Annemi gözlerimin önünde hastaneye kaldırdılar. "Annem beni bırakmaz ki..." dedim hüzünle. Dudaklarımı birbirine bastırdım ve gözyaşlarıma engel olmaya çalıştım. Annemin ölümünü görmek için henüz çok gençtim. O, o benim çiçeğimdi ve o solarsa ben oksijensiz kalırdım. Hastanenin içine soktular annemi sedyeyle. Arkalarından koştum. İpeksi kahverengi saçlarımın yerini resmen saman almıştı. Darmadağın olmuştum. Annemi acil ameliyata aldıkları sırada elimle ağzımı kapatıp hüngür hüngür ağladım. Omzuma bir el dokununca korkuyla sıçradım. "Korkuttuysam özür dilerim. Ben kolejin sahibiyim. Annenin haberini alınca buraya geldim. Sen... Eee... Hah, Lila olmalısın." dedi. Başımı salladım.
"Geldiğiniz için sağolun." dedim titrek bir sesle.
"Rica ederim. Biliyorum zor olacak ama anneni bırakıp koleje gelmelisin. Biz sana annenin tüm haberlerini ileteceğiz. Söz veriyorum."
Şaşkınlıkla kolejin sahibine baktım. Ama diyecek bir sözüm yoktu. Kabul etmek zorundaydım. “Peki, ama sözünüzü unutmayın lütfen.” dedim. Kolejin sahibi peni takip et anlamıyla kaş göz işareti yaptı. Peşinden halsizce yürüdüm. Siyah ve lüks bir arabanın önünde durduk. Kolejin sahibi arabanın arka kapısını açtı ve kendisi de ön koltuğa oturdu. Ben de halsizce arka koltuğa oturdum. O kadar kötü bir durumdaydım ki kolejin sahibinin adını sormak daha yeni aklıma gelmişti. “Şeyy adınız nedir acaba?” diye sordum yumuşak bir ses tonuyla. “Brendon” diye cevap verdi. Gözyaşlarımı silerek gülümsedim. “Memnun oldum efendim.” dedim kibarca. Güzel ve aşırı lüks bir binanın önüne geldik. Binanın üstünde kocaman BRENDON KOLEJİ yazıyordu. Şaşkınlıkla camdan baktığım sırada oturduğum koltuğun kapısı açıldı. “Yeni kolejine hoş geldin” dedi kolejin sahibi. Arabadan indim ve hayranlıkla etrafıma bakındım. “İstersen tuvalette kendini düzeltebilirsin.” dedi kibarca. Gülümseyerek Brendon isimli adamın peşinden ilerledim. Bana tuvaletin yerini gösterdi. “Birazdan teneffüs zili çalacak. Okulu sana gezdirmesi için oğlum Robert’e haber veririm” dedi ve beni yalnız bıraktı. Çilekli lip balmımı dudağıma sürdüm ve yanımda taşıdığım tarakla saçlarımı taradım. Annem aklıma geldi. Ona o kadar çok benziyordum ki… Gözyaşlarıma engel olmaya çalıştım. Son bir kez daha kendime baktım ve tuvaletten çıktım. O sırada teneffüs zili çaldı. Koridorda yürürken öğrenci olduğunu düşündüğüm uzun sarı saçlı, yeşil gözlü bir kız yanıma yaklaştı. “Merhaba, ben Enisa. Sen de yeni kız olmalısın. Brendon Bey sizi odasına bekliyor.” dedi samimi bir gülümsemeyle.
“Memnun oldum. Ben Lila. Söylediğin için teşekkürler ama rica etsem bana odasının neresi olduğunu gösterir misin?" dedim utangaç bir ses tonuyla. Enisa beni başıyla onayladı ve beraber merdivenlerden yukarı çıktık.