parla dönüp şaşkın gözlerle bana baktı. Elbisesi şimdi sadece beyaz iç astarıyla duruyordu.

"Ne yaptın?" Dedi bana dönüp kocaman açtığı gözleriyle, bir süre üzerini izledi sonra tekrar bana döndü. "Ne yaptıysan yaptın, çok iyi yaptın."

Ona ufak bir gülümsemeyle karşılık verdim. Tekrardan arkama döndüğümde artık peşimizden gelmediklerini fark ettim. Kırım'ı dürterek. "Gelmiyorlar." Diye fısıldadım.

Artık muhafızların ayak sesleri duyulmuyordu bile, peşimizi bırakmışlardı.

"Oh, be!" Dedi Parla bedenini yere bırakarak. "Sonunda kurtulduk."

"Gelmiyorlar çünkü artık Doğu Krallığı'nın sınırları içerisindeyiz."

Kırım'ın dediği hiçbir şeyi anlamıyordum, iyi bir şey mi diyor, kötü bir şey mi diyor karar dahi veremiyordum. Batı Krallığı, Doğru Krallığı ne onu hiç mi hiç bilmiyordum.

"Neden orada bizim peşimizi bıraktılar ki?" Dedi Umut sessizce.

"Sanırım, bu alana giremiyorlar." Dedi Parla. "Belki de şu an başka bir bölgenin içerisindeyizdir."

Onlar aralarında tartışırken Kırım'a doğru döndüm. Buraları iyi biliyordu ama bana hep benim yanımda olduğunu söylemişti, ben kendi dünyamdayken de yanımda mıydı?

Bir süre ona baktım, düşüncelerimi okuyabiliyor, kafamın içinde benimle konuşabiliyordu. Başka neler yapıyordu peki?

"Beni merak ediyor olman çok tatlı." Diye mırıldandı bana yaklaşırken.

"Şöyle söyleyeyim hayatım. Sen 'kendi' dünyandayken de ben senin yine yanındaydım, hep kafanın içindeydim ama seninle konuşamıyor, sana ulaşamıyordum. Beni engelleyen bir şey vardı orada." Diyor ve bir süre soluklandıktan sonra, "Burayı da, bu dünyayı da biliyorum çünkü ben seninle beraber doğmadım, ben senden önce de vardım ve burada yaşıyordum."

"Sen sormadan söyleyeyim evet, senden önce koruduğum kimse olmadı. Uzun zamandır Ur'daydım." Yine bir süre sustuktan sonra, gözlerini Parla ve Umut'a çevirdi. "Başka yeteneklerim var evet ancak bunları sana öğretebilmem için ya onlara benden bahsetmelisin ya da onlardan uzaklaşmalısın."

"Şimdi dön önüne çünkü dikkat çekiyorsun."

"Ben acıktım." Diye mırıldandı Umut. "Yiyecek bir şeyler bulamaz mıyız?"

"Ben de çok açım, yorgunum ve susuzum." Dedi Parla.

"Hadi kalkın da bir etrafa bakınalım." Dedim yola koyularak.

Oradan oraya sürükleniyorduk adeta, o kadar yorulmuş ve bitkindim ki bayılmak üzereydim resmen.

"Onlara benden bahset."

Şu an olmaz.

"Asıl şu an olur, tam zamanı!"

Gerçekten kendimi şu an açıklama yapacak, sordukları soruları cevaplayacak kadar iyi hissetmiyorum.

"Küçük hırsız yorulmuş anlaşılan." Dedi alayla karışık. "Söyle onlara."

"Onlara benden bahset."

İnanmazlarsa varlığını nasıl kanıtlayacağım?

"Onlara görünmemi iste yeter, gerisini ben hallederim."

Gerçekten katlanılmazsın.

"Sağ ol hayatım, sen de öyle."

Onlara dönüp uzun bir süre gözlerimi üzerlerinden ayırmadım. Onları sevmiştim, bir yaratık yüzünden onları kendimden uzaklaştırmak istemiyordum.

"Söyle."

Dudaklarımı birbirine bastırdım, kızlara döndüm.

"Hadi buradan gidelim."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.